"Ehli sünnet" UYDURMASI

2011-11-22 15:54:00

  Bildiğiniz gibi memleket, hatta dünya, ehli sünnetten geçilmiyor. Sayıları çok olunca da, yaptıkları hatalar bile İslam’a fatura ediliyor. Ehli sünnet, Kuran Müslümanlarının sürekli haklı çıkmasını hazmedemediği için yalanlama, iftira, hakaret gibi yöntemlere başvurmuş ve onları sapkınlıkla itham etmiştir. Hatta artık Cuma vaazlarında bile hocaların Kuran Müslümanlarından şikayetçi olduğunu görmekteyiz. Geçen gün Cuma vaazında hoca diyor ki: “Şimdi Kuran Müslüman’ı diye yeni bir şey çıktı. Arkadaşlar bunlara ödün vermeyelim, ehli sünnetiz biz…” Hocamıza göre Kuran Müslüman’ı kavramı yeni çıkmış. Şimdi bakalım bu kavram yeni mi çıkmış, yoksa Hz. Muhammed bile Kuran Müslüman’ı mıymış?   Ahkaf Suresi-9. De ki: “Ben, resuller içinden bir türedi değilim! Bana ve size ne yapılacağını da bilmiyorum. Bana vahyedilenden başkasına da uymam! Ve ben, açıkça uyaran bir elçiden başkası da değilim. “ Enam Suresi-50. Onlara şunu söyle: “Ben size Allah`ın hazineleri yanımdadır demiyorum. Gaybı da bilmem ben! Size ben bir meleğim de demiyorum. Yalnız bana vahyedilene uyarım ben!” Sor onlara: “Körle gören bir olur mu? Hâlâ düşünmüyor musunuz?” A’raf Suresi-203. Onlara bir ayet getirmediğinde, “onu da şurdan burdan derleseydin ya, ” diye konuşurlar. De ki: “Ben sadece Rabbimden bana vahyedilene uyuyorum. Bu, Rabbinizden gelen gönül gözleridir, doğruya kılavuzdur, iman eden bir toplum için rahmettir. “ Yukarıdaki ayetlere baktığımızda Hz. Muhammed’in de yalnızca ve yalnızca Kuran-ı Kerim’e uyduğunu, yani Kuran Müslüman’ı olduğunu g&oum... Devamı

“Ey İman Edenler! İman Edin!”

2011-11-21 14:43:00

  Kur’an’da “Ey iman edenler, iman edin…” (Nisa; 4/136) diye bir ayet var. Acaba bununla ne denmek isteniyor? Perşembe geceleri kimi camilerde yapıldığı gibi tecdid-i imana veya tecdid-i nikaha mı çağırılıyoruz? “Aşk ile bir daha”deyip Kelime-i Şahedet virdine, “Şevk ile bir daha” deyup tevbe-i nasuha mı çağırılıyoruz? Bizden Kelime-i Tevhid’i tekraren“dil ile ikrar” edip durmamız mı isteniyor? Bunu anlamak için“Ey İman edenler, iman edin…” ayetinin geçtiği yerden, beş ayet öncesini bakmak yeterli. Bakın, neymiş iman edenlere “iman edin” çağrısı yapmak. Bırakın, Kur’an kendini açıklasın… *** “Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır.İyi dinleyin; önceki çağlarda kitap verilenlere de, size de, “Allah’ın öfkesini çekmekten sakının!” diye tavsiye etmişizdir. Buna rağmen inkar ederseniz, biliniz ki göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Allah hiçbir şeye muhtaç değildir ve övülmeye layık olan O’dur.Evet, göklerde ve yerdeki her şey Allah’ındır. Güvenip dayanmak için de Allah yeterlidir. İsterse sizleri bitirir de ey insan oğlu, yerinize başkalarını getirir! Allah’ın buna da gücü yeter.Kim dünya sevabı isterse, bilsin ki hem dünya sevabı, hem ahiret Allah’ın katındadır. Allah her şeyi işitiyor, her şeyi görüyor. Ey iman edenler! Bizzat kendinizin, anne-babanızın veya akrabalarınızın zülfü yârine dokunsa da adalet ve eşitlikten şaşmayın, zengin  fakir ayrımı yapmayın. Hepsinden öncelikli olan Allah’tır.Adaletten uzaklaşıp da nefsinize uymayın. Eğer eğilir, bükülür veya savsaklarsanız, Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.  (Nisa; 4/13... Devamı

MÜMİNİN ARINMASI / tezkiye /zekat

2011-11-21 13:37:00

  Yeryüzünün tüm karmaşası, ihtirasına ve aldatmacasına rağmen, insanın varlık hakikatine göre ve kulluk bilincini kuşanması ve fıtratına uygun bir hayat sürmesi oldukça zordur. Hakikatin tüm berraklığı ile algılanması gereklidir. Rabbimiz bu konuda Kerim olan Kitabında konuyu net bir şekilde anlatmıştır. Olayı mistik vahalara çekmenin fıtratı inkar etme olacağı düşünülmektedir. Kavramsal olarak konuyu inceleyelim; Tezkiye ze-kâ fiilinden türemiştir. “Ze-kâ” sözcük olarak temizlik, paklık, arıtıp büyütmek anlamında nemâ, feyiz ve bereket anlamına gelmektedir. Yeryüzünde insanın onurlu izzetli bir şekilde yaşayabilmesi ve fıtratına ihanet etmemesi ve Rabbine vardığında yüzünün ak olabilmesi için gayrı fıtri, gayri ahlaki, gayr Kuran i özelliklerden uzaklaşması, hicret etmesi gerekmektedir.  ………..orada arınmayı içten arzu eden adamlar vardır. Allah temizlenip arınanları sever. (Tevbe-108)   Kuranın temel amacıda insanı yaratılış gayesinin dışına çıkmasını önlemek ve yalnız Rabbine kulluk etmek değil midir? İnsanın yaratılışı gereği sırat-ı müstakim üzere yani dosdoğru yolda devam etmesi gerekmektedir. Ahlak yaratılış gereği gibi hareket etmek demektir. Yani yaratılışın kuralını koyan Rahmanın, kurallara uygun kodlarıda insanın benliğine fıtratına, nefsine yerleştirmiştir. Arınma konusunda nefs ön plana çıkmaktadır. Nefs kavramına çok değişik ve anlaşılmaz anlamlar yüklenmektedir. Kuranda nefs kavramı bir çok anlamda kullanılmasına rağmen mistik düşüncede anlaşıldığı gibi benlik ve nefis ikilemi söz konusu değildir. Öyle bir günden korkunuz ki, o gün Allah'a döndürüleceksiniz. Sonra da her nefse kazancı tamamıyla ödenecek ve hiç... Devamı

KURANDA BENZETME SANATI

2011-11-16 17:01:00

  Kuranda farklı anlatım teknikleri vardır. Dikkat edilmesi gereken konu müteşabih (benzetme) ayetler konusudur. Bu konu birilerinin dediği gibi anlaşılmaz ayetler değildir. Bu konu eşyanın hakikatı ile ilgilidir, yani insan algısı ile ilgilidir. İnsan algısı ve bilgisi üzerindeki bazı durumlar bilinenler yardımı ile bilmekle ilgilidir. Rabbimiz gayb ve birtakım algı mekanızmamız üzerindeki olaylardan bahseder. Bu bunların bilinmeyeceği anlamına gelmez, Zaten Rabbimiz bilemeyeceğimiz şeyleri gönderip, bundan sizi hesaba çekeceğim der mi. 43/44'bak. Kuranı anlamada belli ki bir takım sıkıntılarımız var. Doğru yerden başlarsak ve doğru soruları sorarsak, Kuran bize kendini açar bizide Kuran'a açar.Rabbimizin Kur'an okuduğun zaman o kovulmuş şeytandan Allah'a sığın! 70/98 Demesi boş yere değildir yani Kuranı anlamak istersen Kurana kendi önyargıları söyletme, Kurana anlam vermeye çalışma o anlamı anla demektedir. O zaman şu soruyu soralım: Şanı Yüce ve ilmi sonsuz Olan Rabbimiz bizim anlayamayacağımız olan Ayetleri bize neden gönderdi. Oysa Kur’ân senin için de, toplumun için de büyük bir şereftir, bir öğüttür, bir ikazdır, okunması ibadet olan bir övünç kaynağıdır. Kur’ân’daki ilâhî emir ve yasaklardan sorumlu tutulacaksınız 43/44 bu kitaptan sorulacağız ve bu kitabı anlayamacağımz bilgiler bulunacak (?) Kuranda bulunan müteşabih ayetler anlaşılamaz mı? Öncelikle söyleyelim Huruf'u Mukatta harflerini ayrı tutuyoruz onunla ilgili ayrı bir araştırma yayınlayacağız inş. O zaman müteşabihat üzerine biraz kafa yoralım, Şu gerçek çok iyi bilinmelidir ki, Muhkem ve müteşabih konusuna takılarak, Kur’an’ı anlamayı, bunları anlamaya bağlayanlar, bu anlama işini birilerine havele ederek, onların yardımı olmaksızı... Devamı

KURAN BİR BÜTÜNDÜR, parçalamayalım !

