HADİS VE VAHY TÜRLERİ

2012-10-16 08:52:00

  HADİS VE VAHY TÜRLERİ   Yanlış İddia 9   Vahiy iki türlüdür. Birincisi “vahy-i metluv” yani Kuran’da yer alan ve inananlara okunan vahiydir. İkinci tip vahiy ise “vahy-i gayri metluv”dur ki bu tip vahiy Kuran’da yer almaz. Bu ikinci tip vahyi, gelenek ve hadis kitaplarında bulabiliriz.   Düzeltme 9   Daha önce gösterdiğimiz kanıtlar ortaya koymuştur ki Allah’ın Hz. Muhammed’e gönderdiği tek vahiy Kuran’dır. Kuran, vahiy olan tek kaynaktır ve inananlara okunmuştur. Aşağıdaki ayetler, vahyin inananlara okunan ve okunmayan olmak üzere iki tür olduğu iddiasını çürütmektedir.   Rad Suresi’nde Allah’ın elçi göndermekteki amacının, elçinin kendisine indirileni inananlara okuması olduğunu görüyoruz. Bu ayet gösteriyor ki vahiy sadece okunmak içindir.   “Böylece seni, kendilerinden önce nice ümmetlerin gelip geçtiği bir ümmete gönderdik ki, sana vahiy ettiğimizi onlara okuyasın. Onlar Rahman'ı inkâr ediyorlar. De ki: O benim Rabbimdir. O'ndan başka tanrı yoktur. O'na güvendim ve dönüş sadece O'nadır.” (13:30)   Bu ayette geçen “sana vahiy ettiğimizi onlara okuyasın” ifadesi açıkça ortaya koymaktadır ki vahyin tek türü “vahy-i metluv”dur, yani okunan vahiydir.   Fatır Suresi’nde vahyin Allah’ın Kitap’ında sunulduğu ve kesin gerçeği içerdiği belirtiliyor:   “Kitap'tan sana vahiy ettiğimiz, kendinden öncekini doğrulayıcı olarak gelen gerçektir.  Allah, kullarından tam haberdardır, onları iyice görmektedir.” (35:31)  ... Devamı

HADİS VE ELÇİNİN VERDİĞİ

2012-10-16 08:51:00

  HADİS VE ELÇİNİN VERDİĞİ     Yanlış İddia 8   Haşr Suresi’nde şöyle buyurulmaktadır: “Elçi size ne verdiyse onu alın, sizi neden alıkoyduysa ondan da sakının.” O halde geleneklerin ve hadis külliyatının bize öğreti olarak verdiklerini kabul etmeli, bizden yasakladıklarından kaçınmalıyız. Ayrıca Nisa Suresi 65. ayette belirtildiği gibi insanlar Allah’ın elçisini aralarındaki anlaşmazlıklarda hakem kabul etmedikçe ve onun kararlarına içten bir şekilde uymadıkça inanmış sayılmayacaklardır. Bu ayet de geleneksel kitapların ve hadis kitaplarının önemini vurguluyor.   Düzeltme 8   İlk olarak şu bilinmelidir ki, geleneksel din savunucularının sık sık başvurdukları Haşr Suresi’ndeki ayetin bu parçası içeriğinden koparılarak verilmektedir. İçeriği anlamak için Haşr Suresi’ndeki o ayetlere bakalım:   “Allah'ın o ülkelerin halklarından elçisine ganimet bıraktığı şeyler Allah'ın ve elçisinindir. Yani akrabalara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara verilmelidir ki zenginlerinizin arasında tekelleşmesin. Elçinin size verdiğini alın; ancak onun size vermediğinden uzak durun. Allah'ı dinleyin. Allah'ın cezalandırması çetindir. Sözü edilen o mallar, göçmen yoksullar içindir. Onlar ki, yurtlarından çıkarılıp mallarından yoksun bırakılmışlardır; Allah’tan bir lütuf ve bir hoşnutluk peşindedirler; Allah’a ve elçisine yardım ederler. İşte onlardır, özü-sözü doğru olanlar.” (59:7-8)   Yukarıdaki ayet açıkça ortaya koymaktadır ki “Elçi size ne verdiyse onu alın, sizi neden alıkoyduysa ondan da sakının” ifadesi peygamberin insanlar arasında yay... Devamı

HADİS VE YETERLİ KAYNAK

2012-10-16 08:51:00

  HADİS VE YETERLİ KAYNAK     Yanlış İddia 7   Kuran rehberlik için gereken her şeyi içermez. Dinle ilgili konularda kaynak olarak yeterli değildir.   Düzeltme 7   Şimdi ayetlere bakarak Allah’ın, Kuran’ı kullarına rehberlik için yeterli bir kaynak olarak yaratıp yaratmadığını inceleyelim.   KURAN KUTSAL REHBER OLARAK GEREKEN HER ŞEYİ İÇERİR   “Sana bu Kitap'ı indirdik ki her şey için ayrıntılı bir açıklayıcı, bir kılavuz, bir rahmet, Müslümanlar’a da bir müjde olsun.” (16:89)   “Yemin olsun ki, resullerin hikâyelerinde, aklını ve gönlünü çalıştıranlar için bir ibret vardır. Bu, uydurulacak bir hadis (söz) değildir; aksine o, kendisinden öncekileri tasdikleyici, her şeyi ayrıntılı kılıcıdır. İnanan bir topluluk için de bir kılavuz ve bir rahmettir.” (12:111)   KURAN TAM BİR HAYAT KILAVUZU İÇERİR   “Rabbinin sözü, doğruluk ve adaletle tamamlanmıştır. O'nun sözlerini değiştirecek kimse yoktur. O, İşiten’dir, Bilen’dir.” (6:115)   “…Biz Kitap'ta hiçbir şeyi noksan bırakmadık…” (6:38)   “Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem olsa, deniz de arkasında yedi deniz daha katılarak yardımcı olsa, Allah’ın kelimeleri tükenmez. Allah Üstün’dür, Bilge’dir.” (31:27)   KURAN EKSİK BİR KİTAP DEĞİLDİR   “Allah size Kitap'ı ayrıntılı kılınmış bir halde indirmişken, Allah’ın dışında bir hüküm koyucu mu arayayım?” (6:114)   “Yemin olsun ki, biz onlara, ilme uygun biçimde, ayr... Devamı

HADİS VE KURAN DIŞI VAHY

2012-10-16 08:50:00

  HADİS VE KURAN DIŞI VAHY     Yanlış İddia 6   Peygambere Kuran dışında, ona benzer bir vahiy daha indirilmiştir. Kuran’a benzeyen bu kaynak peygamberin davranışlarını içerir ve bu kaynak hadis kitaplarında bulunur.   Düzeltme 6   Allah, Kuran’a benzer ya da denk bir kaynak olduğunu kesin bir şekilde reddetmiştir. Aşağıdaki ayet bu gerçeği açıkça ortaya koyuyor:   “De ki: Andolsun, bu Kuran'ın bir benzerini ortaya koymak üzere insan ve cin toplulukları bir araya gelseler, birbirlerine destek de olsalar, onun benzerini ortaya getiremezler.” (17:88) Peki Kuran bu ayette gördüğümüz gibi, kendisinin bir benzeri olmadığını söylerken, “Allah’ın elçisine Kuran’ın benzeri bir kaynak verildi” diyebilir miyiz?   Tur Suresi’nin aşağıdaki ayeti durumu daha da netleştirecektir. Tur Suresi’nde inanmayanlara şu şekilde meydan okunuyor:   “Yahut ‘Onu kendisi uydurdu!’ mu diyorlar? Hayır, onlar inanmazlar. Eğer doğru iseler onun benzeri bir ‘hadis’ (söz) getirsinler.” (52:33-34)   Allah, kendisine inanmayanlara Kuran’a benzer bir “hadis”, yani “söz” getirmeleri konusunda bu ayetle meydan okuyor. Allah “Eğer doğru sözlü iseler onun benzeri bir ‘hadis’ getirsinler” diyerek hiçbir hadisin, hiçbir sözün Allah’ın Kitap’ına benzer ya da denk olamayacağını vurguluyor.   Bakara Suresi’nde de hiç kimsenin Allah’ın Kitap’ına denk ya da benzer bir şey ortaya koyamayacağı söyleniyor:   “Eğer kulumuza indirdiklerimizden herhangi bir şüpheye düşüyorsanız, haydi onun ... Devamı

