Cami İmamına DİN DERSİ

2013-07-23 13:15:00

Cami imamı Abdullah hoca , bir iş için resmi dairelerden birine gider.  Kendisinden TC kimlik numarası istenince, en yakın internet- cafenin yolunu tutmak zorunda kalır.  Cafenin kapısından girerken levhada yazılı isim 'fesubhânallah' lar,estagfirullah'lar çektirir hoca efendiye, hem de peşpeşe:  CEN.NET CAFE  Cafe işleten delikanlıya:  - Evlâdım T.C. kimlik numarası istediler benden, yardımcı olabilir misin?  - Tabi amcacım, siz şuraya oturun, şu işimi hemen bitirip sizinle ilgilenirim.  Abdullah hoca başlar beklemeye. Böylelikle bulundugu mekânı inceleme fırsatı da geçer eline.  Demek ki gençlerin girip bir türlü çıkmak bilmedikleri, internet-cafe denilen yer burasıdır.  Gözüne takılan her detaydan rahatsız olarak, huzursuz bakışlarla etrafını süzer durur.  Evin bodrumunda kurduğu fare tuzakları gelir aklına. Küçücük bir peynire tutsak olan fareler  nasıl kapandan çıkamıyorlarsa, ayrı telden, ayrı telden oyunlara yakalanan gençlerin de  buradan çıkamadıklarını düşünür. Bir 'fesubhanallah'  Bir 'fesubhânallah' daha çeker ve:  - Ähir zaman fitneleri işte canım, der kendi kendine.  Hoca efendinin huzursuz olduğunu fark eden delikanlı hemen bir çay söyleyince, kendisine ikram edilmesinden memnun olur.  En azından bu da bir hürmet ifadesidir. 'Aferin' derken içinden, hayıflanır, istemeden:  - Yazık oluyor bu gençlere, hayatlarını heder ediyorlar.  Boşa hayıflanmanın, vah vah demenin, bir faydası olmayacağını bildiği için, delikanlıyla hasbihal etmeye karar verir:  - Delikanlı sana bir şey soracağım ama bilmem ne düşünürsün?  - Buyurun amca, ne soracaktınız?&nbs... Devamı

Hislerini Genişlet

2013-07-23 13:11:00

Hintli bir yaşlı usta, çırağının sürekli her şeyden şikayet etmesinden bıkmıştı. Bir gün çırağını tuz almaya gönderdi. Hayatındaki her şeyden mutsuz olan çırak döndüğünde, yaşlı usta ona, bir avuç tuzu, bir bardak suya atıp içmesini söyledi. Çırak,yaşlı adamın söylediğini yaptı ama içer içmez ağzındakileri tükürmeye başladı. "Tadı nasıl?" diye soran yaşlı adama öfkeyle "acı" diye cevap verdi. Usta kıkırdayarak çırağını kolundan tuttu ve dışarı çıkardı. Sessizce az ilerdeki gölün kıyısına götürdü ve çırağına bu kez de bir avuç tuzu göle atıp, gölden su içmesini söyledi. Söyleneni yapan çırak, ağzının kenarlarından akan suyu koluyla silerken aynı soruyu sordu: "Tadı nasıl?" "Ferahlatıcı" diye cevap verdi genç çırak. "Tuzun tadını aldın mı?" diye sordu yaşlı adam. " Hayır" diye cevapladı çırağı. Bunun üzerine yaşlı adam, suyun yanına diz çökmüş olan çırağının yanına oturdu ve şöyle dedi: "Yaşamdaki ıstıraplar tuz gibidir, ne azdır, ne de çok. Istırabın miktarı hep aynıdır. Ancak bu ıstırabın acılığı, neyin içine konulduğuna bağlıdır. Istırabın olduğunda yapman gereken tek şey ıstırap veren şeyle ilgili hislerini genişletmektir. Onun için sen de artık bardak olmayı bırak, göl olmaya çalış."... Devamı

Simurg ( Zümrüd-ü Anka )

2013-07-23 13:08:00

Rivayet olunur ki, kuşların hükümdarı olan Simurg ( Zümrüd-ü Anka ya da batıda bilinen adıyla Phoenix ), Bilgi Ağacı'nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş.Bu kuşun özelliği gözyaşlarının şifalı olması ve yanarak kül olmak suretiyle ölmesi, sonra kendi küllerinden yeniden dirilmesidir.....Kuşlar Simurg'a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürmüş. Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe onlar da Simurg'u bekler dururlarmış. Ne var ki, Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler.Derken bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg'un kanadından bir tüy bulmuş. Simurg'un var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte Simurg'un huzuruna gidip yardım istemeye karar vermişler.Ancak Simurg'un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı'nın tepesindeymiş. Oraya varmak için ise yedi dipsiz vadiyi aşmak gerekirmiş, hepsi birbirinden çetin yedi vadi... İstek, aşk, marifet, istiğna, tevhid, hayret ve yokluk vadileri... Kuşlar, hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar. İsteği ve sebatı az olanlar, dünyevi şeylere takılanlar yolda birer birer dökülmüşler. Yorulanlar ve düşenler olmuş..."Aşk denizi"nden geçmişler önce...”"Ayrılık vadisi"nden uçmuşlar..”."Hırs ovası"nı aşıp, "kıskançlık gölü"ne sapmışlar..”.Kuşların kimi aşk denizi’ne dalmış, kimi ayrılık vadisi’nde kopmuş sürüden...Kimi hırslanıp düşmüş ovaya, kimi kıskanıp batmış göle...Önce Bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp;Papağan o güzelim tüylerini bahane etmiş (oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış);Kartal, yü... Devamı

