Kur'an merkezli Din

2012-04-12 15:56:40

''Kur'an merkezli Din '', kendilerini ehli sünnet vel’cemaat olarak tarif eden insanları, neden bu kadar rahatsız ediyor dersiniz ? Yüce Allah tek başına “ehad”  olarak anıldığında yani Kur'an merkezli Din'den söz edildiğinde bunun adını neden hezeyan koyarlar? Neden bu kadar şeytani bir titreme sarar onları ? Tek Allah'a çağrıldıklarında inkar eden müşriklerin göstermiş oldukları ŞİRK mantığının olağan tepkisidir : Mü'min 12 : Bu(duruma düşmeniz)in sebebi şudur: Tek Allah'a çağrıldığınız zaman inkâr ederdiniz. O'na ortak koşulunca inanırdınız. Artık hüküm Yüce ve büyük Allâh'a âittir. Bakara 165 :İnsanlardan kimi, Allah'tan başka eşler tutar, Allâh'ı sever gibi onları severler. İnananlar ise en çok Allâh'ı severler. Zulmedenler, azâbı gördükleri zaman bütün kuvvetin Allah'a âit olduğunu ve Allâh'ın azâbının çetin olduğunu anlayacaklarını keşke bilselerdi! Bu insanların şirk tabiatına göre : İsra 94 Zâten kendilerine hidâyet geldiği zaman insanları doğru yola gelmekten alıkoyan şey, hep: "Allâh, bir insanı elçi mi gönderdi?" demeleridir. İsra 95 De ki: "Eğer yer yüzünde uslu uslu yürüyen melekler olsaydı, elbette onlara gökten bir meleği elçi gönderirdik." Evet , şirk mantığına göre Yüce Allah tek başına din kurucusu olarak kabul edilemez,  İslam Dinini kurarken illaki ve mutlaka Yüce Rabb'imizin yanında ortakları olmalıydı... Aksi halde tek ilaha dayanan bu güzel dini kabul etmeyeceklerdir: Yusuf 106 : Onların çoğu, Allah'a ortak koşmadan inanmazlar. Tabiki Kur'an'a karşı bu tepkileri gösterenlere Yüce Allah, şeytanı dost... Devamı

KURANA GÖRE BEYAN

2012-02-13 09:45:19

  Hem ilahi kelam ile ilgili ayetlerin genel tahlilinden, hem de beyan, liyubeyyine, litubeyyine kelimelerinin kur'an'daki ve dildeki kullanımlarından; Kur'an vahyinin gizli / gizemli / açıklamaya muhtaç yetkisinin Allah Rasulüne verildiğini iddia etmek veya ilgili Ayetlerden böyle bir çıkarımda bulunmak, İMKANSIZI BAŞARMAK anlamına gelir. Bu düşünce şirktir. Her şeyden önce Kur'an kendisini, MÜBİN (apaçık), '' açıklanmış, açıklanmaya ihtiyacı olmayan '' indiği dönemde her muhatabın onu kolaylıkla anlayabileceği bir konuşma / söz olarak gönderildiğini ifade etmektedir. şimdi SÖZÜ KUR'AN'A BIRAKALIM : Nur 54 :De ki: "Allah'a itâ'at edin, Elçiye itâ'at edin." Eğer dönerseniz, ona gereken, kendisine yükletilen(duyurma görevini yapmak), size gereken de size yükletilen(itâ'at görevini yapmak)dır. Eğer ona itâ'at ederseniz, doğru yolu bulursunuz. Elçiye düşen, sadece açık ( MÜBİN) bir şekilde duyurmaktır. Hacc 72 :Kendilerine apaçık ( AYATİNA BEYYİNAT)âyetlerimiz okunduğu zaman kâfirlerin yüzlerinde hoşnutsuzluk belirdiğini anlarsın. Neredeyse kendilerine âyetlerimizi okuyanların üzerine saldıracaklar. De ki: "Size bundan (bu öfkeli durumunuzdan) daha kötü bir şey haber vereyim mi? Varacağınız ateş! Allâh onu kâfirlere va'detmiştir. Ne kötü sonuçtur (o)! Al-i İmran 86:İman ettikten, Resul'ün hak olduğunu gördükten ve kendilerine açık deliller geldikten ( VE CAEHÜMÜL BEYYİNAT) )sonra, inkâr eden bir topluma Allâh nasıl yol gösterir? Allâh, zâlim toplumu doğru yola iletmez. A'raf 105 :"Allah'a karşı gerçekten... Devamı

O GECE KADİRDİR

2012-02-13 09:33:40

           Leyletil/ul qadri (leyleti el qadri)’ Kadir Suresinde geçen bir ifadedir ve sözü edilen gece “Kadir Gecesi” olarak bilinir. “Leyl/Gece” kelimesi bilindiği gibi bir günün akşamdan sabaha kadar olan kısmına denir. Bununla birlikte karanlığı, olumsuzluğu, cahilliği anlatmak için sembolik olarak kullanıldığı da olur. “Kadir” kavramına gelince onun sözlük anlamlarına bakmamız yararlı olur; Kadir/qdr; Gücü yetmek. Ölçü. Ölçmek. Tanzim etmek. Plânlamak. Takdir. Hükmetmek. Rızkını daraltmak. Ağır davranıp düşünmek, niyet ve azmetmektir. Miktarını açıklamak, ölçüsüne göre yapmaktır. Bir iş yapmaya gücü yetmektir. Muktedir kılmak/olmaktır. Şeref ve hürmete layık olmaktır. Tencerede pişirmek ve et pişirilen tencere, kazan, çömlek ya da bunlarda pişirilen(qadr edilen) şeydir. Bir şeyin miktar ve durumudur. Bir şey için tayin edilen zaman ve mekân. Güç, kuvvet, kudrettir. Zenginlik, servet. Kadar. Miktar. Eşit. Daraltmak. Kısmak. Hüküm, kader. Kadir; dilediğini hikmetin gerektirdiği miktarda, ne üstüne fazladan koyarak ne de bir eksiltme yaparak, yapan, fail demektir. Bundan dolayı ancak Yüce Allah’ın bununla vasıf edilmesi sahih olur. Beşer için ise şöyle kullanılabilir: Kadir; külfetli, zahmetli, meşakkatli iş görme gücüne sahip, bunu emek vererek, çaba göstererek, meşakkati yüklenerek kazanmış kişi demektir. (İsfahani, Müfredat; Karaman-Topaloğlu, Yeni Kamus).           Görüldüğü gibi ‘qdr’ kökünden türeyen “qadr” kavramı geniş bir anlam alanına sahip. Şimdi surenin anlamına bakıp konu büt&u... Devamı

Kilisede Namaz Kılan Hristiyanlar

2012-02-01 08:17:00
Kilisede Namaz Kılan Hristiyanlar |  görsel 1

Mardin ve çevresinde dört bin Ortodoks Süryani yaşıyor. Kırklar Kilisesi başta olmak üzere, kiliselerinde ibadet ediyorlar. Ancak diğer Hıristiyan  mezheplerinden bir farkları var: Namaz kılıyorlar. Süryani namazı günde yedi vakit. Namaz kılmak için öncelikle bedensel ve ruhsal temizlik şart.  Başörtülü kadınlar, çocuklar, başları açık erkekler, önlerinde ise papazları… Benim şaşkın bakışlarımın arasında secdeye gidiyorlar. Ardından ayağa kalkıp dua ederek ibadetlerine devam ediyorlar. Mardin’de, Kırklar Kilisesi’ndeyim. Secde edenler, günlük ibadetlerini yerine getiren Süryani “mümin”ler. Tarihin bilinen en eski Hıristiyan topluluğu Süryaniler günde yedi kere “namaz” kılıyor. Hem de kıyam, kıraat ve secdesiyle birlikte. Tıpkı Müslümanlar gibi önce beden temizliğini yapıyorlar, ardından da namaza duruyorlar. Yaptıkları bu ibadete Süryanice “slawotho” diyorlar. TEK PAPAZLARI VAR Bugün Türkiye’de 30 bin Süryani yaşıyor. Kadim Süryani Cemaati’nin 25 bin üyesi İstanbul’da. Dört bini Mardin’de, geriye kalan bin kişi ise başta Güneydoğu Anadolu bölgesi olmak üzere Türkiye’nin dört bir yanına dağıldı. Biz ise Süryaniler’i bulmak, onların namazlarına tanıklık etmek için Mardin’deyiz. Mardin şehir merkezinde yaklaşık 350 Hıristiyan yaşıyor. Mardin’de bu 350 kişinin on bir kilisesi var. Ancak varolan kiliselerden sadece ikisi ziyaretçilere açık. Diğerleri ise kapalı. Kiliselerin beşi Ortodoks Süryaniler’e, ikisi Katolik Süryaniler’e, ikisi Ermeni Katolikler’e, bir tanesi ise Keldaniler’e ait. On birinci kilisenin hangi topluluğa ait olduğu ise bilinmiyor. Zaten bu yapı da bugün ambar olarak kull... Devamı