HADİS VE GÜZEL ÖRNEK

2012-10-16 08:50:00

  HADİS VE GÜZEL ÖRNEK     Yanlış İddia 5   Ahzab Suresi 21. ayette şöyle denilmektedir: “Yemin olsun, Allah elçisinde sizin için, Allah’ı ve âhiret gününü arzu edenlerle Allah’ı çok ananlara güzel bir örnek vardır.” (33:21). O halde geleneksel din kaynaklarına ve peygambere isnat edilen hikâyelere bakmalıyız.   Düzeltme 5   Elçinin örnek teşkil ettiği konular, mesela onun dini konularda nasıl davrandığı, Kuran’da belirtilmiştir. O’nun Kuran’da anlatılan bu kişiliği örnek alınmalıdır. O’nu örnek almak için öncelikle Kuran’ı dikkatlice okumak gerekmektedir. Aslında tam da bu yüzden Allah’ın Kitap’ında, Hz. Muhammed üzerine tanık olacak kişilerin Kuran’ı derinlemesine bilen kişiler oldukları anlatılmıştır. Aşağıdaki ayet buna kanıttır:   “İnkara sapanlar, ‘Sen gönderilmiş bir elçi değilsin.’ diyorlar. De ki: ‘Benimle sizin aranızda tanık olarak Allah, bir de yanında Kitap bilgisi bulunanlar yeter.’” (13:43)   Peygamberin örneğini izlemek için sadece Allah’ın Kitap’ındaki bilgileri edinmek yeterlidir. Öyle olmasaydı Allah bu ayette tanık olmak için gerekli bilgiyi Kitap’ın bilgisi ile kısıtlamaz, onun yanına başka kitapların bilgisini de eklerdi.   Ahzab Suresi’nde geçen “güzel bir örnek” ifadesini anlayabilmek için peygamberin hayatta nasıl davrandığını ve onun hayatına yön veren prensipleri bilmemiz gerekir. Bu durum Yunus Suresi’nde şöyle açıklanmaktadır:   “Ben sadece bana vahiy olunana uyuyorum. Rabbime isyan edersem, büyük bir günü... Devamı

HADİS VE ELÇİNİN GÖREVİ

2012-10-16 08:49:00

  HADİS VE ELÇİNİN GÖREVİ     Yanlış İddia 4   Elçinin görevi Kuran’ı sadece bir postacı gibi iletmek değildir. O, bu ilahi mesajı açıklamanın yanı sıra onun üzerine yorum yapmakla da yükümlüdür. Birçok Kuran ayetinde ona Kitap’tan bilgi verildiği söyleniyor. Peygambere verilmiş olan Kuran’ın bilgisi ve tefsiri geleneksel din kitaplarında bulunmaktadır. Bu durumda Kuran teoriyi oluştururken geleneklerin derlendiği eserler Kuran’ın tefsiri, açıklaması konumundadır.   Düzeltme 4   Bakara Suresi 129. ayette geçen “kendilerine Kitap'ı ve bilgeliği öğretecek, onları temizleyip arındıracak bir resul” ifadesinden de anlaşılacağı gibi elçinin tek görevi insanlara Kuran’ı okumak değildir. Ancak bilgeliği öğrenmek için birçok farklı mezhep tarafından oluşturulmuş ve peygambere atfedilen geleneksel kitaplardan faydalanma fikri temelsizdir.   Peki bu durumda elçi, Kitap’ın bilgisini nasıl öğretmiştir? Biz bu açıklamaları nereden bulabiliriz? İşte bu önemli soruların cevaplarını yine Kuran veriyor.   Allah, Kuran’ın kendi kendisini açıklayan bir kaynak olduğunu söyleyerek, Kuran’ı anlamak için başka hiçbir geleneksel kaynağa ihtiyacımız olmadığını belirtiyor. Kuran gerçekten de bu yönüyle sıradan kitaplardan çok farklıdır. Genelde kitaplarda, belli bir konu bir yerde tartışılır ve böylece her konu ilgili bölüm başlıkları altında ele alınır. Buna karşın Allah’ın Kitap’ında konular kitap boyunca çeşitli bölümlere dağıtılmıştır. Örneğin, Allah’ın Kitap’ının “boşanma” konusu hakkında ne söylediğine baktığımızda 2. sure... Devamı

HADİS VE ZİKİR

2012-10-16 08:49:00

  HADİS VE ZİKİR   Yanlış İddia 3   Elçiye Kuran dışında “Zikir” adında bir vahiy verilmiştir. Bu gizli vahyin amacı elçiye Kuran hakkında daha detaylı bilgi ve açıklama sağlamaktır. Nahl Suresi 44. ayet bu durumu kanıtlar.   Düzeltme 3   Bahsedilen ayetin tercümesi şu şekildedir:   “Senden önce de kendilerine vahiy ettiğimiz kişilerden başkasını peygamber olarak göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, bilenlere sorun. Açık delillerle, kitaplarla gönderdik. Sana da bu hatırlatıcıyı (Zikir’i) vahiy ettik ki, kendilerine indirileni insanlara bildiresin de derin derin düşünebilsinler.” (16:44)   Yukarıdaki ayette hatırlatıcı olarak tercüme edilen “Zikir” kelimesinin Kuran boyunca hangi anlamda kullanıldığına bakalım: “İşte bu sana ayetlerden ve hikmetlerle dolu Zikir'den okuduğumuzdur.” (3:58)   “Bir kitaptır bu; sana indirildi, onunla uyarıda bulunasın diye ve inananlar için bir öğüt ve düşündürme (Zikir) olarak... O halde, bundan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın.” (7:2) “Sen, bu tebliğin için onlardan bir ücret istemiyorsun. O, bütün âlemler için bir hatırlatmadan (Zikir’den) başka şey değildir.” (12:104)   “Dediler ki: ‘Ey kendisine hatırlatıcı (Zikir) indirilmiş olan, sen bir delisin. Doğru sözlü isen bize melekleri getirsene.’ Biz melekleri ancak belli bir amaç için göndeririz, o zaman da kimseye süre tanınmaz. Kuşkusuz hatırlatıcıyı (Zikri) biz, evet biz indirdik ve onu koruyacak da elbette yine biziz.” (15:6-9)   “Bu, kutsal bir hatırlatıcıdır (Zikir’dir) ki, onu indirdik. Yoksa siz onu... Devamı

HADİS VE RASULE İTAAT

2012-10-16 08:48:00

  HADİS VE RASULE İTAAT   Yanlış İddia 2   Kuran Allah’a ve O’nun peygamberine itaat etmemizi istemektedir. Bu durumda Allah’a itaat etmek için Kuran’a, peygambere itaat etmek için ise Kuran dışındaki kaynaklara uymalıyız.   Düzeltme 2   Kuran, peygambere itaat etmemiz gerektiğini söylemekle kalmıyor, bunun nasıl yapılacağını, peygambere indirilen ve peygamberin insanlara ilettiği “ilahi mesaj”ın ne olduğunu da anlatıyor. Aşağıdaki ayetler bizi peygambere indirilen ilahi öğretinin ne olduğu konusunda bilgilendiriyor:   ALLAH’IN ELÇİSİ’NİN (RESUL’ÜN) ALLAH’TAN ALDIĞI İLAHİ MESAJ NEDİR?   Maide Suresi’nde elçiden kendisine ulaşan kutsal vahyi, yani Kuran’ı, insanlara iletmesi istenmektedir. Aksi takdirde elçinin misyonunu tamamlamamış olacağı belirtilmektedir:   “Ey Elçi! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O'nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Doğrusu Allah, kâfirler topluluğuna rehberlik etmez.” (5:67)   Yukarıdaki ayette Allah’ın elçisinden kendisine indirileni insanlarla paylaşması istenmektedir. Peki Allah’ın elçisine indirilen bu öğreti ve kurallar nelerdir? Aşağıdaki ayetler elçiye indirilenin ne olduğunu açıklıyor:   “Biz Kitap’ı sana, her şeyin açıklayıcısı, Müslümanlar’a bir hidayet, bir rahmet ve bir müjde olarak indirdik.” (16:89)   Görüldüğü gibi Allah tarafından elçisine indirilen kitap olan Kuran, hidayet (doğru yol) ve rehberlikle ilgili her konuda açıklama içerir. Nisa Suresi’nde de elçiye gönderilen ku... Devamı

