KUR’AN VE KADINLARIN ÖZEL HALLERİ

2011-10-05 14:55:00

  BAKARA 222- Sana hayd(âdet görme)den soruyor­lar. De ki: "O (EZA) eziyettir." Âdet halinde kadınlardan çekinin, temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri zaman Allah'ın emrettiği yerden onlara varın. Allah tevbe edenleri sever, temizlenenleri sever. 223- Kadın­larınız sizin hars(ürün mahall)inizdir. O halde ürün mahallinize nasıl dilerseniz öyle varınız. Kendiniz için ileriye hazırlık yapın ve mutlaka Allah'a kavuşacağınızı bilin. (Ey Muhammed) İnananları müjdele. (Bakara: 92/222-223) âyetinde de inanan erkeklere hitaben, kadınların, kendilerinin harsi olduğu, harelerine diledikleri biçimde varabilecekleri belirtiliyor. Bu âyetlerde iki konu hakkında hüküm getirilmektedir: Hayd ve cinsel ilişki. - Hayd: Dilde akmak, taşmak anlamına gelen hayd belli zamanda kadından gelen kan ve kan gelmesi durumudur. Fakîhlere göre âdet süresi en az üç, en çok on gündür. Bundan az veya çok süre akan kan, hayd değil, hastalık eseri sayılır. Yine fakîhlere göre hayd halinde kadın oruç tutamaz, namaz kılamaz, Kur'ân'a el süremez, cinsel ilişkide bulunamaz. Orucunu sonra kaza eder ama namazı kaza etmez. Fakîhler kişi rivâyetleriyle gelen hadîslere dayanarak bu yargılara varmışlardır. Hayızlı kadının namaz kılamayacağı hakkındaki rivayet, sadece Hz. Âişe'ye dayandırılmaktadır. O da ilim ifade edecek nitelik ve güçte değildir. Âişe'den gelen bir rivayete göre zamansız âdet gören bir kadın,[1] Allah'ın Elçisine gelip düzensiz âdet gördüğünü, bu durumda namaz kılıp kılamayacağını sormuş, Allah'ın Elçisi ona: "O gerçekzâdet değildir,  yıkan ve namazını kıl!" demiştir[2]. Bu kadın, her vakitte yı... Devamı

yanlış bilinen SÜLEYMAN MÜLKÜ

2011-10-05 14:54:00

  Kur’an, “Süleyman’ın mülkü” hakkında “şeytanca telkinlere” uyanlardan bahseder. Acaba bununla anlatılmak istenen nedir? Dahası kimdir bu şeytanca telkinlere uyanlar? Bu önemli. Çünkü dinî muhayyilede “Süleyman’ın mülkü” efsanesi, nice dindarın, aslında şeytanca telkinden başka bir şey olmayan zenginlik hayalini süslüyor ve buradan meşruiyet alıyor. Öyle ki buradan girilerek, sonsuz zenginlik ve sınırsız servetin “bir kişide” olabileceğine dair cevazlar veriliyor, fetvalar çıkarılıyor. İslam dünyasında zenginlik, şatafat ve debdebeli saray hayatı özlemlerinin hep “Süleyman’ın mülkü” efsanesinden esinlendiğini görüyoruz. Tarih boyunca sultanlar, krallar ve onların dalkavuk avanesi, hep cariyelerle dolu haremlerde, altın musluklu, gümüş şamdanlı, camdan havuzlu saraylarda “zenginlikle imtihan olunduklarını” söylediler. “Ama…” diye itiraz edenleri “Süleyman’ın mülkü” diyerek susturdular. Saray çöplüklerinde yiyecek arayan yoksul dindarlara ise “Sabredin, huriler sizi bekliyor” dediler. Tabi ki “öldükten sonra, cennette…” Kurdular bir düzen, şeytanca telkinlerle oyalanıp durdular. Nasıl olsa Ebuzer mezarından çıkamazdı. Peygamberin, Ali’nin mezarına ise beton dökülmüş, üzerine kayalar yığılmıştı, çıkmaları hiç mümkün değildi. Böylesi bir din algısının asırlardır Hindistan’daki kast sisteminin yerini aldığını rahatlıkla söyleyebiliriz. İslam, ne yazık ki paramparça yapmak, zırr-u zeber etmek istediği böylesi bir kast (şirk) düzeninin aracısı, onaylayıcısı ve afyon yüz&uum... Devamı

KURAN kutsal değildir !!!

2011-10-03 11:45:00

  En son söyleyeceğimizi ilk başta söyleyerek başlayayım, sonra gerekçelerini sıralayalım: İslam ‘dinlerden bir din’ olmadığı gibi… Hz. Peygamber ‘din adamı’ olmadığı gibi… Kur’an da bir ‘kutsal kitap’ değildir! Bu konu neden önemli? Çünkü İslam’a “dinlerden bir din” muamelesi yapar ve onun Peygamberini de “din adamı” gibi görürseniz, her ikisini de gerçek hayat mecralarının dışına itmiş olursunuz… Kur’an’a da ‘kutsal kitap’ muamelesi yaparsanız, onu “tapınak ayinine” dönüştürür ve “ölü metin” haline getirirsiniz… Çünkü ‘kutsal kitap’ okunmaz, anlaşılması gerekmez, tapınmaya yarar. Aklın ve tefekkürün konusu değildir. Bu nedenle de içinde her türden ‘absürd’ geçse normaldir. Zira nasıl olsa yaşamın konusu değildir. Diriler için manevi tatmin, ölüler için de telkindir… Daha önceki dinlerin hayattan çekilişi hep böyle olmuştu. Şu an Türkiye’de din buna dönüşmüş durumda. İslam, dinler dünyasındaki reformcu özelliğini kaybederek, dinlerden bir din haline geldi/geliyor ve eski dünya dinlerinin akibetine doğru hızla ilerliyor.  Bunun panzehiri “Devrimci din”, “Arkadaş peygamber” ve “Yaşayan Kur’an” anlayışıdır. *** Düşünün… Bir sabah kalktınız Kur’an yeryüzünden (Türkiye’den) suların çekildiği gibi çekilmiş; nüshaları kalmamış, hafızlar unutmuş ve hiç bir yerde bulanamıyor… Sizce kim arar kim sorardı onu? Tüccarın çekini, yargıcın kanun maddelerini, öğretmenin... Devamı

ESKİLERİN MASALLARI

2011-10-03 11:44:00

  Kur’an, Mekke’de yükselen sarsıcı söylemi bastırmak için, inkarcıların türlü savunma refleksleri geliştirdiklerini söyler. Bunlardan ön önemlileri şunlardı:“eskilerin masalı” (esâtiru’l-evvelîn), “uydurulmuş yalan” (ifkun müftera), “apaçık büyü” (sihrun mubîn), “çok eski bir yalan” (ifkun gadîm)… Acaba bunlar neye karşı söyleniyordu? Peygamber ne söylüyordu ki böyle masal, efsane, sihir, büyü, iftira, yalan, uydurma vs. diyorlardı? Yaygın anlayışa (ki doğru değil)göre Peygamberimiz inkarcıları inandırmak için bir takım mucizeler gösteriyor, onlar da bunu inkar ederek sihir, büyü, efsane, yalan, masal vs. diyorlardı. Acaba öyle mi? Bu ithamların geçtiği yerleri Kur’an’dan tek tek çıkardım. En çok geçen de “eskilerin masalları” (esâtiru’l-evvelîn) … Bakın, neymiş bu eskilerin masalları… *** İlki daha ikinci sure olan “Kalem” suresinde… “Yalanlayanları tanıma, itaat etme onlara! İsterler ki yağcılık yapasın da onlar da sana yağ çeksinler. Çokça yemin eden aşağılık âdi, küçük gören, dedikoducu, Hayrı engelleyen, günahkâr zorba, kaba saba ve asalak … Mal ve oğullar sahibi diye karşısında ayetlerimiz okunurken “eskilerin masalları” diyor. Yakında onun burnunu yere sürteceğiz!”(Kalem; 8-16) Görüldüğü gibi“eskilerin masalları” denmesinin sebebi“mal ve oğullar sahibi” (zâ malin ve benîn) olmakmış. “Mal ve oğullar sahibi” Kur’an’ın “Bahçe sahipleri” (ashabu’l-cenne) gibi devrin servet sa... Devamı