2011-11-16 08:44:00

KURAN BİR BÜTÜNDÜR Kuranın anlaşılmasının önündeki en büyük engellerden biri de Kurana bütüncül yaklaşılmaması ve Kuranın parça parça edilmesidir. Kuran rastgele gönderilmiş bir kitap değildir. Her ayetin, her surenin bir fonksiyonu vardır. İçinden tek bir ayeti bile alsanız artık o kitap Kuran olmaktan çıkar. Kainat kitabında nasıl ahenk, uyum, sinerji mevcutsa Kerim olan Kuranda da mevcuttur. Onun için Allahın ayetlerinin bazıları görüp bazılarını görmezden gelmek, yok saymak, üstünü örtmekten daha büyük zulüm olabilir mi? Rabbimize şunları söyleyebilir bunları söyleyemezsin demek değil midir? Kuranın kendi içinde bir uyumu bir ilişkisi bir alakası vardır. Ayetler bir birinin tamamlayıcısı birbirinin açıklayıcısı yani tefsiridir.   Şeytandan Allah’a sığınarak ve Allah’ın adıyla Kur’ân okumak: Kur’ân okurken saptırıcı şeytanın vesvesesinden Allah'a sığınıp “e’ûzü bi’llâhi mine’ş-şeytani’r-racîm” demek ve kuran dışında yönlendirme almamak gerekir: "Kur’ân okumak istediğin zaman kovulmuş şeytandan Allah'a sığın." (16/98) Ayrıca Kur’ân okumaya Allah’ın adıyla, yani besmele ile başlanmalıdır; yani Allah adına, O'nun lütfu ve keremi ile, O'nun koruması ve gözetimi altında, O’na hakkıyla kulluk etmek ve O'nun rızasını kazanmak için... "Oku! Yaratan Rabbinin adıyla." (96/1)   Kurana ya rabbani yaklaşım yada şeytanı yaklaşım vardır. Şeytanı yaklaşımlardan biride parçacı yaklaşımdır. Malum üzere geçmiş kavimler kitaplarına bu yaklaşımla ne büyük zulum yaptıklarını kendi üzerlerinde gördüler. Çünkü kimse kitab... Devamı

PEYGAMBERİ NASIL SEVMELİ ? (!)

2011-11-16 08:43:00

  Tarihin hiçbir döneminde bu kadar çok peygamber sevgisi olmamıştır. Milyonlarca insan peygamber sevgisi ile yanıp tutuşmakta şiirler, şarkılar gazeller naatlar yükselmekte bazıları tam bir huşu içinde bu sevgiyi doyasıya yaşamaktadırlar. Peygamberi sevmekten daha doğal ne olabilir. Rabbimiz vahyini onun üzerinden bize aktarmıştır. Onu sevmeden ve onu anlamadan vahyi anlamak zordur. Onun için Peygamberi peygamberlik kurumu ajite etmeden (AJİTASYON) duygusala bağlamadan Vahyin gözünden onu anlamak gereklidir. Fakat onu anlamak değilde, anmak moda olmuştur. Hatta bu alanda bir sektör ve bir din algısı oluşmuştur. Bu algı oldukça tehlikelidir. Zira dinin kaynağı Allahtır. Yani yeryüzünde olan biten her şeyi Allahçasını bilmek ona göre davranmak zorunluluğu vardır. Yani Peygamberlik dahil her şeyi Allahın verdiği bakış açısı ile değerlendirmek ve ona göre davranmak zorundayız. Hemen bunun altından peygamber düşmanlığı çıkarmamak gerekir zira diğeri de Allahın hakkına girmek ve bir tür Allah düşmanlığı olacaktır. "Biz her peygamberi, ancak Allah'ın izniyle kendisine itaat edilmesi için gönderdik." (4/Nisâ, 64) PEKİ NASIL SEVMELİ Toplumda en ucuz dindarlık peygamberlik üzerinden yapılan dindarlıktır. Bir iki ağıt gazel şiir şarkı tüttürdünüzmü hatta üzerine fon müziği eklerseniz dinin en güzel boyutunu yaşarsınız.(?) En azından buna kendinizi inandırabilirsiniz bu arada söylediğiniz sözler şiirler nereye gider farkında bile değilsinizdir. Haşa Allahın sıfatlarını peygambere yükleyip efkarın boyutunuda derinleştirebilirsiniz. Oysa; “Ben yalnızca bana vahy olunana uyuyorum.” (6/En’âm, 50; 7/A’râf, 203...) demesi kimsenin umrunda bile değildir. Olmadık iftiraları peygambere güya seviyo... Devamı

Samirinin Buzağısı ve Kapitalizm

2011-11-12 12:31:00

  Hz Musa nın hayatı birçok ayette anlatılmıştır. Bu kıssalardan bir çok pratik sonuç çıkartılmamakta. Ancak ne yazık ki bu kıssalar tarihsel bir hikaye olarak anlatılır ve güncellenme ihtiyacı hissedilmez. Kuran kıssaları evrensel donelerdir her döneme yansıması vardır. Biz Samiri Buzağı bölümünü inceleyeceğiz. Samiri kimin neyin temsilcisi Buzağı ne demek neden değerli eşyalardan buzağı yapılmıştır. Buzağı neyi temsil eder. Buzağının ses çıkarması ne demek günümüzde hangi buzağılar hangi sesleri çıkarmaktadır. Kitleler bu sesin arakasından neden böyle gitmektedirler. Olayı tarihsel bir hikaye değil basamak basamak inceleyeceğiz sermaye mal din ilişkisinin bir bölümü olarak bu bölümünü anlamaya çalışacağız. İsrail oğulları peygamberlerini en çok yoran kavimdi onca ilgi ve alakaya rağmen her seferinde iman ettiğini söyler ama ilk fırsatta imanlarından cayarlardı 2/55- Bir gün de: "Bak, Musa!” demiştiniz. “Allah'ı apaçık görene kadar sana inanmayacağız!" Hemen sizi o şiddetli gürültü sarmıştı. Öylece baka kalmıştınız. İsrail oğulları Mısırdan çıkarken Mısırlılardan bir şekilde aldıkları değerli madenleri yanlarında bulundurmaktaydı idiler. Buradan sonrasını Kurandan takip edelim 26/52 VE DERKEN,28 Musa'ya: “Kullarımı geceleyin yola çıkar; çünkü mutlaka takip edileceksiniz!” diye vahyettik. 26/53 Bu arada Firavun şehirlere münâdîler çıkarıp 26/54 [tebaasına:] “Bu [İsrailoğulları] soysuz, sefil bir topluluk; 26/ 55 fakat kalpleri bize karşı kin ve nefretle dolu; 26/56 çünkü (görüyorlar ki) biz birlik bütünlük içindeyiz ve her türlü tehdit ve tehlikeye karşı hazırlıklıyız; 26/ 57 bunun i&... Devamı

