KURANDA SÜNNET KAVRAMI

2012-01-12 11:45:00

  “Sünnet” kelime olarak “tarz, metot, yol ve tavır” manalarına gelir ve toplulukların devam edegelen davranışları anlamında da kullanılır. “Sünnet” ifadesi Kuran’da, sıkça; tek geçerli sünnetin “Allah’ın sünneti” olduğu ve “Allah’ın sünneti”nde değişiklik olmayacağını ifade etmek için kullanılmıştır.  Artık onlar öncekilerin  sünnetinden  başkasını  mı bekliyorlar? Allah’ın sünnetinde kesinlikle bir değişiklik bulamazsın. Allah’ın sünnetinde dönüşüm de bulamazsın.35- Fatr Suresi 43  Daha önceden gelip geçenler hakkında Allah’ın sünnetidir. Allah’ın sünnetinde kesin olarak bir değişiklik bulamazsın.33- Ahzab Suresi 62  Kuran’da “sünnet” kavramı bu şekilde kullanılırken, geleneksel anlayışta “sünnet”, Peygamber’in fiillerini anlatmak için kullanılır. Sünnetin üçe ayrılıp incelenmiş olduğunu görüyoruz. Fiil halinde sünnet (es sünnetul fiiliye), sözlü sünnet (es sünnetul kavliye) ve sessiz kalarak gerçekleşen sünnet (es sünnetul takririye). Birincisi Peygamber’in davranışlarını, ikincisi Peygamber’in sözlerini, üçüncüsü ise Peygamber’in yapılışını görüp de yasaklamadığı davranışları belirtir. Aslında sünnetle kastedilen temelde hadislerdir. Hadisler, Peygamber’in söylediği söz; sünnet, yaptığı fiiller manasında kullanıldığı için arada bir fark olduğu zannedilebilir. Oysa sünnet olduğu iddia edilen tüm davranışları (Kuran’ın dışındakileri) bize ulaştıran tek kaynak hadis kitaplarıdır. Peygamber’in söylediği her hadis de sözlü sünnet sayıl... Devamı

PADİŞAHLIK SİSTEMİ KURAN’LA UYUŞMAZ

2012-01-12 11:32:00

      Uydurulan dinin kullanıldığı ve çok büyük istismarların yapıldığı alanlardan diğer bir tanesi yönetimdir. Kendi şahsi görüşlerini hakim kılmak isteyenler, Allah’ı ve dini kullanarak insanlığı yönetmeye kalkışmışlardır. Örneğin Kuran’a göre kadın cumhurbaşkanı da, yönetimde etkin bir role sahip de olabilir. Kuran bu konuda bir yasak getirmemişken, geleneksel İslam bu konuda da Kuran’ın getirmediği bir yasağı getirip, insan neslinin yarısı olan kadınları yönetimdeki etkin görevlerden mahrum etmiştir. Ayrıca “Liderler Kureyş’tendir” şeklinde bir uydurma hadisle, insanların tek bir kabileden çıkan insanlar tarafından yönettirilmeye çalışılması da geleneksel İslam’ın uydurmalarından biri olmuştur. Daha ileriki yıllarda, şeyhülislamlara birçok konuda istedikleri gibi siyasi fetvalar verdiren Osmanlı halifeleri de mezhepçi din anlayışının esaslarını uygulatmışlar, mezhepçi yaklaşımdaki kimi izahları kendi tahtlarını sağlamlaştırmak için kullanmışlardır. Ne yazık ki Sunni ve Şii mezhepçi yönetimler ve onların baskıcı idareleri altında “din” adına sayısız istismarlar sergilenmiştir.     YÖNETİMDE TEMEL İLKELER  Kuran’da açıklanmayan hususların insanların inisiyatifine bırakıldığını daha evvel gördük. Bunlar, insanların, akıllarını çalıştırmalarıyla ve Kuran’ın koyduğu temel prensipleri  gözetmeleriyle  doldurulmalıdır.  Fakat şurası unutulmamalıdır ki insanların bu tercihleri Kuran’ın hükümleri gibi değerlendirilemez. Örneğin belli bir devlet yönetimi veya halifelik gibi uygulamalar, Kuran’ın bir hükmü olarak gösterilemez. Kuran’ın koyduğu hükümler evrenseldir; mekanın ve zamanın değiş... Devamı

DİNDE REFORM DEĞİL KURAN’A DÖNÜŞ

2012-01-12 11:29:00

  Etrafımızda İslam adına sergilenen tüm ilkellikler, çirkinlikler ve çelişkiler; kitlelere acilen, gerçek dinin anlatılmasının ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Bu tip manzaralardan rahatsız olan ünlü düşünür Muhammed İkbal 1920’lerde şöyle diyordu: “Eğer biz İslam’ın bir üstün değerler sistemi olduğunu Müslüman olmayanlara anlatmak istiyorsak, onlara her şeyden önce bizim İslam’ı temsil etmediğimizi söylemek borcundayız.” İkbal’den daha önceki yıllarda yaşayan diğer bir ünlü düşünür Muhammed Abduh aynı gerçeği, kendi kelimeleriyle şöyle anlatıyordu: “İslam denince akla problemler, çıkmazlar ve çelişmeler geliyorsa, bunun sebebi İslam değil Müslümanlardır. Müslümanların bu asırda Kuran’dan başka imamları yoktur. Ezher’de okutulan ve benzeri kitaplar varolduğu müddetçe, bu ümmet ayağa kalkamaz. Ümmeti kaldıracak ruh, ilk dönemde hakim olan Kuran ruhudur. Kuran dışında her şey; Kuran’ı bilmek ve yaşamak arasına konmuş engellerdir.” Mehmet Akif Ersoy ise Kuran’a rağmen dini yozlaştıranların oluşturduğu manzarayı bakın nasıl tarif etmiştir: “Eğer İslam’dan maksat Kuran’sa, ortada İslam diye bir şey olmadığını söylemek durumundayız. Çünkü Kuran bugün göklere çekilmiş ve yeryüzündeki İslam’ın onunla ilgisi kalmamıştır.” Arap asıllı Amerikalı Profesör İsmail Faruki aynı manaya gelen kendi tespitlerini şöyle ifade etmiştir: “İslam, ne bugünkü Müslümanların tavır ve yaşayışları, ne İslam tarihinin şu veya bu dönemi, ne de İslam adına kaleme alınan şu veya bu kitabın anlattıklarıdır. İslam Kuran’dır.”     ... Devamı

ŞEYTANİ TELKİNLER TARİKATLARI

2012-01-12 11:26:00

Kuran’ın anlattığı din ile uydurulan dini ayırt ederken mutlaka değinilmesi gereken bir diğer önemli konu da tarikatlardır. Yüzlerce tarikat olmasına ve bunların, Kuran’ın anlattığı İslam’dan sapışları farklı noktalarda olmasına rağmen çalışmamızın hedeflenen boyutunu dikkate alarak sadece şeyhlerin aşırı yüceltilmesi ve tartışılmaz kabul edilmesi gibi, birçoğunda ortak ve temel olan noktalara değinmekle yetineceğiz.   TEKKELERİN DEJENERASYONU Peygamberimiz’in tek mürşit olduğu, dini konularda tartışılmaz tek otorite olduğu dönemde İslam’ın tek kurumu cami idi. İbadetler, eğitim ve hizmet tüm yeryüzüne yayılan bir faaliyetti, kurum olarak ise bu faaliyetlerin merkezi camiydi. Peygamber’in sağlığında, hatta dört halife döneminde cami dışında tekke, dergah, zaviye gibi başka kurumların oluşturulmadığı; bu tekke ve dergahların üyeleri tarafından bile kabul edilir. İlk tekkenin hicri 150 -miladi 760- yılları civarında Şam yakınlarında kurulduğu kabul edilir. Fakat tekkelerin yayılması yüzlerce yıl sonraya rast gelecektir. Pek çok tekkenin ilimler akademisi, askeri hizmet, hatta hastaların tedavisi gibi birçok güzel hizmette kullanıldığı; Müslümanlar’ın Allah sevgisinin gelişmesi ve iyi ahlaklı kâmil Müslümanlar olmaları için önemli katkılarının bulunduğu da bir gerçektir. Fakat bu geleneğin içinden gelen önemli bir isim olan Kuşadalı İbrahim’in deyimiyle; gün gelip de kimi tekkelerin “kerhaneye ve meyhaneye dönüştüğü”, Kuran’ın emir ve yasaklarıyla alakası olmayan binlerce tören ve uygulamanın din adına bu tekkelerde gerçekleştirildiği de ayrı bir gerçektir. Tüm bu olumsuzlukları tespit eden Kuşadalı, yanan tekkesinin yerine yenisini yaptırmamış ve... Devamı