SALAT, BİR AYET, BİN TEFEKKÜR

2011-09-30 08:47:00

  Salat, fıtrattır. Salat, destektir. Salat, duadır. Salat, tazarrudur. Salat, şekilsel salattır(namzdır). Salat, özün ortaya çıkışıdır. Salat, bağlılıktır. Salat, Allah’ın hükümleriyle hükmetmedir. Salat, bilinç arınmasıdır. Salat, fahşadan, münkerden uzaklaşmadır. Salat, yakarıştır. Salat; kamet, ruku, secdedir. Salat, tesbihtir(yüceltme). Salat, dik durmadır. Salat, bütün mevcudiyetin(canlı-cansız) dilidir. Salat, tefekkürdür. Salat, zikirdir. Salat, iletişimdir. Salat söylevdir. vs. Salatı dar manasıyla anlamamak lazım. Türkçeye Farsçadan geçen namaz kelimesi, salatın ancak şekilsel olanı ifade edebilir. Kuran-ı kerim’de salat çok geniş manada kullanılmış. Eger “salat” kelimesini sadece namaz ve dua diye alırsanız, diğer anlamlarını gözardı ederseniz, salat’ın 3 vakit mi, 5 vakit mi olduğu önemli bir konu haline gelir. Oysaki salatın bu iki anlamı belki de salatın anlamları içinde 100 de 10′ luk bir paya sahiptir. Salatın dinin direği olması gerçeği de sanırım bu durumu ifade etmektedir. vesselam.. Salatın; yaratılış, fıtrat, doğal, tabii anlamlarına geldiğini şu ayette görmekteyiz: Baksanâ hakikat Allah, o Semavât-ü Arzdaki kimseler ve o kanad çırpıb süzülen dizilen kuşlar hep onun için tesbih ediyor, her biri cidden salâtını ve tesbihini bilmiş, Allah da, ne yapıyorlarsa hep biliyor. (Nur-41) Hakikat o dur ki, Rabbi’miz idrak sahibi, düşünebilen varlıkların (insanların) kendisini yücelttiği gibi, yeryüzünde ve gökyüzünde ve bu ikisi arasındaki canlı cansız her şeyin kendisini yücelttiğini ve varlıkların tümünün salatını ikame ettiğini bildirmektedir. İnsanların salatlarını ikame etmesi anlaşılır bir durum iken, insan dışındaki diğer canl... Devamı

DAĞLAR VE KILAVUZU

2011-09-30 08:45:00

  Cebel, Arapça’da‘dağ’ demektir. Bakın etrafınıza görsel büyüklük olarak neler var… Evet, işte dağ ve dağlar! … Lev enzelna hazel Qur’an âlâ cebelin leraeytehu haşian mutesaddian min haşyetillah ve tilkel emsalu nedribuha linnasi leallehum yetefekkeruun /  Eğer Biz, Bu Kur’an’ı bir dağa indirmiş olsaydık, sen onu Allah’a olan bağlılığı ve saygısından ötürü baş eğmiş, paramparça olmuş görürdün. İşte biz bu örnekleri insanlara iyice düşünsünler diye veriyoruz”(59 Haşr 21). Mekke’nin içinde, çevresinde ve Kâbe’nin etrafında dağlar ve kayalar gerçekten çok görkemli ve etkileyici manzara sergiler. Bu dağların Kur’an’ın nazil olduğu dönemde Mekke’de yaşayanların hayatında çok önemli bir yeri vardır... Sabah kalkan herkes muhteşem dağlarla yüz yüze geliyor. Yakındaki başka bir yerleşim yerine gitmek için bu dağları aşmak zorunda. Kimi zamanlarda da zalimlerin zulmünden kurtulmak için bu dağlara sığınıyor insan. (Ashab-ı Kehf) Dağları, dağlardaki kocaman kayaları ve bunlar üzerinde düşünmeyi iyi bilen akıllı bir insan için yukarıda verdiğimiz ayette geçen“Eğer Biz, Bu Kur’an’ı bir dağa indirmiş olsaydık, sen onu Allah’a olan bağlılığı ve saygısından ötürü baş eğmiş, paramparça olmuş görürdün.” İfadesi ne kadar anlamlıdır! O korkunç/görkemli dağların bir zelezelede/deprem ya da yanardağ patlaması ile paramparça olduklarını düşünelim. Böyle bir olayla karşı karşıya kalan her insan ürker/korkar. Hani bazı temsili kıyamet, deprem ve yanardağ patlamalarını gösteren filmler vardır. Onları izlerken film olduğu bilindiği halde insan ne kadar e... Devamı

İSLAMIN KIYAMI

2011-09-28 09:23:00

  Âdemden Muhammed (sav)'e kadar İslam’ın yeniden ve de yeniden dirilişi. İslam’ı öldürdüğünü zannedenler bilsinler ki öldüren de dirilten de ALLAHTIR. İslam kıyamete kadar baki kalıp tüm insanlığı kendine davet eden yegâne yoldur. Tek yoldur. Ne olursan ol gel diyen “Hakikate gel” “Hayata gel “ diyen tek KAYNAKTIR. Rol çalanlar ancak kendi zanlarına davet ederler. İslam kendine uymaya davet eder dini kendine uydurmaya değil. İslam yolunun kılavuzu Kur’an, Rabbimizin izniyle elimizde ve de kıyamete kadar korunan yegâne tek kitaptır. Kur’an bizi yaşamaya davet ederken indiği toplumu ölüyken diriltmiştir. 1400 Sene evvelki dünyanın resmine bakacak olursak bir tarafta Sasani İmparatorluğu-düalist-Zerdüşt inancıyla bir tarafta Roma imparatorluğu- Pavlusun Hıristiyanlığıyla diğer tarafta kadim Hint imparatorluğunun hint fakirizmi inancıyla bir tarafta Asyanın şamanlarıyla dünyanın öbür ucunda inka ve maya kalıntılarının üzerinde yaşayan yine kabile hayatı süren ruh göçüne inanan Kızılderililerin inancıyla hatta efsanelerle-mitolojilerle çevrili Yunan mitolojisiyle Kelt mitolojisiyle vs ÖZETLERSEM YA İNSANIN TANRILAŞTIĞI-TANRISALLAŞTIRILDIĞI KAST SİSTEMİYLE ALLAHIN SİSTEMİNİN PAYLAŞILDIĞI-PAYLAŞTIRILDIĞI YA TABİYAT PERESTLER YA ZAMAN PERESTLERLE çevrili bulunduğu coğrafyanın tam orta yerinde çöl diye bakılan fethi için çaba sarf edilmeyen kum fırtınalarıyla ünlü değersizmiş gibi görülen coğrafyayı dirilten bir kitap. Birkaç zengin kabile reisinin tekeline terk edilen coğrafyada başlayan bir kanat çırpış öyle bir kanat çırpıl ki tusunami etkisiyle tüm coğrafyaları içine almıştır. Tarih tekerrürden ibarettir. Hakikati yozlaştırma sürec... Devamı

