ATÂ / UTUVV – ASÂ / USUVV

2011-08-15 12:04:00

   Her iki kelime ve müştakları da aşırı olmak, azgınlaşmak, hadde tecavüz etme anlamlarında odaklaşmaktadır. Ne var ki utuvv ile usuvv arasında yine de nüans bulunmaktadır. Utuvv, büyüklenme, fesat ve küfürde aşırı gitmek iken, usuvv aynı zamanda fesadı yaygınlaştırma işinde aktörlük yapma anlamına da gelmektedir. Fiil olarak utuvv, kibirlendi, sınırı aştı, ismi fail olarak kullanıldığında ise; öğüt kabul etmeyecek tarzda isyan ederek fesadın içine hırsla dalmak demektir. Beş ayrı yerde fesatla birlikte geçen  usuvv kelimesi, "yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın" şeklinde bir uyarı ile ifade etmektedir. Utuvv yollu aşırılıkta, tuğyandan farklı olarak, zorbalık yoktur. Tuğyan zoraki, kahır ve zorbalıkla aşırılık yapmak iken, utuvv sadece küfür, fesat, isyanda aşırıya kaçmaktır. Geçmiş dönemlere ait topluluklar "Rablerinin buyruklarına baş kaldırmışlar, onları küçümsemişler, büyük bir küstahlıkla ilahi mesaja karşı burunlarını dikerek kendilerini onulmaz bir büyüklük duygusuna kaptırmışlar ve bundan dolayı cezaya çarptırılmışlar"  ve dikkat çekicidir, uğradıkları ceza, öfkeli, büyüklüklerine uygun büyük bir kasırga  ile işledikleri amelleri cinsinden olmuştur.   Devamı

TAĞÂ / TUĞYAN / TAĞUT

2011-08-15 12:03:00

   İsim, fiii ve mastar şeklinde Kur'ân-ı Kerim'de toplam kırk ayrı yerde geçen kelimenin fiil şekli olan Tağa, "sınırı aştı, azdı, azgın oldu, isyanda ve karşı çıkışta fazla ileri gitti, taşkınlaştı, ölçüsüz şekilde hareket etti, haddi tecavüz etti, mûtad ölçüyü itaatsizce geçti, kafir küfründe pek azgın oldu, isyanda ifrat dereceye ulaşmak, yükselmek" demektir. Terimin aslını teşkil eden Tğy maddesi, isyanda ölçüyü aşmak hususunda odaklaşmaktadır. Kelimenin yaygınlaştığı tüm alanlardaki haddi aşma şeklindeki anlamı, suyun bilinen ve alışılmış olan ölçülerini aşıp, azgınlaşması biçimindeki yerel kul­lanımından almaktadır. Aynı örfi kullanıma Kur'ân-ı Kerim de yer vermekte­dir. Kelimenin semantiğinden, azgınlaşmanın temelinde yükselmek, üstünleşmek, kabarmak duygusunun yattığını anlıyoruz. Özellikle insan, mahlukluğunu unutup, küstahlaştığında, kendisini her şeyden müstağni zan­nettiği, istediğini yapabilecek bir güç, bilgi, kuvvet ve yeteneğe sahip olduğu vehmine kapıldığında yüreğine yerleşmiş yükseklik duygusu, azgınlaşmasının en önemli nedenlerindendir. İnsanın kendini müstağni gören anlayışının getirdiği sınır tanımaz, ölçüsüz ve azgın davranışları top yekûn bir tuğyandır. Yeryüzünün tanıdığı en büyük azgın olan Firavun'un yaptığı, tuğyandan başka bir şey değildir. Keza, Nuh'un kavmi, Semud kavmi aynı şekilde tuğyanları sebebiyle helake maruz kalmışlardır. Tuğyan fiiline önder ve örnek olanlar ise Tağutluk yapmaktadırlar. Tağut, tuğyan anlamında mastardır. Ancak bazen mastar olarak kullanılır, mübalağa için ism-i fail kastedilir. İnsanın, aklın veya şeriatın belirlediği sınırın dışına çıkması deme... Devamı

GELENEKSEL ŞİRK DİNİ MENSUPLARI

2011-08-14 13:57:00

           Yıllardır kendini gelenekselci olarak tanımlayan din adamları, birçok kavrama yaptıkları gibi aslına bakılırsa kendilerini tanımladıkları bu “gelenekselcilik” kavramını da asıl düzleminden çıkarmışlardır. Tarihte iki büyük gelenek ”akım” vardır. Bu akımlardan biri “Tevhid” diğeri “şirk”tir. Tevhid geleneğinin temsilcileri tarih boyu peygamberler ve onların mesajını selamlayarak yeryüzünde eşitlik ve özgürlük mücadelesi gösteren veli kullar olmuştur. Şirk geleneğinin temsilcileri ise günümüzde de olduğu gibi din adamları, din tüccarları olmuştur. Peygamberler, zamanlarının yenilikçileri olarak tanımlanan, dönemlerine dek akıp gelmiş olan önceki yozlaşmış dini-dinleri “şirk” sert biçimde eleştiren, onunla mücadele eden, yeryüzünde eşitlik ve özgürlük mücadelesi gösteren, en yüce ideallerini sınırsız ve sınıfsız bir toplum olarak açıklayan dönemlerinin muhalif devrimcileri olmuşlardır. İstisnasız tamamı şirk dini taraftarlarınca; dinsiz, imansız, anarşist, toplum huzurunu kaçıran, toplumda fitne çıkaran suçlular olarak tanımlanmış, büyük çoğunluğu hunharca şehid edilmiştir.           İmansızlardı, çünkü; toplumun iman ettiği putlara( para, makam, iktidar vb.) iman etmiyorlardı.  Dinsizlerdi, çünkü; süregelen toplumsal yaşam biçimine muhalefet ediyorlardı. Anarşistlerdi, çünkü; topluma dayatılan yasalara isyan ediyorlardı.           Tevhidi geleneğin öncüleri peygamberler, şirk geleneğinin öncüleri ise peygamberler sonrası Allah’ın dinini ters düz eder... Devamı

RUŞD-REŞÂD

2011-08-11 16:44:00

   Rüşd,hak yolda ısrarla, sapmadan, istikamet üzere yürümektir. Gerek hissi ve gerekse manevi olarak doğru bir yol bulup ona yönelmektir. Rüşd, çoğunlukla aklî olarak sağlıklı ve dengeli düşünceye sahip olma anlamında kullanılmakla beraber, hidayet ve şeriat alanında da doğru bir yol takip etme anlamında kullanılır. Raşîd, Allah'ın güzel isimilerindendir ve dosdoğru yola yönlendiren, en güzel bir şekilde dengeleyen manasındadır. Rüşd ve Reşâd arasında kullanım bakımından fark gözetilmektedir. Rüşd, hem dünyevî ve hem de ahirete ilişkin konularda kullanılırken, Reşâd, sadece ahirete ait konu­lar için kullanılır. Reşâd ise, salim aklın gerekli kıldığı çerçevede davranmak demektir. Rüşd, ğayy'ın zıddıdır, yani, sapkın ve azgın- olmamak, bilakis, doğruluk, istikamet, hayra isabet, hak yolunda salâbet-ü metanet ve kemali isabetle dosdoğru gitmek' demektir. Rüşd'e ulaşmak ancak, Raşîd olan, dolayısıyla yapıp ettikleri en doğru ve dengeli olan Allah'ın irşadına gönülden evet denildiğinde mümkün ola­caktır. Allah'ın kelamı olmasından dolayı Kur'an, Onun da üzerinde bulunduğu dosdoğru yola iletmektedir. Ayrıca ışığını Allah'tan alan mürşitler de bu yola davet etmektedirler  ve nihayet kişinin rüştünü ispat etmesi, Allah'ın evrensel kanunlarına teslim olması ile mümkündür. Devamı