KISSALARIN DİLİ

2011-11-10 12:13:00

  Allah bizlere kıssalar ile bir pencere açarak geçmişten bir kesit hatırlatarak, gününmüze bir bakış açısı kazandırmaktadır. Şanı Yüce Rabbimiz Kuranda bir takım olaylar anlatır, bize bu anlatılanları şöyle bir inceleyelim. Kıssalar Nedir? Kıssa dediğimiz "K-s-s" kökünden türeyen kıssa kelimesinin (çoğulu kasas) anlam yapısı incelendiğinde kökeninde kesmek, açıklamak, anlatmak, izini sürerek adım adım takip etmek, haber vermek, göğüs, göğüs kemiği, göğsün başı, bir şeyin ortası gibi anlamları taşıdığı görülecektir. Geçmiş eserleri, izleri açığa çıkarmak, bu suretle insanların unutmuş bulundukları veya gafil oldukları olayları dikkatleri üzerlerinde yoğunlaştırmak. İşte bundan dolayıdır ki, bu iş için hikâye lafzını ıtlak etmek doğru olmaz; zira "hikâye", gerçekte vaki olmamış durumlar için de kullanılabileceği halde, "kıssa" geçmişte gerçekleşmiş, fakat unutulmuş olayları, doğru bir biçimde bildirerek, ders almaları için insanları o zamanda yaşatmayı amaçlar Kuranda kıssalar konusu çok uzun bir konu olup bu gün biz Kıssaların sonuçları ile ilgileneceğiz.Yani Kıssalar gerçek midir?...Gerçekse nasıl gerçekleşmiştir. Bu konularla değil, buradan çıkacak dersler neler olabilir Hangi boyutu bizi daha fazla ilgilendirir bunun üzerinde duracağız. Kıssalara genel olarak baktığımızda her ne kadar ayrı konular işlense de sonuç itibarı ile ortak bir noktada birleşmekteler. Peygamberler genel olarak ne zaman sıkışsa Allah bir pencere açarak geçmişten bir kesit hatırlatarak bir bakış açısı kazandırmaktadır. Olaya bu bağlamda bakmak faydalıdır, Çünkü bütün Peygamberlerin mesajı ortak ve yine topl... Devamı

Musa ve Arkadaşı

2011-11-04 13:47:00

  Kuranda Musa ve Yol arkadaşından bahseder. Bu konuyu süreci değil sonucu itibarı ile ve inceleyeceğiz. Teknik detaylara ince ayrıntılara giremeyeceğiz .Burada konu neden anlatılmıştır.Çıkarılması gereken sonuçlar nelerdir.Rabbimiz bu olayı bize niçin anlatmıştır.Zaten Rabbimiz olayları nasıl gerçekleştiğini anlayın diye değil.Sonuçlar ve ibretler çıkarın diye anlatmaktadır . Musa nın Hz Musa peygamber olduğu üzerinden hareket edeceğiz.Peygamberde olsa zihninde belirtilen sorulara cevap bulmak isteyecektir.Bu risaletindeki sorunların çözümünde önemli rol oynayacaktır.Hayatın girift ve gizemli ,karmaşık algı ve gözlem ötesi olay ve durumlara bir takım çözüm eğitimleri verilecektir. Asıl olan karakter ve kavramların bir kısmının sembolik olduğu düşüncesindeyiz bu durum algılama açısından hareket alanı sağlayacaktır. Yani insanların sürece takılmasını önleyerek sonuçlar ve dersler üzerine odaklanmasını sağlayacaktır. 18:54 İşte bunun gibi , Biz bu Kuran'da insanlar(ın yararlanması) için çeşitli açılardan türlü türlü dersler ortaya koyduk. Bununla birlikte, insan her şeyden çok tartışmaya düşkündür   Hayatı çok zorlu değişik olaylara şahit olan Musa (as) üzerinden birçok dersler çıkarmak mümkün olacaktır. Karşılaşacağı ve karşılaştığı değişik olayları Çözümleme yeteneği kazanması açısından iyi bir eğitim süreci olacaktır. Hz Musa zaman zaman Rabbinin izni ile kavminden ayrılarak çeşitli eğitim süreçlerinden geçirilir. Daha öncede “Musa, korku içinde çevresini gözetleverek oradan çıktı. “Rabbim! Beni zalim milletten kurtar’ dedi.” “Medven’e doğru yöneIdiğinde:... Devamı

KAMU ÇALIŞANI VE DİN ADAMLARI

2011-11-04 10:03:00

  “Kamu” sözcüğü Türkçe’deki “kamug”dan geliyor. Arapça’da “amme” deniyor; herkese, genele ait olan (amme), genel (umumî), genellikle (umumiyetle), millet, topluluk (ummet), genelin içinden çıkan (ummî), genel, tüm (âm), genelin konuştuğu Arapça (âmmice) vs… Batı dillerinde “pan” eki bu manayı veriyor; herkesin toplandığı yer (panayır), herkese açılan (pankart), tüm tanrıların tapınağı (panteon), genel görünüm (panorama), tanrının her varlıkta olması (panteizm) vb… Türkçe dil, tarih ve kültür evreninde“kamu” denilmiş; Görüldüğü gibi “kamu” sözcüğü, Türkçe dil, tarih ve kültür evreninde “hepsi, herkes, bütün, tüm” anlamında kullanılıyor. Hala da öyle… *** “Kâm” kelimesi de bu kökten geliyor. Altay lehçesinde hala Kâm olarak kullanılıyor. Daha sonra Kâm, “Şaman” oluyor. Osmanlıca’ya Farsça’dan geçen Kam ise “zaman, süre, süreç” (dehr) ve onun verdiği “mutluluk, tat, sevinç” demek. (Kâm alalım). Eski Fars dininde “Zurvan” zaman tanrısıydı. Dolayısıyla Kâmu, ister eski Türk dininden gidin, ister eski Fars dininden gidin “herkese ait olanı” ifade ediyor. Kur’an’da Salih kıssasında anlatılan “Allah’ın devesi” (Nâgatallah) da bunu anlatır. “Allah’ın devesi” herkese ait olanı, hiç kimsenin özel malı olmayanı yani “kamuya ait” olanı ifade için örnek verilir. Malum, Salih kıssası “Allah’ın devesine dokunmayın” diye biter. Yani “kamuya” do... Devamı

TARTIŞILMAZLAR´I TARTIŞMAK 2 (Ne Yapmalı?)

2011-11-02 13:31:00

   İnsan  dönem dönem bireysel veyahut toplumsal  sıkıntılı dönemler yaşar... Bu tür durumlarda  söz konusu sıkıntının önemli bir kaynağı olayın kendisi ise de başka bir kaynağı duruma ne şekilde baktığımız, olayları ne şekilde algıladığımızdır. Durum değerlendirmesinde  olayın tek bir boyutuna odaklanmak, resmi gerçekçi değerlendirme konusunda bazı verileri kaçırmamıza neden olabilir. Olumlu/olumsuz her iki duygu türünün aşırı yoğunluğu zaman zaman durumu objektif olarak değerlendirmemizi, içinde bulunulan koşulları somut olarak yorumlayabilmemizi engelleyici bir hâl alabilir. Böyle anlarda gerçekçi düşünebilmek adına resmin tamamını görmek için çaba sarf etmek gerekir. En nihayetinde bilişsel sistemimiz mükemmel değildir. Zaman zaman yorumlama hataları yapabilir. Tüm bunların üzerine bir de içinde bulunduğumuz duygu durumunun verileri eklenince bazı durumlarda somut koşulları yeterince objektif değerlendirememek oldukça doğaldır. Aşağıda önereceğimiz yorumların mutlak olduğu ve konuyla ilgilenen herkesin kabul etmesi gerektiği gibi bir varsayımla hareket etmediğimizi belirtmek için bu açıklamayı gerekli görüyoruz. Nihayetinde insan koşullarının ürünüdür. Etkileşime açıktır. Bu  yazının amacı  da bakış açımızın/inançlarımızın/düşüncelerimizinolayları ve durumları değerlendirmemizi nasıl etkilediğini anlatmak, duygu, düşünce ve davranışlarımızda hangi yollarla etki ettiğini göstermektir. Ve son olarak da gerçekçi düşünmenin yöntemleri üzerine önerilerde bulunmaktır. Bunun için bir önceki yazıda (tıklayın…TARTIŞILMAZLAR´I TARTIŞMAK) resmetmeye çalıştığımız can yakıc... Devamı

ROL MODELLERİMİZ (güzel örnekler)