KALK AYAĞA & uyan ve uyar‏

2011-09-28 09:22:00

  Yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı, yalnızca Allah'ın üzerinedir ( Hud suresi ayet 6 ) OKU bak iman ettiğin kitap sana ne diyor. Bir ömür nefes aldıkça rızkına ben kefilim sen neyin telaşındasın? Ama tabi ki sen miden yerine nefsini doyurmanın telaşında isen işin biraz zor çünkü nefsinin bir hacmi yok. Etrafıma baktığımda insanların gelmeleri gitmeleri koşturmaları hep bir avuç içi kadar mide için mi? İnsanin yaşam yaşamak dediği bir avuç içi kadar mı. Arılar bal üretirken, inekler süt verirken, ipek böceği kumaş dokurken, ben insan denilen varlık sadece tüketmek için mi varım? Tabi ki büyük bir hayır! AYAĞA KALK Miden ve midenin aşağısına düşürdüğün insan olmanın onurunu da ayağa kaldır kendin ile birlikte. Seni insan yaratanın insan kalman için gönderdiği mektupları artık açıp okuma değil ANLAMA vakti. AYAGA KALK Ey insan haramlarla bir anlık geçici zevklerle kirlediğin ruhunu vahyin ayetleri ile yıkama vakti.. AYAGA KALK Seni tüm diğer canlılardan ayıran aklı kullanma vakti. Hırsızlar sen midenle zevkinle meşgulken, namusunu dinini çaldılar bak sokaklara, bak çarşılara, bak vitrinlerle başını döndüren alış veriş merkezlerine, okullara. Sokaklarda su satan, sakız satan, ayakkabı boyayan çocuklara. Hani iman ettiğin değerler hani senin dinin Kur’an’ın. Üzeri kubbeli dört duvarlı tas binaya hapis edilmiş, başında beyazı kirlenmesin diye üzerinden naylonu çıkarılmamış sarıklı cübbeli gardiyanlar dikkat ediyorlar. Kaza ile üzeri kirli, karni aç bir sokak çocuğu girmesin olur ya ayakkabısı yoktur, ALLAH korusun ayakkabı çalar. Milyonlarca yetimin hakkı çalınırken sükût eden uydurulmuş dinin ga... Devamı

KUTSALLAŞTIRMA

2011-09-26 09:16:00

  Hakkında konuşulamayanların kutsallığı almış başını gitmiş ise... Orada söylenecek söz kalmamıştır. Söyleyecek sözcü de kalmamıştır. Sözü dinleyecek kişi de... Sözü bir şekilde  getirmekten korktuğunuz her ne ise onunla mücadele etme şansınız bir şekilde kalmamıştır. Korkunuzun ciddi sebepleri olabilir. İş kaygısı, hayat kaygısı, sürgün kaygısı, iftira kaygısı... Her ne olursa olsun üzerinde baskı yaratan bu ve benzeri unsurlara rağmen kişi hakkında konuşmak istediğini konuşabilmelidir. Konuşmak isteyene engel olan tüm sistemler, konuşmacıyı konuşmasına başlamadan öteki ilan eden tüm düşünceler otoriteyi korumak derdi ile hareket etmektedirler. Buradaki otorite görünüşte bir şeyin otoritesi gibi yansıtılmak istense de gerçekte otoritenin sahibi olan kimi kişiler kendilerinin çıkarları ve keyifleri için ötekileştirmeyi basit bir savaş kuralı olarak görmektedirler. Konuşmayı, ifade hürriyetini sınırlayan tüm sistemlerin karşısında olmak günümüz insanının yegane vazifesi olması gerekirken bu şekil bir yaşam tarzı ve gidişatın olması beklenirken ve bir noktaya kadar da aslında öyle hareket edilirken her şey bir anda farklılaşıp konuşmayı ve konuşulanları sindirme süreci devreye girmektedir, girmiştir. Ülkemiz insanı uzun zamanlardan bu yana o ya da bu siyasi ya da değil otoritelerin baskısı altında fısıldamaktan dahi geri durmuştur. Tam konuşmaya, kendini ifade etmeye başlayacak iken, o ana kadar var olan baskı sistemlerinin etkisi bitecek diye düşünürken, bu seferde başka türlü baskı ve korku yayan otoriteler ortaya çıkmıştır. Şu halde ve zamanda korku yayarak aslında hangi güce ve amaca dahi dayandığı belli olmadan iktidarı ve her türlü s&o... Devamı

EŞİTLİK ve Allahın devesi

2011-09-26 09:08:00

  Malum, Peygamberimizi davasından vezgeçirmek için Mekkeli müşrikler türlü uzlaşma tekliflerinde bulunmuşlardı.  Meşhur rivayette geçtiği gibi bunlardan birisinde Peygamberimiz “Bir elime ayı, diğerine güneşi verseniz ‘davamdan’ vazgeçmem”diyerek geri çevirmişti. Yaygın kanaate göre buradaki “dava” inanıp inanmama davası idi. İnkarcılar Allah’ı  ve ahireti inkar ediyorlardı. Onların reddettikleri işte bu iman hakikati (hakâik-i imaniye) idi. Acaba öyle mi? Adamlar zaten yerleri ve gökleri kim yarattı desen hiç şüphesiz “Allah”diyorlar. Ahiretle, cennetle, cehennemle, namazla, oruçla bir sorunları yok. Evet, inanmıyorlar. Ama neye inanmıyorlar? Allah’a mı? Allah’ın ayetlerine mi? Allah’ın ayetlerinde çağırdığı şeye mi? Peygamberimizin “Bir elime güneşi, diğerine ayı verseniz vazgeçmem”dediği “dava”neydi? Neydi bu“dava”ki müşrikler duyar duymaz “gözleriyle devirecek gibi baktılar”ve “arslandan kaçan ürkmüş yaban eşekleri”gibi oldular. Hani Kur’an’da bir ayet var:“Yeryüzünde sabit dağlar varetti. Orasını bereketlendirdi. İsteyenler/ihtiyacı olanlar için eşitçe olmak üzere orada dört mevsim kuvvetler (rızık ve rızık kaynakları)takdir etti(Fussilet; 10). Bir çok müfessirin “hayvanlar hakkındadır”diyerek sinirlerini aldığı bu ayet… Bu ayeti bir kenara not edin. *** Önce rivayeti okuyalım: “Mekke’nin zengin ulularından Utbe bin Rebia söze başladı: ‘Araplar içinde rezil olduk. Kureyş’in onurunu kırdın. Sen birbirimize kılıç çekmemizi mi istiyorsun? Beni dinle: Sana bir şeyler teklif edeceğim. ... Devamı

İslam’ı Anlama Metodolojisi

2011-09-23 11:33:00

  İslam’ı Anlama Metodolojisi -1-       İslam’ı Anlama Metodolojisi -2-       İslam’ı Anlama Metodolojisi -3-       İslam’ı Anlama Metodolojisi -4-       İslam’ı Anlama Metodolojisi -5-       İslam’ı Anlama Metodolojisi -6- ... Devamı

MÜMİN MASKELİ MÜŞRİKLİK

2011-09-23 11:32:00

  Allah Resulü şirke karşı savaşmıştı. Amcaoğlu ve damadı olan ''Hz. Ali'' de öyle… Ama arada bir fark var. Resul’ü Ekrem(Cömert Elçi), açık ve belirgin şirk ile savaştı. Ve Allah’ın yardımı ile başardı… Ancak Hz. Ali için onu söylemek zor; Çünkü o ''Cüppeli, Sarıklı Şirk ile savaştı'' ve mağlup edildi… Ve zamanımız, Ali düşmanlarının saltanatına mahkum olmuş görünüyor. Ki Muaviye ile Ebu Cehil arasındaki en büyük farklardan biri de budur… Biri Kuran’ı reddeder, Ötekisi ise, elinden Kuran’ı düşürmez! Ama Kuran’ı ‘’mızrak ucuna takar.’’ Yani silaha dönüştürür… Ne biçim bir iş ki, Birileri de ona eren-evliya der… Bu iş böyle süregider.! *********** Bugünün şirkini "ateistlerde, dindar olmayanlarda aramak, cehalettir." Bugün şirk, cüppe altında, 500 dolarlık türbanın altında, arka cebinde yüzbinlerce dolarlık banka cüzdanı olan pantalonların içinde gizli… Bugünün şirki, tıpkı Ali’nin savaştığı şirk gibi… Ki ne diyor O insan; ''Onlar da din elbisesi giymiş, ama tersinden!'' Mümin maskeli müşrikliğin yaşattığı felaketleri yaşıyoruz. Bu akl’ı kıt, dini eksiklerin ardına takılanlar hiç şikayet etmesin. İnandığınızı düşündüğünüz Resul sizi şikayet ediyor; Ey Rabbim, benim toplumum Kuran’ı terketti! (Furkan Suresi 30. Ayet) Dikkat ediniz. Bu şikayetin mahşerde cereyan edeceğini belirten Kuran’da, başka bir şikayet yok… Yani Hazreti Peygamber şöyle bir şikayette bulunmuyor; * Ya Rabbi, benim toplumum namazları kaçırdı! * Benim toplumum, sakalını kesti! * B... Devamı

Bu Beldenin Buzağısı (!)