HİKMET

2011-08-11 16:40:00

  Hikmet teriminin teşekkülüne imkan veren Hkm harflerinden türetilmiş tüm kelimelerde ortak olan anlam, engellemek, mani olmak, sınırlamak suretiyle tecavüzü önlemektir. Örneğin, hüküm, zulme engel olmak şeklinde tanımlanırken, rasgele davranmasına mani olduğu için ata takılan geme Hakeme denmiştir. Hkm harflerinden türetilen tüm kelimelerde ortak olan engelleme faaliyetinde her halükarda sulh, barış, denge hedefini gözetmek esastır. Daha önce geçtiği gibi, Allah'ın güzel isimleri arasında yer alan, el-Hakem, el-Hakîm ve el-Hâkim, eşyaya hükmeden, hükmü ile eşyayı eşya olarak kendisi kılan ve ayrıca bu işi de sağlam yapan anlamındadır. Her şeye kendisi kılacak hükmü sağlam bir şekilde verebilmek her şeyden önce son derece derin bir bilgi sahibi olmayı gerekli kılmaktadır. Bundan dolayı hüküm- hikmet ile ilim-derin anlayış arasında sıkı bir ilişki bulunmaktadır. Bundan dolayı hüküm kelimesi, ilim, fıkıh ve adaletle yargılamak olarak tanımlanmıştır. Zalimin zulmüne engel olduğu için yargıçlara, Hakim den­mektedir. Allah'ın eşyayı hükmü altına alması, onları her türlü bozukluk ve fesada karşı korumasıdır. Öyleyse hüküm, kendisi ile fesattan korunma vasıtasıdır. Her nerede zararlı olan şeylerden uzaklaşma, gerekli ve faydalı olan şeyleri elde etme çabası varsa, orada bir hikmet manası vardır. Hikmet kelimesi ihkam kelimesinden mastardır. İhkam ise, söz ve davranışta sağlam ve dengeli olmak demektir. Hikmetin esası, kendisiyle sefıhlikten korunulan her şeydir. Onun için ilim bir hikmettir, Kur'ân, akıl ve derin anlayış birer hikmettir. Bir başka tanıma göre hikmet, sağlam ve temelli ilme sahip olarak, yapılan her şeyi bu ilme uygun olarak yapmaktır. Yine bu ilim sayesinde, eşyanın asıl gerçeğini ... Devamı

HUDÛD-HADD-HADÎD

2011-08-11 16:34:00

   Hudûd kelimesi, hadd'in çoğuludur. Bir şeyin hadd'i, o şeyin başlangıç ve sonu demektir. Öyle ki, kişi belirlenen sınırı aşınca bir başkasının alanına girmiş olur. Mesela Mahrûm'a, rızkına engel olunduğu için mahdûd, girişe engel olduğu için kapıcıya haddâd denilmiştir. Kur'ân-ı Kerîm daha çok Hudûdullâh'tan bahsetmektedir. Bundan maksat, Allah'ın belirli nitelik ve özel ölçülerle belirlediği sınırlarıdır. Allah'ın sınırları her şeyin bizatihi hakkı olunca, o sınırlar içinde davranışlarda bulunmak hakça bir tasarrufta bulunmak demektir. Aksi bir durum sınırlar arasında kaybolmak ve haksız tutum ve davranışlarda bulunmaktır. Bir başka tanıma göre Hadd, "iki şey arasında, birinin diğerine karışmasına mani olacak ve her birini ayrı ayrı temayüz ettirecek engeldir." Kavramın semantiğinde bulunan engeli mani olma anlamı, hüküm ve hikmet kavramlarıyla da örtüşmektedir. Demire engelleyici özelliğinden dolayı hadîd, gerçekle sahte olanı birbirinden ayırıcı nitelik kazandığı zaman bakışa ve söze de hadîd ve hidâd  denilmektedir. Kelimenin denge açısından ifade ettiği anlam, her şeyin kendisine ait bir sınırının bulunmasıyla, o şeyin başkalarından ayrılarak kendisini daha belirgin kılması, böylece sahip olduğu hak çerçevesinde, ötekilerle ilişki ve alakasını olması gereken çizgide kurması cihetiyledir. Devamı

EMR-UMUR

2011-08-11 16:31:00

   Denge kavramıyla ifade etmeye çalıştığımız anlam örgüsü içinde emr kelimesinin önemli bir yeri vardır. Emr, nehyetmenin zıddı olarak buyurmak, buyruk anlamına gelmektedir. Farsça'da ki ferman kelimesinin karşılığıdır. Çoğulu ise, evâmirdir. Çoğulu umur şeklinde gelen emr ise, durum, hal, hadise, manasınadır. Kelimenin hadise ve durum manası, buyurmak ve fer­man manasının lazımesidir. Ayrıca kelimede yönetici, vali, emir sahibi olmak, gelişmek, bereket, alamet ve acâib, tuhaf anlamları da vardır.'  Ebu'l-Ferec İbnu'l-Cevzî kelimenin Kur'ân-ı Kerim'de on sekiz ayrı kul­lanımına yer vermekte,' İbnu Kuteybe (213/276) ise yedi ayrı anlamda kullanıldığını, fakat tüm bu anlamların ortak bir noktada buluştuklarını vurgular. Ona göre, her şeye kinaye olarak emr denir. Çünkü her şey meydana gele­cektir ve her meydana gelen ise, ancak Allah'ın emri sebebi ile ve o doğrul­tudadır. Bundan dolayı, emir şey'in sebebi olduğundan, şeylere (eşya) umur denilmiştir. "Gerçek şu ki, her şeyin başı ve sonu Allah'tadır." Gerek İbnu'l-Cevzî ve gerekse İbn Kuteybe'nin kelimenin Kur'ân'da kullanımına ilişkin tadat ettikleri anlamların bütününde Allah'tan gelen bir emir, buyruk olma özelliği öne çıkmaktadır. Emr'i, herhangi bir şeyin olmasından önce, gerek sözle, gerek işaret veya bir başka şeyle onun kabiliyetine, ne olup, ne olmayacağına ilişkin ilahi tasarım  olarak anlamak mümkündür. Kelimenin bu tanımını, Yâsîn suresi 82. ayetinde bulmak mümkün gözükmektedir. Allah'ın bir şeyin olmasını istediğinde onunla ilgili emri, ona kün demesinden ibarettir. Kün ise olmak kelimesinin emridir ve bir şeyin var olmasını sağlayan kelimedir. İcat bir... Devamı

KADER-TAKDİR-MİKTAR

2011-08-11 16:25:00

  Kdr harflerinden türetilen kelimelerin ortak anlamı, "bir şeyin çerçevesi, sınırı, künhü, o şeyi kendisi yapan ayırıcı nitelikleri"dir. Kdr fiili normal kullanımında, ölçmek, planlamak, düzenlemek, tef'îl babından kaddera olarak kullanıldığında, takdir etmek, miktarını belirlemek, belirli ölçüde yap­mak, yapma gücü vermek, kadr ise, kadar, miktar, eşit, şeref ve hürmete layık olmak anlamlarına gelmektedir. Allah her şeye kadîr'dir. Her şeyi takdir eden ve her şeyin aynı zamanda bu takdire uygun olarak hareket etmesini sağlayan ve bunun kefili olan odur. Arapça'da kudret ve ölçme için kullanılan terim kdr'd'ır ve Kur'ân, bu terimi her iki anlamda da kullanmıştır. Allah'ın takdiri; iki şekilde olur: Biri, kudret vermesiyle, diğeri ise, belli bir miktar ve özel bir şekilde bir hikmet üzere kılmasıyladır. Şüphesiz insana verilen kudret, onun hür iradesi ve dolayısıyla yer yüzündeki imtihaniyla ilgili bir durumdur. Nazil olduğu dönemde, "beşikten mezara kadar ferdin hayatına el atan ve onu zulmün pençesi altında tutan, her şeyi mahveden, her türlü ıstırap ve felaketin asıl sebebi olan yarı-insan durumunda yıkıcı bir kuvvet" anlamında kullanılan bu kelimeyi alarak Kur'ân, Kadir, Hâkim ve Rahîm olan Allah anlamına çevirdi. Bu Kadir-i Mutlak Allah, merhametli yaratmasıyla her şeyi ölçer biçer ve her şeye kabiliyetler alanı açıp davranış kanunlarını ve özet olarak tüm karakterini verir. Bu ölçme, bir taraftan tabiatın düzenli olmasını temin eder, diğer taraftan insanın mahiyeti ile Allah'ın zati arasındaki en temel ve doldurulamaz farkı ifade eder. Yaratıcının ölçmesi, hiç bir sonlu yaratığın ne kadar güç ve... Devamı

