KURANIN HAREKELENDİRİLMESİ

2011-03-11 08:42:00

Mushaflar bahsi ile sıkı ilgisi olan bir mesele de Kur'an'ın harekelenmesi ve noktalanması işidir. Bilindiği üzere Arap yazısında nokta ve hareke yoktu. Araplarda İslâmın ilk devirlerinde Nabatı ile Kûfî adını alan Hiyrî yazı vardı. Kur'an'ı Hiyri yâni Kûfî yazı ile yazarlardı. Buna baştan Hicazi denirdi. Yazı, Basra ve Kûfe'de ilerlemişti. Bağdadî yazı da meşhurdu. Süslü ve nakışlı yazılar için Kûfî yazı kullanılırdı. Adi muhaberatta eski şekli Hicazî yazı kullanılırdı. Mağrip ve Endülüs yazısı bir başkalık arzeder. Yazıya ilk okunaklı ve güzel şekli veren İbni Mukle'dir. İbni Mukle (H. 272-328/M. 885-939) nesih yazıyı kullanmıştır. Türk hattatlarının elinde ise yazı en mükemmel şeklini bulmuştur. Burada yazının geçirdiği safhalardan bahsedecek değiliz. Baştan yazı noktasız ve harekesizdi. Kur'an böyle yazılıyordu. Böyle noktasız ve harekesiz mushaflar yazılmıştır. Bu yazının okunması güç olmakla beraber bazı iyi cihetleri de vardı. Meselâ: Peygamberden işitilen kıraatlerin okunuşuna müsaittir. Bir kelimede muhtelif kıraatler toplanabiliyordu veya kelimenin müsaadesi nisbetinde kıraat ediliyordu. Yedi kıraatin hepsi Mushafı Osman'ın resmine, yazısına uygundur. Kıraatde zaten bu şarttır. Misal verelim: وما ربك بغافل عما يعلمون : 123 âyet, noktasız olduğundanتعملون،يعملون da okunur, her iki kıraate de müsaittir. فناداها من تحتها 19:34 âyet, harekesiz olduğundan " مَنْ مِنْ" = min, men diye her iki türlü kıraate de elverişlidir. İslâmiyet etrafa yayılınca Arap olmayan unsurlar da Müslüman olmuşlardı. Bunlar noktasız ve harekesiz Kur'an'ı okumakta herkes gibi güçlük çekiyordu. Lahne ve hataya düşüyordu. Bu güçlüğü gidermek, hatalar... Devamı

dünya küçük

2011-03-11 08:29:00
dünya küçük |  görsel 1
dünya küçük |  görsel 2
dünya küçük |  görsel 3
dünya küçük |  görsel 4
dünya küçük |  görsel 5
dünya küçük |  görsel 6

DÜNYANIN KÜÇÜKLÜĞÜNÜ DAHA İYİ ANLADIK MI? Devamı

BAKARA VE BORSA

2011-03-10 16:30:00

BAKARA Bu sûreye adını veren ve pasajın eksenini de oluşturan  بقرة [bakara] sözcüğünün kökü, “yarmak, fethetmek ve genişletmek” anlamına gelen  ب ق ر [b-q-r] köküdür. Baqar, cins isim olup evcili ve vahşisi, erkeği ve dişisiyle cinse dahil olan tüm hayvanların adıdır, ki biz buna “sığır” diyoruz. Bu sözcük, “ıyal” [aile; aile efradı ve malıyla mülküyle] anlamındadır. Sığıra, genellikle toprağı sürmek sûretiyle yeri yarıp toprağı altüst ettiğinden dolayı “baqara” denilir.  Sığıra, sahiplerini zenginleştirdiğinden ve genişlettiğinden dolayı “baqara” denilir Ayette İsrailoğullarına (ve onlar üzerinden bizlere) eski çağların ve özellikle de Mısır Firavunluğunda gücün ve kudretin sembolü olan “buzağı/boğa” (bakara) totemine yönelmemeleri, onunla ilişkilerini kesmeleri yani içlerindeki ona yönelik ihtirası söküp atmaları (buzağıyı/boğayı/ineği kesmeleri), bunun yerine Allah’ın doğal çevrede varolan nimetleri ile yetinmeleri, bitki köklerinin, kuş etlerinin zaten buna yeteceği, bu kadar para şehveti ve güç ihtirası içinde olmamaları öğütleniyor Modern çağda para kazanma hırsının mabedi olan “borsa”nın sembolünün “boğa” olmasından da anlaşılacağı gibi Kur’an’da geçtiği şekliyle “bakara” (boğa/inek/öküz/buzağı) eski çağların mülk (iktidar, mal, para, zenginlik, güç) tanrısının sembolüydü. “İneği kesmek” veya “altından buzağı yapmak” gibi deyimler hep bununla ilgilidir   NEW YOR BORSASI SEMBOLÜ   WALL STREET BORSA SEMBOLÜ   TÜRKİYE İMKB SEMBOLÜ   BORS... Devamı

SALAT KAVRAMI DETAYLI

2011-03-10 16:27:00

Kuranda salat kelime anlamı Salatın sözlük anlamı : (75/31)(Fela saddeka ve la salla.)  (75/32).’’Ve lakin kezzebe ve tevella’’ (Tasdik etmedi,”salla” da bulunmadı.Ama yalanladı ve sırt çevirdi.) Bu ayetlerde’’saddaka’’nın karşııtı’’kezzebe’’,’’sallanın’’zıddıda ‘’tevelladır’’.Tevellanın anlamı ne ise ‘’salla’’onun zıddıdır.  Burada ‘’la salla’’olumsuz kullanılmıştır.Böylece ‘’tevella’’ ile eş anlamlıdır.’’Tevella’’ yüz çevirdi,döndü,sırt çevirdi,karşı çıktı,bağlantı kurmadı,ilgilenmedi,reddetti,kısaca dinleyip iman etmedi demektir.  صلو:[salv]: İsim olarak “uyluk, sırt” , صلو[salv], “insanın ve dört ayaklı hayvanların sırtı, kalça ile diz arası; bacağın, diz ile kalça arasındaki bölümünü” ,  fiil olarak  sözcük; “uyluklamak, arka çıkmak, sırtlamak, destek istemek(dua,dua etmek; destek istemek için yalvarma, yakarış; konuşma, söylev, nutuk, övgü, methiye), desteklemek, uğrunda çalışmak, yardım etmek, sorunları sırtlamak, topluma destek olmak, bacağın, diz ile kalça arasındaki bölümünün uyluğun yatay duruma getirilerek bir yükün altına uzatılması şeklinde bir hareket, yakından takip etmek, izlemek, uymak, bağlı kalmak; irtibata geçmek veya irtibata geçilmek; hayvanın kuyruğunun çıktığı yer, but. ilk atın peşinden bir burun farkıyla giden ata el-musalli, bağlılık, söze, ahde, anlaşmaya, misaka bağlılık, Daha iyi anlaşılması için  MİSAK (İŞİTTİK VE İTAAT ETTİK) yazısını okumanızı tavsiye ederiz.  Misak ayetlerinden anlaşıldığı gibi islam&r... Devamı