KURAN DİNİNİN KOLAYLIĞI

2012-01-12 11:23:00

Kuran’ın sunduğu İslam’ı anlattığımız bazı kişiler, mezheplerin İslam’ı ile Kuran’ın anlattığı İslam arasındaki büyük farkı görünce; “Siz dini kolaylaştırıyorsunuz; din bu kadar kolay olur mu?” şeklinde eleştiriler yapmakta, Kuran’ın anlattığı İslam’ı savunanları nefsanilikle ve dini kendi rahatlarına uydurmakla suçlamaktadırlar. Fakat bu itiraz tarzlarıyla bir kez daha cehaletlerini sergilemekte ve Kuran’ın ayetlerinden habersiz olduklarını göstermektedirler. Çünkü Kuran’a göre dinimiz aynen Hz. İbrahim’in dini gibi kolaydır, güçlüklerden arınmıştır: ... Allah sizi seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir, aynı atanız İbrahim’in dininde olduğu gibi…22-Hac Suresi 78 ALLAH YERİNE KONUŞANLAR Kitabımızda din adına uydurulanların birçok örneği bulunmaktadır. Allah adına konuştuğunu iddia ederken, aslında Allah’ın yerine konuşmuş olan mezhepçiler, Allah’ın rahmeti olan dini, birçok hususta Allah’ın cezası gibi göstermişlerdir. Allah’ın insanın yaratılışına uygun olduğunu söylediği dini; hem insanla, hem mantıkla, hem bilimle, hem insafla çelişir bir şekilde tarif etmişlerdir. Bu kişilere göre Allah’ın rahmetini anlatmak dini yozlaştırmaktır. Kuran’daki 114 adet Besmele ile ve daha yüzlerce ayet ile Allah’ın merhameti anlatılır. Kuran’ın en temel mesajlarının başında, Allah’ın rahmetinin anlaşılması gelir. Mezhepçi yaklaşım, Allah’ın bize rahmetinin neticesi olan kolaylıkları anlatmamızı “dinde yozlaştırma” diye takdim eder. Allah’a iftira olarak kendi uydurdukları zorlukları ise “takva, dine titizlik” olarak satmaya kalkar. Bu kafa, dinin kolay olmasıyla alay e... Devamı

KELLE SAYISI SAYILARAK GERÇEK BULUNABİLİR Mİ?

2012-01-12 11:20:00

  Peygamberimiz’in döneminde elleri ile kendi putlarını yapanların nasıl olup da bu putlara taptığına hayret ederiz. Üstelik Peygamberimiz’in putlara tapmanın saçmalığını ve tek Allah’a ibadet edilmesi gibi mantıklı bir savı ortaya koymasına rağmen, nasıl olup da reddedildiğini, üstelik el yapımı putlar uğruna öldürülmek istendiğini hatırlayınca hayretimiz artar. Peki, Peygamberler’i putların uğruna öldürmeyi bile isteyebilen yığınları harekete geçiren mekanizma neydi? Kuran bize bu mekanizmanın “gelenek” olduğunu göstermektedir. Kendilerine gelen her mesajı; “Biz atalarımızın yolundan, geleneklerimizden vazgeçmeyiz” diye reddeden kitlelerin, doğru yolda olmak için gelenekleri taklidi yeterli görmeleri, bu kitlelerin sapıklığının sebebidir.  Onlara, “Allah’ın indirdiğine uyun” denildiğinde; “Hayır biz atalarımızı üzerinde bulduğumuza (geleneğe) uyarız” derler. Ya atalarının aklı bir şeye yetmez, doğru yolu bulamamış idiyseler?2-Bakara Suresi 170  Kuran’ın birçok ayetinden, sapıtanların geleneğe uymak uğruna sapıttığını ve geleneğe karşı gelen düşüncelere şiddetle karşı çıktıklarını görüyoruz. Yukarıdaki ayete dikkat edersek, geleneğe karşı getirilen ilk izah, aklın kullanılmasının gerekliliği ve ataların aklı kullanmadığıdır. Kuran’da, bu ayetle, akılsal kriterler veya vahiy üzerine oturtulmayan hiçbir geleneğin (ne kadar köklü olursa olsun), hiçbir önemi olamayacağı ortaya konulmaktadır.   PEYGAMBERLER KENDİ DEVİRLERİNİN RADİKALLERİDİR  Dinler tarihini incelersek, tarihin akıl ve gelenek çarpışması olarak geçtiğini görürüz. Her Peygamber kendi döneminin radikalidir, yani olayları kö... Devamı

SON NEBİ'NİN AŞIRI YÜCELTİLMESİ

2012-01-12 11:17:00

Kuran’ın anlattığı dinden uzaklaşılmasında, dinin kutsallarının aşırı yüceltilmesi önemli bir yer tutar. Dinin övdüğü Peygamberler’i aşırı yüceltmek bunun en önemli örneğidir. O, size melekleri ve Peygamberler’i Rabler edinmenizi emretmez. Siz Müslüman olduktan sonra, size kafir olmayı mı emredecek?3-Ali İmran Suresi 80  Peygamberler’i dinin mantığına aykırı bir şekilde yüceltenler; “Yoksa sen Hz. İsa’yı sevmiyor musun? Sen Hz. Muhammed’i yok mu sayıyorsun?” tarzındaki sorularıyla, saf dinin ortaya çıkmasına çalışanları yıldırmaya çalışırlar. Kutsala saygısı olan, Peygamberler’i seven birçok saf insansa, ne yazık ki bu sorularla gerilemektedir. Zaten kutsalı aşırı yüceltmenin hedefi de budur: Allah dışındaki ilahların hiçbirini kabul etmeyen dindar kitleye, kendi kutsallarını aşırı yüceltip, zayıf oldukları yerden yaklaşmak suretiyle dini bozmak. Hz. İsa gibi Allah’ın sevgili bir kuluna ilahlık makamının verilmesinin Hıristiyanlık dünyasındaki sonuçları ortadadır. Peygamberimiz’le ilgili uydurmalar ise (bu bölüme kadar gördüğümüz ve ilerideki bölümlerde göreceğimiz gibi), daha çok, Peygamberimiz’e, Allah’ın yanında ikinci bir hüküm oluşturucu sıfatının verilmesiyle olmuştur. Bu yaklaşımla mezhepçi kitleler, Allah’ın vahyi olan Kuran’da olmayan hükümleri, kendi uydurdukları veya yanlış yorumladıkları “hadis” ve “sünnet” adını verdikleri, Peygamber’e iftiralarla dolu kitaplarda toplamışlardır. Oysa Peygamberimiz’e Kuran’da şunlar söyletilir: De ki: “Size Allah’ın hazineleri yanımdadır demiyorum, gaybı da (algılanamayanı da) bilmiyorum ve ben size bir mele... Devamı

ELÇİYE İTAAT NE DEMEKTİR?

2012-01-12 11:15:00

  Kuran’da anlatılan İslam’a karşı delil getirme çabasında olan mezhepçi İslamcılar “Allah’a ve resulüne itaat edin” şeklindeki ayetleri gösterip; Kuran’da “Allah’a ve resulüne uymamız söyleniyor. Kuran’a uymak Allah’a uymaktır, hadislere uymak Peygamber’e uymaktır” demektedirler. Söz konusu ayetlerde Peygamberimiz hep “resul” kelimesi ile anlatılmaktadır. Kuran’da geçen “resul” kelimesinin tam karşılığı “elçi” kelimesidir. (“Peygamber” Farsça kökenli bir kelimedir ve Kuran’da geçmez. Kuran çevirilerinde elçi manasına gelen Arapça “resul” kelimesi “resul” veya “Peygamber” diye de çevrilir.) Bu kelime hem “Allah’ın elçisi”, hem de “herhangi bir elçi” manasında kullanılır. “Resul” diye geçen kelimeyi “elçi” diye çevirmek tam doğru bir çeviri olmaktadır. Nitekim birçok çeviri de böyledir: Kim Allah’a ve elçisine itaat ederse ve Allah’tan korkup sakınırsa işte kurtuluşa ve mutluluğa erenler bunlardır.24-Nur Suresi 52  Allah’a ve elçisine itaat edin ki merhamet olunasınız.3-Ali Imran Suresi 132   “ELÇİ” KELİMESİNİN KULLANILMASI HER ŞEYİ AÇIKLIYOR  Belli bir yaşın üzerindeki kişilerin çoğu “resul” kelimesinin manasını ve kullanılış tarzını bilirler, fakat genç neslin “resul” kelimesinin manasını bilememesi ihtimaline karşı yukarıdaki açıklamayı yaptık. (Kuran çevirilerinin yeni neslin anlayabileceği tarza adapte olması, Osmanlıca ve az anlaşılan kelimelerden arındırılması gerektiği ayrı bir yazı ko... Devamı