2011-11-02 08:25:00

  Normal’in tanımı genelde: Alışıla gelmişe ve kurallara uyan… Olunca normalin karşıtı anormal oluyor. Normalin tanımı elastik ve belirsizdir. BİZİM bu tanımlamadan anladığımız, sınırlarını kendimizin belirlediği normalleştirebildiğimiz her şey normal karşıtı anormaldir. Hepimiz biliriz ki sürekli olarak hoş olmayan davranışları tekrar ettiğimiz de bu davranışlar bize normal gelir. Sizi neleri normalleştirip neleri anormalleştirdiğimizi sorgulamaya/sentezlemeye davet etmek istiyoruz. Ve Lut… Toplumuna şöyle demişti: “Sizden önce âlemlerden hiçbirinin yapmadığı bir iğrençliğe mi girişiyorsunuz?” A’raf/80 Her şeyi normalleştirdiğimiz bir çağda yaşıyoruz her zaman olduğu gibi kuşak çatışmaları da normalmiş gibi gözükmektedir. Kendi ailemizde başlayan kuşak çatışmaları çevremizle devam eder. Esnek olan her konu özellikle ahlaki alanda her şey sana göre öyle bana göre böyle olunca otomatik olarak kuşak çatışmaları da normalleşir…. Bizim bakış açımıza karşı olan herkes bizim bakış açımıza göre anormaldir ve sonuç olarak bizde karşımızdaki kişinin anormali oluruz. Hümanist ahlak anlayışı merkeze insanı yerleştirince yani her şeyin ölçüsünü insan koyunca sınırsız ve hadsiz bir yapboz sahası ortaya çıkmış oldu. İnsanı merkeze koyan Hümanist ahlak anlayışını terk etmek zorundayız. Bu sorguda mihenk taşımız Kur’an olmazsa bu sorgulamaya davetimin de bir anlamı kalmaz. Yine her şey sana göre öyle bana göre böyle olur bu tartışmada sonsuza kadar bitmez… İnsanoğlunun kendini domuzlaştırma ve maymunlaştırma sürecine adapte ettiği ve yaşam felsefesini bu iki temel üzerine inşa ettiği çağımızda sizi İLK önce kendimizi sonra sistemi sorgulamaya da davet etmek istiyorum. Önyargısız... Devamı

KURBAN (yakınlaşma)

2011-11-01 09:59:00

Kurban bayramı kapıda. "Sokaklar kan gölüne döndü“, "Bu bayram da acemi kasaplar işbaşında“, “144'u ağır 200 kişi hastaneye kaldırıldı“, "Danayı keserken kolunu kesti“, "Azgın boğa dehşet saçtı“, "Kaçan dana dama çıktı“, "Kaçan boğa trafiği altüst etti“serlevhali felaket haberleriyle beyin hücrelerimiz katledilmeden bayramlık ağızlarımızı açalım. Açalım ki, torunlarımız bayramları hakkıyla idrak edebilsinler…. Kurban nedir? Hacc nedir? Nedir katliam? Şiddet nedir? Nedir medeniyet? Bütün bu soruların cevabını aramadan, medyanın necaset hortumuyla kirlenen aklını dezanfekten yalanlarla yıkamaya kalkışıp, çamaşır suyu kokan absürt organizasyonlara yelken açan muhafazakar modernleri fazlaca kızdırabiliriz. Hiç mühim değil… Daha güzel bir gelecek uğruna daha fazla düşmanı göze almak, çok sayı da dostu da kaybetmek zorundayız. Kurban ritüelinin geçmişini bilmeden, salt dini argümanlarla yapılan her türlü değerlendirme eksik kalmaya mahkumdur. Yalnızca Kur’an’dan yola çıkarak ileri süreceğimiz tezler er veya geç; teolojik, sosyolojik, psikolojik veya ideolojik bazı antitezlerle çarpıştırılmak suretiyle çürütülmeye çalışılacaktır. Türkiye’de inanmış müslüman sayısı kadar, lafta müslüman bir kitle de vardır ve bu iki güruhun arasında sürgit devam eden ve genellikle medya eliyle yürütülen savaş, özellikle böyle günlerde ayyuka çıkar. Meta fetişist yöntemlerden biri olan; "insanoğlunun doğasındaki ilkel şiddet dürtüsünden tüketim bahanesi üretmek“ vahşi kapitalizmin, dolayısı ile Batı... Devamı

Kısaca YUNUS 106

2011-10-31 09:04:00

  Kur’an dan Yunus suresi 106. ayette, Rabbin bizleri uyardığı ayeti hatırlayıp, üzerinde düşününelim Yunus 106: Sana ne bir yarar, ne de bir zarar verebilecek durumda olmayan varlıkları, Allah’la beraber anıp, onlara yalvarıp yakarma: çünkü eğer böyle yaparsan, muhakkak ki zalimlerden olursun! Allah bu ayetiyle çok açık bir şeyler anlatmak istiyor bizlere, peki bu ne olabilir? Allah benim yarattığım varlılardan yardım isteme, yardımı yalnız benden iste diyor bizlere. Çünkü onların sizlere ne faydası dokunur, nede zarar verecek güçleri vardır. Gerçekten Kur’anı anlayarak, düşünerek okuyan bir insan, yaptığımız onca büyük yanlışların hemen farkına varacaktır. Allah her şeyden nice örnekleri değişik ifadelerle verdim ki anlayasınız der bizlere. İşte bu konu ile ilgili elçisinin görevini, yetkisini anlatacak açıklamayı, bakın nasıl yapıyor ayetlerinde. Sizce çok açık değil mi? Araf 188: De ki: “Ben, Allah’ın dilediğinden başka kendime herhangi bir fayda veya zarar verecek güce sahip değilim. Eğer ben gaybı bilseydim, elbette daha çok hayır yapmak isterdim ve bana hiçbir fenalık dokunmazdı. Ben sadece inanan bir kavim için bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim. Ahkaf 9: De ki: “Ben, resuller içinden bir türedi değilim! Bana ve size ne yapılacağını da bilmiyorum. Bana vahye dilenden başkasına da uymam! Ve ben, açıkça uyaran bir elçiden başkası da değilim. Ankebut 18: “Eğer yalanlarsanız bilin ki, sizden önceki ümmetler de yalanlamıştı. Resule de düşen, açık bir tebliğden başka şey değildir. Ankebut 50: Dediler ki: “Ona Rabbinden mucizeler indirilseydi ya!” De ki: “Mucizeler Allah katındadır. Bana gelince, ben açıkça uyaran biriyim. Hepsi ... Devamı

HIRSIZ KİMDİR?

2011-10-28 11:00:00

   Başlıktaki  kelime size neyi çağrıştırıyor? İlk duyduğunuzda zihninizde beliren fotoğraf nedir? Beliren fotoğrafı zihninizde tutun… Fotoğraf karesine iyice bakın, yakından, daha yakından bakın. Fotoğrafta gördüğünüz zengin mi yoksul mu? Yoksul değil mi? “Hırsızın elini kesin” (Maide; 5/38) veya “Çalmayacaksın” (Çıkış; 19/15) buyruklarını duyduğunuzda oluşan fotoğraf da aynı değil mi? Zenginin malını çalan yoksul için söyleniyor sanki. Peki, neden? Neden “hırsız” dendiğinde hep yoksul akla geliyor da zengin gelmiyor? Neden? Niçin? *** Kur’an, “hırsızlık” (sirgat) kelimesini 6 yerde kullanır. Bunların hiçbirinde de “zenginin malını çalan yoksul” vurgusunu göremeyiz. Yani hitap ihtiyaçlarını bile karşılayamayan yoksullara değil; ihtiyaç fazlası içinde yüzen zenginleredir. Şöyle ki: İlk olarak hırsızlık kavramı şehrin (Mekke) cin, kehanet ve büyü işleriyle uğraşarak zenginleşmiş olanların yaptıklarının “kulak hırsızlığı” (istirega’s-sem’a) olduğu söylenirken geçer. Bunlar, görünmez güçlerden  yani gök cisimleri, yıldızlar, cinler, periler, ifritlerden  güya bilgi alarak/çalarak halk üzerinde nüfuz sağlayanlardı. Bunların yaptıklarına karşılık alevli bir ateşten başka bir şeyle karşılaşmayacakları söylenir (Hicr; 18). İkinci olarak Yusuf’un kardeşlerine Mısır’da “hırsız” dendiği söylenirken geçer. Halbuki onlar hırsızlık yapmamışlardı. Bu, zenginlerin (saray çevresinin) ithamı olarak aktarılır.  (Yusuf; 70,73,81). Üç&... Devamı