İNSAN’IN YARATILIŞI VE MELEKLER

2011-03-10 15:07:00

MELEKLER VE  İNSAN’IN YARATILIŞI İnsan topraktan-sudan [maddeden] yaratılmıştır: And olsun, insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık. Ve cann’ı da daha önce nüfuz eden kavurucu ateşten yaratmıştık. Hani Rabbin meleklere, “Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan bir beşer yaratıcıyım” demişti. “Ona bir biçim verdiğimde ve ruhumdan üfürdüğümde hemen ona secde edin.” (Hicr/26-29) Bu konu için ayrıca Sâd/71, Sâffat/11, Müminûn/12-14, Enbiyâ/30, Furkân/54, Mürselât/20, Nûr/45, Hacc/5, Mümin/67, Kehf/37, Kıyâmet/36-38 aytlerine bakılabilir. İnsanın yaratılışına toprak [madde] ile başlanmıştır: Ki O, yarattığı her şeyi en güzel yapan ve insanı yaratmaya bir çamurdan başlayandır. Sonra onun soyunu bir özden [sülâle’den] , basbayağı bir sudan yapmıştır. (Secde/7) İnsan bir anda bugünkü yapısı ile yaratılmamış, aşama aşama yaratılmıştır: Oysa O, sizi gerçekten tavır tavır/aşama aşama yaratmıştır. (Nûh/14) İnsanın yaratılış aşamalarından birisi de bitkilik evresidir: Ve Allah sizi yeryüzünde bitki olarak bitirdi. (Nûh/17) Söz konusu aşamalar, Müminûn/12-14, Mümin/67, Hacc/5, Kehf/37 ve Kıyâmet/36-38 ayetlerinde belirtildiği gibi, toprakla başlayıp bugünkü hâlimize gelinceye kadarki aşamalardır. Bu sistem bugün için de aynıdır. Önce toprak, su, yenilip içilenler, teneffüs edilen hava gibi cansız maddeler canlıya dönüşerek dişide yumurta, erkekte sperm hücresi hâline gelmekte, sonra da alaka, mudğa, kemik ve et oluşumları bir şekillenme ile sürüp gitmektedir. Âyetlerden anlaşıldığına göre, ilk hayat da aynı sistemle, doğada önce basit bir can... Devamı

BOZULMUŞ MELEK KAVRAMI

2011-03-10 15:06:00

Kur’an der ki: “Rabbiniz gökleri ve yeri altı evrede yaratan, sonra görkemli egemenliği ile iş ve oluşu çekip çeviren Allah’tır. Bu yaratma (işleri düzenleme) İKİNCİSİ OLMADAN (شَفِيعٍ) yalnızca kendisinin iradesi iledir. İşte Rabbiniz Allah budur. Şu halde O’na ibadet ediniz. Hâlâ düşünüp ibret almayacak mısınız?(Bu zihin tutulması neden)?” (Yunus; 10/3) Yani: Allah gökleri ve yeri, O’nunla birlikte/O’na yardım eden ikinci bir aracı (şefi’) olmaksızın, tek başına yaratmıştır… Ayetteki şefi’ bu bağlamda “ikinci” anlamına geliyor. Çünkü ahirette günahkârlara şefaatçi bulunup bulunmayacağı değil; göklerin ve yerin yaratılışı anlatılmaktadır. “Allah bu yaratmayı yaparken (halen de yaratıyorken çünkü yaratma sürüyor) yanında ikinciler veya yardımcılar, aracı tanrılar, yarı tanrılar, tanrısal melekler vs. var mıydı?” gibi bir soruya cevap verilmektedir. Çünkü eski dünya dinleri(Atalar dininde) bir yüce tanrıdan başka ikinci, üçüncü alt tanrılar, yarı tanrılar, cinler, ifritler, tanrının yaratmada yardımcısı melekler anlayışı ile doluydu. Tanrı yaratmayı direk kendisi yapmaz, onlara havale ederdi. Bir kralın ülkesini oğulları arasında taksim etmesi ve bir çok yetkisini onlara devretmesi gibi Yahudi muhayyilesindeki “dört büyük melek” anlayışı da buradan geliyordu. Daha önceki dinlerde yüzlerceyken bozulmuş İslam da dörde indirilmişti. Kur’an’ın   gereği bu, bir tek Allah’ın doksandokuz, bin, üç bin, beş bin, binlerce ismi, niteliği, melekesi, fonksiyonu, kuvveti haline getirildi. Çünkü Allah birdir (ehad) ve isimleri, sıfatları ve melekeleri ile bölünmez bir bütündür (sa... Devamı

KAVRAMLAR: melek

2011-03-10 15:05:00

MELEK” KAVRAMI : Arap dilbilim uzmanları, “ملك - melek” sözcüğünün kökeni ile ilgili olarak iki farklı tespitte bulunmuşlardır Birinci görüşe göre; “melâike” ve bunun tekili olan “melek” sözcükleri, “elçi göndermek” anlamına gelen “ ؤلوك - ulûk” kökünden türemiştir. Aslı “مألك - me’lek” olan sözcük, ism-i zaman, ism-i mekân ve mastardır. Dolayısıyla başındaki “م - mim” ektir. Sonraları “ء - hemze” ile “ل - lâm” harfleri yer değiştirmiş ve sözcük “ملئك - mel’ek” hâline getirilmiştir. Sözcük, “Allah’tan elçi” anlamında isim olarak kullanılmaya başlanınca da hemze terk veya tahfif yoluyla kaldırılmış ve “melek” şeklini almıştır. İkinci görüşe göre; “kuvvet, yönetim gücü” anlamındaki “ملك - melk” kökünden türemiş olan sözcüğün başındaki “م - mim” ek olmayıp sözcüğün aslındandır. “Mülk, milk, malik ve melik” sözcükleri de bu kökten türemişler ve anlamlarını da bu kökten almışlardır. Mülk: güç,            Melik: güç sahibi (özne),    Meleke: güç fiili (yüklem), Melek: fiilin mef’ulu (yüklemin nesnesi),        Melekut da fiil/yüklem alanı veya sahası oluyor. Kuranda  ise sözcük her iki kökten de türemiş ve türediği kökün anlamına göre farklı manalarda kullanılmıştır. Yani “melâike” sözcüğü bazen birinci görüşteki anlamda, bazen de i... Devamı

KAVRAMLAR : vahy

2011-03-10 15:04:00

VAHY:  Sözlük anlamı olarak “وحى - vahy” sözcüğünün “vaz’ı [ilk konuş, türetiliş]” anlamı “gizlice bilgilendirmek” demektir. Zamanla bu anlam çerçevesine uygun olarak “Gizli konuşma, işaret etme, emretme, ilham etme, ima etme, fısıldama, mektup yazma, elçi gönderme” anlamlarında da kullanılır olmuştur. Vahy’in terim anlamı ise “Yüce Allah’ın vasıtasız olarak veya değişik vasıtalarla emirlerini, hükümlerini gizlice ve süratlice peygamberlerine bildirmesi” demektir. Vahiy sözcüğü “القاء - ilka” sözcüğü ile anlamdaş olarak kullanılır. (Bakara 37, Neml 6 ve Mümin 15′e bakılabilir.) Şûrâ / 51: Bununla beraber hiç bir beşer için kabil değildir ki Allah ona başka suretle kelâm söylesin, ancak vahyile veya bir hicab arkasından ve yâhud bir Resul gönderip de izniyle ona dilediğini vahyettirmesi müstesna, çünkü o çok yüksek, çok hakîmdir. NOT: Kuran Okuma ile Kurandaki ayetler bize vahy edilmiş olmaktadır. “Vahiy” kelimesinin Kur’ân’da sözcük anlamıyla kullanıldığı âyetler “Allah ile ilgili olan” ve “Allah ile ilgili olmayan” olmak üzere iki grupta toplanabilir. ****Allah ile ilgili olarak kullanıldığı âyetlerde “vahy” sözcüğü şu değişik anlamlara gelmektedir: “Emir ve bir iş yaptırma”: Ve her göğün işini kendisine vahyetti. Fusılet; 12. İşte o gün yerküre tüm haberlerini; Rabbin kendisine vahyettiklerini bir bir söyler. Zilzal; 4 – 5. Ve Rabbin bal arısına dağlarda, ağaçlarda ve kovanlarda evler [yuvalar] edinmesini vahyetti. Nahl; 68. Ve Rabbin meleklere vahyediyordu [e... Devamı