Bir Hakikat Var Dostum

2012-01-06 08:18:00

  Doğrudur. Otobüste yaşlılara yer verilmelidir. Sadece yaşlılar değil aslında, yolculuğu ayakta geçiremeyecek kim olursa olsun o şahsa yer verilmelidir. Bu doğru bir davranıştır çünkü zamanın birinde biz de oturmaya ihtiyaç duyabiliriz. Ahlaklı olmak bunu gerektirir.Birileri kalkmıyor, yer vermiyor diyerekten yer verecek gücümüz de varken "onlar vermiyorsa ben de vermem" demek doğruyu katletmektir. Doğrudur. Darda kalmışla yolda kalmışa el uzatılmalıdır. Bir gün kendimizin de başına gelebileceği akıldan çıkarılmamalıdır. "Artık yardım edilecek zaman değil", "kimseye güven olmuyor" deyip yardım etmemek, el uzatmamak bir doğrunun katline yardımcı olmaktır. Eve alamıyorsak bile bir tas çorba verip bilmediği yerlerde ona yol göstermek bile yeterlidir. Borç dahi veremiyorsak yanında durmak gereklidir. Ahlak bunu gerektirir. Doğrudur. Bir kişiye sebepsiz, onu incitmeden maddi yardım da bulunmak/infak etmek gereklidir. Herkes akıllı, herkes güçlü, herkes o an için bir iş sahibi olamayabilir. Ahlak sahibi olmak buradan geçer. Bir gün biz de birilerinin maddi yardımına ihtiyaç duyabiliriz. "Çoluğum çocuğum için biriktiriyorum, veremem" demek ahlaklı olmaya sığmaz. Kim garanti ediyor ki çoluk çocuk hep beraber yarın bir evde bir depremde ölmeyeceğini. Bize bir ahlak lazım dostum. Bize doğrular lazım. Bir hakikat var dostum! Doğrudur. Hak olan yolda birileri mücadele veriyorsa, ona omuz verip destek çıkmak doğrudur. Zalime baş kaldırılmışsa mazlumun yanında olmak haktır ve gerçektir. Ahlak bunu gerektirir. Yarın bizde haksızlık görebiliriz. Yarın bizde mazlumların safına katılabiliriz. Hakkı savunmak doğrudur, ahlak bunu gerektirir. Doğrudur. İşsiz kalmış birisine el uzatmak doğrudur. Düşene vurmak ahlaklı olm... Devamı

İLAHİ AHLAK

2011-12-30 14:18:00

  İslam dünyasının içinde bulunduğu kötü durumun sebebi; ne siyasi ne iktisadi ne ilmi ne de fikridir. Asıl sebep Kuran’ın özü olan ahlakın kaybedilmesidir. Müslümanlar birtakım geleneksel hareketleri titizlikle yerine getirmekte, fakat düşünmekten kaçınmaktadırlar. Buna İlahiyat profesörleri de dahildir. Bu insanlar daha çok taklit profesörlüğü yapmaktadırlar. Din adamı sınıfı olmayan İslamın, din adamları. (!)   "Kuran harikası olan ilahi ahlak, İslam diyarında çoktan gömülmüştür", bunun temel sebebini felsefenin İslam topraklarından kovulmasıdır.  "Din bilgi kaynağı değil, kuvvet kaynağıdır. Dindar adam başkalarından çok şey bilen değil, daha çok kuvvetli olan insandır." Gelenekçi İslamcıların, "Kuran’ın varlığı káfidir; felsefe insanın inançlarına zarar verir; çünkü sorduğu sorularla insanı şüphe ve inkárın çukuruna düşürebilir" sözleri düşünmekten yoksun Ehli kitabın akılsızlıklarıdır. "Felsefe olmazsa Büyük Kitabı hakkıyla anlayamazsınız, sadece ezberlersiniz. Kuran Allah’ın kitabı, felsefe ise bizim onu anlayacak olan şahsiyetimizin örgüsüdür." Akletmemizdir.  Meselenin aslı Osmanlı’da, İbn Rüşdcü Hocazade ile Gazalici Molla Zeyrek arasında yapılan tartışmayı; felsefenin tutarsızlığını iddia eden Gazalici Molla Zeyrek’in kazanmasını, Müslüman yozlaşmasının miladıdır. Felsefesiz bir İslam’da; sorumluluk yerini vazifeye bıraktı; ruh dünyasının akil adamlarının yerini ise gözlerini kapayıp vazifelerini yapan İslamda da yerleri olmayan din adamları sınıfı aldı.  Atalarının dinlerinin takipcilerini şöyle özetleyebiliriz. "Toplumsal y... Devamı

İslam’ın İkinci Mesajı

2011-12-30 14:07:00

  Bu bir kitap alıntısıdır.   İslam’ın İkinci Mesajı, Mahmut Muhammed Taha         İslam, [kadın-erkek] tüm insanlar arasında ırk, sosyal köken, ekonomik imkan ayrımı yapmaksızın eşitlik, özgürlük ve hoşgörüye dayalı bir bağlam kurar.   İslam, yalnızca Müslüman erkeklerin değil, tüm insanların [bu arada bitki ve hayvanların] saygınlığının gözetildiği bir atmosfer üretir. İslami telakkiler, açık görüşlü, özgürlükçü ve entelektüel bir düzleme taşınmadıkça, din adına konuşan kimseler, insanların inanç imkanlarını gasp etme suçuna bulaşmışlar demektir. Modern hayatı hazırlayan bilimsel ve teknolojik gelişmeler, aynı zamanda İslami hikmeti keşfetme kapasitesinesahip bireyleri de ortaya çıkarmıştır. Ahlakın en iyi tanımı, mutlak bireysel özgürlüğü her defasında önceleyen bir tutumun içselleştirilmesidir. Özgürlüğünden feda ederek maddi yükseliş sağlamış kimseninmedenileştiği söylenemez. Cemaat ya da toplum; bireyin kendine özgü niteliklerini açığa vurmasına imkan veren bir yapı teşkil etmiyorsa, bireyin gerçekleşmesi yönünde pratik ve moral teşvikler sunmuyorsa, o cemaat ya da toplum çürümüş demektir. Bir lider etrafında toplanmış isimsiz, biçimsiz gruplar, İslam’ın teklifini ıskalamış zombilerdir. Hz. Muhammed “Din, başkalarına nasıl davrandığınızdır” der. Cehaletini bir dinî pozisyon gibi benimseyen, her problemini okuyarak, öğrenerek değil “hocalara” sorarak çözmeye çalışan kimse kendinden utanmalıdır. Bu tür kimseler, bir problem yaşamadıkça dinî verilerle ilgilenmedikleri için İslam’ın mesajını asla k... Devamı