2011-09-21 14:24:00

  Yaşadığımız İslam, âlemlerin rahmetinin vahiy yoluyla getirdiği İslam değil; “İslam, İslam olmaktan çıktı. Ben bile tanıyamaz oldum.” (İmam Ali) Âlemlere rahmet olanın ardından yürüyen "zahmet" toplumuna… Rahmet ve zahmet arasındaki ince çizgide geçen binlerce yıllık hezeyan ve mutlak anlamda mevcut çelişkilere hapsedilmiş bir din algısı... Kur’an’ın iki yolundan bahsediyorum; Biri Meymene, bir diğeri Meş’eme… Yani; sarp yolun yolcuları ve orta yolcular/kolaycılar… Allah’ın toplum vicdanına sunduğu yüce kitabı Kur’an’ı Kerim’in Beled Suresinde geçen bu iki ayrım; varlık âlemindeki ana çelişkinin farklı bir tarzda dışavurumu gibidir. Kur’an’ın Bakara suresinin 30. Ayetinde kullanılan “fesad” ifadesi bu noktada önemli bir açılım sunmaktadır; Hani Rabbin sizin için anlamı olmayan bir zamanda meleklere; Ben yeryüzüne bir halife tayin edeceğim! demişti. Bunun üzerine melekler; Ya Rabbi, sen yeryüzünü ifsad edip kan dökmekte olan birini mi halifeleştireceksin, hele ki biz seni takdis edip tenzih ediyor iken. Bunun üzerine Allah; Ben sizin bilmediklerinizi bilmeye yeterliyim dedi… (Bakara Suresi 30. Ayet) Fesad; f-s-d kökünden gelen; bir şeyin az ya da çok, halkedilen ölçüden çıkmasıdır. Beden, nefs ve eşyanın istikametinden çıkması yönünde kullanılan bir kelimedir. Yani köken olarak; ölçü dışına taşmak, bu yolla ihtilaf üretmek olarak düşünülebilir. Ki din dilinde ihtilafları tanımlarken kullanılan kavramların çoğunluğu; aynı zamanda “mülke işaret etmektedir.” Mülkiyet /Şecer; yeryüzünün ifsadı /ölç&u... Devamı

Herşey OKU Emri İle Başlamıştı

2011-09-21 14:23:00

 Okumayı bilmeyen, cahil olanın yani ümminin anlamasınında, bilmesininde manası yoktu.  Anlamdan yoksundu. Oku emri ile peygamber gibi bir rehber, kul, insan, harika biri olmak mümkün iken. Aynı oku emri ile firavun, zalim kral, calut, karun, belam gibi olmakta mümkündü. Mümkün. Ancak okadar uzağa yükseklere varmanın anlamı yok. Sıradan kimseler için oku emri onu takva sahibi bilge ve bilinen biri yapabilecek iken; cahil ve gene bilinen biri yapmasıda mümkün. Oku hitabını alması gereken yerden değilde yanlış yerlerden alan veya aldığı hitaba bir şekilde bir yerlerde sırtını dönen aşağılanmışlardan olmak zorunda kalır. Karşımıza bazen kitap yüklü eşek bazen ise insanlığından bir haber sureti insan olarak çıkabilir. Oku emri herşeyin başı her şeyin bittiği yer. Ya okursun şeref ve edep sahibi olursun ya okursun ün sahibi amma edepten uzak olur kaybedersin yada muhatap bile olamadan göçüp giden çoğunluğa katılırsın. Okumaya başlayıpta bu eylemini yarıda kesenin hali, ilk cahilliğinden bile haberdar olmayan kişiden daha berbattır. Tehlikelidir. Canı yanmış vahşi misali her an bir yerlere zararı dokunabilir. Bazen farkına varır halinin ve ister diler ki en başa geri dönmeyi. Yada var ise bir kıvılcım taşıdığı arayıp bulmak ister aradığı o kutsalını. Aşkını. Özlemini. Yarenini. Işte bilmek böyle acıdır. Bilmek için yola koyulan bunu göze almış mıdır bilemem ama bilmenin acılığını tattığında iş işten geçmiştir. Onun için herkes değil birazı bilmelidir. Zır cahillerin mutluluğu ve takvasına özenilmelidir. Ibadetlerine zikirlerine nazar edimelidir. Amma velakin yaşadığımız toplum ve zaman, cahilliğin ne zamanı ne de buna müsamaha var. Ben bilmek istemiyorum deme şansına sahip değil kimseler. Illada bileceksin işine yarasada yaramasada. Azından çoğuna pek &c... Devamı

KİMLER CEHENNEME

2011-09-21 10:12:00

  "Ezilmişler/Müstedaflar Cehenneme…" "Müsted'af" ve "isted'af" kelimeleri, ezilmek, güçsüz bırakılmak, güçsüz görülmek, güçsüz ve zayıf görmek, zayıf kabul edilmek, zulme maruz kalmak anlamlarına gelir. Kur' an’daki kullanımları da benzer anlamlara sahiptir. Yani kelime, doğasında, bünyesinde doğuştan getirdiği yapısal veya irsi bir zayıflık ve güçsüzlük barındırmayan, bulundurmayan ancak daha çok kendi dışındaki bir gücün ve etkenin etkisi ile güçsüz ve zayıf duruma düşürülmeyi ifade eder. Özellikle bedendeki bir çelimsizlik, zayıflık ve zafiyeti değil, ekonomik ve sosyal statüdeki bir zafiyeti ve güçsüzlüğü anlatır. Kur'an'daki kullanımları da daima bu yöndedir. İnsanların adil olmayan bir sınıfsal yapı içerisinde, doğal ve meşru olmayan yollarla, ekonomik, siyasi ve sınıfsal yönden aşağıda olmaya zorlanmayı ifade eden isimlendirme olarak kullanılır. Ancak Kur'an çok zaman bu şekilde isimlendirilen kişilerin de bu gayri meşru durumu bir şekilde içselleştirerek normal bir durummuş gibi algılamaya başladıklarına da göndermelerde bulunur. Bu hale gelme de, en azından bu halin sürmesinde güçsüz bırakılanların da önemli katkısının olduğundan söz eder. Bu ifadelerin, fiziki ve tek taraflı bir zorunluluğun sonucu olarak değil, genellikle çift taraflı bir kabul ve yargının sonucu olarak oluşan bir algıyı ve yaşama biçimini resmettiğini görüyoruz. Ezilmişlik, müstedaflık, geri kalmışlık veya geri bırakılmışlık  sadece zalimin zulmünün bir sonucu olarak bu kesime isim olmuyor. Böyle bir kesime isim olması için, o kesimin de bunu kendileri için "olabil... Devamı

EŞİTLİK (kuran açısından)

2011-09-21 10:10:00

  Mevcut meallere bakılırsa, bu tür konuların çoğunda olduğu gibi “sinirleri  alınmış” ayetlerden birisi ile daha karşı karşıya olduğumuz görülüyor. “Eşitlik” kavramına duyulan antipati nedeniyle türlü teviller yapılarak anlaşılmaz hale sokulmuş. Bakın ne diyor ayet: “Yeryüzünde sabit dağlar varetti. Orasını bereketlendirdi. Orada dört mevsim güç/kuvvet kaynaklarını (egvâtuhâ), isteyenler/ihtiyaç sahipleri eşit olarak yararlansın diye (sevâen li’s-sâilîn) takdir etti.” (Fussilet; 41/10). Ayette geçen “isteyenler için eşitçe” (sevâen li’s-sâilîn) ifadesi “eşitliğin” bir Kur’an kavramı olduğunun apaçık delilidir. Sadece burada değil; başka yerlerde de özellikle “rızık” söz konusu olduğunda “eşitlik” kavramının dikkat çekici bir şekilde vurgulandığını görüyoruz. (bk. Nahl; 71). Ayette geçen “dört günde” (fî erbeati eyyâm) dört mevsim içinde yani bütün bir yıl boyunca, “güçler/kuvvetler” (egvât) da insana güç veren, kuvvet toplamasını sağlayan gıdalar/rızık ve rızık kaynakları manasındadır. Kur’an, bunlara yeryüzündeki güç/kuvvet kaynakları (egvâtuhâ) diyor. “Egvât”  Türkçe’de de kullanılan “guvve” nin çoğuludur ki kuvvet diye telaffuz ederiz. En geniş anlamıyla yeryüzünde rızık biriktirici tüm servet ve güç yığıcı tüm iktidar kaynaklarını ifade eder. İşte, Allah, yeryüzünün tüm güç ve kuvvet kaynaklarının/servet ve iktidar araçlarının isteyenler yani ona ihtiyacı olanlar arasında &ldquo... Devamı