MEYSİR / kumar

2012-02-01 08:12:00

الميسر [meysir] sözcüğü, “kolaylık”, “deve kesmek” anlamındaki يسر [y-s-r] kökünün türevlerindendir. Esas anlamı, “fal oklarıyla oynamak”tır. Genel olarak, “çocukların cevizle oynaması da dahil olmak üzere para üzerine oynanan her şans oyunu”nu kapsar. Câhiliyye çağındaki kumar'ın nasıl olduğuna gelince, Keşşâf sahibi şöyle demiştir: “Arapların on tane fal oku bulunuyordu. Bunların isimleri ezlâm, aklâm, fezz, tev’em, rakîb, halisu ve hıls, nâfis, müsbil, mu‘allâ, menîh, sefih ve vağd... Menîh, sefîh ve vağd okları hariç (çünkü bunlar boş idi), bu oklardan her biri, kesilen ve 10 parçaya, yahut da 28 parçaya bölünmüş olan hayvanın, belli bir parçasına işaret etmekteydi. Şairin biri bu manada şu şiiri söylemiştir:” “Dünyada benim, kendilerinde hiçbir kâr olmayan oklarım var. Bunlann ismi vağd, sefih ve menîh'tir.” Bu fal oklarından fezz için bir pay; tev’en için iki pay, rakîb için üç pay, halisu için dört pay, nâfis için beş pay, müsbil için altı pay, mu‘allâ için yedi pay verilirdi. Bu okların hepsi “rebâte” denilen bir torbaya konur; sonra torba âdil bir kimsenin eline verilirdi. Daha sonra o kimse torbayı sallayıp, elini içine sokar; ondan isim isim herkesin adına bir ok çekerdi. Hisse sahiplerinden adına ok çıkan kimse, bu ok üzerinde yazılı olan payını alırdı. Adına, üzerinde “boş” yazılı ok çıkan kimse de, hiçbir şey alamazdı... Kesilen bu hayvanın bütün parasını da bu kimse öderdi... Kendisine pay çıkan kimseler ise bu paylarını fakirlere ... Devamı

ABESE SURESİ

2012-01-26 08:35:00

  İnsan ilişkilerinde sözlü iletişimin çok önemli olduğu bilinmektedir. İletişimin konusu çok değerli bir mesaj ise iş daha da büyük önem kazanır. Elbette bir çalışmada başarılı olmak esas hedef, bu amaçla denemeye girişmek de esaslı bir görevdir. Göreve Surede geçen bazı kelime ve kavramların sözlük anlamlarına bakmakla başlayalım. Abs/abes: Gönlün daralmasından dolayı kaşların çatılması yahut yüzün buruşturulması. Hayvanın kuyruk kıllarının üzerinde kurumuş kalmış olan kığ, ters(dışkı) ve bevl(idrar) artığına “abes” denir. Çehre eğmek, yüzünü ekşitmek; surat asmak; hava sıkıntılı olmaktır. Kirlenmek, üzerinde pisliğin kurumasıdır. Amy/a’ma: Gözleri görmeyen kör/a’ma demektir. Bununla birlikte basiretsiz, cahil, cehalet, cahillik, gerçekleri görmeyen, hiç imar edilmemiş, üzerinde hiçbir mamurluk(bayındırlık) eseri ve izi bulunmayan arazi anlamlarında da kullanılır. Drk/dereke, idrak: Bir nesnenin en son noktasına varmak, erişmek, ulaşmak ya da gelmek. Bir şeyin bilinmesinde en son nokta, en nihai bilgi demektir. Hakikati kavramakta en son noktaya ulaşmaktır. Zan olan ya da doğru sanılan bilgilerin yakin yani kesin bilgiye ulaşmasıdır. Zky/tezkiye: Artmak, fazlalaşmak. İyi olmak. Zenginleşmek. Temizlemek, Temizlik. Övmek. Çift. Bereket. Düzen. Saflık/duruluk. Zekât sözcüğü temelde ‘Yüce Allah’ın bereketinden hâsıl olan, ortaya çıkan büyüme veya artış’ anlamına gelir. Fakirlere verilen şeyler. Adil birinin bir başkasını tezkiye etmesi, (onun doğru sözlü, güvenilir ve dürüst olduğunu söylemesi) demektir. Hşy/haşyet: Saygı göstermek. Ummak. Büyük bir saygıyla veya hürmetle ka... Devamı

“Mümin” özelliklerimiz ve Örnekleri

2012-01-26 08:34:00

Selam, Müslümanım Diyenlere!  Vahyin ışığıyla sınırlarımızı çizen, bizleri özgürleştiren, kimliğimizi belirleyen, yolumuzu aydınlatan, iyi ve güzel işler yapmamızı öğütleyen, doğruya kılavuzlayan, kulluğumuzun bilincine vardıran, yaratılış gayemizi açıklayan, yaşam tarzımızı şekillendiren, kısacası “Şerefimiz” olan “ Kur’an/ Okunan, bakalım “Mümin” özelliklerimizi nasıl sıralıyor. Vereceğimiz bu özellikler, sonsuz zenginliği olan vahyin sadece bir bölümünden alıntıladığımız özettir.  1- “La” diyerek, herşeyi reddedip, inkar ve sorgulama ile doğruyu bulan, tüm benliği ile “Yalnız” Allah’a yönelen demektir, 2- Şirkin pisliğinden, sahte olan, kötü olan herşeyden, baştan topuğa, bedenen ve zihnen temizlenmek, mesh olmak “Arınıp” Allah’a yaklaşmak demektir, 3- Dünyalık olan herşeyden sıyrılıp, nefsinin arzularını bir yana bırakıp, fikren ve bedenen “Rabbine Hicret” eden demektir, 4- Allah için, O’nun yolunda, herşeyini feda etmek, değersiz görmek ve O’ndan uzaklaştıran herşeyi O’na yakınlaşmak için “Kurban” etmek demektir, 5- Doğru olduğunu bildiği, inandığı şeyin peşinden gitmek, Vahye bağlı kalmak, bir konu hakkında çözüm bulamadığında yalnızca “Kuran”a sarılmak ve bu uğurda Kariyerini, Konumunu, İlişkilerini, Eşini, Dostunu ve çıkarlarını feda etmek “İbrahim gibi olmak” demektir, 6- Allah’ın hükmünü tanımayanlara karşı “Kıyam” etmek, her zaman doğruyu söyleyerek, kendini “ilah” sananları, “rab” sananları, kendi hükümlerini koyanları rahatsız etmek “Şuayb gibi olmak” demektir, 7- Uzun ve meşakkatli olan bu yolda, “İsmail gibi” sab... Devamı

İçiniz Rahat Olmasın!