......Tehlikenin Farkında mısınız?....HAYIR

2011-03-10 14:46:00

Tehlikenin Farkında mısınız?  Yeryüzüne gelen her insan, kendi iradesi dışında gelmektedir. Fakat bu iradesizlik her nesneye egemen olan, her nesnenin bilgisini tümüyle elinde bulunduran tek bir İlah’ın, bir Yaratıcı’ nın iradesine kalmıştır.                 İster kabul edelim ister reddedelim; ama evrendeki varlıkları var eden bir gücün olduğunu artık bilimsel gelişmeler de kanıtlıyor. Çünkü her şeyden önce bu kadar karmaşık nesneler dünyasının mantıklı bağlarla örülmesi bir rastlantı eseri olamaz. Hem bir rastlantının var olabilmesi için bile birtakım nesnelerin önceden beri var olması gerekir. Bu nedenle bizim Allah olarak andığımız gücü kabul etmeyi gururlarına yediremeyen tanrıtanımaz kişiler yada bir ilahı kabul edip O’nun gerçek niteliklerini araştırma merakı duymayan kişiler, bu tavırlarıyla ne kadar mantık(akıl etmez misiniz?) ve bilim(kendinize, yeryüzüne ve geçmiş kavimlere bakmaz mısınız.) dışı olduklarını da ortaya koyduklarının farkında değildir. Eğer Allah varsa, acaba kendi yarattığı varlıkları bir başlarına koyup bir yerde mi yaşamaktadır? Yoksa her şeyi sonsuz iradesiyle çekip çevirmekte midir? Bu sorunun üzerinde düşünmek ve bir yanıt vermek, O Yaratıcı Güç’e kulluk anlamında yönelip yönelmememiz gerektiği sorunsalını da açığa kavuşturacaktır.                 Eğer Allah varsa ve bizi gözetliyorsa, bizim birtakım eylemlerde bulunmamızı da bekliyor demektir. İşte bu eylemler, en az bir ilaha inanan kişilerin tapma adını verdiği eylem biçimidir. En az bir tanrının varlığını kabul etmek, her şeye egemen tek bir ilahın gerçekliğine ulaşmak için aşılan bir aşamadır... Devamı

ATALAR DİNİ

2011-03-10 14:44:00

 ATALAR DİNİ Kur'an'da ilahi mesaja karşı insanların gösterdiği olumlu ve olumsuz tepkiler, çeşitli zamanlarda, çeşitli peygamberlerin/elçilerin şahsında örneklerle anlatılmaktadır. Kur'an-ı katı/donuk bir fıkıh kitabı gibi algılamayan kafalar, onun her çağdaki yaşanan sosyal hayatın dinamik bir portresini çizdiğini görecek, diğer kıssalar gibi bu konudaki anlatımlarından da halen yaşadığı hayat için canlı ibret tabloları çıkarabilecektir. Aslında insanların vahye karşı olumlu ve olumsuz grupta toplayabileceğimiz çok çeşitli tepkilerinde hep ortak tavırların ön plana çıktığını Kur'an bize göstermektedir. Olumlu grupta toplayacağımız tepkiler "işittik itaat ettik..." biçiminde vahyi onaylama ve ona teslim olma noktasında toplanarak (buna misak denir), bu seçime uygun hayat tarzıyla devam etmektedir. Olumsuz gruptaki tepkiler ise; çeşitli zamanlara, çeşitli toplumlara veya fertlere göre değişen özellikler gösteriyorsa da (yalanlama, alay, saptırma, duymazlıktan gelme, ret vb.) bunlar sebep değil birer sonuçtur. Olumsuz tepkilerin asıl sebeplerinin evrensel özellikler taşıdığım Kur'an bize değişik toplumlardan verdiği örneklerle göstermektedir.   "Şunların taptıklarından hiç kuşkun olmasın. Onlar da önceden atalarının taptığı gibi tapıyorlar. Biz onların da paylarını eksiksiz vereceğiz, (l 1/109)"   Yüce Allah atacılığın değişmez ve evrensel bir tepki biçimi olduğunu şöyle vurgulamaktadır: "işte böyle, senden önce de hangi memlekete uyarıcı gönderdiysek mutlaka onun varlıklıları: biz babalarımızı bir yol üzerinde bulduk, biz de izlerine uyarız dediler. Ben size atalarınızın üzerinde bulunduğundan daha doğrusunu getirmiş olsam da mı? dedi. Dediler ki: doğrusu biz seninle g&... Devamı

TOPLUMUMUZUN ŞUANKİ DURUMU

2011-03-10 14:43:00

TOPLUMUMUZUN ŞUANKİ DURUMU(Kurandan Bir Bakalım)   Yûnus / 100 : Allah'ın izni olmadıkça hiçbir benlik iman edemez. Allah, (rics) pisliği, aklını kullanmayanlar üzerine bırakır.   En’âm / 125 : Allah kimi hidayete erdirmek isterse, onun gönlünü İslâm'a açar. Kimi de saptırmak isterse, sanki göğe yükseliyormuş gibi, göğsünü dar ve sıkıntılı yapar. Allah, inanmayanları işte böyle (rics)pislik içinde bırakır.   RİCS(PİSLİK) kelimesinin geçtiği ayetler: Mâide 90  En’âm 125  En’âm 145  A’râf 71  Tevbe 95  Tevbe 125  Yûnus 100  Hac 30  Ahzâb 33     Bu Pislikler bu ayetlerden öğrendiğimiz kadarı ile: Şarap(Sarhoşluk veren içecekler), kumar, dikilmiş olan taşlar(kutsiyet atfedilen taş, mezar taşları, heykeller ve türbeler), fal için kullanılan oklar(şans oyunları), domuz eti, yalan söz söyleme ve puta tapma pisliği, İnsanların şefaat uydurmaları ve bir takım nesnelere isim verip güvenmeleri ,  kalplerinde hastalık olanları (münafıkları) bu hale getiren Kurana uymayan davranışların tümü rics yani pistir.   Toplum yapımıza baktığımız zaman, içki kullanımı sıradan, kumar sıradan, şeyh, evliya, türbecilik ve heykele hürmet sıradan, şans oyunları sıradan, farkına varmasak da domuz eti kullanımı sıradan(her geçen sene domuz üretim çiftlikleri artmakta ve bu Tv kanalları ve gazetelerde haberde olmaktadır.), özellikle ticari ilişkilerde yalan söylemek sıradanlaşmıştır. Kısacası Allah Rics’i yani pisliği bu toplumun üzerine bırakmıştır. Bende bu özellikler yok demeyin. Çünkü biz suçluyuz.Peki ne yalpalıyız.? ve Nede... Devamı