KUR’AN’DA ‘DİN ADAMI’ ELEŞTİRİLERİ

2011-09-21 09:01:00

  Kur’an’da “Ruhbân”, “Ahbâr”, “Hâmân” “Rabbâniyyûn” diye anılan ve şiddetli eleştiriler yöneltildiğini gördüğümüz “din adamı” karakterleri var. Acaba bunlar hangi sebeple eleştiriliyorlar, hiç düşündünüz mü? Hiç, bir “din kitabı” kalkıp da “din adamlarını” eleştirir mi? Bu, kendi ayağına kurşun sıkmak olmuyor mu? Aşağıda Kur’an’da bizzat Ruhbân, Ahbâr, Hâmân ve Rabbâniyyûn adının geçtiği ayetleri okuyacaksınız. Özellikle bu isimlerin geçtiği yerleri çıkardım. İsmi (ünvanı) verilmeksizin geçen yerler de var fakat onları atladım. Bakın, neden dolayı eleştiriliyorlar. Ama önce bu isimler ne demek ve bugün için kimlere tekabül ediyor ona bakalım. *** RUHBÂN: Sözlükte “korkmak, ürpermek” kökünden gelir.  Korkutmak, tedhiş uyandırmak, yıldırmak, ürpermek, dehşet saçmak (irhâb), korkutmak, yıldırmak (terhîb), terörist (irhâbî), terörizm (irhâbiyye), Allah’tan korkan, ürperen, keşiş (râhib), korku, heybet (rehbe), fobi (ruhâb) kelimeleri bu kökten gelir… Rehbâniyye ruhbana ait iş anlamında, Ruhbân da çoğulu olup rahipler, keşişler demektir. Ruhbanlık ile kastedilen ise, böylesi kişilerin “Tanrı korkusundan”dağlara çekilmeleri, kendilerini bütünüyle ibadete (nusuk) vermeleri, üzerlerine vacip olan nusuklara ek olarak yalnız yaşamak, sert elbiseler giymek, kadınlardan uzak durmak, mağaralarda ve kuytu köşelerde kendilerini ibadete vermek gibi ileri derecede meşakkatli bir hayat... Devamı

SU GETİRİN !

2011-09-21 09:00:00

  "kuranı yaşamak dileği ile.."   *** Kralın biri, huzurunda el pençe divan duran saray erkanından bir bardak su istemiş. Saray erkanın içinde askerler, şairler, dalkavuklar, medyumlar, kahinler, din adamları vs. hepsi varmış. Geniş bir halka oluşturulmuş halde ayakta dinliyorlarmış? Kral su isteyince sırasıyla: Şair: ?-Yüce efendimiz ve haşmetli kralımızın emrindeki şu zarafete bakın. Böyle bir mısra dünya tarihinde daha söylenmedi: ?Su getirin, su getirin, su getirin?? Dalkavuk: ?-Efendim sizin sözünüzün üstüne söz söylenmedi şu alemde: ?Su getirin, su getirin, su getirin?? Din adamı: ?-Her kim bunu günde 100 kez söylerse cennet köşkleri onu bekliyor, aşk ile bir daha: ?Su getirin, su getirin, su getirin?? Medyum: ?-Kralımız bu sözüyle gelecek yılın bolluk ve bereket ile geçeceğini haber veriyor, şevk ile bir daha: ?Su getirin, su getirin, su getirin?? Kahin: ?-Bana bir su getirin ? cümlesinin ebced hesabı ile değeri 2050?dir. Kralımız bu yılda kıyametin kopacağını haber veriyor. O yıla dikkat edin ve bu cümleyi sakın unutmayın: ?Su getirin, su getirin, su getirin?? Velhasıl bir bardak suyu getiren olmamış ama her yan ?Su getirin?? sesleriyle inlemiş?Bir ?su edebiyatı?dır almış başını yürümüş?Dilden dile dolaşmış, hafızlar ezberlemiş, en güzel hatlarla yazılıp duvarlara asılmış? Hikayedeki ?Kral? ile Allah?ı, ?Su getirin? emri ile Kuran ayetlerini, diğer şair, din adamı, dalkavuk, medyum, kahin vs. ise bizleri anlatıyor. Bir dinin hayattan çekilişi de işte böyle oluyor. Okunarak, ezberlenerek, yazılarak, her yere asılarak, büyük saygı duyularak, çok satarak, çok konuşularak, çok dağıtılarak, salonlar dolusu dinlenerek ve fakat asla gereği yapılmayarak bir hayattan çekiliş? Her yerde ?Su getirin.. ? ses... Devamı

İslam Soru Sormakla Başlar

2011-09-20 15:58:00

  "Ben" ve "Biz" Olma Süreci Soru Sormakla Başlar Kaçımız, inancımızın kaynağı ve o kaynağı nasıl algıladığımız ile ilgili sorular sorma gereği duyuyor? Soru sorma gereği duyanların muhatapları kim? Bu sorularımızı kime, neye, nereye, ve nasıl soruyoruz? Bu sorular neyi/neleri kapsıyor, içeriğinde neler var?  Şu an görünen halimizle ilgili bir tespitimiz var mıdır varsa bunları nasıl formüle ediyoruz? Mesala, bizi Müslüman kılan ve müslüman olmadığını düşündüğümüz insanlardan bizi ayıran temel özelliklerimiz nelerdir? Bu temel özelliklerimiz, şekilsel, fikirsel, eylemsel nitelikli olanlardan hangisini veya hangilerini içeriyor? Bizi müslüman kılan bu davranış ve anlayışlarımızın, İslam olduğuna dair, algımızın kaynağı nedir? "Bilmediğin şeyin ardına düşme;çünkü, işitme duyusu, görme duyusu ve kalp, bunların hepsi bundan sorguya çekilecektir!"(17/36) diyen bir kitabın kaynaklık ettiği dine bağlı olduğumuzu iddia eden "bizler"in bu soruları merkeze alarak yeni ve adil bir dünya inşa etmesi mümkün. Yeterki sordukları sorulara doğru cevaplar versinler ve cevaplarının gereğini yerine getirsinler. Soru soramıyor olmak, aynaya bakamıyor olmak gibi bir şey...Nasıl ki, aynaya bakmayan/bakamayan birisinin, kendi görüntüsü hakkında doğru ve net bir şekilde bir bilgi elde etmesi mümkün değilse, ancak çevresindekilerin veya muhataplarının aktardıkları ile yetinmek durumunda kalıyorsa, kendisi açısından sağlaması yapılmayan algı, anlayış ve bilgiler için de aynı şey olmak durumundadır. Bir sanıdan ibaret olan, kendisinin "yakışıklı veya güzel olduğu" iddiası kendisine değil muhataplarına ait bir değerlendirmeyse (tanımlama ve değerlendirmeler, onları yapanların algı, birikimlerinin bir sonuc... Devamı