Laib, Leube, DİNİ OYUN EĞLENCE OLANLAR

2011-10-26 09:27:00

              Laib / “Leube”  Kavramı Kuranda türevleriyle birlikte 47 ayette geçmektedir. Yalın halde Maide–57,  Maide–58, Enam–32, Eman–70, Enam–91, Araf–32, Araf–51, Araf–98, Tövbe–65, Yusuf–12, Enbiya–2,  Zuhruf–83, Duhan–9, Muhammed–36, Tuvr–12, Hadid–20, Meraiç–42 ve ANKEBUT–64 ayetlerinde geçmektedir.               Arapçada, La’ben El veledü; Çocuğun ağzından salyası akmak,Leıben, Telaben; Oyun oynamak. Eğlenmek, Telauben Erracülü; Oynamak… Fi El emrü, Bir işte sahtekârlık yapmak. Dine sahip çıkmak, mümin, münafık veya müşrik olsun bütün insanların ortak özelliğidir. Tıpkı inanmak gibi. Ya şirk koşarak inanırsınız, yada şirk koşmadan. Dine bağlılıkta böyledir. Ya dini Allaha has kılarsınız, ya da dini oyun eğlence edinerek sahip çıkarsınız. Bizler bir fikir vermek için Sadece Ankebut–64 ayetten hatırlatma yapacağız. Çünkü bu kınanan taifenin sözde inanan ve hatta sorulduğunda “Rabbim Allah” diyenlerden ikiyüzlüler olup, “sonra da dosdoğru ol” emrine lakaydoldukları anlaşılır.  “Şu iğreti dünya hayatı, bir eğlence ve oyundan başka şey değil. Âhiret yurduna gelince, asıl hayat işte odur. Ah, bilebilselerdi!(Ankebut–64) Bu uyarılanlar kimlerdir? Onu da Ankebut suresinde sıralı bir ayet takibiyle anlatalım. Allah hak dinde iman ve salih ameli hep birlikte zikreder ki, imanla kurtuluşun mümkün olmadığını, salih amelin farz olduğunu unutmayalım. Salih amel ihsan, sahibi de muhsindir. Yani güzel ahlak sahiplerinin din kaynakları ve idealist felsefede detaylandırılan işl... Devamı

KIYMETLİ TAŞ GİBİ

2011-10-24 14:12:00
KIYMETLİ TAŞ GİBİ   |  görsel 1

  > Vaktiyle bir bilge hoca, yıllarca yanında yetiştirdiği öğrencisinin seviyesini öğrenmek ister. Onun eline çok parlak ve gizemli görüntüye sahip iri bir nesne verip: “Oğlum” der, “Bunu al, önüne gelen esnafa göster, kaç para verdiklerini sor, en sonra da kuyumcuya göster. Hiç kimseye satmadan sadece fiyatlarını ve ne dediklerini öğren, gel bana bildir. > Öğrenci elindeki ile çevresindeki esnafı gezmeye başlar. İlk önce bir bakkal dükkânına girer ve “Şunu kaça alırsınız?” diye sorar.  Bakkal parlak bir boncuğa benzettiği nesneyi eline alır; evirir çevirir; > sonra: “Buna bir tek lira veririm. Bizim çocuk oynasın” der. İkinci olarak bir manifaturacıya gider. O da parlak bir taşa benzettiği nesneye ancak bir beş lira vermeye razı olur.  Üçüncü defa bir semerciye gider: Semerci nesneye şöyle bir bakar, “Bu der  “benim semerlere iyi süs olur. Bundan “kaş dediğimiz süslerden yaparım. Buna bir on lira veririm.” > En son olarak bir kuyumcuya gider. Kuyumcu öğrencinin elindekini görünce yerinden fırlar. “Bu kadar değerli bir pırlantayı, mücevheri nereden buldun?” diye hayretle bağırır ve hemen ilâve eder. “Buna kaç lira istiyorsun?” Öğrenci sorar: Siz ne veriyorsunuz?” “Ne istiyorsan veririm.” > Öğrenci, “Hayır veremem.” diye taşı almak için uzanınca kuyumcu yalvarmaya başlar: > “Ne olur bunu bana satın. Dükkânımı, evimi, hatta arsalarımı vereyim.”  Öğrenci emanet olduğunu, satmaya yetkili olmadığını, ancak fiyat öğrenmesini istediklerini anlatıncaya kadar bir hayli dil döker. > Mücevheri alıp kuyumcudan &ccedi... Devamı

RACUL

2011-10-24 13:37:00

        “Racül” sözcüğü genelde “erkek [kadının karşıtı]” anlamında kullanıldığı için bazı ayetlerde yanlış anlamalara sebep olmaktadır. Dolayısıyla sözcük hem Arap dilindeki hem de Kur’an’daki kullanımı dikkate alınarak tahlil edilmelidir. Arapçada “ الرّجلracül”, “insan nev’inden erkek” demek olup “kadın”ın karşıtıdır. “Çocukluk dönemini geçince, ihtilam olmaya başlayınca, delikanlı olunca racül olur” da denilmiştir. (Lisanü’l-Arab; c: 4, s: 84, Tacü’l-Arus; c: 14, s: 263) Dil kitaplarındaki tahlillere bakıldığında, sözcüğün “ayak” anlamına gelen “ricıl” sözcüğü gibi “rcl” kökünden türediği, bu kökten türeyen sözcüklerin de esas anlamları itibariyle “ayak” anlamı ekseninde oluştukları görülür. Mesela “rical” sözcüğü “ayakları ile yürüyen” anlamından gelişmiştir. “Racül” sözcüğünün çoğulu olan “ رجالrical” sözcüğü ile, “رجِلr ricıl” sözcüğünün türevlerinden olan ve “yaya yürümek, piyade” anlamında kullanılan “ رجالrical” sözcükleri aynı olup sözcüğün hangi anlama geldiği ancak cümle içindeki kullanımından ayırt edilmektedir. Mesela Bakara/239 ve Hacc/27’de bu sözcük “yaya” anlamında kullanılmıştır. Bu geniş anlamdaki kullanımıyla sözcük, erkek-kadın ayırımı içermeksizin insan türüne verilmiş bir sıfat konumundadır. Daha sonraları anlam daralması olmuş ve sözcük daha çok insanın &ld... Devamı

KÖLELİK ve İSLAMİYET

2011-10-24 13:30:00

  Köle, “hukukî, iktisadî ve sosyal bakımlardan hür insanlardan farklı ve aşağı statüde kabul edilen kimse” demektir. Köle, inanç ve ibadet yönünden özgür olmasına rağmen medenî; yurttaşlık hakları yönünden tam özgür değildir. Mal mesabesinde olup, alınır, satılır ve mirasa kalır.     Müslümanlık ve kölelik: İslâm’ın ortaya çıktığı dönemde, Arap Yarımadası’nda ve Hicaz yöresinde kölelik oldukça yaygındı. Kölelerin çoğunluğunu, Afrikalı siyahîler teşkil etmekte idi. Nitekim Peygamber’in müezzini Bilâl-ı Habeşî de bunlardan biriydi. Kaynağı tam olarak bilinmemekle birlikte bu köleler, Eski Yunan ve Roma’daki köleler gibi, ya ele geçirenler tarafından satılmış ve el değiştire değiştire Mekke’ye kadar getirilmiş esirler veya kıtlıklar yüzünden aileleri tarafından satılmış çocuklardı. Diğer taraftan, Arap Yarımadası’na başka beldelerden getirilen köleler de vardı. Meselâ; İkrime b. Ebî Cehl’in kölesi ile Ezrak b. Ukbe es-Sekafi ve Suheyb-i Rûmî, Rum kökenli kölelerdi. Ancak Suheyb, kendisinin aslen Arap olduğunu ve bir savaş sonucu Rumlara esir düştüğünü söylemiştir. Selmân-ı Fârisî İranlı idi. Kaçırılarak Yahudilere satılmış, Müslüman olmak için Medine’ye kadar gelmişti. Peygamber hürriyetine kavuşması için Selmân’a para yardımında bulunmuştur. Peygamber’in sonraları azat edip, evlatlık edindiği Zeyd b. Hârise ise Arap kölelerden idi. İşte Kur’an böyle bir zamanda ve ortamda indi ve böyle bir karanlığı aydınlattı. Kölelikle ilgili ilk ayet, peygamberimiz henüz Mekke’de iken inen Beled ... Devamı