2012-01-25 08:37:00

  Allah’ın mümin kulları için en önemli farz ibadeti İslam’ı tebliğ etmektir. Kişi namaz kılabilir, oruç tutabilir, zekat verebilir, arkadaş ortamlarında Allah’ı anabilir, Kuran okuyabilir… Ancak diğer insanların da Allah’ı tanıması, sevmesi, O’ndan sakınarak yaşaması için çaba sarfetmiyorsa ve İslam’a karşı olan felsefe ve akımlarla mücadele etmiyorsa, en büyük ibadetlerden biri olan tebliği yerine getirmemiş olur. Müminler için tüm ayetler, istisnasız yerine getirilmesi gereken kesin emirlerdir. Tebliğ ibadetinin nasıl yapılacağı konusundaki yöntemler de, Kuran’daki kıssalarda açıkça anlatılmıştır. Ancak burada tebliğ yöntemlerinden değil, Kuran’a göre tebliğ ibadetinin önemi ve önceliği konusundan bahsetmek istiyorum. Peygamberlerin hayatına baktığımızda, ırk, dil, din, cinsiyet ayırmaksızın herkese tebliğ yaptıklarını görürüz. Bir kısım insan kitap ehline, dinsizlere ya da kadınlara tebliğ yapılmaz der. Ancak savundukları bu konu, dinleri konusunda kendi gevşekliklerine bir kılıf uydurmaktan başka birşey değildir. Çünkü tüm peygamberler İslam’ı yaymak için kitap ehline de, firavun gibi azılı bir ateiste de, Sebe Melikesi Belkıs gibi bir bayana da tebliğ yapmışlardır. Allah Nur Suresi 55. ayette, İslam’ı dünyaya hakim edeceğini müjdelemiştir. Şu ana kadar İslam tüm dünyaya hakim olmadığına göre, içinde olduğumuz ahir zamanda bu müjde gerçekleşecek demektir. (Allah en doğrusunu bilir) Herkes evinde oturup sadece namaz kılar, yılda bir ay oruç tutar, arada da fakir doyurup geri kalan zamanını tv karşısında, hafta sonları piknikte, yazın tatilde…. geçirirse bu, kişinin kendi nefsine yaptığı büyük bir zulüm olur. Ortalama 60-70 yıl süren ya... Devamı

Allah Habib/SEVGİLİ Edinir mi?

2012-01-25 08:27:00

     Sevgili, en sevgili, çok sevgili, double sevgili… Türkçeye zimmetlenmiş karşılığı “habib”. Allah’a zimmetlendirilen karşılığı ise “habibullah”. Yani “Allah’ın sevgilisi”.  Habib kelimesi lugatta, kökeninde sevgi barındıran başka manalara da geliyor. Fakat halk arasında bildik “sevgili” manasını taşıyor.  Habibullah diye nitelenen insan,  Allah’ın “Allah’ın resulü ve Nebilerin sonuncusu” (33/40) olarak nitelediği Muhammed Peygamber’den (selam olsun) başkası değildir.  Peki bu sözün kaynağı ne olaki?  Allah’a mı ait, yoksa birileri tarafından O’na isnad mı ediliyor?   Her uydurulan yalan gibi bu da Allah'a  isnad edilen bir söz elbette.  Kur’an’ın hiçbir ayetinde “habibullah” ifadesi geçmemektedir.  Peki nasıl oluyor da bu sözcük geçmişten günümüze dek kendilerine “İslam toplumu” denen toplumlar tarafından Allah adına dile getirilebiliyor?  Bu sorunun cevabını vahyin yegane kaynağından incil ehlini irdeleyerek aramak doğru bir davranış olacaktır.   İncil ehli Rahman’a çocuk isnad ederlerken bunun incilden bir emir olmadığını bilerek ediyorlardı. Böyle bir talep Allah’tan gelmemişti -ki gelmez de.  Buna rağmen kendilerine gönderilen peygamberi Rahman’ın çocuğu olarak nitelemekten geri durmadılar.  Kur’an’ınindiriliş amacından bir tanesi de bu büyük iftirayı ortadan kaldırmak ve iftira sahiplerini uyarmak içindir. Kehf 4- Ve "Allah çocuk edindi" diyenleri de uyarsın. Kehf 5- Bu hususta ne kendilerinin, ne de atalarının hiçbir bilgisi yoktur. Ağızlarından çıkan söz ne büyük bir... Devamı

KÖR/körelmiş ADALET

2012-01-25 08:23:00

  Adamın biri gece yarısı hükümdarın sarayının önünde avazı çıktığı kadar -“adalet isterim, kısas isterim”diye bağırıyormuş. Hükümdar adamın içeri alınmasını istemiş ve derdini sormuş. Yüzü gözü kan revan içindeki adam; -“efendim ben âcizane hırsızlıkla geçinen biriyim, bu gece soymak amacıyla sarrafın dükkânına girdiğimi zannedip, dokumacının dükkânına girmişim. Dokuma tezgâhının kollarından biri gözüme girdi, kör oldum. Benim gözüme karşı dokumacının gözünün çıkarılmasını istiyorum. Kısas İstiyorum. Adalet istiyorum” demiş.  Hükümdar; - “derhal dokumacıyı bulup getirin ve kısası uygulayın” demiş. Dokumacıyı bulup getirmişler ve olayı anlatıp hükümdarın kararını bildirmişler. Dokumacı, -“efendim adaletinizden kuşkum yok fakat siz de takdir edersiniz ki; dokumacılık için kumaşın iki tarafını da görmek şart. Şimdi benim bir gözümü çıkarırsanız ben neyle geçinirim” demiş ve eklemiş. - “Efendim benim yan tarafta bir saraç var. Saraçlık için bir göz kâfidir isterseniz bu adamın gözüne karşılık olmak üzere onu gözünü çıkarabilirsiniz” demiş. Hükümdar bu fikri çok beğenmiş, Saraç’ı çağırıp kısası uygulamışlar. Böylece adalet yerini bulmuş! Bu öyküyü Halil Cibran’dan üniversite yıllarında okuduğum zamanlar, bu kadarı gerçek hayatta olabilir mi diye düşünmüş ve işin doğrusu gerçek yaşamda pek bir karşılık bulamamıştım… Meşhur Osmanlı kadısıKarakuşi bir gün kendi kusurunu örtmek için, fırıncıyı iş kusurundan, göz çıkarmaktan ve öl&u... Devamı

Kitap: EMEĞİN TEVEKKÜLÜ (konya)

2012-01-25 08:17:00
Kitap: EMEĞİN TEVEKKÜLÜ (konya) |  görsel 1

Konya’da İşçi-İşveren İlişkileri ve Dindarlık “Sınavdır bu dünya…Yok hepsi Allah’tandır…Tamam,onu da(işvereni)zenginlikle sınıyor işte.Onun sınavı o(zenginlik), benim sınavım da bu(fakirlik)”(Görüşmeci-işçi) Yukarıdaki ifadeler Yasin Durak’ın Konya Organize Sanayi Bölgesinde işçi ve işveren görüşmeleri sonucu oluşmuş,iletişim yayınlarından çıkan ” Emeğin Tevekkülü/Konya’da İşçi-İşveren İlişkileri ve Dindarlık” kitabından.Durak,dindarlığın işçilerin ve patronların üretim sürecine bakışlarını ve karşılıklı konumlarını nasıl etkilediğini,dinsel sosyalleşmenin emek sürecinde tahakküm ilişkilerin ve politik hegemonyeya elverişli bir zemin oluşturup oluşturmadığını,kültürel hegemonye çerçevesinde tartışıyor.Dinsel muhafazakarlık ekseninde sağlanan“ütopik uzlaşmayı” ve enformel ilişki ağları sistemini gözler önüne seriyor. Biz kitaptan bazı başlıkları ve örnek görüşmeleri aktaracağız. Kitap hakkında biraz fikir verecektir. NEDEN KÜLTÜREL HEGEMONYA? Kapitalizmin uluslararası ölçekte yeniden yapılanma sürecine bağlı olarak (70’lerdeki krizle birlikte,80 sonrası devam eden ileri teknoloji kullanımı,emek süreçlerinde esneklik,küçük işletmelerin yaygınlaşması sosyal devlet anlayışını terk edilmesi) Türkiye’deki çalışma ilişkilerinin de iyiden iyiye neo-liberal parametrelerle şekillenmekte olduğu artık şüphe götürmeyen bir olgudur. Bir taraftan devletin istihdam sahalarını terk ederek özel teşebbüsleri desteklemeye başlamasıyla süre gelen aceleci bir özelleştirme süreci,diğer taraftan üretim ilişkilerinde esnekleşme,taşeronlaşma ve emek piyasasında diğer değişiklikler yoluyla çalışma i... Devamı