Nur Suresi 31. Ayet ve Başörtüsü

2012-10-16 08:44:00

  Tesettür ayeti ya da örtünme ayeti olarak anılan ve bazı kesimlerce kadınlara “başörtüsünü” farz kıldığı iddia edilen bu ayeti gelin dilbilimsel olarak inceleyelim. Hemen hatırlatalım ki Nur Suresi 60. ve Ahzab Suresi 59. Ayetleri de örtünmeyle ilgili ayetler olmakla birlikte burada ‘’başörtüsü’’ kavramını incelememiz nedeniyle, yalnızca Nur 31. ayeti incelemiş bulunmaktayız. Kur’an’da kadınların örtünmesiyle ilgili sınırları yalnızca bu ayetler belirlemektedir. (Aşağıdaki verdiğim bir mealden çok, Arapça metindeki sözcükler ve yönelim edatlarının getirdiği anlamlar korunarak, hiçbir ek sözcük ve yorum katılmadan yapılmış, birebir çeviri niteliğindedir. Tartışmalı sözcükler numaralandırılmış olup, aşağıda incelenecektir.) Nur Suresi, 31. Ayet: وَقُل لِّلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ أَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَى جُيُوبِهِنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا لِبُعُولَتِهِنَّ أَوْ آبَائِهِنَّ أَوْ آبَاء بُعُولَتِهِنَّ أَوْ أَبْنَائِهِنَّ أَوْ أَبْنَاء بُعُولَتِهِنَّ أَوْ إِخْوَانِهِنَّ أَوْ بَنِي إِخْوَانِهِنَّ أَوْ بَنِي أَخَوَاتِهِنَّ أَوْ نِسَائِهِنَّ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُنَّ أَوِ التَّابِعِينَ غَيْرِ أُوْلِي الْإِرْبَةِ مِنَ الرِّجَالِ أَوِ الطِّفْلِ الَّذِينَ لَمْ يَظْهَرُوا عَلَى عَوْرَاتِ النِّسَاء وَلَا يَضْرِبْنَ بِأَرْجُلِهِنَّ لِيُعْلَمَ مَا يُخْفِينَ مِن زِينَتِهِنَّ وَتُوبُوا إِلَى اللَّهِ جَمِيعًا أَيُّهَا الْمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ Mü’min/İnanan kadınlara söyle: bakışlarından kıssınlar, iffetlerini(1) korusunlar. Ondan zahir/görünebilen(2) olan dışında süslerini(3) göstermesinler; örtüleriyle(4) açıklıklarının(5) üzerine vursunlar/koysunlar(6). Kocaları, babal... Devamı

HADİS VE VAHY

2012-09-07 16:15:00

  HADİS VE VAHY     Yanlış İddia 1   Peygamberin her söylediği vahiydir. 53. Sure’nin 3. ve 4. ayetleri der ki, peygamber arzusuna göre konuşmaz; söyledikleri vahiy edilenden başkası değildir. Bu yüzden peygamberin hayatı boyunca söylediği her söz ve yaptığı her şey Allah’tan gelen vahiydir.   Düzeltme 1   Kuran, peygamberin gün içindeki olağan konuşmaları ile “vahiy” olarak ona indirilenler arasında net bir ayrım yapmıştır. Kuran’a göre, peygamberin günlük hayatta söyledikleri değil, sadece “Kuran” Allah’tan gelen vahiydir. Aşağıdaki Kuran ayetleri bunu kanıtlıyor:   a) Tevbe Suresi’nde peygamber, Allah yolunda canlarıyla ve mallarıyla mücadele konusunda gönülsüz davranan münafıklar (ikiyüzlüler) hakkında uyarılmaktadır:   “Allah seni affetsin; neden onlara izin verdin de beklemedin ki, doğru söyleyenler sana açık-seçik belli olsun da yalancıları bilesin.” (9:43)   Yukarıdaki ayette peygamber, yalancılar ile doğru sözlü olanlar birbirinden ayırt edilene  kadar beklemeyip, savaşta inananlarla olmak istemeyenlere izin verdiği için eleştirilmektedir. Eğer peygamberin her söylediği ve yaptığı Allah’ın vahyi olsaydı peygamberin ikiyüzlülere savaşmamaları için izin vermesi Kuran’da eleştirilir miydi? Bu ayet göstermektedir ki peygamberin söylediği her söz ve yaptığı her eylem vahye dayanmaz.   b) Araf Suresinde peygamber yeni bir vahiy ile gelmediği zaman, inanmayanların ona şu şekilde eleştiride bulunduğunu görüyoruz: “Onlara bir ayet getirmediğinde, ‘Onu da şuradan bu... Devamı

Pek mübarek ama aslı yok şeyler

2012-09-05 08:25:00

Geçenlerde kendime suçüstü yaptım. Mevlit dinlerken yakaladım. Üretilmiş ve dinleşmiş olmasına rağmen, Güzel sesle okunduğunda insanı duygulandırdığını fark ettim. Neden olmasın? Çoluk çocuğun doğum günü kutlanıyor da, Peygamberin doğum günü niye kutlanmasın. Üstelik iyi ki doğmuş. Festival havasında haddi aşmadan konferans ve panellerle, yarışma ve etkinliklerle pekâlâ kutlanabilir. Havai fişekler atılabilir. Resulü hatırlamak ve gençlere onun önemini anlatmak adına güzel bir faaliyet olmaz mı? Olur, olur da İnsanı rahatsız eden şeyler var; İşine geldiği için mevlit okutmak, Bununla tatmin olup asıl sorumluluklarını unutmak, Ardından mevlidi din yerine koyup güya dine saygının örneğini oluşturmak. Mevlidin sadece kültürel bir motif olarak olsa olsa bir örf ya da halk âdeti olduğunu bile bile onu ibadet şekline dönüştürenlere ne demeli? Ömer Nasuhi Bilmen’in Büyük İslam İlmihali’nden Kandil geceleri ve namazlarıyla alakalı… Aklımızla alay eder gibi şu cümlelere bir bakın; "Regaip gecesi namazı şöyle ki: Receb-i Şerif’in ilk a gecesine Leyle-i Regaip denir. Bazı zatların beyanına göre bu gecede resulü Ekrem sallallahü aleyhi vessellem efendimiz tecelli’i ef’ale mazhar olup nûri ef’ale müstağrak olmakla Hak Tealâ hazretlerine şükür için on iki rekât namaz kılmıştır. Resulü Ekrem efendimizin muhterem valideleri rahmine bu regaip gecesinde şeref vermiş olduğuna dair olan bir rivayet pek muvafık görülmemektedir. Çünkü bu gece ile vilâdet-i nebeviyyeleri arasında müddet, bunun hilafına şahittir. Şu kadar var ki hazreti Amine’nin fahr-i âlem efendimizi hamil olduğuna bu geceden itibaren muttali olmuş olması melhuzdur. Maahaza Le... Devamı