ADL-ADELE-ADALET

2011-08-11 16:08:00

   Kur'ân-ı Kerim'de çeşitli formlarda yirmi sekiz kez tekrarlanan ve adalet teriminin de üretildiği fiilin kökü olan Adl, "iki şeyi birbirini dengele­mek, biri birine benzer yapmak, bir şeyi yerli yerine koymak, haklıya hakkını, suçluya cezasını vermek, zulmün karşıtı olarak akla, sağduyuya, vicdana göre davranmak" anlamına gelir. Kelime olarak adl, adele fiilinden türeyen soyut isimdir. Adl'ın anlamlarına gelince; a)Düzeltmek, düz oturmak, tadil/tashih etmek b)Eğri bir yoldan doğru bir yola koymak, sapmak, geçmek c)Eş, eşit, muadil olmak d)Dengede tutmak, dengelemek, tartmak, dengede olmak. Ve nihayet adl, benzer yahut örnek-misal- manasını taşıyor olabilir. İbnu Manzur'a göre, kavramsal olarak adaletin manası, "dosdoğruluğu zihinde kesinlikle yer etmiş, sabitleşmiş şeydir". Düzgün yahut usulüne uygun olmayan şey ise cevr'âh Adl bazen de ldl olarak kullanılır. Aralarındaki farkı Ragıp, adl için denkliği basiretle anlaşılan, ldl ise duyularla idrak olu­nan olarak ortaya koyar. Kelimenin mastarında meydana gelen farklılıkla da anlamı değişmektedir. Doğru olmak, doğru davranmak anlamlarına gelen kelimenin mastarı 'udûlolursa, meyletmek, sapmak anlamlarına gelir. Adl'ın muvazene, ölçülülük ve itidal ve insaf gibi manalarına yaklaşmamızda yardımcı olan teâdil sözcüğü, ikmal etmek, ayar etmek anlamlarındadır ve denge nosyonuna götürür. Görülüyor ki, klasik Arapça'da adl sözcüğünün sözlük anlamı, hak yememek, dengeyi gözetmek, itidalden ayrılmamak ve doğru yoldan sapmamak gibi insani ve sosyal değerlerin bir bileşkesidir. Mefhum olarak adaletin her bir cephesini ifade eden bir çok kelime vardır ve en çok kullanılan da adl kelimesidir. ... Devamı

KIST-KISTÂS-MUKSIT- İKTİSAT

2011-08-11 16:01:00

   Kist;adalet ve insafla yapılan bölüşümde ortaya çıkan nasiptir. Genel anlamıyla; eşyada ifrat ve tefrit arasında gerçekleştirilen denge anlamında adaleti ifade etmektir. Her durumda gözetilmesi gereken bir erdemdir. Akl-ı selimin, mahza hayır ve güzel bir yol olduğuna tanıklık ettiği, Allah'ın emret­tiği tüm faziletlerdir. Mesela tevhit; şirk ile Allah'ı bütünüyle göz ardı etmek arasında dengedir. Kısas, öldürülen maktulün kanının heder edilmesi ile, kan davasına dönüşüp bir şekilde bir çok kişinin öldürülmesi arasında bir dengedir. Allah'ın emrettiği ihsan, cimrilik ile israf arasında bir dengedir. İnsanın mahremiyetini koruyan ve onu her türlü sıcak ve soğuğa karşı koruyan elbise bir kisttir. Çünkü çıplaklık tefrit, giyimde aşırılık ise ifrattır. Kist haddi zatında, fesattan alıkoyan, hemen veya daha sonra yeryüzünün dengesine katkı sağlayan her bir eylemin genel niteliğidir. Aynı kökten gelen Kast masdarı ise, zulmetmek, haktan sapmak, adalet üzere davranmamak, başkasının hakkına el koymak anlamına gelir. İsm-i fail olarak kasıt şeklinde Kur'ân-ı Kerim'de kullanılmış ve "Cehennem odunu" oldukları belirtilmiştir. Allah kısfı emretmiş fakat kasttan sakındırmıştır. Adalet daha çok manevi bir özelliğe sahipken, kist, daha açık, görünürde, müşahhas olarak ortada olan bir adalet türüne işaret etmektedir. Teraziye, mizana kist denir. Çünkü her ikisinde de, ölçü ve tartı anında adaleti bizzat müşahede etmek mümkündür. Ayrıca, Kist'ınadli aşan bir insaf ve merhameti de içeren yönü vardır. Aynı fiilden gelen Kıstas kelimesi, dosdoğru, insaflı ve adaletli ölçü, mizan, bazen de, fazlalık v... Devamı

SEBÎL-SEBÎLULLÂH-SIRÂTULLÂH-SÜNEN

2011-08-11 15:44:00

   Sebîl, yol demektir. Her hangi bir şeye ulaşmayı sağlayan her şey, onun yolu/sebilidir. Sebil kolayca yürünen yol demektir. Çoğulu sübül veya sübldür. İster hayır, isterse şer olsun, vasıta olmasıyla bir başka şeye ulaşmayı sağlayan her nesneye sebil denir. Kelime Kur'ân-ı Kerim'de çok geniş bir alanda kullanılmıştır: Cennet yolları (Sübülü's-Selâm), itaat, azık, imkan, kurtuluş, çıkış yolu, özür, gerekçe, hidayet yolu, delil, hüccet, günah, vebal;  Kelimenin kökü olan Sbl maddesi, bir şeyin yukarıdan aşağıya doğru gönderilmesi, ayrıca o şeyin kesintisiz olarak sürmesi, uzaması anlamında odaklaşmaktadır.  Allah lafzına izafetle kullanılan Sebllullâh ifadesi ise, gerek farz, gerek nafile ve gerekse diğer amelleri yerine getirmek suretiyle Allah'a yakınlaşmak maksadıyla ihlasla gerçekleştirilen tüm eylemler için kullanılan genel bir isimdir. Sebilullâh, aynı zamanda insan yaratılışına tabii olarak yerleştirilen nizam/sebîlu'l-fıtra, Allah'ın rızasına ve cennetine götüren İslam yoludur. Fıtratlarını bozmuş, külli birliğin kuşatıcı bağlarını parçalamış olan bozguncuların insanları alıkoydukları Allah'ın yolundan  maksat, Allah'ın insanları üzerinde yarattığı ve elçilerinin ısrarla korunması ve vefa gösterilmesi hususunda davet ettikleri fıtratın yoludur.  Sıratise lügatte, cadde, işlek, büyük yol anlamındadır. Arapça'da normal bilinen yola tarîk, işlek yola sebîl, işlek, doğru, büyük, açık yola sırat denir. Bir bakıma sırat, sebîl ile eş anlamlıdır. Ancak aralarında kullanım alanına göre nüanslar bulunmaktadır. Eğer Allah'ın yolu anlamında Sırâtullâh kullanılırsa bu, Sebîlullâh ile e... Devamı

NÛR

2011-08-11 15:25:00

   Sözlük anlamı, gözün görmesine imkan hazırlayan etrafa yayılmış ışıktır. Şu kadar var ki, Kur'ân-ı Kerim'de geçtiği şekliyle karanlığın (Zulumât) zıddı olan Nûr, salt gözün görmesini sağlayacak ışık sözcüğüyle karşılanamaz. Belki de, Basar'dan daha çok Basîre'nin görmesini sağlayacak ışık kastedilmektedir. Nûr, zihni, aklı, gönlü maddi ve manevi dünyayı karar­tan karanlığın zıddıdır. Bundan dolayı tüm varlığı aydınlatması açısından Allah kendi zatını Nûr olarak  isimlendirmiştir. Allah, yerlerin ve göklerin Nûr'udur. Çünkü tüm fiilleri aydınlatmaya, körlükleri gidermeye yöneliktir. İnsan, yerlerin ve göklerin Nûr'unun aydınlatmasıyla gerçek mahiyet ve özleri ortaya çıkan eşya ile muhataptır. Kaldı ki insanın bizzat kendisi, Allah tarafından aydınlatılan eşya içerisindedir. Her varlık değerini bu aydınlatmadan almaktadır. Her oluşun kimliği bu aydınlıkta ortaya çıkmaktadır. Bu Nûr'dan nasibini almayanlar karanlıklar içerisinde kalmaya mahkum­durlar. Öyleyse Nûr, ilahi bir çizgi olarak, her şeye hakkını verebilmek için, insan tarafında mutlaka izlenmesi gerekir. Gerçekte varlıklar dünyasında nurun aydınlatmadığı hiç bir şey yoktur. Ancak tüm aydınlığa rağmen, gözünü ve gönlünü ışığa karşı kapayan kişi için varlık ve hayat, karanlık ve kimsesiz bir dehlizdir. Halbuki, Nûr'un kendisinden, her şeyi aydınlatmak için yer yüzüne kesintisiz bir şekilde, yine Nûr olan bir Kitap ve Peygamber gelmiştir. Öyle ki Peygamber; tıpkı ışık saçmada sembol olan Ay ve Güneş gibi, Allah'ın izninin ve emrinin aydınlatılmasında bir ay ve güneş gib... Devamı