Ey Akıl ve Gönül Sahipleri…

2012-01-25 08:13:00

  Yoklayalım içimizi. Kendimizden yana olmadan, nefsimizi kayırmadan. Bakmaktan değil, görmekten bahsediyorum. Duymaktan değil, dinlemekten bahsediyorum. Dil ile söylenenden değil, hal ile anlatılandan; yalnız akıldan değil aynı zamanda gönülden söz ediyorum. Aslında bunu söyleyen de ben değilim: …Ey akıl ve gönül sahipleri benden sakının. Bakara 197 Yüce Allah yüce kitabında, inananlara birçok defa bu şekilde hitap etmiyor mu? Akıl ve gönül sahipleri… Aklederiz; düşünürüz, anlarız, mukayese yaparız, icat ederiz, yazı yazarız, öğreniriz, ezberleriz… Gönlederiz; severiz, bağışlarız, ümit ederiz, umarız, üzülürüz, seviniriz… Birincisiyle hem kendi yaratılışımızdaki hem de evrenin yaratılışındaki sayısız delile bakıp iman ederiz. Kurandaki emir ve yasakları aklımıza yerleştirir, teorik olarak mükemmel insanlar olabiliriz. Oysa Kur’an dini uygulamak için yeterli olsa da sadece zihni besleyen sığ bir kitap değildir biliriz. Aslında biz aklederek, bilerek, bularak kendimizi ve birbirimizi şaşırtırız, Allah’ı değil. Çünkü O’nun ilim deryasının yanında, damladır vakıf olduklarımız. İkincisiyle, akıl-gönül köprüsünü sağlam inşa eden, yalnız sözde değil, özde de bilen mükemmel kullar olabiliriz. Bildikçe kendini putlaştırmayan kullar. İlmi ile birlikte hilminin de arttığı kullar. Sıkıntı halinde Allah’a sığınan, ferahlıkta şükreden, Sahip olduğumuz, olmasını istediğimiz her şeyin bizden değil, fakat O’ndan olduğunu unutmayan, Namazlarda huşu sahibi, Sözlerinde, gözlerinde ve nihayet içinde kibir olmayan, İnsanları sözleriyle ve gözleriyle incitmeyen, Kur’an ahlakıyla ahlaklanmış güzel kul, örnek Müslüman&hel... Devamı

Neden “Allah tek başına anıldığı zaman rahatsız olur insanoğlu"

2012-01-23 10:18:00

Batır Allah’ım Batır!   Bir gün bir topluluk gemiyle yola çıkmışlar. Tam da bizim toplumun küçük bir prototipi.  Neyse, denizin ortasında bunlar şiddetli bir fırtınaya tutulmuşlar. Gemi bir oyana bir bu yana sallanıp duruyor.  Rüzgarın sesi neredeyse kulakları sağır edecek cinsten. (Olaya biraz drama katalım).  Gözler dört dönmüş vaziyette.  Herkes korkudan kırım iti gibi tir tir titriyor.   O esnada i-pod'dan kısık bir ses duyuluyor. O da ne..! İbrahim Tatlıses’in “yetiş ya ali yetiş ya Muhammed” parçası. Bunu duyan vatandaş.. Başlıyor bağırmaya “yetiş ya ali yetiş ya Muhammed”, öbürü bağırıyor “yetiş ya geylani”, bir diğeri “yetiş ya seydaaa” bir başkası “yetiş ya hamza”, bir diğeri “yetiş ya buddha”, “yetiş ya huseyn”, “yetiş ya gavs”.. “yetiş ya buhari”…  Her biri bir başkasını yardıma çağırıyor. Çağırıyor ki gelsin kurtarsın onları batmaktan.   Geminin kıç tarafında oturan gariban köylü de ellerini açmış kısık bir sesle: “BATIR ALLAH’IM BATIR… BATIR GEMİYİ. NASIL OLSA BU GEMİDE SANA TAPAN YOK”. diyor.  Tabi gemi batmıyor. Çünkü aralarında bu mümin kul varken, Allah o gemiyi batıracak değil. Gemi sağ selamet karaya ulaştığı vakit, herkes kurtuluşu yardıma çağırdığı şahısların gücüne nisbediyor.   Biri diyor: -bizi Ali kurtardı, öbürü diyor Gavs olmasaydı işimiz yaştı. Bir diğeri “gözünü sevdiğimin seydaaaası okyanusun ortasında bile bizi gözetliyor”, bir başkası “hamza olmasaydı zor yırtardık paçayı” v.s. her kafadan bir ses çıkıyor.  Tabi bu bir mizansen. Ama gerçek hayata uy... Devamı

Haram üretim tesisleri

2012-01-23 10:13:00

  Haram kelimesinin kökenine inip ciğerini sökmek gibi bir derdim yok. İşin o kısmını dileyen araştırabilir/araştırmalı da.  Bu kelime, vahyin inişiyle birlikte neredeyse Allah ile Kul arasında meydan muharebelerinin yaşandığı bir alana dönüştürülmüş vaziyette. Tabi kul tarafından. Ahbarlar, Ruhbanlar, imamlar, allameler, ulular  ve yedi düvel (eski dilde "alayına gider"), bu kelime üzerinden yola çıkarak, kendilerini yaratan Rab ile otorite savaşına tutuşmuşlar. Haram kavramını rant kapısı haline çevirmişler. Din ulularının ellerinde bu kelime oyuncak haline getirilmiştir.     Hatta o kadar ileri gidilmiş ki Allah’a dinini bile öğretmeye kalkışmışlar. (49/16).  Neredeyse yeryüzünün bütün güzel nimetlerini ademoğluna “haram” kılmışlar ve kılmaya da devam etmekteler.      Aslında bu Allah’ı yeterince tanıyamamaktan, Dinin sahibinin Allah olduğunu göz ardı etmekten ve İlahlığa özenmekten ve de B12 vitamin eksikliğinden kaynaklanan ciddi bir rahatsızlıktır.  Bu rahatsızlığın tedavisi yok mudur peki? Elbette vardır ve de Kur’an’dır. Kur’an; kalplere ve gönüllere şifa kaynağı da değilmidir?     Allah bu dini Kemal’e erdirirken (5/3) haramları, helalleri, haddi, hududu, kısaca bir müslüman’ın yapması ve yapmaması gereken ne varsa bildirmiştir. Adı üzerinde “İslam; kemale ermiş bir dindir"  Ekleme ve çıkarma yapılamaz.   Dindeki bu geniş ve serbest alanı içine sindirimeyen duble müşrik tayfa, Son Nebi'nin ölümünden sonra canla başla “haram üretmeye” koyulmuşlardır.     Oysa Haram kılma yetkisi sadece Allah'ın yetkisi dahilindedir. Keşke bilselerdi. ... Devamı

HADİS KALBURCULARI VE KALBURLARI - 1

2012-01-23 10:11:00

     Hadis mecrası kör bir kuyudur. Yusuf’u attıkları kuyu gibidir. Bekle biri kovayı salsın ve narâlar patlatarak: “evreka, evreka ahanda size bir çocuk buldum” desin.  Yoksa bu dipsiz kuyuda kim öle kim kala.  Sağ kalanların sayısı oldukça az. Çoğunluk maalesef dipsiz kuyuya asfalt oluyor. Üstünden ne vasıtalar geçiyor.!  Şükür ki, Rahman’ın sonsuz rahmeti, Yusuf’u bir kovayla kuyudan çıkardı. Su bazen gerçekten rahmet oluyor. Umulur ki hadis kuyusunda canhıraş çırpınanların da aralarından kurtulanlar olur. Tabi düşük bir değer karşılığında satılmazlar ise.  Şimdi bu kuyunun başında kalburcular oturuyor.  Kova artık bunların elinde, kuyudan ne çıkarsa insanlara “bu rahmettir” diyerek az bir bedel karşılığında satıyorlar.  Nasıl olsa kuyu onların. Oturmuşlar başına, kuyudan ne çıkarsa bahtınıza artık.  Şans oyunları gibi hatta ve hatta şaka gibi.  “Şu su iyi değil, şu su her derde deva, şu su hakkında ihtilaftayız babo, çözünce gel olur mu?” tarzında kuyu işletmeciliği yapıyorlar.  Hele bir de suya susamış olanlar var ki, kuyudan ne çıkarsa yüreği yanmışçasına içiyor gariban. Ne de olsa susamış. Utanmasa kuyuya atlayacak. Atlamayanları da yok değil hani!  Az susamış olanlar daha seçici. Onlar istiyor ki billur billur az bulanık görünsün, içenlerin içini birazda olsa ferahlatsın, o tarzda istiyor suyunu.  İyi de aynı kaynaktan besleniyorsunuz. Suyun size sunuluş şekli farklı. Biri bardakta öbürü yalakta sunuluyor. fark etmiyor ki, su aynı su, kaynak aynı kaynak. Değişen ne? Değişen sadece pazarlama tekniği.  Kendilerine “İslam ümmeti” adını takan kalabalık, maalesef 1400 yıldır bu kuyunun... Devamı