Verasetteki kirden taharet…

2012-09-03 15:51:00
Verasetteki kirden taharet… |  görsel 1

Verasetteki kirden taharet… Bize kalan kültürel mirasın tamamı temizdir diyemeyiz. Böyle olunca gelenek, görenek, inanç, din, felsefe ve bilimlerle ilgili sahip olduğumuz mirasın bir kısmından acilen temizlenmemiz gerekiyor diye düşünüyorum. Buradaki “bir kısmı” dediğimiz miktar, bazı alanlardaki toplam miktarın çoğunu oluşturuyor. Ne yazık ki en önemli alan olan din ve inançta durum böyledir. Söz konusu İslâm Dini olunca o, yaşamın tamamını kapsayan kitaplı bir Yoldur. Din kelimesinin temel kök anlamlarından birisinin “borç” olduğunu düşündüğümüzde, ortada kitaba dayalı çok ciddi bir alış-verişin olduğunu söyleyebiliriz. Bu borcun hem kitabı hem de hesabı var. Ne ki, borçlular Kitaba sadık kalmıyor ve hesabı kendi heva ve heveslerine göre yapıyorlar; Büyük Hesap Gününü hesaba katmadan küçük hesapların peşine düşüyorlar. İnsanlık tarihi bu hesap karışıklıkları ile Dine bulaştırılan kirlerle dolu; insan oyuncak, din eğlence… Sakın ahir zaman deyip geçme! İşte tam da bunun için; Ali Şeriati “Dine Karşı Din!” diye haykırmış, İhsan Eliaçık da “Din eğlence aracına dönüştürülmüş, aslına kavuşturulmalı!” diye çığlık atıyor. Bu iki söz sahibinin açıkça demek istedikleri; elimizdeki miras kirlidir, dolayısıyla biz de kirlenmiş durumdayız, bu kirli halimizle onur ve erdem sahibi olamayız, şimdi ve sonra(dünya ve ahret) kurtuluşa erişemeyiz… Öyle ise, acilen ciddi bir arınmaya ihtiyaç vardır. Bu noktadaki soru şudur; arınma ne ile nasıl yapılacak ve nereden başlanacaktır? Bilindiği gibi kirlerin en büyüğü şirktir ve o, kibir(istikbar/müstekbirlik: büyüklenme, kendini üstün ve ... Devamı

Acıkmış Katıra gül koklatılmaz.

2012-08-24 08:30:00

  Domuz sürüsüne kuzu katılmaz   Lütuf tarlasına adım atılmaz   Acıkmış katıra gül koklatılmaz   İt eniği ite çeker unutma!”     Böyle diyor, söz ustası Rahmetli Abdurrahim Karakoç, “unutma!” başlıklı şiirinde.    Bu tür sözler Türk halk muhayyilesinde de yeterince bulunmaktadır. Halk, günlük konuşmalarında bu sözlerden azami derecede yararlanmaktadır.   “Acıkmış katıra gül koklatılmaz!”   Peki ama neden?   Bu “neden”e cevap verebilmek için lafı birazcık dolaştırmak zorundayız. Bilindiği gibi katır, eşekle atın birleşmesinden doğan (babası eşek, anası kısrak) bir ara hayvandır. Yani o ne eşektir, ne attır. Anlayacağınız katır, daha baştan, nesebi gayrı sahih olmaklık bakımından, vukuatlıdır… Bu “neseb” işini hafife almamak lazım. Bunun dışında, katır ve katırın sulbünden geldiği eşek cinsi, ağır işlerde iyi iş görmekle beraber, kaba-sabalığı, ince fikirli olmaması, daha doğrusu hiç fikir edememesi, zeki olmaması ve üstelik de oldukça inat olmasıyla maruftur. İlaveten, katır, her ne kadar öldürücü tekmeler gibi güce sahipse de, sanattan anlamaz. Sanat üretemez. Bunu eskiler “eşşekten perşembelik umulmaz” sözüyle özetlemişlerdir…   Bir katır düşünün, hem de acıkmış bir katır: Şimdi bu hayvanın, biricik yiyeceği olan saman ve ottan, yeşil bir yoncadan başka bir şey düşünecek mecali var mı, olabilir mi? [Herhalde katır, petrol, doğal gaz, yer altı madenleri düşünecek değildir ya!] Gözü ahırın kapısında, ha geldi ha gelecek diye beklemekten bîtap düştüğü efendisinin ellerinde ... Devamı

Çoğunluğa Uymak / Uymamak

2012-08-24 08:22:00
Çoğunluğa Uymak / Uymamak |  görsel 1

    Kanalizasyon kanallarının birleştirilmesi değil, Tek kaynaktan suyun dağıtılması umudu ile.   İnsan başı boş değildir. Yaratıldığı andan itibaren bir takım kelimelerle Rabbi tarafından bilgilendirilmiştir. Ancak zamanla bu bilgiler yine kendisine emanet edilen insanlar tarafından yozlaştırılarak ya da gündemden düşürülerek tahrifata gidilmiştir. Bu yüzdendir ki Allah’ın her defasında peygamber seçerek insanlara hitap edişi bu yanlışlıkların tekrar düzeltilmesi içindir. İnsan hiçbir zaman başı boş değildir. İlahi hükümlerden uzak durduğu zaman bile bir boşluğun içinde olamaz. Hayat çizgimiz boyunca Allah’ın hükümlerini boşa çıkararak yapacağımız her girişimin akabinde o boşluğu mutlaka ve mutlaka Şeytan’ı (nefsimizi) memnun edecek hal ve davranışlar dolduracaktır. O halde önemli olan nokta, kabı herhangi bir suyla değil arı duru olan berrak bir su ile doldurmamızdır. Vahiy, bu kirliliği rafine edici bir program olarak gönderilmekte ve hayatımızı da bu düzenlemeye uygun bir şekilde idare etmemiz istenmektedir.   Aklı olan her insan bir şekilde taraftardır. Eğer iradesi kendi ellerinde değil de başkaları tarafından kumanda ediliyorsa birilerinin hesapları uğruna bu vazifeyi yürütür. Bu işin hiçbir zaman sıfır noktası yoktur. Yani yaşadığımız hayat ya Allah’ın istediği ölçülerde ya da onun reddettiği istikamettedir. Az önce söylediğimiz gibi inzal olunan ayetler bu istikametin ne yönde olması gerektiği hususunda ikazlar yapmaktadır. Bu yüzden Allah, insanlara seslenirken onları kendi tarafına davet etmekte, Şeytanlaşmış kişiler ve bunların yandaşlarından uzak tutmak istemektedir. Buna rağmen Allah’ın istediği yönde hareket etmeyen her insan kat’i suretle batılın yanındadır ve her adımda sapma a&cce... Devamı

Şüreka-i Raşidinler (küberâ)

2012-08-24 08:19:00

  Kur’an’ın en önemli ve aynı zamanda çetrefil anahtar kavramlarından biri de hiç şüphesiz ‘şirk’tir. Çetrefildir, zira şirk daima kendisini tevhidden bir perde ile gizlemesini bilmekte, kendisini olabildiğince ‘hak’ suretinde göstermektedir. Bir başka adlandırmayla şirk koşanlar, bir biçimde dinle ilintili insanlardır. Bunlar ‘dinsiz’ değil, ‘dindar’ insanlardır. Allah’a inanma iddiasında olan ‘dindarlar’ ancak şirk koşmaktadırlar. İşte şirkin çetrefilliği buradan kaynaklanmaktadır. Peygamberlerin, müşrik/kafir kavimlerine tevhîdi anlatmak, şirkle tevhîdin farkını kavratabilmek için verdikleri mücadele, kastettiğimiz bu çetrefilliği yeteri kadar izah etmektedir.   Arap dilinde şe-ri-ke fiili bir şeyi paylaşmak, bölüşmek, ortağı olmak, ortaklaşa kullanmak anlamına gelmektedir. Bir kimsenin ortağına, hissedarına ‘şerîk’ denmektedir. Çoğulu ‘şurekâ’dır. Kur’an’da miras hukuku anlatılırken ‘şurekâ’ kelimesi tam olarak ‘ortaklar’ anlamında kullanılır. (4/Nisa, 12). ‘Şâ-re-ke’ fiili, aralarında ortaklık oldu, ortaklaştılar demektir. ‘Eş-ra-ke’, birini kendi işine ortak yaptı, pay/hisse verdi demektir. Kur’an’da bu fiil kullanılır ve şöyle denilir: “Allah kendi hükmünde hiç kimseyi ortak etmez(lâ-yüşrik).” (18/Kehf, 26). ‘İştirak’, bir ortaklığa katılmak, katılım demektir. Bu fiilin emir kipi olan ‘eşrik’, Kur’an’da sözlük anlamında kullanılır: Musa (a.s) Firavun ve kavmine tebliğ göreviyle görevlendirildiğinde Rabbi’nden, bazı taleplerle birlikte kardeşi Harun’u da kendisine yardımcı olarak görevlendirmesini ister ve şöyle... Devamı