ZEVC

2011-08-11 15:22:00

   Zevc, cinsinden bir diğeri ile beraber bulunan demektir ki, bunlardan her biri diğerine nazaran zevc, kendi kendine fert tesmiye olunur. Ve binaenaleyh zevc ikisinin değil, ikiden birinin diğerine nazaran ismidir, ikisine birden zevcan, zevceyn denilir. Şu halde zevc tam manasıyla bizim çift dediğimiz değil, eş yani bir çiftin her bir tekidir. Gerek kadın, gerek erkek ve gerekse diğer canlı türlerinden olsun, bir bütün oluşturan iki cinsten her birine zevc denir. Bütünü oluşturan birliğin tarafları birbirlerinin benzeri de, zıttı da olabilir. Taraflardan her birine diğerinin eşi anlamında zevc denir. Çoğulu ezvâc veya zevecâttır. "Her şeyi çift çift yarattık"  ayeti, yaratılmış olan her şeyin, bir başkasının karşıtı, benzeri veya bir başka şeyin meydana gelmesinde ana unsurlardan birisi olması açısından zevc olduğunu ortaya koymaktadır. Zevc kelimesi, bir birine benzeyen çeşitler, cins, gurup, eşleştirme ve yakınlaştırma  anlamlarında kullanılmıştır. Zevc terimi çifti oluşturan şeylerden biri anlamına geldiği gibi, bir çift anlamında da kullanılmaktadır. Her şeyin çiftine, grubuna da zevc denir. Her şeyden bir çift yaratılmasından bahseden ayetlerden, beşerî nitelikli tüm varlıların birbirine zıt veya mümasil iki temel unsurdan yaratıldığını, bu iki unsurun temel teşkil ettikleri eşyanın dengesini oluşturduklarını anlamaktayız. Kelimenin kullanım alanından hareketle şunu söylemek mümkündür: Allah'ın yarattığı tüm varlıklar aleminde, hem varlık niteliğine sahip her bir nesnenin oluşumunda, hem de bu nesnelerin meydana getirdiği diğer tüm oluşumların özünde, gerek aynı cin­sten ve gerekse karşıt cinsten çift olma gerçeği, yaratılmışlığın en yalın gerçek­lerinden birisidir. İnsanın, insan olmasını sağlayan bed... Devamı

SULH-SALÂH-ISLAHAT

2011-08-11 15:18:00

    Sulh, salâh, ıslâh, muslih, sâlih kelimelerinin kökü olan slh maddesi, yaraşır, uygun ve barışık olmak anlamında odaklaşmaktadır. İlk yaratılışın gerekli kıldığı düzenin bozulması, düzen sizi estirilmesi anlamındaki fesadın zıddı olarak  salâh, asli yaratılış yasalarının gerekli kıldığı hal üzere olmaktır. Salâh’ın zıddı anlamında ayrıca seyyie kelimesi de kullanılmak­tadır. Allah'ın yeryüzünü ıslahı, başlangıçta kendi hükmüne uygun bir tarzda sağlam, ahenkli ve dengeli olarak yaratmasıdır. Eski Türkçe'de salah kelimesinin karşılığı Onat olmak'tır. Onat olmak, özenli, düzgün, uygun, yararlı ve dürüst olmak demektir. Kelimenin kök anlamından ve ayrıca Kur'ân'ın kullanışından hareketle fesâd, faydalanılan bir şeyin bozulması ve kendine ait olan doğru yolundan çıkması, salâh ise, faydalı ve doğru olan halinin sürdürülmesi olarak tanımlanmıştır. Fahreddin Razi'nin yaptığı tanım ise, terimin dengeyi ifade etmesini göstermesi açısından son derece dikkat çekicidir: Ona göre salâh; aklî güçlerin, aşırılık olan ve dolayısıyla hoş olarak kabul edilmeyen ifrat ve tefrit arasında orta bir yol izlemesidir. Çünkü bir yönden ifrat olan, diğer yön­den tefrittir. Aksi de düşünülebilir. Bundan dolayı salâh, ancak itidal ve denge ile elde edilir ve korunur. Gerçek itidal ise, hiçbir şekilde bölünmeyi kabul etmeyen bir bütündür. Ne yazık ki, beşeri düşünceler bu gerçeği anla­ma hususunda yetersizdir. Razi'nin salâhın tanımında itidali merkeze almış olması, önemli bir tespittir. Benzer bir yaklaşımda bulunan Ebu Hayyan (ö.745)'a göre ise salâh, mutedil ve g&u... Devamı

SÜNNETÜLLÂH AÇISINDAN KUR'ÂN KISSALARI

2011-08-11 15:07:00

  Kss, kökünden türeyen kelimeler de ortak olan anlam, bir şeyin izintakip edip, arkasına düşmektir. Kassa fiilinden iki mastar gelir. Birincisi kasastır. Kasas, hem iz takip edip, ardından gitmek anlamında, hem de, birisine bir sözü açıklayarak, bildirmek  anlamında kullanılır. İkinci mastar ise, çoğulu kısas olarak gelen kıssadır. Kıssa ise, anlatılan haber veya hikayedir. ' Kıssa kelimesinin Kur'ân'daki kullanımından hareketle şu anlama geldiğini söyleyebiliriz: Geçmiş eserleri, izleri açığa çıkarmak, bu suretle insanların unutmuş bulundukları veya gafil oldukları olayları dikkat­leri üzerlerinde yoğunlaştırmak. Kıssa da gözetilen husus, geçmişte gerçek­leşmiş, fakat unutulmuş olayları, doğru bir biçimde bildirerek, ders almaları için insanları o zamanda yaşatmaktır. Kur'ân-ı Kerimin bir hidayet ve rehber kitap olduğunu biliyoruz. Onun rehberliği, sadece bireysel ibadetlere mahsus değil, bütün bir hayatın ibadetleştirilecek düzeye getirilmesi hedefine matuftur. Hayat, yaşaması için insana emanet edilmiş, sınırlı ve kurallı bir fırsattır. İnsan bu fırsatı lehine veya aleyhine kullanma istidat ve hürriyetine sahip bir varlıktır. Bu durum, insan denilen varlığın varlık sahasına çıkışıyla başlamış ve kıyamete kadar da böyle devam edecektir. Dünün olaylarının temel mantığı ne idiyse, bu gün de, yarın da aynısı olacaktır. Şüphesiz hayat, bir takım görünümleriyle değişmektedir. Ancak onun motor gücü olan insan değişmemektedir. İnsan tarafından her zaman en temel sorularla ilgili geçmişte düşünülen ve söylenenler, bugün de düşünülüp, söylenmektedir. Çünkü, kalpleri birbirine benzeyen  insan değişmemiştir İnsan değişmediği gibi, başta insan o... Devamı

ANA SORUN !!! (şeytan)