HADİS KALBURCULARI VE KALBURLARI - 2

2012-01-23 10:11:00

  Kur’an’daki “kitap ehli” tabirini bilirsiniz. Hani kendilerine gönderilen kitapların ve peygamberlerin yolundan gittiklerini iddia ederler de, aslında gittikleri yolun iddia ettikleri yolla pek alakası yoktur.  Şayet Aziz Allah Kur’an’dan sonra bir kitap daha gönderseydi bugün kendilerini “İslam toplumu”  diye tabir eden toplumu hedef alırdı ilk önce.  Bunu nerden biliyorsun be adam? diye seslenenleri duyar gibiyim.  Çok basit. Çünkü “sünnetullah” yasası değişmiyor.  Allah’ın tekliği ilkesine halel getirenler her zaman birinci hedef kitle olmuştur da ondan.  İsa mslümandı, havariler müslümandı. İncile tabi olanlar müslümandı. Peki nasıl oldu da isa’ya inananlar birden “hristiyan” oluverdi. Üstelik İsa’yı takip ettiklerini iddia ederek.  Musa müslümandı, kendisine inananlar müslümandı. Nasıl oldu da bu grup birden “Musevilik” adı altında bir dinin sahibi oluverdiler.  Muhammed de müslümandı, O’na uyanlar müslümandı, peki nasıl oldu da Muhammed’e inandıklarını iddia edenler aniden “ehli sünnet” “şii” “sunni” v.b. gibi isimlere bürünüverdiler. Ne değişti?  Gördünüz ya, değişen bir şey yok. Sapıklığın ve gazaba uğramışlığın yolu aynı. Önce uyarılmaları için peygamber geliyor. Peygamberle birlikte bir de kitap.  Peygamber hayattayken az sayıda müntesibi oluyor. Tabiri caiz ise pek tınlayan olmuyor.  O elindeki de neymiş, git onu değiştir, bize başka bir şey getir diyorlar. Biz atalarımızın yolundan dönmeyiz diyorlar. Seni öldürürüz diyorlar.  Peygamber ölüyor… Geriye kitap kalıyor…. Bu sefer başlıyorlar... Devamı

Kur’an yetmez diyen İFTİRACILAR!

2012-01-23 10:09:00

    Mezhepliler, dindeki tek kaynağı kabul etmeyip Kitap, sünnet, icma ve kıyas diyorlardı. Bir de mezheplileri geride bırakanlar türediler. Tek kaynak Kur’an tabirine karşı çıkıp saldırarak Kuran artı damıtılmış  Sünnet anlayışını yayarak insanları “Allah katında makbul olan İslam” dininden soğutmaya çalışmaktalar.   Kimin damıttığına inanacağız? Ali’nin mi? Veli’nin mi? Yoksa oylama mı yapacağız? En çok hangisi oy alırsa ona mı itimat edeceğiz?  "Kur’an yetmez" diyenler kesinlikle Kur’an’ı Kerim’e inanmıyorlar. İmanları ise şirk koşarak.  İslam’ı bilerek ya da bilmeyerek dejenere etmek için inanmış gibi görünüyorlar.  Kısaca  Doğan görünümlü Şahin rolü oynuyorlar.  Bunların başını;  her köşe başına oturmuş, dinin sahipliğine soyunmuş, bir oturuşta yüzünüze karşı binlerce yalanı uydurabilen insanlar çekiyor. Bir de utanmadan sıkılmadan, pişkin pişkin insanlardan kendilerine karşı saygı duyulmasını bekliyorlar.  Bu toplum yalancılara itibar ettiği müddetçe de bu saygıyı görecekler merak etmesinler.  Adam çıkmış TV’lere, bir saatlik programına  bin yalan sığdırıyor bir de “hoca” sıfatıyla  anılmaya başlıyor. Hele bir de salya sümük birbirine karışıyorsa tadından yiyemezsiniz. Peki ne hocası bunlar? Ne hocası olacak yalan hocası. Şöyle elin gavuru iyi bir yalan makinesi icat etse, bunları da o makineye bağlasa var ya,  makine biiplemekten iflas eder. İki saniyede makinenin bütün bilyaları dağılır.    Zaten devir her zaman bu uydurukçuların devri oldu. Ne kadar çok yalan söylersen, ne kadar çok haram üretirsen, ne kadar çok masal anlatırsan bu toplumda o kadar ç... Devamı

KİTAP YÜKLÜ EŞŞŞEKLERE (!)

2012-01-23 09:43:00

   Hazırlanın… Başı boş vadilerde yaban eşekleri otlatmaya ve de hoplatmaya gidiyoruz. Anıran'a kulak kesilin. Bakalım ne diyor. - Öyle kalkıpta Afrika'ya gitmene gerek yok. Bu işi oturduğun yerden yapacaksın. Birinci ve en önemli kural bu. Kaba yerlerin (eski dilde bişeydi bunun adı) koltuktan kalkmayacak. Önce İlahiyatta/Medresende boş ve hoş bir kürsü/oda bulacaksın. Müziğin sesini hafiften hafiften açacaksın. Önce, ağlamaklı bir hale bürüneceksin. Tipik lehçede "işi sulandırmak" deniyor buna. Ama okuyucu gözyaşını görünce tuzlu su olup akıyor. Tatlı tuzlu demiyor karışıp gidiyor. Yani en önce "sümüklülerin efendisi" olacaksın. Sonra yakacaksın bi cuvara. Sigara kullanmıyorsan kolonya dökün. Kolonya bana ters abi diyorsan "çiçek suyu" dökün.  Kapayacaksın gözlerini, derinlere doğru açılacaksın. (Way anam way) . - Eee sonra? - Ütopik bir sevgili bulacaksın. Cismani değil tamamen ruhani olmalı. Aslında senin de tam kafanda canlandıramadığın ama varlığını bildiğin daha doğrusu bildiğini sandığın bir sevgili. Fizibilitesini iyi yapacaksın. - Niye sandığım? - Sanı olmadan höyküremezsin de ondan. - Anladım, sen devam et. - Çektin mi bir nefes cuvaradan, wordu açıp höykürmeye başlayacaksın. - İyi de hocam eskiden kağıt-kalemle höykürürmüş millet, sen niye teknolojik höykürüyorsun.? - Soru sorma, konsantremi de bozma. Olaya duyguyla başlayıp duyguyla bitireceksin. Höykürme aralarında çiçekten böcekten bahsedeceksin. Bildiğin ne kadar kelime varsa hepsini bir seferde kusacaksın. Kusmadan rahatlayamazsın. Satır aralarına jelatini açılmamış laflar gömeceksin. Gömeceksin ki okuyan adam lafın jelatini... Devamı

DİN ADINA KAVRAM KARGAŞASI

2012-01-23 09:31:00

    Yüzyüze konuşurken ne kadar da rahat davranırız.  Ne kavramlar havada uçuşur, ne modern sözlüğün tümünü ortama taşırız ne de bilmediğimiz yığınla kelimeyi bir oturuşta karşımızdaki insanın yüzüne boca ederiz.  Sonuçta 300 kelimeyle  derdimizi, tasamızı rahatlıkla anlatabiliriz.   Nasıl olsa güncel bir lehçemiz vardır.  Konuşamasak da alnımızdaki kırık çizgiler içinde bulunduğumuz durumu bir güzel anlatır.  Bu yüzyüze konuşmanın hasbihal etmenin ne mühim bir şey olduğunun da göstergesidir.  Yüzünü dahi hiç göremediğimiz insanlarla da iletişim kuralım diye Yüce Allah, kalemle yazmayı öğretmiş insana.  Konuşamazsak yazışırız kabilinden mürekkeb ve kağıt nedir bilir hale getirilmişiz.   Maalesef yazışmak artık öyle bir hal almış ki,  karşımızdakine bir gram doğru anlatacağız derken yanına on kilo laf salatası  doğrayıp, doğruları da salataya feda eder olmuşuz. Şu iletişim çağında iletişim kuramaz hale gelmişiz.  İnsanlar cebinde “BÜYÜK DÜNYA SÖZLÜĞÜ” gezdirir olmuş.  Kişiye özel üslup kullanır olmuşuz. Ahmete başka Mehmete başka yazışır olmuşuz.  Nasıl olsa sözlüğün dibi yok.   Hele din adına üretilen yeni yazı dilleri var ki evlere şenlik.  Geçenlerde bir yazı okudum. Epey uzundu. Meğer adam Kur’an’a davet ediyormuş.  Ya da tebliğ mi ediyormuş diyelim.  İki gün sonra anladım.  Tam da bunun üstüne bir radyo anonsu denk geldi.  Konferans anonsuydu.  Adı geçen vakfın ismini daha önceden duymasam, herhalde gavur ellerindeki bir toplantıyı Türkçeye tercüme ediyorlar diyecektim.  Meğer o da İslami bir konferansın &l... Devamı