Müteşabihlik meselesi

2012-08-22 14:26:00

  Kuranın çelişkili olduğu savlarını güçlendirmek için İslam dışı her türlü akımın kullandıkları argümanların başında müteşabih ayetlerin gelir. NEDEN MÜTEŞABİH Buna kesin bir cevap verebilmek için müteşabihliğin ölçüsünü ve alanını netleştirmek gerekir. 1.Dini kitaplar insan hayatının iki alanı için iki ayrı dil kullanmıştır. Bilindiği üzere dini kitapların amacı insanlarda “Allah bilincini yerleştirmek” ve iyi insan olmasını sağlamaktır. Bunun içinde yasal ve yasak olanları belirlemesi elbette kaçınılmaz olmaktadır. Kısacası “ahkâm” veya “hüküm bildirme” diye niteleyeceğimiz bu alanın da muhkem ve kesin bir şekilde açıklanması, insanları anlaşmazlık konusunda zorlayacak müteşabihlere yönlendirmemesi gerekir. Ancak dini metinlerin sınır koymayan ve “serbest alan” diye nitelendireceğimiz yönleri de vardır. Kıssalar, atasözleri ve söz sanatlarına başvurulan bu alanda müteşabih anlatımlar kendilerini göstermektedirler. Bu açıdan bakıldığında Kuranın gerek tarihi olaylar, gerekse fen bilimlerinin sahasına giren konulara girdiğinde, bilgi vermediğini bu alanlarda bilinçlendirmeye ağırlık verdiğini görülmektedir. Böylece doğal yasa ile işlenen konuların kuranda bilgi düzeyinde verilmemesinin sebebini anlamış bulunmaktayız. Çünkü kutsal kitaplar bilgi değil, bilinç kitaplarıdır. Müteşabih bilgi kitabında olmaz ama bilinç kitanında olur. 2.Bu serbest alanda dilin sembolik, mecaz ve yorumlanabilir(müteşabih) olması gerekir. Bilindiği üzere dil değişebilen bir olgudur. Çevremizde insanların konuşmalarının içinde aynı isim kullanıldığı halde değişik anlamların verildiği önemli oranda kelimelere rastlamak... Devamı

Kuranın DİN Algısı

2012-07-16 08:26:28
Kuranın DİN Algısı |  görsel 1

Din algısının eski çağlardan günümüze değin farklı veçheleri olduğunu göstermeye çalışmıştık. İnsanoğlunun sosyal ilişkilerde din olgusunu eriterek, kendi yaşam biçimine ya da çıkarına alet ettiğini söyleyebiliriz. Bu anlayışa itiraz olarak gelişen vahiy dini, kaynaklara dönüş, kitabına uydurmak değil de kitaba uygun yaşamak gibi, vahiyle yaşanan hayatın şekillenebileceğini düşünenler de dini sert ve zaman zaman karşılığı olmayan yaptırım olarak toplumlara dayatmıştır. Dini bir nevi emirler manzumesi, yapılması zaruri vazifeler deklare eden bir yasa kitabı olarak görenler, yaşadığı hayatı okumadan, kitabı okuyan ve onun dışında topluma, doğaya insana karşı fikri olmadan, topluma rol biçmeye çalışan, yaşadığı sosyal çevreye yabancı ve problemli kişilikler olarak varolmaktadırlar. Kuran da birçok yerde geçen ‘din’ sözcüğü, kanımca Rum Suresi'nde geçtiği anlamıyla adeta kavramsal olarak kendini açıklayıcı niteliktedir. Bu surede temel alınacak ‘din’ kavramı anlayışı ile diğer ayetlerde geçen din teriminin anlam dünyasını keşfedebiliriz. "Şu halde bütün benliğinle, dine yönel ; Allahın fıtratına… insanlık o fıtrat üzerinedir. Allah’ın fıtratında bir değişme göremezsin. İşte gerçek din budur… (Rum-30)" Ayetteki son cümle, önceki ayetlerde bir din tanımlaması yapıldığını gösteriyor. Allahın fıtratı, yaratması, dinin özü üzerine olan mülahazaları Rum Suresi bütünlüğünde önceki ayetler üzerinden takip edebiliriz. Dinin kavramsal açıklamalarının yanında surelere bütüncül bakışın da, vahyi doğru algılayabilmede önemli bir metod olduğunu düşünüyorum. Hatta bazen kavramların kökenine inerek,... Devamı

Hangi İslamcılık

2012-07-12 11:33:33

Sofra İslamcılığı mı?, Statükocu Kapitalist İslamcılık mı? Sofra İslamcılığı veya Statükocu Kapitalist İslamcılık Şizokrat Statüko latincedeki status quo kelimesinden dilimize geçmiştir. Mevcut olan bir durumu korumak anlamına gelen statüko toplum algılarının en belirgin kalıtsal hastalığı olarak da tanımlanabilir. Bir kavram tek başına tek bir şeyi ifade etmez aslında. İlintili olduğu kavramlardan bağımsız düşünülemez. Statükoda belli bir olguyu durumu düşünceyi elinde bulundurma durumu vardır. Buna dini ekonomi siyasi birçok argüman dahildir. Bu argümanlar arasında sergilenen vehamet tablosunun en kötü fırça darbesini statükonun din boyutu oluşturmaktadır. Mütedeyyin bir toplum yapısına sahip Türkiye’ de yaşanan İslami hareketler var olan dinin özünün dezenforme olmasına ‘’hizmet’’ etmektedir. Dinin tekelleşmesinin söz konusu olduğu günümüz Türkiye’ sinde atılan her adımlar okyanus ötesinden kontrol edilebilir bir mekanizmayla ince bir bıyığın otokontrolü ile sağlanmakta. Özü korumakla özü zedelemek arasındaki bu ince çizgi bazı kesimlerinin suretlerinde beliren üst dudakla burun arasındaki ince çizgiden daha kırılgan bir yapıya sahip. Ancak gerçek İslamı ve gerçek İslamcıların radikallikle terörizmle nitelendikleri bir dönemde toplumun DNA’sına öyle bir virüs sirayet etmiş ki bunu düzeltebilmek için ‘’terörist’’ olmaktan fazlasına ihtiyaç var. İslamcı statükonun yaptığı bu perdelemeyi yüzlerindeki palyaço makyajının altında yatan para ibadet eğrisini onların aleyhine çevirmek, insanları uyuttukları sahnedeki ışıkları yüzlerine vurup ışığın yakıcı etkisiyle onları kuşatmaktır. Bunu yapmanın ... Devamı

ÇAĞDAŞ ZIHAR

2012-07-12 11:32:06
ÇAĞDAŞ ZIHAR |  görsel 1

"ANAM AVRADIM OLSUN Kİ..." Zıhar, cahiliye Araplarının yanlış geleneklerinden biriydi. İslam, devlet haline geldikten, toplumu sosyal, siyasal, kültürel olarak da kucakladıktan sonra, bir süreç içerisinde zıhar gibi yanlış gelenekler bir bir düzeltilmeye çalışıldı. Erkekler, kadınlar üzerindeki egemenliklerini bu tür yanlış geleneklerle biraz daha pekiştiriyorlardı. Cahiliyede erkek kadının mutlak hakimiydi. Bazı seçkin aileler hariç tkadınların hemen hepsinin konumu birbirine benzedi. Sosyal ve politik anlamda herhangi bir statüleri söz konusu değildi. Bu anlamda bir koca olan erkek, bir eş olan kadın üzerinde de her türlü otoriteye sahipti. Onu istediği zaman boşayabilir. Erkeğin kadınını boşamasının bir çok yolu vardı. Zıhar da onlardan biriydi. "Anamın sırtı gibisin" demesi ondan boş olması için yetiyordu. Hem de geri dönülmez bir şekilde. Günümüzde bu boşamanın bir versiyonu olarak algılayabileceğimiz, "üçten dokuza boş ol" ifadesi de geri dönülmesi mümkün olmayan bir boşama şekli olarak uygulana gelmekte. Cahiliye Arapları eşlerine, "anamın sırtı gibisin", günümüze uyarlayarak söyleyecek olursak, "avradım anam olsun" dediklerinde kendi geleneklerine göre karılarından otomatik olarak boşanmış sayılıyorlardı. Kur'an'ı Kerim bu anlayışın yanlışlığını "zıhar yaptığınız, eşlerinizi, sizin analarınız yapmadı" ifadesiyle ortaya koyuyor. Böyle demekle eşin boş olmayacağını, bunu bir yemin şeklinde ortaya koyarak eşini boşamaya kalkanların ve bu amaçla, bu ifadeyi ağzına alanlara; bir köle azad etme, veya aralıksız 60 gün oruç tutma, veya buna güç yetiremezse 60 fakiri doyurma yükümlülüğü getiriyordu. "Sizden kadınlara zıhar edenler, bilmelid... Devamı