SİYÂSETNÂME 1

2011-09-20 15:55:00

Kur’ân ışığında SİYÂSETNÂME İSLÂM DİNİNDE DEVLET, DEVLETİN GEREKLİLİĞİ VE DEVLETİN OLUŞUMU   Şüphesiz ki insan sosyal bir varlıktır. Bu özellik onun çok sayıdaki ihtiyaçlarını tek başına karşılayamayacak şekilde yaratılmasından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle, istese de toplu hâlde yaşamaktan vazgeçemez. Yüce Allah insanı, değişik ihtiyaçlarını toplum içinde farklı meslekler icra ederek ve aralarında iş bölümü yaparak gidermelerini sağlayacak beceri ve yeteneklerle donatmıştır. Her insan kendi beceri ve yeteneği doğrultusunda sosyal hayata katılmakta ve diğer insanlarla her alanda ve her düzeyde çeşitli ilişkiler kurmaktadır. Sonuçta insanların maddî ve manevî ihtiyaçları birbirleriyle kurdukları bu ilişkiler sayesinde giderilmiş olmaktadır. Ancak toplum içindeki bu alma-verme ilişkisi âdil bir düzen içinde gerçekleşmelidir ki, insanlar barış içinde yaşayabilsinler, hayırlarda yarışabilsinler. Bu düzenin sağlanabilmesi ve insanlar arasında çıkabilecek anlaşmazlıkların giderilebilmesi için herkesin tartışmasız olarak kabul edeceği, itaat edeceği bir otoriteye ihtiyaç vardır. Sosyal bünye de aynı insan bünyesine benzemektedir. İnsan vücudundaki tüm organların ve sistemlerin sağlıklı işleyebilmesinin bir beyine ihtiyaç duyması gibi toplumlardaki görev bölümlerinin sağlıklı işleyebilmesi, merkezi bir otoriteye; yöneticiye ihtiyaç duyar. Bu otorite bugün ki anlamıyla “Devlet”tir. DEVLET "Devlet" kavramı, ideolojik, politik nedenlerle çok çeşitli şekillerde tarif edilmektedir. Yunan filozoflarından Eflatun, devletin, “İnsanın tek başına kendi kendisine yetmemesi sebebiyle, ihtiyaçlarını karşılamak üzere meydana getirdiği bir ... Devamı

SİYÂSETNÂME 2

2011-09-20 15:54:00

Kur’ân ışığında SİYÂSETNÂME 2  Mülk ve idare; hâkimiyet Allah’a aittir. Bize kavuşmayı ummayan, dünya hayatına razı olan, onunla tatmin bulan şu kimseler ve kendileri Bizim âyetlerimize/ alâmetlerimize/ göstergelerimize duyarsız, ilgisiz olan kimseler; işte bunlar, kendi elleriyle ettikleri yüzünden varacakları yer ateş olanlardır. Hiç şüphesiz iman eden ve düzeltmeye yönelik işler yapan şu kimseler; imanlarından dolayı Rableri kendilerine kılavuz olur. Bol nimetli cennetlerinde onların altlarından ırmaklar akar durur. (Yunus/ 7, 8) Yoksa o insan başıboş bırakılacağını mı sanır? (Kıyamet/36) Sizin, O'nun astlarından o taptıklarınız, sizin ve atalarınızın uydurduğu birtakım isimlerden başka birşey değildir. Bunlara tapmanız konusuna Allah hiçbir delil indirmiş değildir. Hüküm ancak Allah'a aittir: O, size, Kendisinden başkasına tapmamanızı emretti. İşte bu dosdoğru/koruyan dindir. Fakat insanların çoğu bilmiyorlar. (Yusuf/ 40) Yeryüzü de Allah’ındır Yeryüzü, parsellenip insanların Allah’ın nimetlerinden yararlanması engellenemez.  Herkes, rahat bir hayat geçirebilmek için dünyanın her yerine gidebilir. Bakara; 58 ve Nisa; 154’ün hükmüne göre gidilen yerin otoritesine bilgi verilir, gelindiği yerin hukukuna uyulacağı, orada kargaşaya sebep olunmayacağı da taahhüt edilir. Kesinlikle görevli güçlerin, kendilerine haksızlık ederlerken, geçmişte yaptıklarını ve yapması gerekirken yapmadıklarını bir bir hatırlattırdıkları şu kimselerin durumuna gelince; görevli güçler, “Ne işte idiniz?” derler. Onlar: “Biz yeryüzünde güçsüzleştirilmiş kimselerdik” derler. Görevli güçler: “Allah'ın yeryüzü geniş değil miydi, si... Devamı

SİYÂSETNÂME 3

2011-09-20 15:53:00

Kur’ân ışığında SİYÂSETNÂME 3   البيعةBEY'AT  Sözcüğün anlamı “itaat”, “itaatleşme” demek iken, “bir konuda ölümü pahasına, itaat etmeye, sadık kalmaya sözleşme”olarak terimleşmiştir. Müslümanların Rasülüllah ile bey’atleştiklerini Kur’an’daki âyetlerden öğreniyoruz. Şüphesiz sana bağlılık yemini eden şu kimseler, gerçekte Allah'a bağlılık yemini etmektedirler. Allah'ın gücü; nimetleri, yardımları onların güçlerinin; yardımlarının, hizmetlerinin üzerindedir. O nedenle kim sözünden dönerse, artık sadece kendisi aleyhine olmak üzere dönmüştür. Kim de Allah'a verdiği söze vefa gösterirse, Allah ona hemen büyük bir ödül verecektir.(Fetih/ 10) Andolsun o ağacın altında sana bağlılık yemini ederlerken Allah, mü’minlerden razı olmuştur. İşte kalplerinde olanı bilmiş, onlara kalbi teskin eden, güven ve yatışma duygusu/ moral indirmiş ve onları pek yakın bir fetih ve alacakları birçok ganimetler ile ödüllendirmiştir. Ve Allah, en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan/ mutlak galip olandır, en iyi yasa koyan, bozulmayı iyi engelleyen/sağlam yapandır.(Fetih/ 18) Ey Peygamber! İnanmış kadınlar sana, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamaları, hırsızlık etmemeleri, zina etmemeleri, çocuklarını öldürmemeleri, elleri ile ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemeleri, ma’rufta; herkesçe kabul gören/vahye uygun hususlarda sana isyan etmemeleri üzerine bağlılık yemini ederek gelirlerse, hemen onların bağlılık yeminlerini al ve onlar için Allah'tan bağışlanma dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.(... Devamı

SAHABE NASIL BAŞARDI !

2011-09-20 11:51:00

Bir kez yürünmüş bir yola düşenlerin sayısı çoktur, hedefe ulaşan az .. (Nietzche)  Yeryüzünde kendi ‘’gerçeklerinin, yetersizliğinin’’ farkına varmaksızın toplumu yargılarına mahkum edenlerin çoğaldığı bir zamanı yaşıyoruz.  Düşünün ki, yeryüzündeki yaşamı ‘’tekeline alan’’, öyle ki ‘’ölüm sonrasını bile kendine yontan bir algı olarak’’ putperestlik, sokakta yanan ateşe müdahale etmeksizin ‘’cennete girileceğini iddia edenlerce uydurulmuş bir din idi.’’ Ki halen öyledir. (BAKARA suresi 214. ayet) Yoksa siz, sizden önce gelip geçmiş olanların karşılaştıklarının benzeri başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara şiddetler, belalar ve zorluklar gelip çattı; sarsıldılar. Öyle ki, resul ve onunla birlikte inananlar, "Allah'ın yardımı ne zaman?" diye yakarıyordu. Haberiniz olsun ki, Allah'ın yardımı çok yakındır. (ÂLİ IMRÂN suresi 186. ayet) Yemin olsun ki, mallarınızda da canlarınızda da imtihan edileceksiniz. Ve yemin olsun ki, sizden önce kendilerine kitap verilenlerden de şirke batanlardan da incitici çok şey dinleyeceksiniz. Sabreder, takvaya sarılırsanız işte bu, iş ve oluşların en zorlularındandır. Dine karşı dinin, şirke karşı tevhidin ‘’ahiret hesaplaşması’’ şu şekilde cereyan etmekte idi; Firavun görkemli mezarlar yaptırarak, ölümsüzlüğünün ilanını bayraklaştırmıştır. O mezarların için, yığınla altın ve gümüşle doludur. Çünkü inanışa göre; Firavun, ölümsüzlüğü süresince, kıdem ve mertebesinin nimetleriyle haşrolacaktır. Yeryüzünün ezilenlerine ‘’ahiret ümidi bile vermeyen&rs... Devamı

Peygamberi Taşlayanlara Benziyorsunuz!