2011-08-11 10:26:00

  İnsanın ana sorunu tevhidi algılamama sorunu değildir. Şirki tanımama sorunudur. Velev ki; nasıl tevhid ile insan arasında kopmaz bir kulp varsa, şirk ile beşer arasında o denli sağlam bir kulp var manasına gelir. Adı her ne ise, herşey zıttı ile var olur. Zıtlar arasındaki bu kopmaz bağ, kavramların oluşmasının temelini teşkil eder… Bu gerçekliğin farkına varılmaması adına ciddi iş üreten bir kuvve’den bahsedelim; ŞEYTAN! Kuran’ı Kerim’de 80 küsür yerde geçen bir kavramdan bahsediyoruz. Tarih boyunca ‘’masallara konu edilmiş’’, gerçek manası hiçbir zaman anlaşılamamış ve mistik bir hezeyan haline gelmiş önemli bir kavram. Ştnkökünden geldiği bilinen ve İslam öncesinde de kullanılan bu kavramın, uzaklaşan, uzaklaşma manasına geldiği belirtilir. (Ragıp El İsfehani, stn mad.) Kuran’a göre şeytan; Düşmanlık aşılayan(Bakara 36), Fakirlikle korkutup cimriliği(mal yığmayı) öneren (Bakara 268), Ribayı/emeksiz kazancı emreden (Bakara 275),  İnsanları kendi safında örgütleyen (Ali İmran 175), Malları gösteriş için harcatan, müsrifleştiren (Nisa 38), Kuran’ı okunmayan bir kitap haline getirip Kuran dışı bir din algısı yaratan (Nisa 60), İnsan tabiatına aykırı iş ve oluşlar emreden (Nisa 119), Vaadleriyle kuruntu ve ümit aşılayan (Nisa 120), İnsanlığı iyi ve güzel işler üretmekten alıkoyan (Maide 91), Kötülükleri iyilik olarak gösteren, algıları değiştiren (Enam 43), Ebedileşmenin, servet ve zenginlik yoluyla mümkün olacağını telkin eden (Taha 120), İnsanları telkinleri ile uyuşturan, etki altına alan (Araf 200), İsyankar, inatçı ve bozguncu (Meryem 44), İnsanlığı bilgisizliğe, cehalete, bağnazlığa sürükleyen (Hac 3), ... Devamı

HAVEL, DÜVEL ve DEĞEL

2011-08-11 09:55:00

Kul habire malım malım der,Halbuki onun sadece yiyip hazmettiği,Giyip eskittiği ve sevap için dağıttığıdır.Geriye kalanı, öteki insanlara bırakıp gidecektir…  Allah ve Peygamber’e düşmanlığın bugün ki adı, Abdestli Kapitalizm’dir…  Abdestli Kapitalizm, din elbisesini tersten giyenlerin siyasi ideolojisidir. Bir zulüm ve talan organizasyonudur…  Abdestli Kapitalizm’in ele başları için eskilerin dilinde ‘’kutte’i tarik’’ ifadesi kullanılır. Bu kavramın manası; Allah’a götürdüğünü iddia edip, Allah’tan uzaklaştıran manasındadır.  Ve Kuran’ın Tevbe Suresinin 35. ayetinde; din adamlarının/ din sınıfının; Altın ve Gümüşü kenz ederek, insanları Allah yolundan alıkoyduğu ifade edilip, bu güruh elim bir azapla müjdelenir…  Bu güruhun temel icraatı, kenzdir. Kenz; Kuran dilinde; mal istiflemek, stoklamak manasına gelir. Ve şiddetli biçimde lanetlenir. (Bkz. Tevbe Suresi 34 ve 35. ayetler)  Abdestli Kapitalizmin bürokrasi sınıfının genel adı; kenzodur. Genel olarak incelendiğinde; dindarlık maskesi takan bir dinsizliğin örgütlü tipolojisi olan ‘’kenzolar’’, Allah adına konuşmak sureti ile zulmetme mesleğinin failidirler.  Kuran’da; bu zulmün failleri için kullanılan bir diğer kavram da ‘’ashabu’ş-şimal’’dir. Kavramsal anlamı itibari ile; servet ve iktidar ile azıp şımaranlar manasına gelen bu kavram, abdestli kapitalizmin ürettiği üst sınıfın genel karakteristiğini tanımlar.  Yine Kuran; bu unsurların ürettiği hegemonyayı; bozgun ve talan sistemi olarak tanımlar. (Bkz. Neml Suresi 34. ayet)  Tarihsel metinlerde ise bu durum için 3 kavram öne çıkmaktadır; Havel……&... Devamı

DÜNDEN NELER DEĞİŞTİ ???

2011-08-11 09:32:00

  Köleler, kölelik içinde yaşar ve pişerlerse, onlara tahakküm etmek hiç güç olmaz. (Muhammed İkbal) Şark, şirkin merkezi oldu.Velevki, şarkın ‘’içi boş tenekeleri’’ arslan otağında; tilkilik mesleğine gark oldular. Evet; İslam toplumunun imamı, dün tekmelenen papazlardır.Papazların imametinde halk, İdris suretli İblislerin yaverliğine soyunur hale geldi.Bu memlekette İslam’dan bahsetmek bile mantıksız.Elif’i değnek sananların bilinç altındaki değnekçilik, ruhsuz tenekeleri saldı sokağa…Her yerde ‘’isyan’’ ama yukarı değil, aşağı bakan cinsten… Üsttekilerin iktidarını değil, alttakilerin namusunu hedef alan bir ‘’isyan’’ oyunu. Dün kitap yüklü eşekler vardı. (Cuma Suresi 5. Ayet) Bugün, ‘’Demokrasi yüklü eşekler var.’’ Zillet ve rezalet renk değiştirdi. Belindeki kuşak aynı. Namus’u Ekber/Kuran, mızrak ucundan; roketatar mermilerinin ucuna terfi ettirildi!! Sokaklar ‘’eroinman misali salınan’’, ne olduğu belirsiz bedenlerce kuşatıldı… Otobüste, kuyrukta, sırada, sokakta; kendisinden başka hiçbirşey düşünmeyen, menfaatperestler… Bunlar yoktu evvelince; türedi bir tip, çıktı meydana… Asırlarca insanımız aynı masal ile daldı uykuya. Ninniyi unuttuk, masallara daldık. Keloğlan masalları ‘’kapalı toplumu çağrıştırıyor.’’ Hansel ile Gretel ise ‘’açık toplum.’’ Avradına yan bakan adamın canını alan cellat, yoldan geçen kadının kalçalarına baktı… Palavranın ve yalanın kendisi ‘’din oldu.’’ Böylece keseler doldu, doldukça doldu! Kıble şaştı, Allah’ın emri ; “ Kuli&rsqu... Devamı

MAUN VE HÜMEZE SURELERİ

2011-08-10 17:12:00

  HUCURÂT suresi 16. ayet) De ki: "Siz Allah'a dininizi mi öğretiyorsunuz? Oysaki Allah, gökte ne var, yerde ne var hepsini bilir. Allah her şeyi çok iyi bilmektedir." Birileri Allah’a dinini öğretmeye çalışıyor…  (ENFÂL suresi 35. ayet) Onların o evdeki(عِندَ الْبَيْتِ) namazı; ıslık çalmak, el çırpmak/gerçek bilginin üzerini örtmek dışında bir şey değildir. O halde, inkâr etmekte olduğunuz için tadın azabı. İbadet ve şekillere bağımlı hale getirilen dinin mensupları için söylenen bu ayet, her şeyi açıklayıcıdır. Bir de içi boşaltılan ve yalanlarla çevrilen MAUN SURESİNE bakalım ; Dini yalanlayanı gördün mü ? /Herkes muhakkak dindar olduğunu söyler, kimse dinsizim demez…Ancak, dindar olduğunu söylediği halde ‘’YETİM HAKKINA TECAVÜZ EDER’’.MİSKİN/FAKİR olanların rızıklanmasına mani olur/onları doyurmaz.VEYL/YAZIKLAR olsun o salatta olduğunu iddia edenlere ki;Onlar salatlarından yanılgıdadırlar/yaptıkları şeyden bihaberdirler.Ve bu tipler, tam riyakarlardır.Onlar kamu hakkına/yardıma/paylaşıma/infaka engel olanlardır/ bunu dindarlık kisvesinde yaparlar. Salat, salt biçimde ‘’namaz’’ demek değildir. Bakara suresinde, Salat tanımlanırken; ‘’İbrahim makamından bir salat yeri edinin’’ ibaresi kullanılır. Yani Salat, İbrahim gibi, Nemrut’un ateş gibi sisteminden korkmadan Nemrut’a/Kapitalistlere kafa tutmak demektir… Kelimeleri çarpıtıp Kuran’a kimse yalan söyletmesin! Çünkü yaşayan Kuran ortadadır…  Bir de  HÜMEZE SURESİNE bakalım ; Yazıklar olsun davranışlarıyla insanların kişiliklerini kıran, haysiyet ve namuslarını inciten, Sömürücülere!  O ki servet yığıp, mal bir... Devamı

KADER NEDİR ? ne değildir....