EGEMEN İSLAMDA ESTETİK YOKSUNLUĞU

2012-07-12 11:28:15
EGEMEN İSLAMDA ESTETİK YOKSUNLUĞU |  görsel 1

Makalenin başlığına bakarak, İslam ile İslam kültürünü birbirinin aynısı ifadeler olarak tanımladığımızı veya birbirinin yerine kullandığımızı sanmayın. İslam, yüce Rabbimizin Kur’an ayetlerinde ortaya koyduğu, Resulullah’ın bunların ne olduğunun uygulamasını yaptığı şeylerin adıdır. İslam kültürü ise, Kur’an ve Peygamber efendimizin uygulamalarıyla bir bağıntısı olsa da, bir süreç içerisinde Müslümanların sahip olduğu değer yargılarını, kültür ve geleneklerini, alışkanlıklarını, yönetim anlayışlarını, çevre ile olan ilişkilerini, kısacası, yapıp ettiklerini ifade eder. Müslümanlar bir süreç içerisinde kültürlerini inşa ederlerken İslam olmayan çevre kültürlerden yoğun bir şekilde etkilendiler. Bu etkilenmeler, bazen doğrudan bazen dolaylı oldu ve bunların acı tatlı meyveleri mevcut İslam kültürü içerisinde yer aldı. Dolayısıyla bizim eleştirimiz, İslam’ın safiyetini ve duruluğunu, doğal çevre ile uyumunu bozan anlayışlara yöneliktir. Maalesef, mevcut kültürümüz içerisinde buna benzer çarpıklıkların azımsanmayacak kadar çok olduğu ilgili herkesin malumudur. Oysa İslam’ın kendisi bu tür nitelemelerden beridir. O, uyum, düzen ve estetiği içinde barındırdığı gibi bunların da yayıcısıdır. Örneğin, Kur’an ayetlerinin hem edebi sanat ve estetik hem iç bütünlük ve düzen, hem de içerik açısından bir şaheser olduğu, inanan, inanmayan, vicdan sahibi her insanın üzerinde ittifak ettiği bir konudur. Sorun Müslümanların böyle bir şahesere sahip oldukları halde, nasıl oluyor da sahip oldukları toprakları çöle çevirdikleridir. Bunun adı estetik yoksunluğudur. Eğer bir şeyde estetikten, güzellikten, zerafetten s&oum... Devamı

TEPKİLERİ DİN EDİNMEK

2012-07-12 11:23:50

Günümüz dünyasında insanca yaşamanın zorluğunu, egemenler dışındaki tüm insanlar farklı boyutlarda da olsa bilirler. Sadece egemenlerin zevklerine ve dünya algılamalarına göre düzenlenen günlük hayat egemen olmayanlar için çok zaman katlanılması zor bir işkenceye dönüşür. İnsanoğlu doğal fıtratına uygun hareket etse, yani hayat doğal seyrinde sürse, bu zorluklar olmayacak, insanlar mutlu ve barış içerisinde yaşayabilecektir. Ancak yeryüzündeki mevcut yapılanma buna imkan vermemekte, insanlar, zulüm ve haksızlığın egemen olduğu bir hayatı yaşamak zorunda kalmaktadır. Hayat doğal seyrinde sürmeyince, toplumlar, sınıflara ve kamplara bölünür. Sınıfların ortaya çıkması sınıflar arası rekabetin oluşmasını sağlar. Sınıfların varlığı ve aralarındaki rekabet, bu farkı uçuruma dönüştürür. Bu uçurum hergün biraz daha derinleşir. Ve hayat sadece en üsttekinin yaşayacağı şekle dönüşür Eğer toplumların üzerinde kendi özgür iradeleriyle uzlaştıkları ve sorunlar ortaya çıktığında hakem olarak kabul ettikleri sosyal, siyasal ve adli bir organizasyonları yoksa güce dayalı bir hayat algılaması ortaya çıkar. Güçlü olan, güçsüzü veya daha az güçsüzü kendi hegemonyasına alır. Güçsüzler ve daha az güçsüzlerse bunu doğal bir olgu imiş gibi kabullenerek sıranın kendisine gelmesine beklerler. Bazı dönemlerde bu hastalıklı durum biraz değişse, adalet, yerel bazda gerçekleşse de bu durum genelde hep böyle devam eder gider. Bugün için de genel durum sadece en üsttekinin yaşayacağı şekilde kurgulanmış ve onların arzularının gerçekleştirmek için sürmeye devam ediyor. Diğer sınıfların mensupları ise bu hayatı devam ettirm... Devamı

DÜŞÜNEN İNSAN ÜZERİNE

2012-07-12 11:21:30
DÜŞÜNEN İNSAN ÜZERİNE |  görsel 1

"Bilmediğin şeyin ardınca gitme; kulak, göz(basiret) ve kalp ondan sorumludur "(İsra:36) İnsanlığın bilinen tarihi boyunca, insan söz konusu olduğunda, filozoflar, filozofça laflar edegelmişler... Hepsi insanın farklılığını, özel konumunu, diğer varlıklardan üstünlüğünü, yaratıcılığını, inşa etme ve dönüştürme yeteneğini, bir ölçüde "Eşref-i Mahlukat" olduğunu söylemeye çalışmışlar. Böyle olmakla birlikte bir çoğu da, insan hakkında, sonu "hayvan"la biten cümleler kurmuşlar, kurmaya devam ediyorlar. Bu cümlelerin içine bazen "düşünen", bazen "konuşan" kelimelerini de eklemişler. Tabi insanın aklına papağan da konuşuyor, hindi de düşünüyor, acaba filozoflar bu cümlelerle yaratılmışların en özeli olan insanı mı tanımlıyorlar diye sorası geliyor... Papağanların konuşmasını hindilerin düşünmesini, şempanzelerin insanın yaptığı bazı davranışları tekrarlamasını, insanın konuşması, düşünmesi ve bazı eylemlerde bulunması gibi mi düşüneceğiz. Yani bu hayvanlar yaptıkları bu şeyleri bilinçli mi, planlayarak mı yapıyorlar? Örneğin papağanlar kullandıkları kelimeleri bu kelimelerin ne anlama geldiğini bilerek mi kullanıyorlar? Yoksa bu papağanlar kuş şeklindeki insanlar mıdır? Eğer ölçü sadece ve sadece konuşmak ve vs ise... İnsan olmanın kriteri böyle bir düşünme, konuşma ve bazı davranışları tekrarlamak mıdır? “Düşünmek”, “konuşmak” ve “eylem” nedir? Bunların bilinçli olmakla ne kadar ilgi ve alakası vardır? Bu açıdan insana baktığımızda, insan, kendi kelimelerini, kendi beyninin ürettiği kelimeleri mi konuşmaktadır veya kendi yüreğinin ve beyninin engin derinliklerinde veya en yüzeylerinde kendine özgü dü... Devamı