2011-09-20 08:58:00

  Tüm peygamberler, zamanlarının din tüccarlarıyla mücadeleye tutuşmuş, yozlaştırdıkları sahte dinle savaşmışlardır. Toplumların sömürülmesinin, aldatılabilmesinin yegâne yolu tarih boyunca, halkın sahte inanç ve düzmece tanrı ya da tanrılara inandırılması olmuştur, olmaktadır. Bugün; eşitlikçi ve özgürlükçü söylemlere karşı mücadeleye tutuşan alçakları çok iyi tanıyoruz, bu çatışmanın bizlere kaybettireceği hiçbir şey yok bununda bilincindeyiz çünkü biz;  gözlerimizden perdenin çekilmesiyle imanının artacağı insanlar değiliz. Tam teslimiyetle iman ediyoruz. Yaşantımızı dünya perestlerin yönlendirmesi değil yüce Allah’ın doğal yaratışı yönlendiriyor. Zenginliğin ve paranın kaçınılmazlığından ve değerinden dem vuranların zihinsel altyapılarını oluşturan şey ne acaba? Yüce Allah’ın yasaları mı? Yoksa insanlığı felce uğratan lanet olası sermaye perestlik mi?(kapitalizm) İman edişimiz zamanın sözünü söylemeye bizi mecbur kılıyor. Tam teslimiyetle tevhide iman ediyoruz. Bir olan Allah’a olan imanımızdan dolayı hiçbir kınayıcının kınamasından korkmadan doğruları dillendiriyoruz, dillendireceğiz… Bir olan Allah’a Andolsun ki; dünyanın süsüne kanmadan, rabbimize boyun eğiyor ve onun yolunda bin bir türlü iftiraya maruz kalıyoruz. Bundan gocunmuyoruz, sadece bu din tüccarlarının kan emici entrikalarına değil yer yüzündeki tüm acımasız despot sistem ve tağutlara karşı haykırıyoruz “La ilahe illallah” Allah’tan başka hiçbir yasa koyucu, terbiye edici tanımıyoruz, tanımayacağız. Yıllardır içerisinde olduğumuz aydınlanma mücadelesinde geldiğimiz noktadan dolayı rabbimize binlerce hamdediyoruz. Bunca çakal, kan emici, &c... Devamı

ŞEYTAN NEDİR?

2011-09-20 08:43:00

    ŞEYTAN nedir?Herkezin bildiği şeytanın doğru olmadığını söyleyerek sözlerimeze başlayalım. Şeytan sağlam bir bilgiye sahip olmadan bilinçli yada bilinçsiz, bilinen yada bilinmeyen (ins ve cin) aklının ürettiği zannıdır. Yani şeytan herkesin sandığı gibi cin diye bir varlık soyundan olan doğru yoldan saptırmak için yaratılmış bir varlık değildir. Bilakis Nas suresinde şeytanın insandan ve cinden olduğunu söyleyen ALLAH aklını kullanabileceklere şeytanın mahiyeti hakkında yeteri kadar bilgi vermektedir. (kuranda cin ve can bakınız.) Ayrıca Kur`anda geçen iblisin Ademe secde etmemeside, iblisin bilgisizce ürettiği akılsızlığa bir örnektir. Ama iblisin bu bilgisizliğinin neticesiyle üretmiş olduğu düşüncenin adı şeytan olarak adlandılmalıdır. Yoksa Allahın insan ve cinleri yoldan saptırması için şeytan diye bir varlık yaratmış olması söz konusu bile değildir. Bunu idda edenler apaçık bir iftira içine düşmüşlerdir. Allah kullarına apaçık belgelerle gerçeği öğreterek, bilgisizlikten kurtarmak ve onları Kendisine çıkan dosdoğru bir yola iletmek isterken, kullarını sapıtmak için şeytan adında bir varlık yaratmış olması imkansızdır. Şeytan aklın bilgisizce ürettiği düşüncenin ta kendisidir. Buna zanda diyebiliriz, ama dini bilinçli yada bilinçsizce bozmak isteyen güruh kelimeleri bağlamlarından kaydırmakta usta oldukları için Kur`anda geçen müteşabih kelimelerin anlamlarını değiştirerek uzun bir zamandır insanlara dini yanlış öğretmektedirler. İşte o yüzden dünyanın başından bela ve musibetler eksik olmamaktadır. çünkü insanlar Allaha ortak koşmayı doğru din sanmaktalar ve Kur`anı anlamak yerine anlatılanları kabul etmeyi tercih etmektedirler. Yer yüzünde inandığını sananların ... Devamı

KIBLEN NERESİ

2011-09-07 23:14:00

Kıble türkcede namazda dönülen yer, SIKINTILI durumda yardım umarak basvurulan yer anlamına geliyor. Her nereden çıkarsan yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir (Siz de) Her nerede olursanız yüzünüzü onun yönüne çevirin Öyle ki, onlardan zulmedenlerin dışında insanların size karşı bir delilleri olmasın Onlardan korkmayın, Benden korkun üzerinizdeki nimetimi tamamlayayım Umulur ki, hidayete erersiniz (bakara 150) Süphesiz dünyanin neresinde olursa olsun müslümanlar namazlarda yüzlerini bedenlerini kıbleye cevirirler. Fakat namazin dışında kıblemiz neresi? Düsüncelerimizin ve fikir akımlarımızın kıblesi, kalbimizin kıblesi, Dualarımızın kıblesi ! Vicdanlarmızın kıblesi ! Ticaretimizin kıblesi namazdaki kıblemi? Yüzümüzü kıbleye cevirmekle ruhumuzu zihnimizi kıbleye çevirmek çok farklı şeyler olsa gerek. Aklımızı ruhumuzu kıbleye cevirmiş olsaydık şu kölelik düzenine teslim olup bir tüketim köleleri haline gelirmiydik. Sadece kıbleye doğru yönelip kıblenin sahibine el açıp isteseydik. Bügün müslümanların yasadigi coğrafyalarda kan emen bir verip bin alan vanpirlerin  ne işi olabilirdi. Evet kıblemiz neresi gerçekten? Kabenin etrafını gökdelenlerle örten gerçek kıbleyi arkalarına alıp Yüzünü ruhunu kapitalizme cevirip dili ile ALLAH'a; yasam tarzi ile mülke tapanlar. Kıbleniz neresi? Zihni satılık kişilerin menfaatlari kadar kıbleleri mevcut.... Birde beşini kılan; işini bilenler var. Onlar suya sabuna dokunmazlar... Derdi maaşi olan pısırık imamların arkasında uysal koyunlar.... Bilinizki korkaklarin kıblesi yoktur; ;Çünkü kendi olmayanın kıblesi olmaz.... Gölgeler sahipleri ne yaparsa ona mahkumdurlar. Zulme karşı a... Devamı

KURTULUŞ REÇETESİ: Akıl ve Kur’an nimeti

2011-08-26 09:22:00

“ Çoklukta/çoklukla yarışma gafleti sizleri oyaladı. Ta ki, mezarlara varıncaya kadar. Hayır, öyle değil! Yakında bileceksiniz. Sonra, asla öyle değil, yakında bileceksiniz. Hayır, şüphe götürmez kesin bir bilgi ile bilseydiniz, Muhakkak ki, cehennemi görür anlardınız. Sonra, gerçek şu ki, onu apaçık ve kesin bir görme ile göreceksiniz. Sonra, o gün elbette nimetlerden sorguya çekileceksiniz.”(102 Tekasür 1–8) Kevser suresinde geçen “Kevser” kavramı anlam ve içerik bakımından her türlü nimeti kapsar, bu nimetlerden birisi de akıldır. Akıllarını iyi kullanmayanların, bu nimetin hesabını veremeyecekleri açıktır. Tam bu noktada akıl nimetini iyi/doğru kullanmayanlar ile ilgili şu ayeti hatırlamamız çok yerinde olacaktır; “Allah’ın izni olmadan hiç kimsenin iman etmesi mümkün değildir ve O, pisliği/azabı aklını iyi kullanmayanlara uygular/kılar.”(10 Yunus 100). İnsan kendi aklını gereği gibi kullanmadığında büyük bir ihtimalle ömrünü bir mukallit olarak geçirmek durumunda kalır. Mukallit bir hayat süren insanın gerçek anlamda mutlu olması ve sahici bir acı duyması zordur, belki de mümkün değildir. Aklını kullanmayana, başkasının aklının da bir yararı olmaz. Kevser ve Tekâsür sureleri sanki iç içe geçmiş bir bütün sure gibiler. Zaten Kevser ve Tekâsür kavramlarının aynı kökten geldiğini biliyoruz. Aynı şekilde iniş sırasına göre beşinci sure olan Fatiha suresindeki isteğimiz/duamız olan,“Yalnız sana kulluk ederiz ve yalnız senden yardım dileriz. Bizi dosdoğru yola ilet. Nimetine erenlerin, gazaba uğramayanların ve sapmayanların dosdoğru yoluna!”(1Fatiha 4–7 ) ayetleri içinde “Nimetine erenlerin/nimet verdiklerin&rd... Devamı

HELAL GIDA SERTİFİKASI ? !