2011-08-10 16:55:00

İhmal sonucu hayatını kaybedenlerin fatura edildiği merci olan Allah, ısrarla aynı vurguyu yapıyor; (ŞÛRÂ suresi 30. ayet) Size gelip çatan her musibet ellerinizin yapıp ettiği yüzündendir. Allah birçoklarını da affediyor.  Birisi çıkıyor; dindar olduğunu iddia ederek “ihmal sonucu oluşmuş bir musibeti” Allah’a fatura edebilme cüreti gösteriyor… Bin küsur yıldır aynı cinayet işleniyor, Kuran’ın dini olan İslam adına, Kuran dışı uydurmalar dinselleştiriliyor… Hem de hiç utanmadan! İhmal sonucu ölenlerin, kaderi bu imiş… Kaza ile bir müslümanın öldürülmesinin, ölen insanın ailesine diyet ödemesi gerekiyor… Bunda bile kader denmiyor ve hatanın cezası diyetle ödeniyor…(bkz Nisa 92) Şimdi bu konuya değinelim; Kader kelimesi ‘’k-d-r’’ kökünden türemiş olup, “ölçü, mizan, tartı” manalarına gelmektedir. Lügavi manası, biçimlendirilmiş, ölçüsü tayin edilmiş olan demektir. Yani, bir insanın kaderi böyleymiş gibi bir cümle kurduğumuzda, tam Türkçe ifadelendirilişi; “bir insanın ölçüsü buymuş” biçiminde olacaktır. Bu hususta en belirgin ayet Rad Suresinin 17. ayetidir. Geleneksel anlayışın büyük putu olan “Kader düşüncesini” yok eden bu ayet, insanlığın başına gelen musibetlerin Allah tarafından tayin edilmiş olgular olmadığını, kader vurgusunun “ölçüye işaret ettiğini” gözler önüne sermektedir. (RA'D suresi 17. ayet)Gökten bir su indirdi de vadiler, kendi ölçülerince/kaderlerine göre sel oldu, ardından da sel, üste çıkan köpüğü taşır hale geldi. Bir süs eşyası veya ... Devamı

GERÇEK HAYAT DİNİ

2011-08-10 14:55:00

  (Nahl Suresi 71. ayet) Allah, rızıkta kiminizi kiminize üstün kılmıştır. Fazla verilenler,neden rızıklarını ellerinin altındakilere aktarıp da hepsi onda eşit hale gelmiyor? Allah'ın nimetini mi inkâr ediyor bunlar? Günümüzde İslam adı altında yaşananlar ile, binlerce yıl önce vahyedilen dinin önerdiği yaşam standartları arasındaki dev uçurum gittikçe büyümektedir. Türkiye dindarlaşıyor diye bir ifade işittiğimiz şu günlerde, şunu yürekten söylemek gerekir ki;Türkiye dindarlaşıyor, ancak bu din İslam değil… (Bakara Suresi 177. ayet)Dindarlık, kafanızı umarsızca sağa sola çevirmek demek değildir! Dindarlık o dur ki; Allah’a, muhakeme gününe, meleklere, vahye, peygamberlere inanır; malını akrabaya, yetimlere, yolda kalmışlara ve boyunduruk altındakilere tereddütsüz dağıtır, salat’ı ikame eder, zekatı verir. Böyleleri sözlerini tutan kimselerdir. Bereket ve bolluk vaktinde mal dağıtarak sözlerini tuttukları gibi, zorluk, sıkıntı ve darlık zamanlarında da kararlılık sergilerler. İşte bunlardır Özü ve sözü bir olanlar/münafık olmayanlar. İşte bunlardır ‘’takva’’ sahipleri. Yeryüzünün bahçe sahipleri (bkz. Kalem suresi 10-25. ayetler)tarafından boyunduruk altına alınanların, yani; kredi kartı mağdurlarımım, çalıştığı halde evine ekmek götüremeyenlerin, işçilerin, memurların, ezilenlerin, fakirlerin, miskinlerinin çoğunluk olduğu beldelerde İslam’dan bahsetmek imkansızdır. Orada olsa olsa ‘’abdestli kapitalizm’’ vardır. Yani; kenz dinciliği/yeşil sermaye söz konusudur. Ve bu güruhun işi; Kuran’ın bu gerçeklerinin üzerini örtmektir… Çünkü kim hangi saçmalıklara dayanarak ne der... Devamı

"Râina" DEMEYİN, "unzurna" DEYİN

2011-08-10 14:35:00

Beni bir kez aldatırsan sana yazıklar olsun, Beni iki kez aldatırsan bana yazıklar olsun (Sun Tzu) Ortaçağ, günümüzde yaşanmakta olan hadiselerin ‘’pratik düzlemde denendiği’’, ve başarılı olduğu bir süreç idi. Dolayısı ile tekerrürden ibaret olan bu yaşanmışlığı iyi analiz edebilmemiz gereklidir. Din-Sermaye ilişkisi ortasında sömürülen halkın içine düştüğü elim durumun genel adıdır ortaçağ. Nitelikli bir soygun sürecidir. Sanayi Devrimi sonrası gelişen süreçte, hayata aktif müdahaleleri ile bilinen kilise; genel olarak sermayenin yanında yer almış, halka cennetten arsa satma sapkınlığına kadar, birçok yola başvurmuş, öncesindeki haçlı seferleri de dahil olmak üzere; ‘’eski feodal kralların’’ çıkarları için dini bir araç olarak kullanmışlardır. Bu, uzun ölçekli bir yozlaşma sürecine dayanan ‘’mistik bir devrim’’ ile gelişmiştir. İznik konferansında yakılan İncillerin çoğunun ‘’halk çıkarlarına hizmet eden’’ buyruklar içerdiği düşünülürse, geriye kalan söylemin genel olarak ‘’Emek-Sermaye dengesine’’ müdahale etmediğini görmek mümkündür. Çünkü ‘’Kapitalizm’’, genel olarak ‘’yozlaştırdığı düşünsel akımları, kendi arzularına göre programlama’’ mesleğini din edinmiştir. Bu süreci en iyi özetleyen, engizisyon kahrı çekmiş İtalyan düşünür Giordano Bruno şöyle bir ifade ile meseleyi özetlemiştir; Tanrı, iradesini hakim kılmak için yeryüzünde iyi insanları kullanır, kötü insanlar ise iradesini hakim kılmak için Tanrı’yı kullanır&he... Devamı

YIKIL(a)MAZ SANILAN MÜLK VE ASA (isyan)

2011-08-10 12:18:00

  “Ancak her şeyi kaybettikten sonra her şeyi yapabilecek kadar özgür olursun”…(TylerDurden) "Banka soymak değil, banka kurmak suçtur.” Bakunin. Ve insan, kendisine şırınga edilen paradigmanın altında ezilmişliği ile teslim olduğu yalanlarca kuşatılmış, yasak ağacın kölesi…  Kuran’ı tersinden okuyan avanelerin masallarıyla mesakinleşmiş bedenlerin, şarabın hürmetine raksı budur. Miskin/Mesakin, Kuran’da birçok yerde geçer. Anlamı; sakinleştirilmiş, uysallaştırılmış, afyonlanmış demektir…  (NÛR suresi 22. ayet) Sizin lütuf ve imkân sahibi olanlarınız; akrabaya, çaresizlere, Allah yolunda hicret edenlere bir şey vermemeye yemin etmesinler, affetsinler, hoş görsünler. Allah'ın sizi affetmesini istemez misiniz? Allah Gafûf'dur, Rahîm'dir.  Kuran bizlere yaklaşık 15 yerde bağırıyor. “Miskinlere el uzatın…”  Peki bu el nasıl uzatılacak dersiniz ?  İnsanlığın aydınlanışını zamanın ellerine bırakmak zulümdür. Curt Goetz’in şu muhteşem tespitine katılmamak mümkün değil ; Zaman büyük bir öğretmendir ve bütün öğrencilerini öldürür…  Miskinler, zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi olmayanlardır. Ve Kuran’a göre bir miskine yardım etmenin yolu, onu zincirlerinden kurtarmaktır(Bkz. Beled Suresi)…  Bugünün miskinleri, Kapitalizmin reel politikalarına entegre olmuş, sakinleştirilmiş, hakkını arayamaz hale getirilmiş, yeryüzü nimetlerinin tamamının ancak belli zümrelere ait olduğuna inandırılmış, bankalara, tefecilere borçlandırılmış ve tepki göstermemesi için mistik yalanlar ile uyutulmuş olanlardır…  Ve bugünün firavunları, miskinleştiren; üsttekilerdi... Devamı

EMEVİLERDEN BU GÜNE...