İnsanoğlu'nun KİMLİĞİ

2012-07-12 11:18:59
İnsanoğlu'nun KİMLİĞİ |  görsel 1

"Doğrusu biz insanı, imtihan etmek için karışık bir nutfeden yarattık da onu işitici ve görücü yaptık. Biz ona yolu gösterdik ya şükredici veya nankör olur"(İnsan:2-3) "Yaratılmışların en şereflisi" (eşref-ü mahlukat) olarak kabul edilen insanın yeryüzü serüveni başlayalı kaç bin yıl oldu bilemiyoruz. Ancak bu serüvenin çok uzun bir süredir devam ettiğinde fazla bir ihtilaf yok..Gerçi yılların sayısına itiraz edilmesi veya farklı fikirler beyan edilmesi insanoğlunun “kim”liği ve sorumluluğu ile ilgili herhangi bir şeyi değiştirmediği gibi insanın yeryüzü serüvenin başlangıç tarihi konusunda bir fikir de vermeyecek. "Gaybe taş atılmış" olunacak, o kadar. Gerçi "gaybe atılan taş” hem yaşanan örneklerinde hem Kur’an’ın ilgili ayetlerinin satır aralarındaki vurgularda, daha çok atanın başını yardığı yönünde bir kanaati pekiştirse de, "gayb'e taş atmak” insanoğlunun vazgeçemediği kötü bir huyudur. Bu yüzden de Yaratan'ından çok azar işitmiştir ama huylu huyundan vazgeçmediği için insanoğlu "gaybı taşlama"ya devam edegelmiştir. Bu serüvenin çok uzun zamandır süregeldiği konusunda herhangi bir ihtilaf olmadığı gibi, bu serüvenin pek mutlu, huzurlu, pek 'kardeş-kardeş' devam etmediği de herkesin bildiği bir konu.. Ortak bir refah toplumu ve adil bir mekanizmanın yaşama geçirilememiş.olması da yeryüzünün ayrı bir gerçeği... Belki zaman zaman bunun temelleri atılmaya çalışılmış, bazı denemeler olmuş ancak bu denemeler ya çok kısa sürmüş ya da sadece teorik olarak tartışılmakla sınırlı kalmış. Görünen o ki insanoğlu bu serüveninde sürekli huzuru ararken huzursuzluk çıkarmış, adaleti ararken... Devamı

Dua: RAB ile diyalog

2012-07-11 12:09:10

Dua bir istektir. İçinde bulunulan hali değiştirme isteği… Bir bakıma mevcut duruma bir başkaldırı ve isyandır.  İnsanın yeni arayışlar içinde olmasını sağlayan… İnsanın içinden bulunduğu kötü durumu kader sayan sünepeliğin reddedilmesi için olsa gerek Kur’an’da “Dua etmedikten sonra ne işe yararsınız.” (25/77)denilmiştir.    İnsanın onurunu korumak ve başkalarının önünde küçük düşmesini önlemek için sadece ama sadece Allah’tan istemesi önerilir.    Aynı zamanda bu insanın başkalarına yardıma muhtaç durumda bırakılmaması gereğini hatırlatır.  Nitekim insanın Allah’tan başkasına karşı borçlu bırakılmaması hali asgari yaşam hakkı sayılmalıdır.  Başka bir ifade ile herkes için sadece Allah’tan isteriz diyebileceği bir düzey insanlık onuru için vazgeçilmez bir gereklilik olsa gerek. Dua. insanın Rabbi’yle diyaloğudur. Bu iletişim öylesine aktif ve canlıdır ki bir zaman sonra istekte bulunan için utanma ve çekinme duygusu dahi oluşturabilir. Hatta bu tek taraflı ve sürekli ikram ilişkisi insanın kendisini özel ve farklı hissetmesi tehlikesi de doğurabilir. Asıl olan insanın kendisine lütfedilen bu muhatap olma durumunu belli bir denge içinde sürdürebilmesidir. Bu dengede; Sahip olduğu şeylere rağmen insanın bu büyük güç karşısında acziyet ve mütevazılığini unutmamasının yanı sıra paylaşma duygusu ve herkes için iyilik isteme arzusu taşıması gerekir. Ayrıca insan muhatap olduğu gücü bahçıvan ya da şifacı (doktor) konumuna da indirgememelidir.  Öncelikleri belirlenmemiş ya da ertelenmiş bir dua geçerli bir mazeretle gerekçelendirilmediği sürece bir değer ifade etmeyecektir. Tale... Devamı

BIRAKIN ! Kurtarmayın

2012-07-10 16:59:56

İnsanların düştüğü şu hendeklere bir bakın adamı içkiden kurtarıp şeyhe kul yapıyorlar hâlbuki sadece günahkâr idi şimdi müşrik oldu zinadan kurtulalım derken imam nikâhı ile bir garibin ahını alırlar yalnızca potansiyel suçlu idi bir de zalim yaptılar parti üyesi, cemaat mensubu gibi davranır baştakiler sanırsın padişahtır türbelerden istemeyelim, iyi de anıtkabire şikâyet neyin nesi ne avrupanın şekeri ne amerikanın yüzü müslümanın yobazı var da laiklerin yok mu sanki kapmaya çalıştıkları ha şeyhin mendili ha tarkanın gömleği insan bir kere sallanmaya görsün yok haluk leventin konseriymiş ya da aczimendilerin zikri fark ediyor mu sanki her birimiz ayrı ayrı kurtarılıp şu kâfir dünyadan besleme yapılıyoruz birilerine film gibi vallahi kahraman, kızı her defasında kurtarıp sonra kendine avrat yapar ya batının dünyayı sürekli kurtarıp sömürmesi gibi sürekli birileri bizi kurtarıyor bunun bedeli gene bize ödetiliyor MUSA ŞİMŞEKÇAKAN ... Devamı

KUR’AN’IN AHİRET ANLAYIŞI

2012-07-10 09:00:33

Her insan, hatta her canlı ölümü tadıcıdır. Ölüm ise hoş bir söz olmadığı her boyutuyla acı yüklüdür. Bu nedenle ölüm; her canlı için acı verdiği gibi zor da gelir. Her canlı, hayatını devam ettirebilmek için ölümle, ölümüne bir mücadeleye girer. Bu mücadele her canlı tarafından yapılıyor olsa da, ölümsüzlüğü içinde bir tutku olarak barındıran insanoğlunun mücadelesi daha bir çetin geçiyor. Ancak, insanoğlu çok arzulamasına, tüm çabasını ve birikimini bu yolda harcamasına ve harcıyor olmasına, daha neyi var neyi yoksa bu yolda harcayabilecek olmasına rağmen ölümün de önüne geçemiyor. İnsanoğlunun bu çabasının, bu telaşının altında, içindeki ölümsüzlük tutkusunun yanısıra aydınlanma ile daha belirgin bir şekilde ortaya çıkan, ölümden sonraki hayatı kabullenememek yatmaktadır. Çünkü ölümden sonraki hayata inanmama ve onu kabullenme, sadece bir yaklaşım ve felsefi bir anlayış olarak kalmamakta, edebiyattan ekonomiye, aile hayatıhndan siyasete, günlük hayatın her alanına sirayet etmekte ve bu alanları yönlendirip yönetmektedir.  Ölümden sonraki hayatı kabullenemeyen anlayış beraberinde birçok sapmayı da beraberinde getirmektedir. Bu sapmaların başında da ölümün ebedi bir yok oluş, bir bitiş, bir son olarak algılanması gelmekte ve bu sapma, günlük hayattaki sıradan kurallardan, devlet yönetimine kadar her alanı içine almakta, adeta yeni bir din olarak karşımıza çıkmaktadır. Ve yeryüzünde ahiret inancını içinde barındıran ve barındırmayan iki din bulunduğu gerçeğini de ortaya çıkarmaktadır. Bu dinler arasındati alt bölünmeler başka bir yazı konusu elbette. G... Devamı

TEVBE 122. ayet incelemesi

2012-07-10 08:59:05

  Kuran, kendine şirk koşmadan inanalar için için hem bilim hem de iman objesi; diğer insanlar için ise bilgi objesidir. Şimdi inceleyeceğimiz ayet, İslamın içinde olduklarını zanneden Ehli kitabın, din sınıfı oluşturmaya ilişkin bir emir olarak telakki ettiği ayettir. Bu ayetin bir ön değerlendirmesinde bulunacağız. “İnananların hepsi toptan sefere çıkacak değillerdi. Ama her kabileden bir cemaatin dini iyice öğrenmeleri ve dönüp kavimlerine geldiklerinde, sakınmaları umuduyla onları uyarmaları için sefere çıkmaları gerekmez miydi?” TEVBE - 122  1.İslâm dininin Arap yarımadasına hızla yayılması nedeniyle, buralarda dini öğretecek uzman kişilere olan taleplerde patlama meydana gelmiş; gönderilen görevliler nedeniyle Medine’de Hz. Nebi’in çevresinde bir zafiyet riski ortaya çıkmıştı. 2. Hz. Nebi’in çevre kabilelere uzman insan göndermesi çok tehlikeliydi. İslâm’a yönelik sempatinin yanında düşmanlık da ivme kazanmıştı. Özellikle kabilelere kuran mesajını ulaştırırken şehit edilen eğitimci müslümanlar, Hz. Nebi ve diğer müslümanların ruh dünyasında kanayan yaralar açmıştı. 3.Müslüman olan kabilelere mensup insanlar gerek münferiden gerekse heyetler halinde Medine’ye akın ediyor; burada geçici de olsa yerleşiyor ve zengin-yoksul bütün gelen gidenleri ağırlamak Hz. Nebi ve onun yakın çevresine düşüyordu.     4.Medine’ye akın eden insanlar, kendi iş ve uğraşlarını bırakıyorlardı. Bu durum tabîî olarak bölgenin istikrarı ve her alanda güçlenmesi açısından bir zafiyet sebebiolabilirdi. İnsanların müslüman olması, onlara ekstra bir zahmet getirmişti . Ayet-i Celîle böyle ... Devamı