RUHBANLIK ve ZÜHD (Takvadan sapmalar)

2011-10-24 13:27:00

  ‘  الزهد Zühd’, sözlük anlamı olarak, “Bir şeye ilgi duymamak, az bir şeye razı olmak” demektir. Kavram olarak ise, ‘dünyaya, maddi şeylere ve çıkarlara rağbet etmemek, çıkarcı, ihtiraslı ve bencil olmamak, kanaatkar olmak’ anlamlarında kullanılır. Kısaca ‘zühd’, nefsin arzu ve isteklerini denetim altına almak, manevi değerleri maddi değerlerden üstün tutmak, başkasını kendisine tercih etmek ve imkan olduğu halde nefsi terbiye etmek amacıyla helal olan şeylerden bile vaz geçebilmek demektir. “Zühd” sözcüğü Kur’ân’ı kerimde bir âyette çoğul ismifâil (الزّاهدين zâhidîn) olarak sözlük anlamıyla geçmektedir. Yusuf suresi âyet 20: “Onu ucuz fiyata, sayısı belli birkaç kuruşa sattılar. Onlar onu pek önemsemediler (ona pek değer vermediler).” Kıssayı bilirsiniz: Yusuf As. kardeşleri tarafından bir kuyuya atılmıştı. O’nu kuyudan çıkaranlar, onu Mısır’da daha pahalıya satabilme imkanları var iken az bir fiyata köle diye sattılar. Âyette anlatılan kıssanın tamamını Kur’ân’dan okuyunuz. Kavram olarak ‘Zühd’ü biraz açarsak ‘Zühd’, bir yönüyle dünyaya ve geçim araçlarına fazla meyletmeyip ibadetle meşgul olmaktır. O, aynı zamanda elde olan dünyalığa fazla sevinmemek ve elden çıkana üzülmemektir. Zühd sahibi kimseler elde olan veya olmayan dünyalıkların sevgisini gönüllere yerleştirmezler. Zühd, dünyaya ve dünya zenginliğine rağbet etmemek, önem vermemek, buna karşı ibadete ve takvâya değer vermektir. Bu tutum hiçbir zaman çalışmaktan yüz çevirmek, bir köşeye çeki... Devamı

Kabir azabı nasıl icat edildi?

2011-10-24 13:23:00

  Kabir Azabı inanışı, Hint kültürü ve Yahudi inanışlarının Müslümanlara İslamî imiş gibi sokulmasıyla oluşmuştur. Konuya rivâyetler malzeme yapılmış ve bazı Kur’ân âyetlerinin manaları da çarpıtılarak konu desteklenmiştir. Konuya malzeme yapılmak istenen âyetler: Kim Benim anılmamdan/Benim öğüdümden yüz çevirirse, hiç şüphesiz onun için zor, sıkıcı bir geçim/yaşam vardır. Kıyâmet günü de onu kör olarak kıyâmet günü toplantı alanına toplarız. O der ki: “Rabbim ben gören biri olduğum hâlde beni neden kör olarak bu yere çıkardın?” Allah der ki: “Bu böyledir, âyetlerimiz sana geldi de sen onları terk etmiştin; bu gün de aynı şekilde sen terk ediliyorsun/cezalandırılıyorsun.” (Ta Ha/ 124) Bu âyet, Ebu Hüreyre patentli bir rivâyetle kabir azabı hakkında kullanılmıştır. Ebu Hüreyre şöyle rivâyet etmiştir: “Mü’min kabrinde yeşil bir bahçe içindedir. Kabrinde ona yetmiş arşın genişliğinde yer açılır ve onun kabri, dolunayın aydınlattığı gibi aydınlatılır. ‘Kim benim Zikrimden yüz çevirirse onun için zor, sıkıcı bir hayat şekli/bir geçim vardır.’ âyetinin kimin hakkında indiğini biliyor musunuz? _ Allah ve Rasülü daha iyi bilir, dediler. Buyurdu ki: _ Kabir içinde kafirin azabı şöyledir: Ona doksan dokuz tenin musallat edilir. Tenin nedir bilir misiniz? Doksandokuz yılandır! Her yılanın yedi başı vardır. Kıyamete değin bu yılanlar onu yalarlar, cismine zehir üflerler.” ( Bu rivâyet Kütüb-ü Sitte’de yer almaz. Bunu İbn-i Ebi-d-dünya ve İbn Hibbân rivâyet etmişlerdir.)   Ve Allah, sizi yeryüzünden bir bitki... Devamı

KARUN KISSASI VEYA ZENGİNİN GENETİĞİ

2011-10-21 15:52:00

  Kur’an’da Karun kıssasının etraflıca yer aldığı Kasas suresinin “Bu Kur’an iki şehirden birindeki güçlü ve zengin bir adama indirilmeli değil miydi?” (Zuhruf; 31) itirazlarının yükseldiği sırada indiği rivayet edilir. Bu nedenle olmalı ki Firavun, Haman, Karun ve bunlara karşı Musa’nın mücadelesinin anlatıldığı Kasas suresi şöyle başlar: “Firavun yeryüzünde büyüklük taslamış ve halkını sınıflara ayırmıştı. Onlardan bir gurubu ezmek istiyordu. Oğullarına kurbanlık muamelesi yapıyor, kadınlarını hayasızlığa zorluyordu. Sürekli terör estiriyordu. Biz ise yeryüzünde ezilenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve Firavun’un yerine geçirmek istiyorduk. Onları işbaşına getirmek suretiyle Firavun, Haman ve ordularına korktuklarının başına geleceğini gösterelim istiyorduk” (Kasas; 4-5) Örnek Firavun üzerinden veriliyor fakat erkeklere kurbanlık koyun muamelesi yaparak ve kadınları hayasızlığa zorlayarak bir sınıflara (kabilelere) ayırma ve köleleştirme düzeni olan Mekke’deki “Yeda Ebu Leheb” kastediliyor. Bunu yapanlara, ezilenler eliyle bir gün korktukları şeyin başlarına geleceği ve kütük gibi devrilecekleri haber veriliyor. Mekke üzerinden de dünyanın diğer tüm ezilenleri (müstazaflar)  itiraz ve isyana çağrılıyor. Bir gün dünyanın tüm Firavun, Haman ve Karunlarının yani  “Yeda Ebu Leheplerinin” de kütük gibi devrileceği haber verilerek Allah’ın yeryüzünün ezilenleri ile beraber olduğu müjdesi veriliyor… Yusuf suresine benzeyen Kasas suresinde, ilginçtir, baştan sona Musa anlatılmasına rağmen tek bir kelime dahi olsa “İsrailoğulları” tabiri geçmez. Bunun sebebi Mekke’de kurulu düzenin F... Devamı

MAHALLE DUVARLARI

2011-10-21 09:01:00

  Türk Dil Kurumu sözlüğünde “saf” sözcüğünün karşısında şunlar yazıyor: 1- Katıksız, arı, katışıksız, halis, has: "Saf tereyağı." 2- (mecaz) İyi niyetli, art niyetsiz: "Senin bu kadar çocukça saf olduğunu bilmezdim."- P. Safa 3- (mecaz) Kurnazlığa aklı ermeyen, kolaylıkla aldatılabilen, bön, safdil: "Yenge, açık sözlü, saf bir kadıncağızdır."- R. N. Güntekin “Saf Türkiye” derkenki “saf” sözcüğünü ilk iki manada kullanmaktayız. Yani aradığımız katıksız, arı, katışıksız, halis niyetli, has, saf bir Türkiye… Biz buna “Saf Türkiye” dedik. Siz başka bir şey diyebilirsiniz. Acaba böyle bir Türkiye var mı? Olabilir mi? Herkes kendi “mahalle duvarının” arkasında “Saf Türkiye” hayalleri kurabilir tabi… Ama biz “Saf Türkiye”nin “mahalle duvarları yıkılmadan” ortaya çıkmayacağını söylemekteyiz. Çünkü saf duygularla yola çıkıp, “mahalle duvarlarının” arkasına gömülüp kalmaktan bir müddet sonra safiyetini kaybedetmiş, ne yaman Bizans entrikalarının ve uluslararası planların uzantısı ve hatta acentası haline gelmiş niceleri var. Bugün acaba, “kırk odasının her birinde kırk entrikanın çevrildiği” Bizans sarayı gibi, kaptığı bir odada öteki hakkında entrika çevirmeden edemeyen, hatta bununla da yetinmeyip amaçlarına “uluslararası güçlerin” yardımı ve desteği olmadan ulaşamayacağına inanarak, “dış güçlerle” ilişki içinde olmayan “Saf Türkiyeci” bir gurup kaldı mı dersiniz? Köklerini ağaçlar gibi kendi toprağından alan, suyunu kendi pınarlarından i&cced... Devamı