KURANDA MÜNAFIK ÖZELLİKLERİ

2011-12-30 08:06:00

  ÖZELLİKLERİ 1-Kâfirdirler: وَمِنَ النَّاسِ مَن يَقُولُ آمَنَّا بِاللّهِ وَبِالْيَوْمِ الآخِرِ وَمَا هُم بِمُؤْمِنِينَ “İnsanlardan birtakımları vardır ki inanmadıkları halde “Allah(cc)a ve âhiret gününe inandık”derler.”(Bakara 8)   وَأَمَّا الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ فَزَادَتْهُمْ رِجْسًا إِلَى رِجْسِهِمْ وَمَاتُواْ وَهُمْ كَافِرُونَ “Kalplerinde hastalık(kafirlik ve münafıklık) olanlara gelince(bu sure) onların murdarlığına murdarlık katar. Onlar artık kafir olarak ölürler.”(Tevbe 125)  2-Yalancıdırlar: اِذَا جَاءَكَ الْمُنَافِقُونَ قَالُوا نَشْهَدُ اِنَّكَ لَرَسُولُ اللّهِ وَاللّهُ يَعْلَمُ اِنَّكَ لَرَسُولُهُ وَاللّهُ يَشْهَدُ اِنَّ الْمُنَافِقينَ لَكَاذِبُونَ “Münafıklar sana geldiklerinde “şahitlik ederiz ki sen Allah(cc) ın peygamberisin.” derler. Allah(cc) da bilir ki sen elbette, kendisinin peygamberisin. Allah(cc) hiç şüphesiz münafıkların yalancı olduklarına şahitlik eder.”(Münafikun 1)  3-Allah(cc)ın yolundan yüz çevirirler. وَاِذَا قيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا اِلى مَا اَنْزَلَ اللّهُ وَاِلَى الرَّسُولِ رَاَيْتَ الْمُنَافِقينَ يَصُدُّونَ عَنْكَ صُدُودًا “Onlara Allah(cc)ın indirdiğine (kitaba) ve resule gelin (onlara başvuralım) denildiği zaman münafıkların senden iyice uzaklaştıklarını görürsün.”(Nisa 61) اِتَّخَذُوا اَيْمَانَهُمْ جُنَّةً فَصَدُّوا عَنْ سَبيلِ اللّهِ اِنَّهُمْ سَاءَ مَاكَانُوا يَعْمَلُونَ “Çünkü onlar yeminlerini kalkan yapıp insanları Allah(cc)ın yolundan saptırdılar. Gerçekten onların yaptıkları ne kötüdür.” (Münafikun 2)  4-Fâsıktırlar: …نَسُوا اللّهَ فَنَسِيَهُمْ اِنَّ الْمُنَافِقينَ هُمُ الْفَاسِقُونَ “Allah(cc)ı unuttular. Allah(cc) da onları unuttu. Çünkü münafıkl... Devamı

İSLAM DÜNYASINDA BATILILAŞARAK BATILLAŞMA

2011-12-28 21:16:00

  “Çağdaşlaşma” olarak da ifade edilen modernizm; “modernliği edinme, üzerine alma, yenilenme” gibi anlamları bünyesinde taşır. Max Weber gibi bazı düşünürlere göre modernleşme, Batı’ya ait bir olgudur. Batı’nın modernleşme gibi bir sorunu yoktur, Batı dışındakilerinin sorunudur bu. Diğer toplumlar bu sürece sonradan dâhil olma durumundadırlar ve Batı’nın izinde modernleşmektedirler. Modernizm; Batı ile ilişkilendirildiği için, batılılaşma ile eş anlamlı tutulmaktadır. Rasyonelliğin Batı’ya ait olduğunu vurgulayan Weber, kendileri dışındaki toplumların ancak Batı’yı izlemek ile modernleşme konumuna erişeceğini savunmaktadır. (Max Weber, Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu) 1400 lü yıllara kadar Avrupa karanlık çağını yaşarken, İslam dünyası altın çağını yaşıyordu. İlim, bilim, sanat, eğitim ve birçok alanda sahip olduğu özellikler, takdir-e şayan nitelikte ve Avrupalıları kıskandıracak düzeydeydi. Aydınlanmanın mimarı olan İslam dünyası, Nietzsche tarafından şu cümleyle ifade edilmekteydi: “İslam olmasaydı, aydınlanma olmazdı.” Kuran ayetleri yeni dönemin ilk “İnsan Hakları Beyannamesi” niteliğini taşıyordu. Medenileşme, aslen İslam ile dünyaya yayılmış, Avrupa’ya Müslümanlarca öğretilmişti. Ancak geçmişe rücu, içtihad kapılarının kapanması, zalimlerin başa geçmesi, ahlaki değerlerin dejenerasyona uğraması gibi nedenlerle altın çağ karanlık bir yöne doğru ilerlemiş, Avrupa’da ise yeni bir çağ başlamış, altın çağın anahtarı onların eline geçmiştir. Kısacası İslam dünyasının güneşi batarken, Avrupa’nın güneşi yeni yeni doğmuştur. İslam dünyasının ilerlemesinin durağana; hatta gerilemeye geçmesi, Avrupa tarafında avantaj olarak kullanılmış, İsl... Devamı

Necm Suresinde Mesaj İletimi Örneği

2011-12-22 11:11:00

   Bir bilgi paylaşıldıkça çoğaldığı gibi, mesaj da muhataplarına uygun bir yöntem ve dil ile ulaştırıldığında işlevsellik kazanır. Bilgi paylaşılarak çoğalır dedik ya ; işte onunla ilgili bir örnek hikâyecik: Çantalarında birer yumurta bulunan iki arkadaş çocuk yolda karşılaşırlar. Sevincini göstermek için birisi çantasındaki yumurtayı çıkarıp diğerine verir. Bu jeste karşılık öbürü de kendi yumurtasını arkadaşına verir... Birbirlerine bakarak kahkaha ile gülerler. Yaptıkları jest güzelmiş, ama sonuçta ikisinde de birer yumurta varmış. Onları izleyen bir amca yanlarına varıp onlara “İkinizde de var olan bir şeyi değişmiş oldunuz. İkinizde de bir artış meydana gelmedi. Oysa birinizin bildiği, diğerinin bilmediği bir bilgiyi karşılıklı verseydiniz, ikinizde de birer bilgi artışı meydana gelecekti, değil mi?” deyince, çocuklar “Evet, ama yumurtalarımızı değişmiş olmak da bir güzellikti.” derler. Mesajı başka insanlara bildirme, eriştirme, vardırma, ulaştırma, gönderme, götürme, taşıma, İslâm dinini, Kur’an’ı veya bunlarla ilgili fikirleri başkalarına anlatma ve böylece yayılmasına çalışma eylemine İslâm literatüründe “tebliğ” denir. Başka bir deyişle tebliğ, İslâm dinini başkalarına anlatma ve böylece yayılmasına çalışma eylemidir. Böyle olunca tebliğ için, çok önemli bir ibadet(hayırlı bir işin üretimi) olduğunu söyleyebiliriz. Hayırlı bir iş ise baştan savma ve gelişi güzel çalışmalarla üretilemez. Dolayısıyla bu üretimin/çalışmanın bir yöntemi olması gerekir. Yöntem dediğimiz bilimsel, gerçekçi ve uygulanabilir bir yoldur. Başka bir deyişle o, bir araştırma yolu, bağlanılan prensipler ve bu uğurda kullanılan kendine ö... Devamı

Put, sanem, vesen, ellerimizle oluşturduklarımız?

2011-12-20 16:13:00

  Put, kişinin Allah’ın dışında hayatının amacı kıldığı maddi-manevi her şeydir ve putları bu yönleriyle hayatın amacı kılmak da şirktir. Put sadece tapılan bir takım nesneler değildir. Eğer hayatın amacı haline gelir ve insanı Allah ve kitabına uymamaya yani isyana sevk eder ise, yerine göre makam, para, kadın veya hoca/Şeyh/peygamber bv.insanlar için değerli herhangi bir şey insanlar için put olabilir. Kur’an-ı Kerim’in açıkladığı şirk çeşitlerinden birisi de Allaha değil putlara uyma şeklinde ortaya çıkan tapınmadır. Putlar çeşit olarak çok fazla olmakla beraber, genel olarak iki kısımda mütalaa edilebilir: 1-İnsan, hayvan, kuş veya bunların karışımı bir şeklin; ağaç, taş ve madenden yapılarak tapınılması biçiminde ortaya çıkan ilkel putçuluk. Bu tür putlara sanem veya vesen adı verilir. 2- Herhangi bir şekil düşünmeksizin kafalara, gönüllere, kalplere dikilen veya tâbi olunan putçuluk. Bu tür putperestliğin görüntüsü daha moderndir. Sanem veya vesen dediğimiz ilk maddedeki putlar, tapanların nazarında tabiat üstü yüce bir gücü ve kuvveti temsil ettikleri için putperestler, bu güç ve kuvvetin tapındıkları putlarda gizli olduğuna inanırlar. Bu bağlamda her putun veya putçuluğun ilgili bulunduğu bir efsanesi, tahrif edilmiş tarihsel bir mitleştirmesi vardır. Bu putların bir kısmı iyiliği, bir kısmı şerri, bir kısmı ucuzluğu, düşmandan kurtuluşu, bereketi vs. yi temsil eder. İslam tarihçilerinin kaydettiklerine göre, putperestlik, İslam’dan önce Arap yarımadasında oldukça yaygındı. Denilebilir ki, Arabistan’da putçuluğun bütün çeşitleri olmakla beraber, daha çok birinci maddede belirtilen putperestlik yaygındı. Kâbe’nin, putperestliğin se... Devamı

Kaybediyoruz... Bilgilerinize rica olunur!