KURANA GÖRE TAPMAK (a-b-d)

2012-05-15 10:00:15

Günümüz dini muhayyilesinde a-b-d (عبد) kelimesi, tapınmak, ibadet etmek olarak bilinmektedir. Bu olgu Kuran’a göre yanlıştır. Bahsettiğimiz a-b-d kelimesi; Allah, Şeytan, Tağut ve Allah dışında davet edilenler ibareleri ile ayetlerde kullanılmaktadır. Bu ifadelerin Kuran içinde kullanıldığı ayetler aşağıda verilmiştir. Bizler, Şeytana kul oldum veya tağut’a ibadet ediyorum diyen --birkaç istisna dışında-- kimse bulamayız. Kuran, çoğunluğun yanlış yolda olduğunu, iman edenlerin azınlıkta, şirk kABDoşmadan iman edenlerin ise çok az olduğunu ifade etmektedir.(bkn:Yusuf Suresi 103-106)  Bizler Ya Muhammed nebiye inzal edilen Kuran’a göre Allah’ın emir ve yasaklarına uyarız; ya da Kuranda dışlanmış olarak ifade edilen Şeytanın yaldızlı sözlerine veya haddi aşmış olarak ifade edilen Tağut’a uyarız. De ki: "Ben, Rabbimden bana apaçık beyan olunan ayetler (beyyine) gelince, sizin Allah'tan başka davet ettiklerinize(d-a-v) uymaktan (أَعْبُدَ) nehyolundum ve alemlerin Rabbine teslim olmakla emrolundum." Mü’min / 66 * Halis dine, --ne son nebiye ne de başkasına değil-- Muhammed nebiye inzal edilen kitaba göre, Din sadece ALLAH’a has kılınarak uyulmalı(عبد)…( bkn: Zümer / 2, Zümer / 11) * Kimse şeytana tapıyorum demez. Şeytana telkinlerine uyulur. Ya kitaba göre dini has kılarak Allah’a uyarsın; ya da uydurulan şeytan işi Yaldızlı sözlere. (bkn: Meryem / 44: لَا تَعْبُدِ الشَّيْطَانَ)  * Kimse Tağut’a da tapıyorum demez. Kuran dışı uygulamalara uymak olarak ifade edilen ve haddi aşmak manasına gelen Tağut’a uymak denir. (Mâide / 60: وعبد الطاغوت) * Atalarının uydukları şeylere uymamak , Tek Allah’a uymak ( bkn: A’râf / 70) * Allah’dan başkasına uymamak(عبد), Heveslerimize tabi olmamak(تبع) (bkn... Devamı

Kurum Bağlayanlar; SİSTEMLER

2012-04-12 16:51:26

  Ana Sayfa(tıklayın)     İnsanoğlu eskiden beri değişmeyen bir yapılanmanın, kör takipçiliğini yaparak yaşam sahasında ilerlemektedir. Bu hastalıklı  toplum yapısı hala, barbar, şiddet tutkunu, saldırgan, açgözlü, rekabetçi yani şecer düşkünlüğü(karlılık/ganimet bkn: Nisa65, Araf 27 ve Bakara35) ile yaklaşmaması gerekenlere yaklaşmaya devam etmekte, inşa ettiği toplum da bu değerler üzerine kurmaktadır..  Bu hastalıklı topluma, ayak uydurabilmiş olmak, sağlıklı bir ölçü değildir. Adeta kurum bağlamış; Siyaset kurumları, Resmi kurumlar, dini kurumlar, sosyal sınıf ayrıcalıkları sonucunda; sefalet, çatışma, yıkıcı zulüm , salgın hastalıklar meydana gelmektedir. Bu gelenekselleşen kurumların, bizlerin anlayışımız ve bakış açımızın şekillenmesindeki etkisi bilinmektedir.  Bizlerin içinde doğduğumuz, bu kurumlar birbirleri ile iç içe geçmiş durumdadırlar. Bu yapılardan birinin çöküşü tüm kurumları etkileyecektir. Özellikle parasal ve dini kurumlar, toplumun can damarlarıdır. Kuranda geçmiş kavimlerden verilen örneklerde Firavun ailesinin iki ayağı mevcuttu. Haman yani dini kurum; Karun yani parasal kurum… Günümüzde de yapılanan devlet içinde aynı durum geçerlidir. Din adamları, Para baronları ve Devlet adamları Dinin ve paranın nasıl yönetildiği, günümüzde çok az sorgulanmış inanç şekilleridir. Dinin ve paranın nasıl yaratıldığı ve yönlendirildiği, toplumu gerçekte nasıl etkilediği, nüfusun büyük bölümünün kayıtsız ve duyarsız kaldığı meselelerdir. Yaşadığımız dünya öyle bir dünya ki, var olan zenginliklerin %40’ına toplumun %1’i sahiptir. Necip Fazılı... Devamı

KURANA GÖRE BEYAN (2)

2012-04-12 16:48:47

  Resulün, Kur'an'ı beyanından söz eden Ayetlerin Kur'an dışı vahye delil olduğu iddiası ! İbrahim 4 :Biz, her elçiyi kendi kavminin diliyle gönderdik ki olara açıklasın( liyubeyyine ). Allâh dilediğini şaşırtır, dilediğini yola iletir. O, azizdir, hüküm ve hikmet sâhibidir. Nahl 44 :Açık kanıtları ve Kitapları. Sana da o Zikr'i indirdik ki, kendilerine indirileni insanlara açıklayasın ( litubeyyine ). tâ ki düşünüp öğüt alsınlar. Hadisleri Kurana eş koşarak ayetlerin üzerini örtenlerce, Bu Ayetler,Hz.Muhammed'e Kur'an'dan başka vahiylerin verildiğinin delili olarak ileri sürülmüştür.Durum böyle olunca, kendisine açıklama yetkisi verildiğinden, Kur'an dışında açıkladığı, konuştuğu şeylerin de Kur'an gibi vahy olduğu, dolayısıyla insanları bağladığı ifade edilmiştir. Aslında bu ve benzeri Ayetleri geleneksel kültür içerisinde(ATALAR DİNİ) kalan ve Kur'an dışı vahyi de kabul eden birçok fakih ve müfessir farklı yorumlamışlar. Bazıları, Necm Suresindeki ilgili Ayetlerde olduğu gibi, bu Ayetlerin Kur'an dışı vahiyle bir ilgilerinin olmadığını ifade etmişlerdir. Bununla birlikte birçok kişi de bu Ayetlerin, Kur'an dışı vahiy iddiasına delil teşkil ettiğini söylemişlerdir. Düşüncelerini  BEYAN kelimesi üzerinden açıklamaya çalışmışlardır.Beyan, liyubeyyine, litubeyyine gibi kelimelerin gizli şeyi açıklamak anlamına geldiğini ; bu nedenle '' Peygamber'e ayrıca bir de açıklama yetkisi verildiğini '' ; o sadece Kur'an Ayetlerini ulaştırmakla kalmayıp, KENDİSİNE VERİLEN BU AÇIKLAMA SAYESİNDE  '' BAŞKACA BİRÇOK ŞEY DE AÇIKLAMIŞTIR '' diye ifade edilerek, bu açıklamaların da '&#... Devamı