SAMİRİLİK NEBİNİN YOKLUĞUNDA ONUN ADIYLA DİN ÜRETMEKTİR

2012-01-23 09:19:00

    Deniz yarıldı da ne oldu?  Ne değişti? Nato kafa nato mermer. Sen tut onca badire atlat sonra da  iki altına, iki söze, iki ayak izine  tav ol. İki dakikada davayı sat.   Hem de saçma sapan gerekçelerle.  “Biz de kanlı canlı ilah istiyorduk, hepsi bu”  nameleriyle.  Bilgisizliğin ve cehaletin tavan yaptığı bir hadisedir Samiri ve beraberindekilerin hadisesi.  Peki aradan çağlar geçmesine rağmen “Samiri Felsefesi” değişti mi? Hayır değişmedi. Aksine çoğalarak günümüze kadar gelmeyi başardı.  Kendilerini yaratana sırt çevirmelerine sebep olan neydi o bir avuç insanın? Niçin durduk yere kendilerine yazık ettiler? Dananın böğürmesi miydi onları cezbeden? Yoksa Samiri’nin el işçiliği mi? Hüneri mi? Mahareti miydi?  Elbette bunların hiçbirisi değildi. Sebep “davar psikolojisi” idi.  Başkalarının dokunarak, görerek, el emeği göz nuru meydana getirdikleri tanrıcıklarına imrenmeleriydi.  Göz gördüğünü istermiş ya hani. İçlerindeki davar dürttü onları.  Ele başı samiri de zaten fırsat kolluyormuş ki, el yapımı ilahlara tapanları,  ağızlarının suyu akarak seyreden yoldaşlarına bir kıyak geçmek istemiş olacaktı herhalde.  Tabi kıyakçılığın sonunun ayakçılık olduğunu hesaba katamamış.  Sonuçta Şerefli elçi olan Musa’dan zılgıtı yeyince gerisin geriye oralardan ayrılmak zorunda kalmıştı.   Günümüzde Samiri misyonuna sahip olanlar yok mu? Elbette var. “Her eve bir oturan boğa heykeli kampanyası” çığ gibi artarak devam ediyor.  Aslolanı unutturup, sahte ilahlar işleyen atölyeler her köşe başında işlemeye devam ediyor.  Gel vatandaş gel, ü&c... Devamı

BEYNİ ÖLDÜRÜLEN GENÇLİK

2012-01-23 09:18:00

    “Genç, dipdiri bedenlerde, yaşlı beyinler yaşlı ruhlar.”  tespitini yapana hak vermemek mümkün değil. Tarihten ders almakla, tarihteki bazı olayları yaşarcasına davranmakla, tarihin bilinmeyen sayfalarına  diri diri gömülmek arasındaki farkı eminim herkes bilir.  Dinini öğrenmeye çalışan, daha iyi bir “İNSAN” olmak için çabalayan insanların büyük bir çoğunluğunun zafiyetidir diri diri gömülmek.  Geçen geçmemiştir, hala beyinleri  işgal etmektedir, kirletmektedir. Dinini öğrenmeye çalışan insan, öğrenmeye bindörtyüz küsür yıl öncesinden başlamak zorundadır.  Böyle bir zorunluluk Rahman’ın emri midir, tarihsel bir dürtü mü ayrıca tartışılır.  Rahman’ın insanlara böyle bir zorluk yüklemeyeceği de aşikar vaziyette ortada iken, bu olsa olsa insanın kendi kendine yüklediği ağır bir sorumluluktur.   Nerdeyse bütün tarihi şahsiyetlerin hayatını ezber etmekle başlar din eğitimi. Ne yemişler, ne içmişler, nerde ne söylemişler, evliler mi bekarlar mı?  Kaç çocukları var, soy ağaçları nereye dayanır, Hangi olay karşısında ne yapmış, nasıl tavır takınmış, künyesi nedir, ne işle uğraşır, kime ne kadar yakın, kime ne kadar uzak, v.b. gibi, insanın kendi hayatında bile hatırlayamadığı bölümler olmasına rağmen, tarihi şahsiyetlerin hayatları iğdiş edile durur.   Bu da “DİN ÖĞRENİMİ” olarak gencecik körpe beyinlere servis edilir.  Aslında  subjektif bir tarih öğrenildiğinin çoğu zaman farkına varılmaz.  Subjektif tarihi DİN olarak dayatırlar.  Bu dayatmadan nasibini alan da daha onbeşinde iken bin yaşını çoktan devirmiştir.  Bedeni gençtir ama  ruhunu... Devamı

TOPLUMUMUZDA RUHANİLEŞME/ruhbanlık

2012-01-23 09:16:00

    İbadet denilince çoğunluğun aklına gelen şey, Allah’ın emrettiği birtakım şekilsel unsurlardır. Namaz, oruç ve hac gibi. İbadet elbette bunlarla sınırlı değildir. İbadet; Hududullah çerçevesi içerisinde erdemli bir yaşam sürmektir.  Kur’an’da çoğunluğun anladığı şekliyle ibadetlerin anlatılış biçimine baktığımızda çok yalın ve sade bir dil kullanıldığını görürüz. “Namazı kılın”, “zekâtı verin”, “orucu tam tutun”, “O’na ibadet edin”, “Allah’tan başkasına ibadet etmeyin” gibi. Kur’an; emir vurgularını gayet net ve herkesin anlayabileceği bir şekilde anlatmaktadır. İbadetle ilgili ayetlerde ruhani bir hava sezmek neredeyse imkânsızdır. İbadet etmek için mucize beklemeye gerek de yoktur.  Ruhaniyet bürümekten kasıt nedir?  Tabi ki; işi sulandırmak ve konuya arabesk bir boyut katmaktan başka bir şey değildir.  Birkaç örnek verecek olursak. Şöyle ki:  “Tut bizi ey oruç”, “Kıl bizi ey namaz”, “gözümün nuru namaz”, “başımın tacı hac”, “kandilli mehtaplı geceler”, “ruhun gıdası namaz”, “dinin direği namaz” (Şayet din için bir direk aranacaksa bu elbette şirk koşmamak olmalıdır) gibi başlıklar ve bu başlıkların alt metinleri.  Yukarıdaki örnekleri çoğaltmak mümkün.  Türbecilerin türbeleri kutsaması, oralara çaput bağlayarak, anahtar sürerek, yalanarak, sürtünerek ruhaniyet bürümeleriyle, namaz ve oruç gibi ibadetleri bu şekilde kutsamak ve ruhanileştirmek arasında pek bir fark olduğu söylenemez.  Bu farkı anlamak için illaki, seccadenin önüne çaput bağlamak... Devamı