MİSAK

2011-03-10 14:43:00

MİSAK(sağlam söz)    ميثَاقِ Kuranda 34 kere geçmektedir. Sağlam söz almak, bağlanılmak, yapışmak, tutunmak anlamındadır. Herhangi bir süre belirtilmeksizin yapılan anlaşma olan misakı Allah’ın  almasının nedeni,  Allah ile misaklaşanların doğruladıkları şey ile hesaba çekmek ve kafirlere ise elem dolu bir azap vaad etmesi içindir. (Ahzap Suresi -8’e bak.) وثق.. kelime olarak olarak bağ anlamına gelir.(Fecr Suresi -26’ya bak: “onun bağladığı gibi”)   Müminlerin misakı: Bakara sûresi / 286 : Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, mü’minler de (iman ettiler). Her biri; Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve şöyle dediler: “Onun peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz.” Şöyle de dediler: Ey Rabbimiz “İşittik ve itaat ettik.   Maide.-7 : Allah’ın üzerinizdeki nimetini ve “işittik, itaat ettik” dediğinizde ona verdiğiniz ve sizi kendisiyle bağladığı sağlam sözü hatırlayın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah göğüslerin özünü (kalplerde olanı) hakkıyla bilendir.   Hıristiyanız diyenlerin misakı : Maide  /14“Biz hıristiyanız” diyenlerden de (misak) sağlam söz almıştık. Ama onlar da akıllarından çıkarmamaları istenen şeylerden önemli bir kısmını unuttular. Bu sebeple biz de aralarına kıyamet gününe kadar sürecek düşmanlık ve kini salıverdik. Allah ne yapmakta olduklarını onlara bildirecek!   İsrailoğullarının misakı : Maide suresi / 12,  İsâ sûresi / 154, Bakara sûresi 70-93, Bakara Suresi / 63 : Hani, sizden Dağı tepenize kaldırdığımızda sağlam bir söz almıştık. Kuvvetle (sımsıkı) size verdiğimiz şeyi tutun ve sakınmanız i&cced... Devamı

AKIL, BEYİN VE VAHYİ BİRLEŞTİRMEK

2011-03-10 14:39:00

 Birleştirilmesi Gerekeni Koparmak  Şuana kadar evrende gezegenimiz dışında yaşam belirtileri olan başka bir yere rastlamadık. Gezegenimizdeki yaşamı bitki ve hayvanlarla paylaşıyoruz. Peki bitki ve hayvanlardan ne gibi farkımız var? Yaşam yerleri edinmek, beslenmek, üremek vd… Evrendeki her şeyi yedi özelliğe göre tanımlayabiliriz. 1. Öz (hammadde) 2. Beslenme 3. Büyüme 4. Üreme 5. Duygusal tepkiler verme 6. İrade ile hareket Sadece birinci özelliği taşıyan varlıklara “madde” diyoruz. Taş, kağıt, hava, yıldız vb. Birinci özelliğin yanından mavi renkle belirtilen üç özelliği taşıyan varlıklara “bitki” diyoruz. Yani iki,üç ve dördüncü özellikler “bitkisel özelliklerdir.” Öz ve bitkisel özelliklerin yanında turuncu renkle verdiğimiz özelliklere sahip varlıklara ise “hayvan” diyoruz. Yani beş ve altıncı özellikler hayvani özelliklerdir. Tanımlamak istediğimiz bir “şey” besleniyor, büyüyor, çoğalıyor, karşılaştığı durumlara tepkiler verebiliyor (kızma, sevme, mutlu olma vb) ve kendi isteği ile hareket edebiliyorsa (güneşin sıcağından gölgeye sığınma vb) ona “hayvan” diyoruz. Gerçeklerle Yüzleşme Bu tanımlamalardan sonra insanın konumu sizce nedir? Yıllar önce sevgili anne ve babanızın aşkının bir meyvesi olarak yaşama gözlerinizi açtınız. Yine sevgili anne ve babanızın özverileri ile kazançlarından beslenerek büyümeye başladınız. Sizi her sevdiklerinde onlara tepkisiz kalmayıp gülücükler gönderdiniz ve sizde onları sevdiniz. Karşılaştığınız her duruma sevme, kızma, üzülme, ağlama gibi tepkiler verdiniz. Geliştiniz, büyüdünüz… Şimdi kimimiz öğrenim yaşamında, kimimiz çalışma yaşa... Devamı

YENİ ÇAĞ DÜZENLEMELERİ

2011-03-10 14:37:00

Savunma sanayinin gittikçe azalan harcamalarından, yeryüzü sermayesinin mafyalarını artık beslemek istemediği için tepelemesinden... Eskisi gibi kol gücünü sömürmeyen ve yeni üretim teknikleri nedeniyle kârı azalan uluslararası kapitalist sistem, ordulara ve mafyalara para vererek yeryüzüne jandarmalık yapmaktan vazgeçip, farklı yöntemler geliştiriyor.  Bu çok yüksek teknolojili ürünleri değerlendirecek, yeryüzündeki mal ve hizmet dolaşımını sorunsuz gerçekleştirecek yeni anlayışı ‘piyasa ekonomisi, demokrasi ve insan hakları’nın tavizsiz uygulamasında görüyorlar. Ancak, Yeni Dünya Düzeni’ne uymada Ortadoğu’nun büyük sorunları var. Yeni Dünya Düzeni kendine havzalar kurup durmakta. Avrupa Birliği bir havza, Amerika, Kanada ve Meksika bir havza, Pasifik Okyanusu etrafındaki ülkeler bir havza... Ancak, bir tek Ortadoğu’da böyle bir havza oluşumunda güçlük var.  Dünya sistemi bugüne kadar Ortadoğu’yu geliştirmek için uluslararası politikadan medet umdu. Ama o politikalar bölgenin dönüştürülmesinde zamanı gerektiği gibi hızlandıramadı. Bölge halkları kendi rejimlerinin tutsağı olmaktan kurtulamadı. Iraklılar Saddam’ın, Afganlılar Taliban’ın elinde tutsak. Iraklılar, çok mutlu ve özgür yaşayabilecekken, Saddam’ın patolojik rüyalarının kurbanları olarak yaşamlarını heba ediyorlar. Amerika’daki terör saldırısı dünyanın yürüyüşünü durdurmaya çalışan gerici bir hamleydi. Bundan medet uman ‘tutucular koalisyonu’ da resmi yanlış okuyup ortalıklara dökülüverdi. Zenginlik ve özgürlük yerine araya sürekli ‘güvenliği’, dolayısıyla si... Devamı