2011-12-20 15:58:00

Kaybediyoruz tek başına bir cümle olabilecek niteliklere sahip bir kelime. Tek başına çok şey anlatabilen bir cümle olan “kaybediyoruz”un bir Müslüman açısından ne anlama geldiğini düşünmek gereklidir. Kaybetmenin varlığı kazananın varlığıyla kaim olabilecek bir şey. Bu bağlamda kimse kaybetmesin, insanlar ölmesin, çiçekler, böcekler gibi söylemlerle diğer tarafta oluk oluk akan kanı görmezden gelenler, kaybeden mazlumların acılarını örtbas eden türden insanlardır. Ve belki bu türden insanlar kazanan veya kaybeden zalimlerin parayla tuttuğu uşaklardır. Kaybetmek birisinin gücüne, bilgisine, görgüsüne karşı alabora olmaktır; o zaman kaybettiğimizin / kaybediyor oluşumuzun sebepleri üzerine kafa yormak kaçınılmazdır. Öncelikle biz, Maslow’un da değindiği gibi yemek/içmek mecburiyetinde olan mahluklarız. Bunun için bir yerlerden yemek ve içecek bulmalıyız. Bu sebeple bir yerlerde çalışmalıyız. Yani bu sistem içinde çalışmak zorunluluktur. Hele ki bir ailenin geçiminden sorumluysanız bu zorunluluk katsayılarla çarpılarak artar. Ama bakıyoruz bu, çok sıradan/basit istek öyle kolay bir şey değil. Kimi devletlerin akılsızlığı, kimi şirketlerin para hırsı, yığınla insanı her geçen gün işsizliğe itmektedir. Bu durumun en can alıcı sebebi ise elbette içinde bulunduğumuz sistemin birileri sömürülürken diğerlerinin zenginleşmesi üzerine kurulmuş olmasıdır. Bu sebeple evvela aç kalırız korkusundan sıyrılmak adına insanlar onlardan ayrı ve gayrı bir biçimde hayatlarını idame ettirmenin yolunu bulmalıdırlar. Çünkü ilk basamakta bulunan yeme/içme işinde o zalimlere göbekten bağlı kaldığımız sürece onlara karşı hiçbir şey yapamayız. İnsanları eleştirmek,... Devamı

Ölü Şehirlerin Dirilişi

2011-12-19 09:08:00

  Kıyamet kelimesi “ayağa kalkış” demek. Türkçe’de de kullanılan “kıyâm” sözcüğünün diğer bir söylenişi… Kur’an’da sıklıkla geçen “yevmu’l-kıyâme” de ayağa kalkış/ayaklanma/başkaldırı/kıyam günü… Peki “kıyamet” denince neden hep mezarlarda yatan ölülerin dirilişi anlaşılır? “Ahiret”denince neden hep mezardan sonraki hayat akla gelir? “Cennet”ve “cehennem” neden hep öbür dünyada düşünülür? Kur’an’ın “ölü” dediği kimdir? Hangi ölüler “kıyâm” edecektir? “Sonraki hayat”(ahiret) ne demektir? Cennet ve cehennem ne ifade ediyor? “Ölülerin dirilişi”ne anlama geliyor? Buyurun… *** 1-Kur’an, yaşayan ölülerden ve onların dirilişinden bahseder: [Ölü (meyyit)iken dirilttiğimiz ve insanlar içinde yürümesi için nur verdiğimiz kimse, hiç içinden çıkamayacağı karanlıklarda kalan kimse gibi olur mu? Fakat kâfirlere yaptıkları güzel görünür.] (En’am: 6/122). Görüldüğü gibi bu ayette ölü (meyyit) yaşadığı halde kendisine “nur” verilmemiş kimse oluyor. Öyle ki bir “ot” gibi ölü halde yaşarken kendisine “nur” iniyor yani Kur’an’ın ışığı ile aydınlanıyor; “Allah ona ruhundan üflüyor” veya“Ona ruh iniyor” ve bu ruh/nefes/soluk yani vahiy onu diriltiyor. Böylece karanlıklardan aydınlığa çıkıyor, diriliyor, ayağa kalkıyor, insanlar içinde yürümeye başlıyor. Demek ki karanlıklarda kalmış/gerçeğin üzerini örtmüş demek olan &l... Devamı

Hz. Nuh kaç yıl yaşadı ?

2011-12-13 14:03:00

  14 – Ve ant olsun ki Biz, Nuh’u kendi kavmine elçi gönderdik de, içlerinde elli yıl hariç bin sene kaldı. Sonunda, onlar zalimler iken tufan kendilerini yakalayıverdi. 15 – Böylece Biz, onu ve gemi halkını kurtardık ve onu [gemiyi/cezayı/kurtuluşu] âlemlere bir ayet kıldık. Surenin bundan sonraki bölümünde fitnelendirmeye örnek olmak üzere kısaca geçmiş elçilerin kıssalarına değinilmiştir. İlk değinilen kıssa Nuh (as) ve kavmi ile ilgilidir. Bu kısa değini ile Resulullah’a ve inananlara moral verilmiş, inkârcılar tehdit edilmiştir. Nuh’un (as) konu edildiği bu bölüm ile ilgili olarak klasik kaynaklarda şu nakiller görülmektedir: Katade'nin Enes'ten rivayetine göre, Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: "İlk resul peygamber Nûh'tur." Katade dedi ki: Nûh (a.s) el-Cezire'de peygamber olarak gönderilmiştir. Kaç yıl ömür sürdüğü hususunda farklı görüşler vardır. Yaşının, şanı yüce Al¬lah'ın Kitab’ında zikrettiği kadar olduğu söylenmiştir. Katade dedi ki: O kendilerini davete başlamadan önce aralarında üç yüz yıl kaldı. Onları üç yüz yıl davet etti, Tufan'dan sonra da üç yüz elli yıl yaşadı. İbn Abbas dedi ki: Nûh (a.s) kırk yaşında peygamber oldu. Kavmi arasında ise elli yıl eksiği ile bin yıl süreyle kaldı. Tufan'dan sonra ise insanlar ço¬ğalıp etrafa yayılıncaya kadar altmış yıl yaşadı. Yine İbn Abbas'tan şöyle de¬diği rivayet edilmiştir: İki yüz elli yaşında iken peygamber oldu, aralarında elli yıl eksiği ile bin yıl kaldı. Tufan'dan sonra da iki yüz yıl yaşadı. Vehb de¬di ki: Nûh (a.s) iki bin dört yüz yıl yaşadı. Ka'b el-Ahbar dedi ki: Nûh kavmi arasınd... Devamı

Geleneksel İslamdan kurtulmak

2011-12-12 08:57:00

BÖLÜM 1 -Tarihsel – geleneksel bir İslam’dan bahsi -Türkiye’de bizler Müslümanlar olarak sağlıklı bir İslam tarihi terbiyesi almadık, daha doğrusu tarih felsefesi terbiyesi almadık. Geleneğimizde tarih felsefesi yapmak gibi bir şey yok. Tarih felsefesi ile büyük olaylar, büyük adamlar tarihinden çok, bir ‘düşünce tarihi’ perspektifine sahip olmaktır. Tarihi bir bütünlük içinde düşünmek, özellikle küresel çağda genç Müslümanların, kendilerini bir yerelliğe, bir mezhebe, bir etnik asabiyete, bir ülkeye kapatmadan, bütün bir yeryüzü ve insanlık gerçeğini bir bütünlük içinde takip etmeleri gerekiyor. Müslümanlar yerel, mezhepsel ya da etnik herhangi bir asabiyetle sınırlandırılmış bir tarih terbiyesine sahipseler hiçbir zaman gerçek ümmet olmayacak. -Tarih bir bütünlük içinde nasıl düşünülür? -Türkiye’de yaşayan Türkler için tarih Türklerin tarihinden ibaret. Araplar için Araplardan, Kürtler için Kürtlerden, Farslar için Farslardan ibaret. Hiçbirisinden ibaret değil! Bunların hepsinin tarihe bir şekilde katkıları oldu. Fakat katkı hangi bağlamda oldu bu çok önemli. Düşünsel mi, entelektüel mi, askeri mi, ekonomik mi? Bunların belirlenmesi gerekiyor. Asıl soru şu; İslam ve Müslümanlar tarihten nasıl çekildiler. İslam’ın ortaya çıkışından sonra İber yarımadasına giden Müslümanlar şimdi nerede? Küreselleşme çağı da değildi, iletişim çağı da değildi. Bu kadar kısa zamanda nasıl İberya’yı ihya ettiler ve hâlâ etkileri tartışılan bir medeniyet doğdu? Sonra ne oldu da tarihten çekildik? Şu anda neden tarih... Devamı