MÜMİNİN İMTİHANI

2011-10-21 09:00:00

            Dünyadaki imtihanın amacını anlayamayan Geleneksel anlayış, her zaman, İslam’ı net kurallar ve keskin sınırlar ile şekillendirmek niyetinde olmuştur. Nihayetinde de ortaya son derece detaylı bir İslam anlayışı çıkmıştır. Bu anlayış öylesine yaygınlaşmış, öylesine içselleştirilmiştir ki bu detaylara yer vermeyen bir din günümüz Müslümanlarını tatmin edememektedir.           Oysa Kuran her konu ile ilgili net sınırlardan, tüm ayrıntısı ile belirlenmiş emirler ve yasaklardan oluşmaz. Kuran tüm Müslümanları tek tip bir kutuya yerleştirmek yerine kişilere karar verebilecekleri, kendi sınırlarını çizebilecekleri alanı tanımaktadır. Bu noktada önemli bir yanlış anlamayı da engellemek gerekir. Kuran, İslam dininin asıl ve tek kaynağı olarak, İslamiyet adına tüm gerekli detayları içerir. Kuran’ın içermediği, geleneksel anlayışta yer verilen detaylar dini anlamada gerekli değildir. Yahudilere tırnaklı hayvanların, sığır ve koyunun yağlarının haram edildiğini belirten Kuran’ın (6 Enam Suresi-146) ya da hacdan engellenenler üzerine bir emir olan Kabe’ye kurbanlık hayvan bağışlamanın ve kurban yerine varıncaya dek başları tıraş etmemenin gerektiği ve başından hastalığı bulunanlar için bu uygulamanın istisnai durumu (2 Bakara Suresi -196) gibi detayları içeren Kuran’ın namazlardaki rekat sayılarını ya da namazlarda okunması gereken duaları unutmuş olması mümkün müdür? Tabi ki hayır. Buradan çıkarılması gereken ders bunların gereksiz detaylar olduğudur. Oysa geleneksel anlayışın etkisi altındaki kişiler sınırlara, kalıplara olan meraklarıyla Kuran’a yaklaşıp “Kuran yeterli olsa namazı nasıl kılacaktık?” gibi sorular sormaktadırlar.      ... Devamı

Kur’an’da ‘99 koyun 1 koyun’ kıssası ne anlatıyor?

2011-10-18 08:51:00

   Malum, Kur’an’da “99 koyuna 1 koyun” kıssası anlatılır. Olay Hz. Davud ile ilgili olarak Sad suresinde geçer. Acaba burada ne anlatılmaktadır? Diğer kıssaların çoğu gibi, atalar dininin yaygın tefsirlerine bakarsanız buradan hiçbir şey anlamayacağınız gibi kafanız lüzumsuz bir sürü bilgiyle dolar ve yıllar yılı bunlardan kurtulamazsınız. Halbuki anlatılmak istenen can alıcı bir sorunla ilgili. Bakın nasıl. *** Kıssanın geçtiği Sad suresinden başlayalım… Sad Suresi Kur’an’da ilk Mekkî surelerdendir. Muhtemelen 4 veya 5 yılda nazil olmuştur. Surede önce bir giriş yapılır. 17. ayete kadar suren bu girişte dönemin genel atmosferini buluruz. “Üstünlük taslamalarına rağmen yürekli paramparça olan”inkarcılar, peygambere türlü itham ve iftiralarda bulunmakta ve “Bu adam bir takım büyüleyici laflar eden yalancının birisi” demektedirler. (2-4 ayetler). Kavmin mele’ takımı (ileri gelenleri/egemenleri)  “Yürüyün, ilahlarınızı koruyun. Biz en son dinde (milleti’l-ahire) böyle bir şey duymadık. Bunlar uydurma/bid’at (ihtilâg). Zikr içimizden ona mı indirildi?” (6-8 ayetler) demekte ve kalkıp gitmektedirler. Kibir ve küstahlık kokan bu laflar çok tanıdık geliyor olmalı: Son hak din olan dinimizde böyle bir şey yok. Nereden çıkarıyorsun bunları? Kaldı ki böyle bir şey varsa bile bunu söyleyen sen mi olmalıydın? Sen kimsin? Yürüyün, ilahlarınızı (servetlerinizi) koruyun. Servet düşmanlığı bu? Sonra cevap gelir.“Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mı?" (9. ayet) Ardından ezeli ve ebedi ‘gerçek’ açıklanır: “Göklerin, yeryüzünün ve arasındakilerin mülk... Devamı

TARTIŞILMAZLAR´I TARTIŞMAK

2011-10-13 10:01:00

  Kuran, analarının karnından bir şey bilmez halde çıkartılan insanların şükretmelerini sağlamak ve sınamak için Allah tarafından kulaklar, gözler ve kalpler verildiğini söyler. Nahl. 78:Ve sizi analarınızın karnından, hiç bir şey bilmez bir halde çıkarıp şükredesiniz diye işitme duyusu, görme duyusu, duyma düşünme yetisi bahşeden Allah’tır İnsanlardan sahip oldukları bu araçlar vasıtasıyla doğadaki kimi olguları ve toplumsal/ tarihsel olayları, neden sonuç ilişkisinden yola çıkarak analiz etmelerinin gerekliliğine özellikle vurgu yapar. İnsanı yeryüzünde gezinmeye ve bizzat kendi gözleri ile geçmiş toplumlara ilişkin kalıntıları görmeye davet eden KURAN, o günün insanının algısına uygun, psikolojik unsurlarla değiştirmeye çalışmıştır. Evet, kanaatimizce kuranda anlatılan toplumsal değişimlere ait meseller/masallar toplumların tarih sahnesinden silinmesini, Tanrısal cezalandırmanın sonucu olarak gören Arapların tarih algılarıyla ilintilidir. İşte bunun içindir ki Kuran onların bu inançlarından hareketle, gerektiği yerde öğütle gerektiği yerde korkuyu kullanıp tehdit etmek suretiyle, Mekke toplumunu olması gereken ideale doğru değiştirip, dönüştürmek istiyordu.  Rum:9-10 Onlar, hiç yeryüzünü dolaşıp kendilerinden önce yaşamış olanların sonlarının ne olduğunu görmediler mi? Onlar ki daha kudretliydiler, yeryüzünde daha derin izler bırakmışlardı ve dünyayı daha iyi imar etmişlerdi; onlara (da) peygamberleri hakikatin bütün kanıtlarıyla gelmişti; ama O halde, Allah onlara zulmediyor değildi. Doğrusu, onlardı öz benliklerine zulmedip duranlar. Ve bir kez daha Allah’ın mesajlarını (Adalet, eşitlik, özgürlük)yalanlayarak ve onları alaya alıp eğlenerek köt... Devamı