** 'Ne mutlu Türk'üm diyene!'** DİYEREK UYUMAK

2011-03-10 14:35:00

Ahmet Bey, sabah saat 7.00'de *Casio**masa saatinin alarmıyla gözlerini açtı. *Puffy** yorganını kaldırdı. *Hugo Boss** pijamalarını çıkarıp *Adidas** terliklerini giydi. *WC** 'ye uğradıktan sonra banyoya geçti. *Clear** şampuan ve *Protex** sabunuyla duşunu aldı. *Colgate** ile dişlerini fırçaladı. *BRAUN** ile saçlarını kuruttu. *Bill's** gömleğini ve *Pierre Cardin** takımını giydi. *Lipton** çayını içti. *Sony** televizyonda medya özetlerini ve *flash** haberleri izledi. * *Citizen** kol saatine b aktı. Aile fertlerine *'BYE'** deyip *Hyundai** otomobiline bindi. *Blaupunkt** radyosunu açarak, *rock** müziği buldu. Ağzına bir *Polo** şeker attı. Şehrin göbeğindeki *Mega Center** 'daki ofisine varınca, *Toshiba** bilgisayarını çalıştırdı. *Microsoft Excel'e** girdi. *Ofisboy** 'dan *Nescafe** 'sini istedi. Saat 10.00'a doğru açlığını yatıştırmak için *Grissini **yedi. Öglen *Wimpy's Fast Food** kafeteryaya gitti. Ayaküstü, *Coca Cola** ve **hamburgeri **mideye indirdi. *Camel** sigarasını yakıp *Star** gazetesini karıştırdı. Akşamüzeri iş çıkışı *Image Bar'** a uğrayıp *JB'** sini yudumladı, sonra köşedeki *Shopping Center** 'a uğradı. Eşinin sipariş ettiği *Ariel** deterjan, *Ace** çamaşır suyu, *Palmolive** şampuan, *Gala** tuvalet kağıdı, *Sprite **gazoz ve *Johnson** kolonyayı alarak kasaya yanaştı. *Bonus** kartıyla ödemeyi yaptı. Hafta sonu eşi Münevver'le *Galleria** 'ya giden Ahmet Bey, *Showroom** 'ları dolaşıp *Kinetix** ayakkabı, * *Lee Cooper blue jean** satın aldı. ... Devamı

KURANDA ANLATIM SANATI

2011-03-10 14:31:00

KURANDA ANLATIM SANATI (GİRİŞ) MUHAMMED AHMED HALEFULLLAH Bu giriş yazısında iki şeyi açıklamak istiyorum: ilki; “Kur’ân’da Anlatım Sanatı” konusunu seçmeye beni iten nedenler, ikincisi; araştırma esnasında takip ettiğim metod. Edebiyat araştırmalarıyla ilgilenmem ve kendime araştırma alanı olarak Kur’ân’ı seçmemin nedenleri herşeyden önce bir tür etkilenmeye bağlıdır. Hocamız Emin el-Hûlî’nin “Kur’ân’ın Anlaşılması ve Yorumlanmasında Edebî Metot” konulu dersleri benim üzerimde derin izler bıraktı. Bu dersler beni o kadar etkiledi ki, Allah’ın kitabını bu metoda göre yorumlayabileceğimi düşünmeye başladım. Daha çok küçük yaşlardan itibaren almış olduğum ve gerçek İslam düşüncesinin, ancak ve ancak İslam kültürünün dini ve teşriî açılardan net ve parlak bir biçimde ortaya çıkabileceğine beni inanmaya sevkeden dinî eğitim, bu düşüncemi besledi, güçlendirdi. Bundan dolayı edebiyat Fakültesi Arap Dili Bölümü öğrencileri içinde, bu yolda yürüyebilecek en yetkin kişi olduğuma bütün kalbimle inanıyordum. Usulcülerin hüküm çıkarırken ve teşriî (fıkhî) hükümler vaz’ederken gözönünde tuttukları dilbilim kuralları ve Kur’ân metinlerini anlamada izledikleri araştırma metodu da beni yönlendiriyordu. Sonuçta ben de, teşriî alanın dışındaki bir konuda, onların yaptıkları gibi bir çalışma yapmaya karar verdim. Herhangi bir konu veya meseleyle ilgili âyetleri bir araya getirerek, onları iniş sırasına göre düzenleyip, bazı gerçekleri ortaya çıkarmayı, bu gerçeklerin çerçevesini çizdiği d&... Devamı

KURANDA YASAK AĞAÇ(MAL HIRSI)

2011-03-10 14:29:00

lütfen dikkatli okuyun. kendimize olan bir hitap............................................. YASAK AĞAÇ(MAL HIRSI)  “Ve ey Adem, sen ve eşin cennete yerleş. İkiniz dilediğiniz yerden yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz. Şeytan, kendilerinden 'örtülüp gizlenen çirkinliklerini açığa çıkarmak için onlara vesvese verdi ve dedi ki: "Rabbinizin size bu ağacı yasaklaması, yalnızca, sizin iki melek olmamanız veya ebedi yaşayanlardan kılınmamanız içindir." Ve: "Gerçekten ben size öğüt verenlerdenim" diye yemin de etti. Böylece onları aldatarak düşürdü. Ağacı tattıkları anda ise, çirkinlikleri kendilerine beliriverdi ve üzerlerini cennet varaklarından örtmeye başladılar. (O zaman) Rableri kendilerine seslendi: "Ben sizi bu ağaçtan menetmemiş miydim? Ve şeytanın sizin gerçekten apaçık bir düşmanınız olduğunu söylememiş miydim?" Dediler ki: "Rabbimiz, biz nefislerimize zulmettik, eğer bizi bağışlamazsan ve esirgemezsen, gerçekten hüsrana uğrayanlardan olacağız."(ALLAH) Dedi ki: "Kiminiz kiminize düşman olarak inin(ihbitu). Yeryüzünde belli bir vakte kadar sizin için bir yerleşim ve meta (geçim) vardır." Dedi ki: "Orda yaşayacak, orda ölecek ve ordan çıkarılacaksınız." Ey Ademoğulları, biz sizin çirkinliklerinizi örtecek bir elbise ve size 'süs kazandıracak bir giyim' indirdik(inzal) (varettik). Takva ile kuşanıp-donanmak ise, bu daha hayırlıdır. Bu, ALLAH'ın ayetlerindendir. Umulur ki öğüt alıp-düşünürler. Ey Ademoğulları, şeytan, anne ve babanızın çirkin yerlerini kendilerine göstermek için, elbiselerini sıyırtarak, onları cennetten çıkardığı gibi sakın siz... Devamı