BİREYSELLEŞMEMEK

2012-01-23 09:14:00

    İnsan denen memeli canlı türü toplumsal bir yaratıktır.  Zaten kelime anlamı bile çoğuldur. Arapçada "ins" olan kelimeyi dile getirirken bile "insan" diyerek çoğullaştırmış oluyoruz.  Birey olarak bir ins’i meydana getirirken bile en az iki tane metobolizmaya (dişil, erkil) ihtiyaç vardır. İnsan özü itibariyle tek başına doğmaya, yaşamaya ve ölmeye müsait olmayan bir canlıdır.  Yaratıcının huzurundan, işlediği kabahatler yüzünden apar topar kapı dışarı edilen insan, kovulmaya bile toplu halde maruz kalmıştır. Madem  kabahat toplu işlendi, o zaman bu kabahat yine toplu halde düzeltilmeliydi. Onun için İlk toplu  hayat belirtisi olan toplumdan günümüz toplumuna  kadar gelen bütün kutsal öğretiler, toplum yaşamını düzenleyen bilgiler barındırıyordu.   Misal:  - Zekat, infak, sadaka üçlüsü sosyal dayanışma - Hak, hukuk ve adalet üçlüsü eşitlik ilkesi - Ahlakilik, mütevazilik ve anti egoizm üçlüsü zararsızlık/faydalılık ilkesi - Ana-baba, evlat-uşak ve kendisi, aile düzeni gibi burcu burcu toplumsal düzenlemeler kokan öğeler olarak örneklendirilebilir.  Bu bağlamda ins’in ahad olarak yaşamak söz konusu değildir. Ahad olan yaratıcıdır.  Dünyaya gelene kadar ins’tir fakat doğtuktan sonra kaba etine tokatı yeyip zırladığı andan itibaren ins değil insandır.  Hal böyle iken toplu kabahatler işlenmesin diye herhangi bir kutsal kitaba tabiyeti söz konusu olduğu vakit, insan gibi anlamak, algılamak ve yaşamak zorundadır. Kendisine edindiği şifa ve besin kaynağını etrafındaki insanlarla paylaşmak zorundadır.Kendisinin hizmetine sunulan deve kuşu hayvanı (yumurtasından, kılından tüy&uu... Devamı

Felaketler bize önceliklerimizi hatırlatır.

2012-01-19 13:28:00

  Bir çok afetin; canlandırıcı, harekete geçirici bir etki uyandırdığı kesin. Gündemimize merhamet,  Kardeşlik, cömertlik, paylaşma, kurtarma, yaşatma gibi insani taraflarımız bir anda belirir. Ama çabuk yok olur. Felaket ile Dünyanın geçiciliğini görürüz. Bir anda patlayıcı bir yetimlik tablosu, kalbe hançer gibi saplanan evlat acılarıyla şoklanırız. Feryatlardan gökler taş kesilir. Kara toprak daha da kararır. Dünya felaketleri; ayaklarımızın altında birer sırat köprüsü. Depremi de dünyanın huylarından biri sayabiliriz.Zaten allahın cenahlı bir meleğidir. Ölümlülüğün, faniliğin bir ölüm meleği şubesi. Ölçümlenen cenahları(kanatları/gücü) ile... Alışveriş merkezlerinde, eğlence yerlerinde, ekran karşısında, gündelik koşuşturma sırasında unuttuğumuz hakikati sarsılarak hatırlatır. Vicdanımızı alarma geçirir. Unutulan Allah hatırlanır. Dualar sadece ona has kılınır. Cömertlik şelalesi yeniden çağıldadı. Besmeleler çekilir, kardeşlik yüklü yardımlar yapılır, dualar edilir..... Ruhlarımızı değiş tokuş ettiririz sanki. İnsanlık, vatandaşlık, akrabalık, kardeşlik ortak paydaları işleme konur. ASLINDA Felaket, berekete yol açar. Acıyı, tüm kalbi olan insan paylaşıverir. Manevi enerjimiz, gücümüz açığa çıkar.  Acı toplumca omuzlanır… Ama bir zamana kadar. UNUTULANA... *** Acaba, felaketleri beklemeden önceliklerimizi bilebilsek, nasıl olur? Felaket bize önceliklerimizi hatırlatıyor, evet. Ortalık yatıştığında hemen unutmasak o öncelikleri, ne iyi olur. ... Devamı

KURAN'A hadisler EŞ KOŞULMAZ.

2012-01-17 08:17:00

    BİR ÖZLÜ SÖZ: Sultan/devlet sofrasından yiyen alimden, doğru fetva çıkmaz.        Geleneksel islam, bir çok ideolojinin himayesinde gezinerek günümüze ulaşmıştır. Emevi hanedanından abbasilere, selçukludan osmanlıya kadar bir çok evrede İslami inanç,  devlet himayesindeki alimlerin fetvaları/kitapları ile  günümüze ulaşmış. Bu inancın inanış biçiminde şunu görürüz: Kuran Allah’a, O’nun peygamberine ve ulul-emre  itaat etmemizi istemektedir.Bu durumda "Allah’a itaat etmek için Kuran’a, peygambere itaat etmek için ise Kuran dışındaki kaynaklara uymalıyız." görüşü, günümüz nebezeleşmiş islamı oluşturmaktadır.           Oysa Kuran, peygambere itaat etmemiz gerektiğini söylemekle kalmıyor, bunun nasıl yapılacağını, peygambere indirilen ve peygamberin insanlara ilettiği “ilahi mesaj”ın ne olduğunu da anlatıyor. Aşağıdaki ayetler bizi peygambere indirilen ilahi öğretinin ne olduğu konusunda bilgilendiriyor: “Ey Elçi! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O’nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Doğrusu Allah, kâfirler topluluğuna rehberlik etmez.” (5:67)          Yukarıdaki ayette Allah’ın elçisinden kendisine indirileni insanlarla paylaşması istenmektedir. Peki Allah’ın elçisine indirilen bu öğreti ve kurallar nelerdir? Aşağıdaki ayetler elçiye indirilenin ne olduğunu açıklıyor: “Biz Kitap’ı sana, her şeyin açıklayıcısı, Müslümanlar’a bir hidayet, bir rahmet ve bir müjde olarak indirdik.” (16... Devamı

Allah’a Bağlılık

2012-01-17 08:16:00

  Allah’a bağlılık, menasıkı/nusuk/tekrarlanan hareketleri harfiyen yerine getirmekle değil, insanlar arası ilişkilerde belli olur. Hz İsa(as)nın ümmetinden olup gerçekten gerçek İncil’e bağlı olanlar “Biz Tanrıyı gökte değil, komşularımızın davranışlarında görmek isteriz” derler… İslâm Dünyası denen âlemde ise, insanlar Rabbin cemalini görmek için önce ölmeyi, sonra kıyameti, daha sonra da cennete girmeyi beklerler. Açıkça söylüyoruz; bu beklentilerin birincisi hariç sonrakilerin hiçbir garantisi yok. Şu işe bakın ki, bunun böyle olduğunu bilmeyen yok ya da tam tersi bilmeyen çok… Ahiret inancını da yeniden şöyle dikkatli bir şekilde gözden geçirmek gerekiyor diye düşünüyoruz. Tarihin her döneminde insan topluluklarına egemen olmak isteyen zorba kişiler hep bulunmuştur. Bu insanlar ilginç bir şekilde ortak özelliklere sahiptirler ve içinde yaşadıkları toplumların kültürel yapılarını iyi bilirler. Çıkarlarını daha iyi elde edebilmek, kişileri daha kolay kandırabilmek için kendi zanları ile oluşturdukları sistemleri vardır. Bu sistemleri sayesinde istedikleri gibi dünyalarını kurarlarken, diğer insanlara da kendi dünya çıkarlarına yarayacak bir ahiret inancı aşılarlar/yuttururlar... Bu yolda insanları çeşitli yöntem ve uydurma bilgilerle sapıtıp azdırırlar. Bu bağlamda en çok başvurdukları araç ise, içinde bulundukları toplumların sahip oldukları değer yargılarından en iyi istismar edilmeye yarayanıdır. İşte bu anlamda din çok işe yarar bir araçtır... Evet, insanlık tarihi boyunca iktidar sahibi güçlüler egemenliklerini sürdürmek için en çok dinleri kullanmışlardır. İşte o nedenle Müslüman, bu ... Devamı

Kur’an’a Bir de Bu Gözle Bakın (imgeler, simgeler, semboller)