Sorgulanmamış Kabuller

2011-10-11 10:58:00

Kendini tanımak isteyen, insan denen canlının ne olduğu konusunda anlam arayışı içerisinde olan her bireyin yapması gereken şey, hayatını şekillendiren temel sorulardan olan “BEN KİMİM? NEYİM? NE OLMAK İSTİYORUM?” sorularını sormak ve bu sorulara vereceği sağlıklı cevaplarla varlığının bilincine kavuşmasıdır. Bu minval üzere şekillendirilmiş soru-cevap şeklinde zihninde oluşan düşünceyi mutlak kabul etmeden, yaşam boyu öğrenme merakı ve doğruyu arayış çabasını tutarlı ve istikrarlı bir şekilde yaşamsallaştırması, bireyi ve yaşadığı hayatı anlamlı kılma adına elzemdir.  Bilgisizliğinin bilincinde olan her insanın varoluşsal anlamda kendini kuşatan bütün bir alana SORGULAMA bilinciyle yaklaşması, insan denen canlının onu doğuşundan beri çeşitli isimlendirmelerle etiketlemeye çalışan zorlayıcı yaklaşımlara karşı kendi olarak kalma mücadelesi, dolayısıyla kendine duyduğu saygının tezahürüdür.  Doğruluğunu apaçık bilmediğimiz bir bilgiyi doğru olarak kabul etmemek, acelecilikten ve önyargıdan özenle kaçınmak, bu anlam arayışı serüveninde öncelikli aşama olarak kabul edilebilir.  Burada korkulması gereken en olumsuz şeyler, acele karar vermek ve meselelere önyargılı yaklaşmaktır. Bu olumsuz tavırları öteleyen bir tutum daha az yanlış bilgilenme ve daha az hatalı davranışı da beraberinde getirecektir dengeli ve doğru tutum takınmaya aday olan bireye.  Bu bağlamda acelecilik ve ön yargı iki önemli zaaf olarak en belirgin şekilde bireyi kuşatan yanlışlar üzerine kurulmuş bir hayat tarzının etkin olumsuzları olarak gözüküyorlar.  Öncelikle şunu söylemek lazım gelir ki, yaşanan gerçeklik göz önünde bulundurulduğunda insanı kuşatan eğitim-öğretim alanındaki her kurumsal yapı ve bu bağlamda bireyin ilk tanıştığı fikri y... Devamı

Kadını Dövmenin KURANDA Yeri Var mı?

2011-10-11 10:57:00

   “Şiddetli geçimsizlik yaşadığınız eşlerinizle önce oturup konuşun, olmazsa yataklarında yalnız bırakın, yine olmazsa bir müddet ayrılın. Barışıp anlaşırsa hala işi yokuşa sürüp bahaneler aramayın. Yücelik ve büyüklük Allah'a mahsustur; bundan hiç şüpheniz olmasın. Eğer eşlerin arasının iyice açılıp işin boşanmaya doğru gittiğini görürseniz tarafların ailelerinden birer hakem çağırın. Niyetleri gerçekten barışmaksa Allah niyetlerini boşa çıkarmaz. Allah her şeyi biliyor, her şeyi duyuyor; bundan hiç şüpheniz olmasın…”(Nisa; 4/-35). Bu ayet kadınları "dövmeyi" emreden ayet olarak bilinir. Yaptığımız çeviride görüldüğü gibi ayette geçen [ve'dribuhunne] ibaresi “Onları dövün, vurun” yerine "Onlardan bir müddet ayrılın" olarak tercüme edilmiştir. Çünkü kelime bu anlama da gelmektedir. Şöyle ki: Sözlükte [DRB] kökü mastar olarak "vurmak, dövmek, yapmak, bırakmak, ayrılmak, göstermek, etmek, eylemek, koymak" vb. birçok anlama gelir. Bu kelime Arapça'nın "aspirin" gibi neredeyse her derde deva bir sözcüğüdür. Türkçe'deki etmek, eylemek veya İngilizcedekiget sözcüğünü çağrıştırır. Örneğin empoze etmek, baskı yapmak, zorlamak (darb), kota uyguladı (darabe hıssa), iğne yaptı (darabe hagn), çadır kurdu (darabe heyme), vergi koydu (darabe darîyb), misal verdi, örnek gösterdi (darabe mesel), para pastı (darabe nugt), telefon etti (darabe'l-hatife), vuruşmak, dövüşmek (tedârub), kıvranmak, çırpınmak, bocalamak, telâşlanmak, çalkalanmak (idtırâb), grev, iş bırakma, işi terk etme, ayrılma (idr&... Devamı

Atatürk Rozetli Kapitalizm

2011-10-07 14:07:00

Esasında siyasi analiz yapma gibi bir gayem yok. Ama, eğer hak ve adaletten bahsediyorsak, vicdanlı olmalıyız. Bu yazı, hakkaniyet adına kaleme alınmıştır diyebilirim… Türkiye’nin başına çorap ören iki şer odağından bahsetmek gerekiyor. Zamanın koşullarında bu iki odaktan ilki, “Abdestli kapitalizmdir.” İkincisi ise “Atatürk rozetli kapitalizmdir.” Bu ülkede sorunlu üç ayrı tipolojinin danışıklı dövüşüne tanıklık ediyoruz; . Konken masası devrimciliği, . Kerametist hurafe budalalığı, . Tabiat ve toprağı inkar evrimciliği… Bu üç odak, malum sahte ve yapay çelişkileri içerisinde; kendi varlık gerekçelerini korumayı, ideolojik kurtuluş olarak dayatma hastalığına düçar olmuştur. Teorik ve tarihsel okumaların yetersizliğinden, bir türlü tanımlanamayan bir “kapitalizm” eleştirisi adı altında, bu üç odak aynı yerde buluşur; “Lüks otel lobisi…” Geçtiğimiz Ramazan ayında, İstanbul’un büyük otelleri (put-haneleri), şatafatlı iftar sofralarında oruç açan, bunu yaparak kendisini kandıran “din madrabazlığına” ev sahipliği yaptı… Ve yine, “devrim, vatanseverlik” gibi kavramlar eşliğinde, Atatürk rozeti takanlardan oluşan bir çok etkinliğin aynı lobilerde yapıldığını da görüyoruz… Ve akıllara şu soru geliyor hemen; Vatanseverlik, aman “derenin suyu kesilmesin” korkusunun dışavurumu mudur ? Adeta, aman ülke elden gitmesin, deremizin suyu kesilmesin, işimiz baltalanmasın der gibi, halktan, sokaktan, gerçekten kopuk iş ve oluşlara fail olmanın bir biçimi olarak yapılanıyorlar… Yok, yok! Bilmiyorlar… Tutturmuşlar bir burjuva öncülü... Devamı

ANNE BABA BİZ SUÇLUYUZ!

2011-10-07 14:05:00

“Hayır!”lı “Yasak!”lı Din Sen bana “hayır” demenin dinini vermişsin ey anam babam! Ben senin kızınım. Bana gösterdiğin yol, önerdiklerin, beni onlarla donattığın değer, ahlak ve yaşam biçimi şudur: Gitme, yapma, görme, söyleme, kavrama, hissetme, yazma, okuma!.. Hayır hayır, hayır!.. Böylece senin tüm söylediklerin “Hayır”dan ibaret! Ben “Evet” dininin izindeyim ki, bana ne yapmam, ne okumam ve ne kavramam gerektiğini gösterip öğretsin. Bir yazarın deyimiyle; “Hayır’ı, evetinden fazla olan dine yazıklar olsun!” Ve ben senden bir tek “Evet” işitmemişim! “Okumak” için Olan Bir Kitap! Anam Babam, büyüğüm!.. Senin inandığın Kur’an ne için geldi? Ben hem Kur’an’da ne olduğunu bilmiyor, hem de içeriğinden habersizim. Hem sen de habersizsin. İşte bu nedenle kafir ile ben ve sen ders arkadaşıyız! Sonuçta benim onunla bir işim yok! Çünkü, okunmak için gelmeyen bir kitap neye yarayacak? Oysa sen Kur’an’ı; gözüne sinene sürüyor, çocuğunun kundağına, onun bunun koluna iliştiriyor, hastanın yastığının ucuna koyuyorsun. Gördüğüm kadarıyla sen bu kitabı şöyle kulanıyorsun: Evinden çıktığında ondan birkaç ayet okuyor ve kilidine üflüyorsun! Ben güçlü ve ileri tekniğin ürünü bir kilidi alır, kapıma takarak kapımı kapatarım ve üfürüğe ihtiyaç duymam! Sen korunman ve selametin için ondan bir nüshayı ceketinin astarına diktiriyorsun. Veya kendi boynuna asıyorsun. Ben gider paramı bastırır uzman bir doktora muayene olur, ilacımı alırım. Bu nedenle “senin” Kur’an’ına ihtiyacım yok! Sen “seçme” “kararlılı... Devamı