KURANDA MELEK KAVRAMI

2011-03-10 14:23:00

  MELEK KAVRAMI:  Melek, malik, mülk, melik, melekut, malikane, mülkiyet vb kavramlar hep aynı kökten türeyen ve benzer şeyleri vurgulayan ifadeler... MLK sözcüğünün benim Kuran'dan izlediğim anlamı "yet(mek)" yükleminden türeyen, yetki, yetke, yetişmek, yetişen gibi ifadeler... Klasik anlamda meleğin bir insan, cin gibi bir varlık olarak düşünülmesinin temelinde * ikişer, üçer, dörder kanatlı(cenah)olmalarından bahseden ayet.  İsra-24 Onları esirgeyerek alçakgönüllülükle üzerlerine kanat(cehah) ger ve: "Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse, şimdi de sen onlara (öyle) rahmet et!" diyerek dua et. * "O'nun arşını sekiz yüklenmiştir" anlatımında "meleklerin" montajlanmış olması * Adem olayında konuşmaları, itiraz etmeleri, akıl yürütmeleri vb ifadeler Özellikle Adem olayında meleklerin konuşması, itirazı, akıl yürütmesi, secde etmeleri tipik eylemler olarak görülmüştür ve meleklerin insan gibi başka bir tür varlık olmaları sonucunu doğurmuştur. Oysa dağlara ve taşlara emanet teklif edildiğinde onlarda ölçmüş, tartmış, itiraz etmiş, yükü almamış fakat secdelerine devam ederek koşulsuz kendilerine bildirileni yapmaya devam etmişlerdi ve ediyorlarda... Yer ve gökte insan gibi bir tür varlık mı? Kuran'da karıncadan göklere kadar konuşmayan bir şey var mı? Yani Adem olayında kafalara kazınmış olan klasik cematin ortasındaki ademe secde sahnesi melek anlayışının önündeki en büyük tabudur. Melek "OL emri yerine gelirken kullanılan her türlü materyal, malzeme, emir, olgudur" Yani Allah'ın "OL" emri ile olan herşeyin temelinde &quo... Devamı

KURAN HAYATIN DİLİYLE KONUŞUR.

2011-03-10 14:20:00

  KURAN HAYATIN DİLİYLE KONUŞUR. İNTAK (KONUŞTURMA) SANATI VE İNTAK SANATININ ÖZELLİKLERİ  Cansız varlıkların ve insan dışındaki canlıları şahsiyet kazandırıp onları konuşturmaya intak denir. İnsan dışındaki varlıkları konuşturmaktır. Her intak sanatında teşhis sanatı vardır; ancak her teşhiste intak sanatı yoktur. Unutmayalım: İntak sanatının olduğu her yerde doğal olarak teşhis(şahıslaştırma) sanatı vardır.  İntak Örnekleri:  *Mor menekşe: ’’Bana dokunma;’’diye bağırdı.   *Minik kuş:’’Anne beni rüyalar ülkesine götür.’’diye yalvarıyordu.  *Sabahleyin kozasından bakan gelincikler sorar bu dünyaya             -Ne dersin?             Kanatlanıp uçalım mı?             Çiçek olup açalım mı?  *Deniz ve Mehtap sordular seni: Neredesin?  *Maymun şunu anlatmak istemişti fikrince:   Boşa gitmez kötüye bir ceza verilince.  *Dal bir gün dedi ki tomurcuğuna:   İçimde kanayan yara gibisin.  *Ey benim sarı tamburam!   Sen ne için inilersin?   İçim oyuk,derdim büyük   Ben onunçün inilerim  *Ben ki toz kanatlı bir kelebeğim,   Minicik gövdeme yüklü Kaf dağı.    Düşünür ağaçlar aylarca gelecek baharı Çevre yanın lâle sümbül bürümüş Gelin olup süslendin mi yaylalar Öldüğü gün gök ağlamıştı. Ben gidersem sazım sen kal dünyada Gizli sırlarım aşikar etme Lâl olsun dillerin söyleme yada Garip bülbü... Devamı

KURANDA CİN VE CAN

2011-03-10 14:17:00

CİN ve CAN Bulunan Sonuç : İçinde الجان kelimesi geçen  ayetler :  Hicr 27    Rahmân 15 Kur’an’ın metninde “cann” kelimesi geçtiği halde onu “cin”ni diye tercüme etmeleri onunla ilgili bütün ayetlerin yanlış anlaşılmasına sebep olmuştur. Cin, yabancı insan, insanın idraki dışı,hüner; can, ise insanı ayakta tutan ruhtur enerjidir.Kur’an’ı kerimin hiçbir yerinde cinni dumansız ateşten yarattık diye bir ayet yoktur. Şeytan, cin, can, iblis kelimelerini Kur’an’ın anlatış biçimine göre kavrayamadıkları için kavram kargaşası çıkmaktadır. “Cinn” sözcüğü, “cenn” kökünden türemiş bir sözcük olup sözcüğünün asıl anlamı, “bir şeyi duyulardan saklamak”tır. “Cennehülleylü (gece onu örttü)”, “ecennehü (onu örttürdü)”, “cenne aleyhi (üzerine örttü)” şekillerinde kullanılır. Nitekim Kur’an’da İbrahim peygamberi konu alan bir pasajda “fellema cenne aleyhilleylü (ne zaman ki gece kendisini sakladı, iyice karanlık çöktü)” diye yer almıştır (En’âm; 76). Aşağıdaki sözcükler de “cnn” kökünden türemiştir. Cennet: “Toprağı ağaç yapraklarıyla saklanmış yer” demektir. Cinnet: “aklı, fikri saklanmak, delirmek” demektir. Cenin: “ana karnında saklandığı için bu adı almıştır. Cünnet: Kalkan; kişiyi oktan mızraktan sakladığı için bu ad verilmiştir. “Cinn” sözcüğü bütün eski ve yeni sözlüklerde “İnsanın beş duyusuyla kavrayamadığı, algılanamayan, ama somut veya soyut, varlığı kesin olan güçler” ola... Devamı

SİZ BU AYETLERNE NE ANLIYORSUNUZ

2011-03-10 14:15:00

كَيْفَ يَهْدِي اللّهُ قَوْمًا كَفَرُواْ بَعْدَ إِيمَانِهِمْ وَشَهِدُواْ أَنَّ الرَّسُولَ حَقٌّ وَجَاءهُمُ الْبَيِّنَاتُ وَاللّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ ÂLİ İMRÂN - 86Kendilerine apaçık belgeler geldiği ve elçinin hak olduğuna şahid oldukları halde, imanlarından sonra küfre sapan bir kavmi Allah nasıl hidayete erdirir? Allah, zulmeden bir kavmi hidayete erdirmez.   وَقَالَتِ الْيَهُودُ لَيْسَتِ النَّصَارَى عَلَىَ شَيْءٍ وَقَالَتِ النَّصَارَى لَيْسَتِ الْيَهُودُ عَلَى شَيْءٍ وَهُمْ يَتْلُونَ الْكِتَابَ كَذَلِكَ قَالَ الَّذِينَ لاَ يَعْلَمُونَ مِثْلَ قَوْلِهِمْ فَاللّهُ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فِيمَا كَانُواْ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ BAKARA - 113Yahudiler dediler ki: "Hristiyanlar bir şey (herhangi bir temel) üzere değillerdir"; hristiyanlar da: "Yahudiler bir şey üzere değillerdir" dediler. Oysa onlar, Kitabı okuyorlar. Bilmeyenler (bilgisizler) de, onların söylediklerinin benzerini söylemişlerdi. Artık Allah, kıyamet günü anlaşmazlığa düştükleri şeyde aralarında hüküm verecektir.   قُلْ يَا أَهْلَ الْكِتَابِ لَسْتُمْ عَلَى شَيْءٍ حَتَّىَ تُقِيمُواْ التَّوْرَاةَ وَالإِنجِيلَ وَمَا أُنزِلَ إِلَيْكُم مِّن رَّبِّكُمْ وَلَيَزِيدَنَّ كَثِيرًا مِّنْهُم مَّا أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ طُغْيَانًا وَكُفْرًا فَلاَ تَأْسَ عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ MÂİDE - 68De ki: "Ey Kitap Ehli, Tevrat'ı, İncil'i ve size Rabbinizden indirileni ayakta tutmadıkça hiç bir şey üzerinde değilsiniz." Andolsun, Rabbinden sana indirilen, onlardan çoğunun tuğyanlarını ve inkârlarını arttıracaktır. Sen de kafirler topluluğuna karşı üzüntüye kapılma.   إِنَّ الَّذِينَ يَكْفُرُونَ بِاللّهِ وَرُسُلِهِ وَيُرِيدُونَ أَن يُفَرِّقُواْ بَيْنَ اللّهِ وَرُسُلِهِ وَيقُولُونَ نُؤْمِنُ بِبَعْضٍ وَنَكْفُرُ بِبَعْضٍ وَيُرِيدُونَ أَن يَتَّخِذُو... Devamı