Öncelik Sırası…

2011-12-09 08:43:00

Modern hayat dediğimiz hayat şartlarında -sabahin köründe evden çıkmak zorunda olmak, bütün gün hapishane gibi çalışma şartlarında kafa patlatmak ,akşam eve gittiğinde hep yorgun olmak, evde yapacak işlerin hiç bitmiyor olması- gibi birçok nedenle inancımızı ve inancımızın gereklerine göre yaşamayı hayatin merkezine almak çok zor görünüyor gerçekten. Keşke sabah namazlarımızı kılabilsek ancak işe zaten ancak gidiyoruz, karanlıkta kalkıyoruz daha napalim demek, iş yerinde nasıl abdest alalim saçımız makyajımız bozulur diye düsünmek, işte namazimi nasıl kılarim, nerede kılarim, arkadaslarıma ne derim diye düşünmek hepimizin ilk aklına gelen ve en çok duyduğumuz bahaneler bu konuda..Çoğu insan bu tür düşüncelere kapılarak ve bu düşüncelerini söyleyen arkadaşlarını onaylayarak kendini rahatlatıyor maalesef. Sabah sadece 10 dk. erken kalkarak kazandığımız zamanı ya da evde kıyafetimizle bakımımızla geçirdiğimiz süreyi namaz için kullanabiliriz. İş yerinde de birtürlü nerede namaz kılacağımızı sormaktan çekinmek yerine, bir an evvel sorup aslından çoktan böyle bir yer olduğunu farkedebiliriz ya da yoksa da olması için teşvikte bulunabiliriz. Böylece hem kendimiz için hem de bizim gibi bunu sormaktak çekinen insanlar için vesile olabiliriz. Yöneticimiz ya da öğretmenimiz istediğinde erkenden kalkip gerekli hazırlıkları yapiyor ya da mesai bitiminden sonra da saatlerce mesaiye kalabiliyoruz. Dünya hayatı için yaptığımız bu ve benzeri çabaları bir düşünün, istemeden mecbur olduğumuz için yaptığımız şeyleri..Bu katlandığınız şeylerin sonunda vadedilenleri düşünün bir de..Ki hiçbirine ulaşacağınız garanti değil, her an ölüm gelip sizi bulabilir.... Devamı

DİĞER DİNLERDE NAMAZ

2011-12-09 08:42:00

  YAHUDİLERDE NAMAZ Yahudiler ibadet öncesinde abdest (tevila) anlamında üç dini temizliği icra ederler: a)Vücudu tümüyle yıkamak: İbadeti yönetecek kişiler yapar. b)Elleri ve ayakları yıkamak: İbadet yapmak isteyenler yerine getirirler.[1][1]c)Sadece elleri yıkamak: Özel sorunları olanlar yaparlar.[2][2]Duaya hazırlık olarak kutsanmış suya eller bileklere kadar, Yom Kipur’da ise tüm vücut yıkanır. Dindar Yahudiler her duadan ve şabattan önce de yıkanırlar. İslam’da, su bulunmadığı takdirde, ibadet edebilmek için temiz toprakla teyemmüm yapıldığı gibi[3][3]Yahudilik’te de ellerini yıkayacak suyu olmayanın ellerini kum, çakıl taşı veya testere tozuyla oğabileceği belirtilmiştir.[4][4]   KİTAB-I MUKADDES’TE DİNİ TEMİZLENME (ABDEST) RAB Musa’ya şöyle dedi: “Yıkanmak için tunç bir kazan yap. Ayaklığı da tunçtan olacak. Buluşma Çadırı ile sunağın arasına koyup içine su doldur. Harun’la oğulları ellerini, ayaklarını orada yıkayacaklar. Buluşma Çadırı’na girmeden ya da RAB için yakılan sunuyu sunarak hizmet etmek üzere sunağa yaklaşmadan önce, ölmemek için ellerini, ayaklarını yıkamalılar. Harun’la soyunun bütün kuşakları boyunca sürekli bir kural olacak bu.” (Kitab-ı Mukaddes, Çıkış 30:17-21.) Yahudiler sabah(şahrit), öğle (minha)ve akşam (arvit)olmak üzere günde üç kez ibadet ederler. Bu ibadetlerinde On Emir (Şema),[5][5]dua (tefila), Tevrat’tan bir bölüm (sidra) ve peygamberlere ait kitaplardan birer bölüm okurlar. Cemaatle yapılan ibadetlerde cemaat ayakta durur (amida). Haham, rulolar halindeki Tevrat’ı çıkarır ve oradan okur, cemaat de bu okuyuşa sesli olarak katılır. Cemaat ibade... Devamı

MEKKE ve BEKKE

2011-12-08 16:07:00

  BEKKE’nin Sırrı   Fazlasıyla materyalist olduk.. Yoksa, sekülerleştiğimizi mi söylesek..?! Bir türlü, Kurân’ı tanımak konusunda mesâfe alamıyoruz.. Yukarıdaki sebeplerden mi acaba?! Neden, mûcize kelâmı kendi sıradan standartlarımızın mahkûmu gibi görüyoruz..?? Bu bağnazlık neden??.. Neden, Kurân’ı paçavra düşüncelerin ve zayıf akılların esiri gibi görüyoruz..??? Neden, Kurân’ın sonsuz deryasında kulaç atmak ile bir bataklığın içinde debelenerek daha çok batmayı birbirine karıştırıyoruz??!! Kurân’ımızda Âli İmran:96’da bir mekân adı olarak BEKKE kelimesi geçer.. Bütün, tefsirler bunu MEKKE olarak anlar**… Netice olarak, Bekke için şu söylenmiş olur… Bekke, Mekke’nin geçmişteki diğer adıdır veya birçok isminden biridir…. Yâni, Bekke Mekke’dir!! Hiç fazla söze gerek yok; bu çok sağlıklı, çok mantıklı bir düşüncedir!! Bununla beraber, BEKKE nüansını Kurân’ın mûcize dokusuna bağlı olarak daha fazla anlamanın yolu var mıdır diye sorabiliriz.?? İşte şimdi, bu sorunun cevabını veriyoruz! Önce, Âli İmran:96’ya müracaat edelim… “İnne evvele BEYTin vüdı’a linnâsi lellezî biBEKKEte mübâreken ve hüden lilâlemiyn” “Muhakkak ki insanlar için konulan ilk ev, alemler için mübarek ve bir hidayet olarak Bekke’dedir! Tâkip eden 97. âyeti incelediğimizde, 96. Âyetteki “ilk ev”in çevresini tanımlayan diğer unsurların sayıldığını görüyoruz… Yâni, Kâbe’den bahsediliyor! Dolayısıyla, Bekke denilirken MEKKE dışında b... Devamı

Cemaat Diktatörlerinin Psikanalizi

2011-12-07 16:18:00

  Cemaat liderleri ve diktatörlük! Bu iki ifade bir arada kullanılabilir mi?  “Manevi Diktatörler” diyerek ifadeyi çok daha fazla genelleştirerek; küçük cemaat gruplarından çıkartıp topluma şamil kılalım. Manevi baskılarıyla pek çoklarının akıllarına prangalar vuran ve kalplere kurdukları tahtlarda küstahça oturmaktan iflah olmaz derecede zevk alan bu diktatörlerin, kapalı cemaat topluluklarında küçük iktidarlara oynayan cinslerini “cemaat diktatörleri” olarak isimlendirmek çok da yanlış olmasa gerek… Oysa liderliğin doğru örneği Muhammed Peygamberi, Allah Kur’an’da anlatırken onun davete muhatap insanlar üzerinde bir “Musaytır” (88/22), yani bir baskıcı, diktatör veya elindeki satırı sallayarak insanlara zorla daveti veya kendi isteklerini kabul ettiren bir zorba olmadığını/olmaması gerektiğini söylemektedir. İşte bu yazıda -önce grup ve cemaatlerin ortaya çıkma sebeplerini kısaca ortaya koyduktan sonra- kapalı grup ve cemaatlerde boy veren bu tip liderlerin psikolojik alt yapılarını birazcık deşmeye ve cemaat bireylerinin zihin yapılarında ve nefislerinde oluşturdukları inanılmaz ifsadı irdelemeye çalışacağız. Bu yazının devamında -bir sonraki sayıda- cemaat ve kapalı grupların genel niteliklerini yapısal özellikler olarak tespit edip, bunların bireylerin zihinsel ve manevi dünyalarında oluşturduğu menfi tesirleri tahlil edeceğiz. Kendileri de aslında geniş katılımlı birer grup olan toplumların içindeki cemaatler ve grupların varlığı, çok eski tarihlere uzanan sosyolojik bir vakıadır. Sosyoloji; toplumu, toplumların oluşumu ve değişimini inceleyen ve nesnel yasalarını saptamaya çalışan bir bilim dalıdır. Genel anlamda toplumların oluşumu, değişimi ve bu değişimde esas olan prensiplerle, toplumların... Devamı