2011-08-09 16:48:00

  (BAKARA suresi 107. ayet)Bilmedin mi ki göklerin de yerin de mülk ve saltanatı yalnız Allah'ındır. Sizin için Allah'tan başka ne bir Velî vardır ne de bir Nasîr/yardımcı. Kuran’ın dialektik yapısını detaylı biçimde incelediğimizde, genel anlamıyla ortaya çıkan tablo; ‘’Ateş, Cehennem, Azap, Kan, Dehşet’’ gibi göze çarpabilir. Kaldı ki, Bilimsel Sosyalistlerin İslam’ı hedef edinirken kullandığı argümanlar bu doğrultudadırlar. Ancak, anlaşılamayan ve bir türlü görülmek istenmeyen bazı gerçekler var ki; bunlar anlaşıldığında, bin yıllık çelişki de ortadan kalkıveriyor. Kuran, dikkatli ve bir bütün olarak  incelendiğinde; bazı algı düzeylerinde ulaşılmaksızın algılanamayacak ölçüde derin bir kaynaktır… Mesela, bin yıldır huri dağıtan ‘’Emevi Çetesine’’ ters gelse dahi, Kuran’ın hiçbir sayfasında; seks düşkünlüğü aşılayan bir huri ve gılman meselesinin olmadığını, hatta cehennem denilen olgunun ‘’yeryüzünde’’ yaşanan bir süreç olduğunu söylemek mümkündür. Kuran’ın temel mantığı dahilinde Allah, yerleri ve gökleri yaratan, kendisi dışında hiçbir kuvvet ve irade olmayan TEK’tir. Dolayısı ile, bu kuşatılmışlığın orta yerinde insan, bu evrensel tekliğin bir parçası ve aynı zamanda bütünüdür… Bu bağlamda, mülk ve saltanat Allah’a aittir denildiğinde; Allah’a ait olanın O’nun aynası olan insana ait olduğunu söylemek mümkün olur… Allah’ı göklere hapseden ve O’nun dışında hüküm koyucu/irade ortaya koyan ‘’Emevi Çetesi’’, bu hakikatin üstünü örterek; ... Devamı

DİNCİ (din-i-dar) VE DİNDAR ARASI FARLAR

2011-08-09 15:45:00

  Tarihin vicdanında sorgulanması gereken iki önemli unsurdan bahsetmek gerekir. Biri insanlık tarihi boyunca “insanlığın tüm değerlerine musallat olmuş bir şer kolu” iken, ötekisi, Hakkın rahmet sıfatının aynası olmuş bir bereket damarıdır… Dindar, dini Allah’a has kılarak; aracılar edinmeksizin iman eden iken, dinci; dini Allah’ın elinden alarak kişilere entegre eden zahmet abidesidir… Yani biri rahmet iken, ötekisi zahmettir. Dindar, toplumsal değerleri kucaklayarak; bireyselliği geri plana iter. Dinin en büyük düşmanı olan “sürü olmayı” reddederek, aydınlanmacılığı öne alır. Dinciise, “sen garışma hocalar bilir” edebiyatı eşliğinde; küfür ve riya pazarlamacılığı yapar… Dindar, şekillerden ırak kalarak, iblisin düştüğü şekil bataklığından çıkma gayreti güderken, Dinci; “özü” reddederek şekillere tapınma şizofrenisini üretir ve dayatır. Dindarınanlattığı Muhammed “nurlu ve onurludur”, Dincinindayattığı Muhammed ise “kendi arzularına bağımlıdır”. Dindar, dini ve evrensel dialektiği kavramıştır. O, güzelliklerden huşu duymasını bilendir. Öncelikleri; nüsuklar/şekiller değil, insanlığın selametidir. Bu nedenle “dindarın zengin olanına rastlamanız imkansızdır.” Dinciise, şekillere bağımlıdır, mal biriktirir, servet yığar, talan eder. Bunları meşru kılmak için “Peygambere yalan söyletir/uydurma hadis ithal eder”. DindarınRabbi, Alemlerin Rabbi olan Allah’tır. Dincininrabbi ise; üçüncüsü olan paradır. Dindarlık adına putperestlik, İslam toplumlarının ve Dünya barışının önündeki en büyük engeldir. Putperestlik sisteminin bünyesinde filizlenen sömürü dalgasını, dindarlık maskesi ... Devamı

DERS 46 (Hac vakitleri ve haram aylar)

2011-08-09 11:56:00

  ( Hac bilinen aylardadır. Kim o aylarda haccı kendisine gerekli kılarsa..)  Hac konusunda Kur’an da Yüce Rabbimizi dinlemeyerek, kur’anın onay vermediği, rivayetler kanalıyla gelen hadislerden yararlanarak, günümüzde yaptığımız yılda bir ayın içine gizlediğimiz o bir günün, yani zilhiccenin 9. günü vakfesi yapılamayan haccın kabul olmayacağını söylememiz ve bunu uygulamamız neticesin de çıkan izdiham, sıkışıklık sonucunda milyonlarca Müslüman Hac görevini yapamamaktadır. Elbette bu yanlışı yine bir başka yanlışla düzeltmek soruna çare olmayacaktır. Peki, bu sıkışıklığın nedeni nedir? Nedeni hac konusunda Allahın Kur’an da emrettiğine uyulmamasıdır. Sizleri düşünmeye davet etmek istiyoruz. Bütün Dünyadaki Müslümanları düşünün, acaba Allah yılda bir ay içinde ve birde o ayın bir gününü, tüm Müslümanlara HAC için ayırmış olabilir mi? Yani zilhiccenin 9. günü orada değilsek, haccımız kabul olmaz diyecek bir mantığa, inanabilmemizi kim açıklayacak bizlere? Hani İslam kolaylık ve akıl diniydi ne oldu bu ayetler? Ne akla nede kur’ana uymayan bu iman şeklimizi, lütfen artık düzeltmek için adımlar atalım ve kendimize gelelim.  Hac sur. 27: İnsanlar içinde haccı ilan(ezan) et ki, gerek yaya olarak gerekse derin vadilerden gelerek, yorgunluktan incelmiş binitler üzerinde sana ulaşsınlar.  Allah elçisine bakın ne diyor yukarıdaki ayette. İnsanlara haccı ilan et. Gerek yaya, gerekse diğer binek hayvanlar ile oraya zorluklada olsa gitsinler. Düşünebiliyor musunuz peygamberimiz acaba yürüyerek ya da at sırtında, at arabaları ile o kadar uzak yerlerden zilhiccenin 9. günü mutlaka haçta bulunacaksın, yoksa haccınız kabul olmaz demiş midir dersin... Devamı