BAKARA (BORSA VE MAL HIRSININ SİMGESİ)

2011-03-10 14:13:00

BAKARA (borsanın simgesi) Bu sûreye adını veren ve pasajın eksenini de oluşturan  بقرة [bakara] sözcüğünün kökü, “yarmak, fethetmek ve genişletmek” anlamına gelen  ب ق ر [b-q-r] köküdür. Baqar, cins isim olup evcili ve vahşisi, erkeği ve dişisiyle cinse dahil olan tüm hayvanların adıdır, ki biz buna “sığır” diyoruz. Bu sözcük, “ıyal” [aile; aile efradı ve malıyla mülküyle] anlamındadır. Sığıra, genellikle toprağı sürmek sûretiyle yeri yarıp toprağı altüst ettiğinden dolayı “baqara” denilir.  Sığıra, sahiplerini zenginleştirdiğinden ve genişlettiğinden dolayı “baqara” denilir Ayette İsrailoğullarına (ve onlar üzerinden bizlere) eski çağların ve özellikle de Mısır Firavunluğunda gücün ve kudretin sembolü olan “buzağı/boğa” (bakara) totemine yönelmemeleri, onunla ilişkilerini kesmeleri yani içlerindeki ona yönelik ihtirası söküp atmaları (buzağıyı/boğayı/ineği kesmeleri), bunun yerine Allah’ın doğal çevrede varolan nimetleri ile yetinmeleri, bitki köklerinin, kuş etlerinin zaten buna yeteceği, bu kadar para şehveti ve güç ihtirası içinde olmamaları öğütleniyor Modern çağda para kazanma hırsının mabedi olan “borsa”nın sembolünün “boğa” olmasından da anlaşılacağı gibi Kur’an’da geçtiği şekliyle “bakara” (boğa/inek/öküz/buzağı) eski çağların mülk (iktidar, mal, para, zenginlik, güç) tanrısının sembolüydü. “İneği kesmek” veya “altından buzağı yapmak” gibi deyimler hep bununla ilgilidir.    NEW YORK BORSASI    İMKB (İSTANBUL) ... Devamı

DİNİN DİREĞİ NEDİR?

2011-03-10 14:06:00

DİNİN DİREĞİ NEDİR?   Yazının başlığını okuyunca “Tabiî ki namaz” demiş ve hemen “Namaz dinin direğidir” hadisini (!) hatırlamışsınızdır. Çünkü bunu bilmeyenimiz yoktur. Öncelikle yazının başında söyleyeLim ki, “Namaz vaktinde eda edilmesi gereken bir farzdır” (Nisa; 4/103), beş vakittir, tekbir alarak başlar, kıyam, kıraat, rüku ve secdeden oluşur, sağa sola selam vererek bitirilir; amenna… Kur’an’da 123 yerde geçer; bunların 67’sinde “es-Salât” (lam-ı tarif ve yuvarlak te) ile ıstılahlaşmış anlamıyla, 56’sında kök anlamıyla (SLY) kullanılır. Yani genellikle “es-Salât” şeklinde geçen (67) yerde bildiğimiz anlamda namaz, diğer (56) yerde de yöneliş, dua anlamında kullanılır; amenna, öptük başımıza koyduk… Hatta denilebilir ki İslam’da en çok bilinen “nüsuk” namazdır. Yüzyıllardır Hz. Peygamber’in gösterdiği şekilde kılanagelmektedir. Ben de bu gösterilen yoldan gidenlerdenim… Buraya kadar bir sorun yok. *** Fakat “Namaz dinin direğidir” sözüne bir mim koyalım. Çünkü… İlk olarak bu söz uydurma hadisler kategorisinde değerlendirilmektedir. (bkz. Harun Ünal; Uydurma Hadisler, c.3, Mirac yay. İst., 2007)   İkinci olarak Kur’an’da namaz için böyle bir ifade kullanılmamaktadır.   Üçüncü olarak Kur’an’ın ve Hz. Peygamber’in din ve ibadet anlayışına uymamaktadır. Şöyle ki: Malum, Kur’an’da nüsuk-ibadet ayırımı vardır ve namaz aslında ibadet değil; nüsuktur   Bu açıdan dinin direği, Müslümanlara mahsus, yer ve zamanı belli, önceden belirlenmiş hareketlerden oluşa... Devamı

KUR’AN’IN OLUŞUMU (VAHİY SÜRECİ)

2011-03-10 14:05:00

  KUR’AN’IN OLUŞUMU (VAHİY SÜRECİ) Prof.Dr.Şaban Ali DÜZGÜN Ankara Ü. İlahiyat Fakültesi   Peygamber kendisini belli eden Vahiy Ruhu ile kendini hem diğer insanlardan (falcı, kâhin, şair, vs.) hem de kendi öznel düşüncelerinden ayırır. Vahiy onda bir sekinet (kendine güven, kesinlik hissi) yaratır. Kahin, şair, mecnun gibilerinin uyduğu zan, kendininki ise kesin bir bilgidir. Bu güven ile elçiliğini ilan eder ve tereddüt etme yahut inkar gruplarıyla uzlaşma eğilimi gösterme gibi davranışları terk ederek hem kendini hem de içinde yaşadığı toplumsal şartları aşar ve tarihte kırılma yaratır. Böyle bir kırılmadan sonra tarih salt olayların dizimini anlatan kronolojik bir aktarım olmanın ötesine geçip, bu Ruh’un öngördüğü ideal insan ve toplum yapısını yaratma sürecine girer. 1. Temel Kavramlar: Kitab, Vahiy ve Tenzil Kitab Burada kitab kavramını, iki kapak arasına toplanmış haliyle Kur’an-ı Kerimi karşılayacak şekilde kullanmadığımızı ifade etmemiz gerekir. Aksi takdirde geliş sürecini göstermek üzere başlığa yansıttığımız haliyle, Kitab’ı vahyin önüne yerleştirmek çelişki yaratırdı. Vahyin bitimiyle toplanan ve bir kitap haline getirilen anlamının yanında, Kur’an kendinden ‘kitab’ olarak bahsettiğinde, henüz vahye ve tenzile konu olmamış sözlü (kavli) bir formu söz konusu etmektedir. Kitab ilahi bilgiyi ifade etmekte, bu bilginin peygambere bildirimi ise vahiy ve tenzil olarak adlandırılmaktadır. Bu durumda kitap, Allah’ın ilmini ve hükmünü (ilahi otorite) temsil eden mecâzi bir kullanıma sahiptir. Allah’ın ilmi ve kitap arasındaki ilişkiyi açık bir şekilde şu ayette görmek mümkündür: “Bilmez misin ki kuşkusuz All... Devamı