İslam Dininde Bölünme Yolları

2011-12-05 09:32:00

  Günümüzde İslamı anlatan, hatta gelin gerçek İslamı sizlere yaşatalım diyen topluluklar, tarikatlar, cemaatler görürüz. Hepside aynı peygambere, aynı kitaba iman ettiği halde, inanılmaz farklılıklar göze çarpar. Bu tarih boyunca da farklı boyutlarda devam etmiş, günümüze kadar gelmiştir. Aslında bu farklılıklar, yalnız İslam dininde değil, diğer ehli kitap dinlerinde de görülmektedir. Peki, nedir bu farklı olanlar ve neden farklı? İşte sizleri düşünmeye davet etmek istediğimiz konu, bu farklılıkların neler olabileceği, nedenleri konusunda olacaktır. Biz bazı konulara sizlerin dikkatinizi çekmek istiyoruz. Bu yazıyı okurken inanıyoruz sizlerde, yapılan başka yanlışları hatırlayacaksınız. Çünkü saymakla bitmezde ondan. Önce düşünelim. Allah bizlerden ne istiyor ve bu istediklerini açıkça belirtmiş mi? Burası önemli. Sorumlu olduklarımız tek tek açıklanmış ve apaçık belirlenmiş mi? Gelin önce bu sorumuza, Kur’an dan cevap arayalım. Sanırım tek bir ayet dahi, aklını kullanana yeterli olacaktır. Zühruf 44: Doğrusu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüttür. İleride ondan sorumlu tutulacaksınız. Allah aslında çok açık bir tebliğde bulunmuş ve demiş ki; Sizlerin sorumlu olduğunuz kitap Kur’an dır. Allaha güvenen, ona dayanan bir insan, bu kadar açık bir hükmü göz ardı ederek yaşıyorsa, sanırız Kur’an ı doğru anlaması ve İslamı Allah'ın emrettiği yolda yaşaması, mümkün olmayacaktır. Şu soruyu kendimize soralım. Allah sizleri bu kitaptan sorumlu tutacağım diye hüküm verdikten sonra, bu kitabın vermediği bir hükümden de, sizce bizleri sorumlu tutar mı? Aklı olana her şey o kadar kolay ki. Onu kullanmayana, sanırız ne yapsak fayda etmeyecektir. Nefsimize sormamız gere... Devamı

Dinci ve Dinsiz Yobazlık…

2011-12-05 09:30:00
Dinci ve Dinsiz Yobazlık…  |  görsel 1

  Kuran okunan vahiy olarak, Yaratıcımız’ın din adına bizden istediklerinin, ulaştırdığı mesajların toplamıdır. Kuran zamanın değişimiyle oluşacak yeni durumlara da uygun olacak Allah’ın vahyidir. Değişim kaçınılmazdır, ama yeni oluşan şartlara cevap vermek Allah’ın kitabının mucizesidir. Bu mucizevi durum İslam’ın reforma ihtiyaç hissetmemesini sağlar. Fakat iki zümre, dine karşı çıkan dinsizlik yobazı ve uydurulmuş dini bir türlü bırakmak istemeyen dinci yobazın güçleri bu uydurulmuş dine bağlıdır. Dinci yobaz sıkı sıkıya uydurmalarına sarılırken, diğeri işte dininiz budur diyerek prim yapmaya, içinden çıkılmaz sistemi gösterip, insanları dinden kaçırmaya çalışır. Dinci yobaz da kendi dışındakileri cehennemlik ilan ederek uydurmalarına daha çok sarılır. Görüldüğü gibi bu iki zümrenin de sermayesi aynı, ama kullanımları farklıdır. Bu yüzden Kuran’a giderek dinin düzenlenmesinden en çok bu iki grup rahatsız olur. Din düşmanı yobaz, dine saldıracak materyalleri elinden alındığı için bozulacaktır. Dinci yobaz ise geleneğe dönüştürülmüş yapısı elinden alındığı için kızacak ve aforozlama, cehennemlik ilan etme mekanizmalarına sarılacaktır. Gelenekçi din adına bu aforozları yapanların üniversitede kürsüsü olan profesörler; tarikatların, hiziplerin başları olması; geleneksel yapının sözde aydın yazarları olması bizi şaşırtmamalıdır. Kuran bize sosyolojik bir vaka olarak bir fikir ileri sürüldüğü zaman o fikre ilk önce mevcut yapının sivrilmişlerinin, elitlerinin karşı çıkacağını ders vermektedir. Bu yüzden kürsüsünde yıllarca geleneksel dini savunanlar, tarikatını geleneksel yapı üzerine oluşturan şeyhler, kendi otoriteleri sarsılacak, yıllarca emek verdikleri k... Devamı

KURANDAKİ SÜNNET ALGISI

2011-12-01 08:22:00

  Kuran sünnet bağlamına dikey olarak birkez daha irdeleyeceğiz. Bir çok yerde birilerinin ısrar ve inatla bu ilişkiyi teryüz eden ve bunu kendine meslek edinen insanların varlığını görüyoruz. Din konusunda yalnız tek kaynak Rabbimizin kitabı iken onun yerine başka kaynaklar getirerek tevhid bilincini sulandırma ılımlı bir din algısı oluşturma gayretleri devam etemktedir. İman inanç konuları net ve berrak olması gerekirken ortalığı karıştırıp ordan balık tutmak isteyen ve onların oltasında onların tetikçilini yapan zavallı dostlarımız neyin ne olduğunu analiz etmeden taruza geçmektedirler. Bu bağlamda fazla detaya girmeden ve biz bu derin tartışmaya girmeden söylenmesi gereken birkaç görüşü ifade edeceğiz. Şanı Yüce Rabbimiz utandırmaz İnşallah ; Bu konununu önemi nereden geliyor, Kur’an'ın anlaşılması engellerden biridir, Sünnetin anlaşılamaması ve Hz Peygamberin anlaşılamaması. OYSA YERYÜZÜNDEKİ ENÇOK ANLAŞILMASI GEREKEN İNSAN en az anlaşılmıştır ve yanlış anlaşılmıştır. Öncelikle bilinmelidir ki, Kuran anlaşılmadan sünnet dahil hiçbir konu net olarak anlaşılamaz. Önce Kuran anlaşılacak; yani Şanı yüce Rabbimiz tanınacak, ondan sonra o pencereden bakılarak sünnet ve diğerleri anlaşılacak. Sünnet nedir? Nelere sünnet denir? Onun için önce Kuran ve Allah tasavvuru gereklidir. Kültürümüzün ve insanımızın enbüyük eksiklerinden biri, -- tarihsel olarakta böyledir --- AKILCI değil ŞEKİLCİ olmasından kaynaklanmaktadır. Bütün Risaleti boyunca Kuranı Ahlak edinen Hz Peygamberin tüm mücadelesi Kuranın /Vahyin tebliği üzerine idi. Sünnet ve Hadis Konusuna dönersek; SÜNNET ;  Peygamber olarak Allah'ın hükümlerini, yani Kuranı pratize etmesi ile din adına yaptığı uy... Devamı