2012-01-12 14:21:00

Bu makalede sizi Kur’an’ın engin sembolik dünyasında bir yolculuğa çıkarmak istiyorum. Çünkü Said Nursi’nin“Mecaz avama inince hakikate dönüşür” demesinden de anlaşılacağı gibi bu konuda nice çamlar devirildiğini görüyoruz. Kur’an’da imgeler, simgeler ve semboller konusuna fransız olanlar Kitab’ı hurafeler, mucizeler ve harikalar diyarına çevirmiş durumda… Kitab“Ekmek arslanın ağzında” diyor, bizim ‘molla’ gidip hayvanat bahçesindeki arslanın ağzında ekmek arıyor. Kitab “Göle maya çalınmaz” diyor, bizim ‘molla’ unla, değirmenle, gölle uğraşıyor. Kitab“Herkes gider Mersin’e , o gider tersine” diyor, bizim ‘molla’ otogarlarda Mersin yolcusu arıyor. Bu konuda vahim yanlışlara bizzat şahit olduğum için Kur’an’ın sembolik tabir ve deyimleri hakkında yazmak vacip oldu. Kur’an’da sembolizm vardır, evet, ama bu helallerde ve haramlarda değil; daha çok metafizik konuları kavratmada, kimi kıssalarda ve hatta kıssaların kimi tabir, kelime ve deyimlerindedir. Bu konular tefsir usulü kitaplarının mecaz-hakikat, muhkem-müteşabih bölümlerinde uzun uzun ele alınır. Bizim buradaki yaklaşımımız olaya daha “sosyal” pencereden bakmaktan ibaret. Çünkü İslam’ı,“bireysel kurtuluşçu” ve“terapik din” olarak değil; toplumsal kurtuluşçu, devrimci, sosyal bir din olarak ele alıyoruz. Bunun böyle olduğunu bizzat Kur’an’ın kendisi bize öğretiyor. Aşağıda“avamın elinde hakikate dönüşen” Kur’an’ın 25 imgesel ve simgesel tabir ve deyimini sıraladım. Kur’an’ın engin ve zengin sembolik dünyasında yapacağımız bu kısa yolculuk umarı... Devamı

Misakınızın Farkında mısınız?

2012-01-12 14:20:00

                Dünyada yaratılan  her İnsan/Adem, kendi iradesi dışında hayat bulmaktadır. Fakat bu iradesizlik, her yaratılmışa egemen olan, bütün eşyanın bilgisini tümüyle elinde bulunduran tek bir İlah’ın, bir Yaratıcı’ nın iradesine kalmıştır.                 Her şeyden önce yedi kat gök ve yerin mantıklı bağlarla örülmesi bir rastlantı eseri olamaz. Hem bir rastlantının var olabilmesi için bile, madde olarak tanımladığımız yapının önceden beri var olması gerekir. Allah’ı yaratıcı kabul etmeyen kişiler yada bir ilahı kabul edip, O’nun gerçek niteliklerini araştırma merakı duymayanlar, bu umursamaz davranışları ile ne kadar mantık ve ilim dışı olduklarınıda ortaya koyduklarının farkında değildir. Eğer Allah varsa, acaba kendi yarattığı varlıkları bir başlarına koyup göklerde mi yaşamaktadır? Yoksa her şeyi sonsuz iradesiyle çekip çevirmekte midir? Bu sorunun üzerinde düşünmek ve bir yanıt vermek, O Yaratıcı Güç’e kulluk anlamında yönelip yönelmememiz gerektiğini açığa kavuşturacaktır.                 Eğer Allah varsa ve bizi gözetliyorsa, bizim birtakım eylemlerde bulunmamızıda bekliyor demektir. İşte bu eylemler, en az bir ilaha inanan kişilerin tapma/emrine uyma adını verdiği eylem biçimidir. En az bir tanrının varlığını kabul etmek, her şeye egemen tek bir ilahı/ALLAH’ı, hakkı ile takdir etmek için atılan bir adımdır.(Bkn. Enam 91) Her insan son adım olan tek ilaha boyun eğerek, yani son aşamayı daha en başında yaşayarak dünyaya gelir. Fakat yetiştiği/etkisinde olduğu çevrenin durumuna bağlı olarak zamanla tek ilahın ger&cce... Devamı

KURAN AYETLERİNE GÖRE DİN

2012-01-12 11:52:00

  Şu anda din adına sunulan sistem ile Kuran’ın anlattığı din arasında ne gibi farklılıklar var diye düşünebilirsiniz. Önümüzdeki bölümlerde “Kuran’da anlatılan İslam” ile “geleneksel İslam” arasındaki farkları detaylı bir şekilde göreceksiniz. Bu farklılıkları ortaya çıkarmak için önce dinin kaynağını belirlemek gerekmektedir.  DİNİN KAYNAĞINI BELİRLEMEK  Kuran’ın, dinin tek kaynağı olduğunu gösterildikten sonra din adına yöneltilen soruların cevapları, delilleri Kuran’dan aranacaktır. Örneğin biri bize, haremlik-selamlık şeklinde kadınların erkeklerle ayrışması dinde var mı diye sorarsa; Kuran’ı okuyup inceleyeceğiz ve böyle bir yasağı bulamadığımızdan dolayı dinde böyle bir yasağın olmadığını söyleyeceğiz. Oysa gelenekle dini karıştıranlar, dini; Kuran’dan değil, ilmihal kitaplarından, şeyhlerinden ve uydurmalarla dolu hadis kitaplarından öğrenmektedirler. Kuran’ın dışındaki bu kaynaklara göre ise haremlik-selamlık uygulaması dinin bir şartıdır, farzdır. (Sırf Kuran’dan dini anlamanın örnekleri için bakınız: 35, 37, 38. bölümler) Tüm bunları incelediğimizde tüm sorunların çözümü olan şu temel soru karşımıza çıkıyor: “Kuran, gerçek dinin kaynağı olarak yeterli mi?” Öncelikle dikkat etmemiz gerekli husus, Kuran’ın, dinin tek kaynağı olduğunu ve din adına her şeyi açıkladığının, Kuran’da ısrarla belirtilmiş olduğudur. Oysa karşıt görüşte olanlara göre, Kuran’ın yanında hadisler, mezhep yorumları, içtihatlar, icmalar ve kıyaslar olmazsa din eksik olur. Bunlardan Kuran ve hadis kitapları temel kaynak olarak alınır. Biz, bu kitapta; “hadis” diye adlandırılan sözlerin, Kuran’ın yanında dinin... Devamı

DİNDAR KİM? (şimdinin din(i)darı değil)

2012-01-12 11:49:00

Kuran’da cami imamı, şeyhülislam, müftü, tarikat şeyhi, din adamı gibi Müslümanlara hükmeden, onları temsil eden sınıfların varlığına rastlayamazsınız. Kuran bu sınıfların hiçbirinden bahsetmez iken, halkın geniş bir bölümünün cami imamlarıyla, müftülerle, şeyhlerle dini yanlış bir şekilde özdeşleştirdiklerini gözlemliyoruz. Günümüzde tarikatlar, geleneksel mezhepçi düşüncenin kalesidirler. Buradaki şeyhler, Kuran’ın değil, ancak mezheplerin savunucusu olabilirler. Bu kişilere göre “din eşittir mezhepler” olduğu için, bunlar din diye Kuran’ı değil, mezhepleri açıklayacaklardır. Diyanet İşleri Başkanlığı ve İmam Hatip Liseleri de; Hanefi İşleri Başkanlığı ve Hanefi İmam Liseleri halindedirler. Bu yüzden bu sıralardan geçen imamların ve müftülerin çoğunluğu; Kuran’ın değil, mezheplerin sözcüsüdürler. Bundan önceki bölümlerde Kuran’ın dini ile mezheplerin dini arasındaki farkı gördük. Buna göre iki şık belirmiştir: 1- Kuran dinin kaynağıdır. Kuran’ı tek kaynak kabul edip dini yaşamaya ve anlamaya çalışmak gerekir. 2- Mezhepler dine eşittir. Din, Kuran’dan değil mezheplerden öğrenilir. Günümüzdeki mezhepçi imamlar, şeyhler, müftüler dini temsil eder.  ESKİDEN BUNLARI SÖYLEYENİN KELLESİ GİDEBİLİRDİ  Eğer bu kitabı okuduktan sonra veya daha evvelden birinci şıkkın doğru olduğunu düşünüyorsanız, lütfen gereğini yapın ve mezhepçi düşüncedeki Diyanet İşleri’ni, müftüleri, cami imamlarını, şeyhleri dinle özdeşleştirmekten kurtulun. Bilin ki bu inanışlarıyla “gerçek dindarlar” onlar değil, siz olabilirsiniz. Dinde, dinci meslek kuruluşları ... Devamı