2011-08-26 09:21:00

  "Allah’a inanırlar, fakat güvenmezler. Gündelik hayatta servete, paraya güvenirler. Allah dış dünyada görünür bir nesne olmadığı için Allah’a inanmazlar." Helal gıda haram para Türkiye, dünyada “helal gıda sertifikası” veren ABD ve Malezya’dan sonra üçüncü ülke oluyor. 930 milyar dolarlık bir servetin yatırıldığı bu pazarda Türkiye’nin hedefi 300 milyar dolar para kazanmak. “Abdestli kapitalistlerin” iştahını kabartan bu pazar için Türk Standartları Enstitüsü (TSE) harekete geçerek 100 kişilik bir ekiple “HELAL GIDA SERTİFİKASI” vermeye hazırlanıyor.  Yeşil sermaye kökenli kapitalistlerin yoğun ilgisini çeken bu uygulamaya büyük markalar da rağbet ediyor. Ünlü dondurma markası MADO’nun bile başvurduğu uygulamada ilginç gelişmeler yaşanıyor. Hatta kimi bira firmalarının bile alkolsüz bira çıkararak böylesi bir eğilime yöneldiği gözlenmektedir. Gittikçe yayılan “Helal gıda sertifikası”, Birlikte değerlendirelim Kur’an da haram ve helal gıdalar Konuya Kur’an’da belirtilen yeme yasakları ile başlayalım, “ leş, kan, domuz eti ve Allah’tan başka kesilenleri haram kılmıştır. Leş yemek insanın birbirinin etini yemesi anlamına gelir. Kan içmek insanın birbirinin kanını içmesi anlamına gelir. Domuz eti yasağı ise Ortadoğu ve Asya kültüründe domuzun genellikle pisliğin sembolü olmasıyla ilgili. Eski Mezopotamya kültüründe domuz genellikle pis ve lanetli kabul edilir. Ancak bu aslında bir ritüeldir. Bir hayvan olarak domuz lanetli değildir. Kendi pisliğini yer ama tavuk da aynı şeyi yapar. Ancak domuzlaşmak Kur’an-ı Kerim’de yiyiciliğin sembolüdür. Helal-haram... Devamı

ALLAHIN KİTABINA EŞ KOŞMAK

2011-08-25 13:22:00

  Şu konuda anlaşalım:Bizler milyonlarca insanın yüzyıllarca yıldır takip ettiğini, sürü psikolojisiyle takip eder isek, aklını işletenler değil, koyunlar oluruz.  İzleyeceğimiz yol Kuran yoludur, ve bu yeter. Bunun aksinin iddiası Kitaba eş koşmaktır ve Şirktir. Rabbimiz Yusuf suresinde çok az kişinin inanacağını (HUD 17, YUSUF 40, ) ve inanların da bir çoğunun şirk koşarak inanacağını söyler (YUSUF 106) ….  İman esasları Bakara Suresi son 2 ayette olduğu gibi Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve ayrım yapmaksızın rasullerine iman olup, bu imanlarda şirk olmaması gerekmektedir. Konumuz olan kitaba imanda eş koşmak günümüzün başlıca ve en önemli sıkıntısıdır. Bu kitaba iman sıkıntısı aşıldığında diğer imani meselelerde aşılmış olacaktır. Şunu unutmayalım ki Bizler bu kitaptan hesaba çekileceğiz. (ZUHRUF 44)   Kitap ve ona iman konusunu biraz açalım, her müslümanın uyması, dikkat etmesi gereken konularda Kuran direkt olarak okuyup kavranabilecek düzeyde örnekler ve belirtmelerle bize yapmamız veya yapmamamız gerekenleri anlatmıştır.  Yani burada kalkıp da “o kadar hacı hoca zar zor çözüyor Kuranı !!! sen kimsin de kendi kendine anladığını iddia ediyorsun” tutumu, Bizlere sadece İslamın ilk geldiği zamanlardaki inanmayanlardan gelen “Atalarımızı başka şey üzerinde bulduk” cümlesini ve Kuranın bu konuda içerdiği ayetleri hatırlatıyor. Fark sadece aradan geçen zaman. Bugün de eğer sen Kuranı eline alıp geceleri tertil ile okumuyorsan(MÜZZEMMİL SURESİ), işine geldiğince onun bunun dediklerine göre dini yaşayıp bunu da Allahın önerdiği şey sanarak yaşıyorsan zarardasın, atalarını bulduğun din üzerindesin. Sorgulama vakti gelmiştir ARTIK ... Kaldı ki eğer Kuranı anlamaya bizim aklımız yetmiyor da hocaya, imama, ilahiyatçı... Devamı

O GÜN ZALİM KİMSE.....(furkan 27-28)

2011-08-24 09:51:00

  Bugün sizleri Furkan suresi 27 ve 28. ayetler üzerinde Kuran bütünlüğünde, düşünmeye davet etmek istiyoruz. Önce ayetleri yazalım. Furkan 27: O gün, zulmeden, ellerini ısırarak (şöyle) der: `Ah keşke, elçiyle birlikte bir yol edinmiş olsaydım. 28: Yazık bana! Keşke falancayı dost edinmeseydim. Yüce Rabbimize şükürler olsun ki düşünene, aklını kullanana çok şeyler anlatıyor ayetlerinde. Kurana başkalarının etkisi altında kalmadan, hurafe inançlara delil aramadan, düşünerek ahhh bir bakabilsek. Ayetlerden anlıyoruz ki, peygamberimizin tebliğ etmeye çalıştığı Kuran ayetlerini, bir kısım insan atalarından gelen hurafe, batıl inançlarından vazgeçmeyip, Allahın elçisine uymamış, onunla birlikte olmamış. Fakat bu insanların çok pişman olacaklarını söylüyor Allah. 28 ayette bunun açıklamasını zaten yapıyor ve bu insanların mahşer günü çok pişman olacaklarını, keşke falancanın sözlerine inanmasaydım, onu dost edinmeseydim, onun batıl rivayetlerine kanmasaydım diyeceklerini, şimdiden bizlere hatırlatıyor. Bu sözleri ve bu inancı, isterseniz herkes kendi nefsinde, günümüze adapte edip düşünsün. Sanırız düşünen, Kuranı rehber alan, çok dersler çıkartacaktır. Şimdide bu iki ayeti daha iyi anlayabilmemiz için, derinlemesine Kuran dan araştırma yapalım, acaba Allah bu ayetlerle bizlere neler anlatmak istiyor ve dikkatimizi çekiyor. Ali imran 101: Size Allah`ın ayetleri okunurken, üstelik Allah Resulü de aranızda iken nasıl inkâra saparsınız? Her kim Allah`a bağlanırsa kesinlikle doğru yola iletilmiştir. Bakın Allah çok dikkat çekici bir söz söylüyor. Allahın elçisi aranızda olduğu halde, yani yaşıyor. Sizlere tebliğ edilen,... Devamı