Peygamberlerin Görev ve Sorumluluk Alanı

2011-11-30 08:05:00

  Kur’an ayetlerini incelediğimizde yüce Allah’ın ilahi buyruklarını insanlara bildirme yolunun peygamberlik kurumu aracılığı ile olduğu görüyoruz. İnsanlara ulaştırmak istediği mesajlarını yine insanlar arasından seçtiği seçkin kullarına vahyetmekte ve söz konusu bu vahyin insanlara ilan edilip ulaştırılması için peygamberleri memur kılmaktadır. Bu sebeple peygamberlerin dini konulardaki söz ve filleri kendilerine vahyedilen ilahi metinlerin sınırları içindedir. Peygamberimiz Hz. Muhammed’in de dini konulardaki söz ve fiilleri Kur’an’dan bağımsız ve farklı değildir. Zaten buna ihtiyaç da bulunmamaktadır. Çünkü elçiler görevleri gereği mesajı iletirler; mesaj üzerinde ekleme ya da çıkarma yapmazlar. Ya da mesaja kendi düşünce ve anlayışlarını yansıtmazlar. Peygamberler de yüce Allah’tan aldıkları mesajları olduğu gibi insanlığa iletmişlerdir. Şüphesiz söz konusu mesajların iletilmesi olası zorluklara karşı dirençli durulması ve insanların yüce Allah’ın yoluna davet edilmesi noktasında peygamberlerin çok hayati bir önemi vardır. Ama buradaki önemli nokta peygamberlik kurumunun görev ve sorumluluklarının iyi belirlenmesidir. Kur’an’a baktığınızda dini konularda ilahi buyrukların dışında peygamberlerin hüküm vermeleri söz konusu değildir. Bizzat yüce Allah tarafından peygamberlerine verilen görevler zaten yeterince önemli ve yüce görevlerdir. Peygamberliğin, yüce Allah tarafından belirlenmiş sınırların dışına çıkartılmasına gerek yoktur. Aksi takdirde bu, dine karşı yapılmış en büyük zulüm olur ki ne yazık ki tarih boyunca inananların büyük bir kısmı bu hataya düşmüşlerdir. Ayetlerde Kur’an’ın gönderiliş sebebi şu şekilde ifade edilir: ... Devamı

Hak Din 4 Tanedir Uydurması

2011-11-29 11:21:00

  İbrahim Peygamber ve Diğer Peygamberler Müslümandı. Yahudi veya Hristiyan Değildi.   İbrahim, ne Yahudi idi, ne de Hıristiyan. Fakat o, hanif (Allah’ı bir tanıyan, hakka yönelen) bir müslümandı. Allah’a ortak koşanlardan da değildi.(3 ali İmran 67) Yoksa siz, “İbrahim de, İsmail de, İshak da, Yakub ile Yakuboğulları da yahudi, ya da hıristiyan idiler” mi diyorsunuz? De ki: “Sizler mi daha iyi bilirsiniz, yoksa Allah mı?” Allah tarafından kendisine ulaşan bir gerçeği gizleyen kimseden daha zalim kimdir? Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir. (2 bakara 140)  Allah uğrunda hakkıyla cihad edin. O, sizi seçti ve dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi. Babanız İbrahim’in dinine uyun. Allah, sizi hem daha önce, hem de bu Kur’an’da MÜSLÜMAN diye isimlendirdi ki, Peygamber size şahit (ve örnek) olsun, siz de insanlara şahit (ve örnek) olasınız. Artık namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve Allah’a sarılın. O, sizin sahibinizdir. O, ne güzel sahip, ne güzel yardımcıdır! (22 hac 78)  Sonra da biz Hanîf olan, müşriklerden olmayan İbrahim’in dinine uy, diye sana vahyettik. (16 nahl 123)  Din Kemale Ermiştir. Din İslamdır.  “Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için DİN  olarak İSLAMI seçtim” (5 maide 3)  Allah katında kabul edilecek tek din İslamdır. Ayetler hakkında ayrılığa düşmek İslam Dininden Değildir Şüphesiz Allah katında din İslâm’dır. Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra sırf, aralarındaki ihtiras ve aşırılık yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah’ın âyetlerini inkâr ederse, bilsin ki Allah hesabı çok çabuk görendir.... Devamı

KURANI KURANDAN DİNLE

2011-11-25 19:17:00

  Kuranı anlaşılması önünde en büyük sorun, bu kitabı anlamak için nereye müracat edileceğidir. Kuran evrensel ve yetkin bir kitaptır. Eksiksiz, tam ve açık kolay anlaşılır olarak bahşedilmiş bir kitaptır . Aynı zamanda insanlığı medeniyeti, kültürü, algıyı değiştirme iddasında bir kitaptır. Bu çok iddalı kitbabın öncelikle iddaa ve çözümlerinin net bir şekilde anlaşılması gerekecektir. Kuran bir çok konuda kuşatıcı bilgileri sunar ve bu bilgilerin çoğu statükoya muhaliftir. Kendi kuramlarını bir bir derin, geçişli bir şekilde (hikmet) ortaya koyar. Peki bu kadar iddalı bir kitabın anlaşılmama veya müracat sorunu olabilir mi ?   YERYÜZÜNÜ DEĞİŞTİRMEYE GELMİŞ BİR KİTABIN KENDİNİ ANLATAMAMA sorunu olabilir mi? Çözümlerinin eksik olması söz konusu olabilir mi? Yeryüzüne küresel düzeyde meydan okuyan kitabın, anlaşılamama sorun çözememe, eksik kalma başka kaynaklara müracat gibi bir sorunu olabilir mi? Dahası kendini bir aydınlık bir nur olarak tanımlayan bir kitabın kendini aydınlatama sorunu olabilir mi? Yerüzünde karmaşayı çözmeye gelen kitabın, kendi karmaşasını çözememe durumu olabilir mi? Tüm bunların cevabı elbette hayır olacaktır. O zaman bu kitabın mürücatı kim olacaktır veya neresi olacaktır. Bu kitabın bilgileri ne kadar açık,  güvenilir ve korunmuşsa o zaman onun kaynağıda aynı özellikleri taşamalı değilmidir. Böylesine iddalı, böylesine yekin bir kitabın, müracatıda aynı özellikleride taşımalı değimli? Yani Kuranın müracatı yine Kurana olmadır. Nitekim Kerim olan bu kitap sık sık kendine müracat eder. Nasıl mı ? Mesala bir konuyla ilgili onlarca hatta yüzlerce ayet buluna bilmektedir. Yani bir konu anlatılırken büt&u... Devamı

ARKADAŞ PEYGAMBER

2011-11-25 11:32:00

  Kur’an’da peygamber isimlerinin “İbrahim”, “Musa”, “Nuh” “Muhammed” şeklinde “mahalleden arkadaşıymış gibi” alabildiğine tek ve yalın kullanılması öteden beri çok dikkatimi çekmiştir. Bu konuda nicedir bir şey yazmak istiyordum… Acaba bu tür isimler Kur’an’da neden yalın geçiyor? Ben bunun bilinçli bir kullanım ve mesaj olduğunu düşünmekteyim. Oysa dini kültürümüzde bunun tam tersi bir durum var. “Mazhar-i mevcudât, seyyid-i kâinât, server-i fahr-i âlem” vb. bir dizi ünvan ve lakaplar sıralanmadan ve özellikle de “sallallahu aleyhi ve sellem” (s.a.v) demeden peygamber ismini anmak saygısızlık sayılıyor. Halbuki bu türden abartılı ifadeler Bizans ve Sasani imparatorluk geleneğinin modasıydı. Emevi, Abbasi ve Osmanlı imparatorluklarına da olduğu gibi geçti. Padişahların ve sultanların adı “Halife-i rûy-i zemin, devletlû, haşmetlû, azametlû padişahımız efendimiz hazretleri…” vs. denilmeden telaffuz edilemezdi. Keza Yahudi dini kültüründe de örneğin “Davut” diyemezsiniz; “Davut ameleh” demek zorundasınızdır. Aksi halde hakaret damgası yersiniz. Şii kültüründe de masum imamların adı anılınca üstelik ayağa kalkarak salavât getirmek zorundasınız. Aksi halde imamlara hakaretten dava açılabilir. Tasavvufta da velilerin ismi anılınca “kaddasellahu sırruhu” diyeceksiniz. Aksi halde çarpılabilirsiniz. Bir arkadaşım şöyle espiri yapmıştı: Senin ismin sıradan duruyor. Şöyle dini karizma sağlayacak bir isim bulmamız lazım: Hoca Muhyiddin İbn Muammer el-İhsani el-Kayserî gibi… Aman kalsın, meraklısına ver onlardan demiştim. (Dedemin adı Ho... Devamı