KENZ ve GÜNÜMÜZE YANSIMASI

2011-08-09 09:56:00

   ‘’Adalet kelimesi a-d-l kökünden, eşitlik manasına gelmektedir. Adalet kelimesinin tam karşılığı “eşit bölüştürmektir.” Kenz, “k-n-z” kökünden türemiş, malı malın üstüne koyup istiflemek/muhafaza etmek manasına gelen bir kavramdır. Kenzin zıttı “infak”tır. Kenz etmek, tedavülden çekmek, biriktirmek, üst üste koymak; günümüze getirdiğimizde, ihtiyaçtan fazla gayrimenkul alıp kiraya vermek, bankada para tutmak, yastık altında altın biriktirmek, mal istiflemek ve tedavülden çekmek manalarına gelir. Bu anlamlar bizim tayin ettiğimiz anlamlar olmamakla beraber, kavramın lügavi manasıdır. Ey iman edenler! Şu bir gerçektir ki; ahbar ve ruhbanlar, halkın mallarını ‘’haksız yollarla tıka basa yerler ve insanları Allah yolundan alıkoyarlar.’’ Altın ve gümüşü kenz edipAllah yolunda harcamayanlara elim bir azabı müjdele! (Tevbe Suresi, 34. Ayet) Ahbar ve Ruhban ibaresi, ne hikmetse meallerin büyük çoğunluğunda ‘’Rahip ve Hahamlar’’ olarak çevrilir. Bu, kasıtlı olarak bu şekilde yapılıyor ise, gocunma; bilinçsizce yapılıyor ise, cehalettir. Çünkü bu kavram; haber veren, halkın bilmediklerinden haber verdiğini iddia eden demektir. Çoğunlukla din bilginleri için kullanılır. Bunun nedeni ise; tarihsel süreçte, halkın önüne çıkıp, onların bilmediklerini bildiğini iddia edenler “hep din âlimleri olmuşlardır.’’ Ancak bugün için bu kavramın böyle anlaşılması uygun değildir. Bugünün gözüyle bu kavram şu anlama gelir; Ruhban kavramının bir diğer anlamı “korkutan”dır. Şeytan sizi fakirlikle korkutur, sizi görünür görünmez &cc... Devamı

AHBAR ELİNDE ADALETSİZ CARİYE

2011-08-09 09:22:00

   Mekke’de cariye denildiğinde akıla gelen ilk anlam; elden ele dolaşan kadın manasıdır. Bu kavram ‘’ca’r’’ kökünden türemiştir. Ticaret kelimesinin kökü de ca’r’dır. Ticaret, emeğin dolanımı anlamına gelir, İngilizcesi “distribute”dir. İlgilenenler, ‘’Das Kapital’’de “distribute” kullanımına göz atabilir… Ne alakası var diyeceksiniz ? Adalet kavramı da zalimin dillerinde dolaşır. Ama tıpkı cariye gibi muamele edilir… Sürekli üzerinde menfi beklentiler olan, kullanılan; ama gerçek nitelikleri ve anlamı üzerine düşünülmeyen bir kavramdan bahsediyoruz… Adalet! Platon ve Aristo’dan beridir üzerine giydirilen elbiseler altında kaybolmuş bir gerçekliğe işaret edeceğimiz bugün. Belki garipsenecek ama gayet basit bir denklem çözeceğiz hep birlikte… Adalet kelimesi, ‘’adl’’ kökünden türemiş bir kelimedir. Eşitlik, eşit bölüştürmek manalarına gelir. (Ragıp El İsfehani, Müfredat / adl mad.) Araplarda bu kavramın ‘’tamamen eşitliğe işaret ettiğini’’ gösterir kaynaklar, genel olarak halk edebiyatıdır. Züheyr bin Ebu Sülma’nin divanında 61. sayfaya bakabilirsiniz… ********************** Ve en çarpıcı nokta şudur; (ÂLİ IMRÂN suresi 21. ayet) Allah'ın ayetlerini inkâr edip haksız yere peygamberleri öldürenler ve insanlar içinden adaletle emredenlerin canına kıyanlar var ya, işte onlara korkunç bir azabı müjdele. İlgili ayette 3 zümrenin eşitlendiği görülür… Allah’ın ayetlerini inkar edenler. Peygamberleri haksız yere öldürenler. Adaletle hükmedenlerin canına kıyanlar. A... Devamı

DİNDEKİ BÜYÜK YANLIŞ

2011-08-08 13:07:00

  Allah birçok ayetinde Kuran'ın eksiksiz olduğunu ve kolay anlaşılır olduğunu vurgulamakta (6:19, 38, 114, 12:111, 29:51) ve şayet dilese inananlara bir değil yüzlerce kitap verebileceğini ima etmektedir (18:109 ve 31:27). Aynı şekilde 25. sure 1. ayette Allah; Kuran'ı, Türkçe karşılığı "kriter, ölçüt" olan "furkan" olarak tanımlamıştır. Bunlardan şu sonucu çıkarabiliriz: Kuran'da kesinlikle eksik bırakılmış bir şey olamaz. Peki sözlük anlamı "söz, hikaye" olan hadisler, zaten açık ve eksiksiz olan Kuran'ı daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir mi? Bu sorunun cevabı koca bir "hayır".  Kuran kendisinden en iyi hadis (ahsenel hadis) diye söz etmektedir (39:23) buna rağmen günümüzde birçok insan Allah'a ortak koşmaya ısrar etmekte ve Allah'ın onaylamadığı halde hadis, sünnet kitaplarına dönüp gerçek İslam'ı bulacaklarını sanmaktadırlar. Kuran'ın ancak böyle anlaşılacağını söyleyen bu zihniyet aslında Kuran'dan sapmış ve bu uydurma dini benimseyerek Allah'a şirk koşmuş olmaktadırlar. Nitekim Kuran da insanların çoğunun ancak şirk koşarak Allah'a iman ettiklerini yazar (12:106). Bu zihniyet, Peygamberimizin ve 4 halifenin yasakladığı hadisleri Kuran'a ortak koşmuş hatta bazıları hadislerin Kuran'ın hükmünü bile geride bırakabileceğine inanmıştır. İran ve bazı ülkelerde hala insan taşlanmaktadır.  İçlerinden bazılarının masum görünmesine karşın, aşırı dozda enjekte edildiğinde kanında dolaştığı insanı bir canavara döndürebilme kapasitesine sahip olan bu "dedikodu"lar, aklına girdikleri Müslümanları göğüslerine bomba bağlayıp kendilerini sivillerin içinde patlatacak hatta kameranın önünde Kuran eşliğinde kelle kesmeye göt&... Devamı

İBRAHİMİN KUŞLARI

2011-08-08 12:18:00

  (BAKARA suresi 260. ayet) Bir zamanlar İbrahim de: «Ey Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster!» demişti. Allah: «İnanmadın mı ki?» buyurdu. İbrahim: «İnandım, fakat kalbim iyice tatmin olsun diye istiyorum.» dedi. Allah buyurdu ki: «Öyle ise dört adet kuş yakala, onları kendine iyice alıştır. Sonra onlardan her birini bir tepeye koy, sonra da onları çağır, koşa koşa sana gelecekler ve bil ki, Allah gerçekten çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. İSRÂ suresi 13. ayet-  Her insanın kuşunu boynuna bağladık. İnsan için kıyamet gününde, açılmış olarak önüne konacak bir kitap çıkarırız. (Ve kulle insânin elzemnâhu tâirehu fî unukıh(unukıhî), ve nuhricu lehu yevmel kıyâmeti kitâben yelkâhu menşûrâ(menşûren)). Salat’ın amentüsü İbrahimleşmek, İbrahimleşmenin amentüsü ise"sorgulamaktır." Hele ki bugün içine itildiğimiz sahih söylem HADİS faşizminin öncülerinin diline doladığı, fıkıh yığınlarını elinin tersiyle kenara süpüren, hakikate yüz tutmuş bir zihnin sorgularından bahsediyoruz. Yukarıdaki ayet, bile bile katledilmiş ayetlerden biridir. Çünkü ayetin orijinal lafzında bulunmadığı halde; İbrahim’in sualine yanıt olarak; "4 adet kuş al ve onları öldürüp tepelere koy, çağırdığında geleceklerdir." biçiminde çeviriler yapılarak ayetin lafzı tam manası ile katledilmektedir. Ayette, kuşları öldürmek gibi bir ifade bulunmadığı gibi, 4 kuşun birbirine alıştırılması ve sonra birbirinden ayrışması (ölüm), daha sonra davete icabet ederek bir araya gelmesi (diriliş) söz konusudur. Ayetin konusu, fiili anlamda toprağa dü... Devamı