“BİZ, DOĞRU YAŞAMAK İÇİN, KUR’AN’I DOĞRU ANLAMAK İSTERİZ”

2011-03-10 14:02:00

  “BİZ, DOĞRU YAŞAMAK İÇİN, KUR’AN’I DOĞRU ANLAMAK İSTERİZ”    Kur’an bizim hayatımıza gerçekten rehber olan ve ışık tutan bir kaynak. Ama o kaynakla bizim aramıza yüzyıllardır duvarlar örülmüş, engeller konmuş. Dolayısıyla bizim o kaynaktan yeteri kadar ışık / aydınlık alamadığımız bir gerçek. Ama bunun sorumluluğunu da her zaman tarihteki atalarımıza atıp, onları suçlamaya hakkımız yok. Her dönemden insanın bunda az çok payı var. Kur’an-ı Kerim elimizde bir metin olarak duruyor. Bu metne yönelmemiz lazım. O metni okumamız, anlamamız lazım Ancak şunları unutmadan: O metinle bizim aramızda 1500 yıllık bir mesafe var. O mesafeyi nasıl kapatmalıyız? Şimdi Kur’an-ı anlayabilmemiz, hayatımıza aktarabilmemiz aradaki mesafeyi doğru bir şekilde izah ederek, doğru yorumlayarak kapatmaya bağlı. Aradaki 1400 küsür yıllık mesafeyi yok sayarsak bir çok sıkıntı ile karşılaşırız. O mesafeyi hesaba katmadan, ‘Kur’an bana bugün inen bir metindir’ diye düşündüğümüz zaman nazil olduğu süreci ve şartları ortadan kaldırmış oluruz. Dolayısıyla hem o günkü sosyal ortamı, hem sahabeleri hem de peygamberi yok saymış oluruz. Yani Kur’an’ın üzerine nazil olduğu Sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik ortamı da kaldırmış oluruz. Dolayısıyla o kültürden bağımsız ele alınacak bir Kur’an Allah’ın bize vahyettiği ‘rehber Kur’an’ değil farklı bir “Kur’an” olacaktır. İşte bunun için Hz. Muhammed’e gelen Kur’an’ı iyi anlayabilmemiz için öncelikle o dönemi iyi anlamamız lazım. O döneme dair bir empati yapmamız lazım. O döneme gitmemiz o dönemin şartları içerisinde Kur’an-ı anlamaya çalışma... Devamı

KURANDA KIBLE KAVRAMI

2011-03-10 14:00:00

KIBLE   Namaz, oruç, haç gibi, kıble de isim değil fiildir, yani eylemdir. Kıble: Hak, istikâmet, doğruluk, adalet, itâat, ibadet, hamd, şükran ve egemenlik fiillerinin bileşkesidir. Kıbleye yönelmek, bir şekil veya geleneksel bir alışkanlık olmuşsa, artık Gerçek Kıble Müslümanların sosyal hayatlarından uzaklaşmış ve kaybolmuştur. Kıble, Allah’la buluşma noktasıdır. Kıbleye yönelen kimse, kıbleyi bütün duyguları ile şöyle hissetmelidir: Ya Rabb’im, ben bütün yaşantımda, Senin emir ve öğütlerinle hayat buluyorum, onlarla diri kalıyorum. Her zaman Senin emir ve öğütlerine yöneliyorum ve bundan sonrada daha da kuvvetli olarak yöneleceğim. 45/13: “Göklerde ve yerde ne varsa hepsini kendinden size boyun eğdirdi. Elbette bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır”. Kainattaki yarattığın varlıkların tümü, güneş, ay, yıldızlar, rüzgâr, yağmur, ağaçlar ve hayvanlar, nasıl Senin emrinden sapmazlarsa, ben de Senin emirlerinden sapmadım, sapmayacağım ve şimdi namaz için Senin Kıblene, Beytine yöneldim. Ayaklarımı kaymaktan koru, bana şer ve düşman olan bütün yaratıkların kötülüklerinden Sana sığınırım. Her zaman Senin ve benim düşmanlarımla mücadele ettim ve edeceğim. Rabb’im, bana yardım ve güç ver. İşte, Kıble’ye yönelmenin anlamı ve yorumu kısaca budur. İnsan namazdan önce, bu idrak içinde ve bütün benliği ile kıbleye yönelmiyorsa, Allah'ın, böyle kılınan namaza kesinlikle rızası yoktur. Toplumun sosyal hayatın da Allah’a itaat yoksa ve Allah’ın emrettiği hükümler geçerli değilse, beşeri düzen yaşanıyorsa ve namaz kılan insanlar bundan rahatsızlık duymuyor ve huzur içinde yaşayabiliyorlarsa, kesinlikle e... Devamı

KURAN ENTELLEKTÜEL BİR ZEVK OLMASIN

2011-03-10 13:59:00

KURAN ENTELLEKTÜEL BİR ZEVK OLMASIN   Kur’an’ı entelektüel bir zevk olarak okuyup üzerinde çalışmak bizi çok farklı bir noktaya götürmez. Kur’an üzerinde çalışan bir çok müsteşrik olduğunu biliyoruz. Kur’an’a bütünüyle bir müsteşrik gibi yaklaşmamamız gerekir. Onu bir laboratuar objesi olarak görmememiz gerekir. Biz Kur’an’ı doğru yaşamak için doğru anlamak isteriz. Kendimizi Kur’an’ın temel ilkeleriyle ahlaklandırmazsak doğru bir yere varamayız, varamayacağız da. Şimdi Kuran’ı elimizdeki mealin mota-mot kendisi sayarsak, ayetlerin bağlamını kavramadan tombala çeker gibi ayetleri çekip “Allah böyle diyor” dersek yanlış yapmış oluruz. Öncelikle Kur’an-ı Kerim’in temel hedeflerini belirlememiz lazım. Kuran bizden ne istiyor?: Önceki kitaplar ne istemiş ise onu. Öncelikle şunu belirtmeliyim: Kur’an-ı Kerim o günkü insanın bilmediği her hangi bir konuyu anlatmış mıdır?. Bilmediği, duymadığı bir konuyu söylemiş midir? Ben, Kur’an-ı Kerim’in ilk muhataplarının bilmediği hiçbir konuyu söylemediği kanaatindeyim. Kur’an’ın özellikle üzerinde durduğu konulara bir bakalım: Yalan söylemeyin, hırsızlık, haksızlık yapmayın, cana kıymayın, zina etmeyin, adil ve doğru olun, garibana destek olun vs. İnsanlar, yalan söylemenin, hırsızlık yapmanın kötü olduğunu bilmiyor mu? Biliyor. Evlilik, nikâh gibi konularla ilgili bilgisi yok mu? İnsanların devlet düzeniyle ilgili belli kuralları yok mu var. O dönemde de hırsızlık yapanın eli kesiliyor. Kur’an’da da. Kuran gelmezden önce de bir adam öldüren için ya kısas uygulanıyor ya da fidye veriliyor. Oruç, namaz, hac bunların hepsi biliniyor, uygulanıyor. Ahlaki öğretil... Devamı