KIRMIZI İBİKLİ KÜÇÜK TAVUK

2013-07-23 13:05:00

Zamanın birinde bir çiftlikte kırmızı ibikli küçük bir tavuk yaşarmış. Tavuk kendi yiyeceğini kendisi bulur ve bu güzel çiftlikte çok mutlu bir hayat yaşarmış. Bir gün buğday taneleri bulmuş ve bunları ekerek daha çok yiyecek elde edeceğini düşünmüş. Ancak nasıl ekeceğini bilmediği için arkadaşlarından yardım istemiş: '- Bu buğday tanelerini ekmek için kim bana yardım edecek ?' Ördek cevaplamış: '- Ben yardım edemem, ancak istersen sana kahve tohumu satabilirim. Buğday yerine kahve ekersen, çok para kazanır ve istediğin kadar buğday alırsın .' Domuz oradan seslenmiş: '- Ben de yardım edemem, ancak kahve ekersen ürünlerini ben satın alırım.' Fare hemen atlamış: '- Ben buğday ekiminden anlamam ancak kahve ekmek için gereken parayı sana borç verebilirim, sonra ödersin.'  Ticaretten ve tarımdan anlamayan kırmızı ibikli şirin tavuk, bu sözler sonrasında kahve ekmeye karar vermiş ve buğdaydan vazgeçmiş.  Ancak kahve nasıl ekilir bilmediğinden yine yardım istemiş: '- Kahve ekmek için kim bana yardım edecek?' Ördek: '- Ben yardım edemem, ancak kahvenin çabuk büyümesi için gereken gübreyi sana satabilirim' demiş. Domuz: '- Ben kahve yetiştirmekten anlamam ancak kahveleri zararlı böceklerden korumak için ilaca ihtiyacın var, istersen sana satarım' demiş. Fare de: '- Gübre ve ilaç için gereken parayı istersen sana borç olarak veririm ' demiş. Sonunda kırmızı ibikli tavuk çalışmaya başlamış, çalışmıııııış çalışmış. Kahve yetiştirmek buğday yetiştirmekten daha zormuş ve daha çok gübre ve il aç gerekiyormuş. Ama tavuğumuz sonunda çok zengin olacağını hayal ederek sa... Devamı

Bunda da bir hayır var!

2013-06-27 15:31:00

Bir zamanlar Afrika’ daki bir ülkede hüküm süren bir kral vardı. Kral daha çocukluğundan itibaren arkadaş olduğu, birlikte büyüdüğü bir dostunu hiç yanından ayırmazdı.Nereye gitse onu da beraberinde götürürdü. Kralın bu arkadaşının ise değişik bir huyu vardı.İster kendi başına gelsin ister başkasının, ister iyi olsun ister kötü, her olay karşısında hep aynı şeyi söylerdi: -Bunda da bir hayır var! Bir gün kralla arkadaşı birlikte ava çıktılar. Kralın arkadaşı tüfekleri dolduruyor, krala veriyor, kral da ateş ediyordu.Arkadaşı muhtemelen tüfeklerden birini doldururken bir yanlışlık yaptı ve kral ateş ederken tüfeği geriye doğru patladı ve kralın baş parmağı koptu.Durumu gören arkadaşı her zamanki sözünü söyledi: -Bunda da bir hayır var! Kral acı ve öf***le bağırdı: -Bunda hayır filan yok! Görmüyor musun,parmağım koptu? Ve sonra da kızgınlığı geçmediği için arkadaşını zindana attırdı. Bir yıl kadar sonra, kral insan yiyen kabilelerin yaşadığı ve aslında uzak durması gereken bir bölgede birkaç adamıyla birlikte avlanıyordu.Yamyamlar onları ele geçirdiler ve köylerine götürdüler.Ellerini, ayaklarını bağladılar ve köyün meydanına odun yığdılar. Sonra da onları odunların ortasına diktikleri direklere bağladılar. Tam odunları tutuşturmaya geliyorlardı ki, kralın başparmağının olmadığını farkettiler.Bu kabile, batıl inançları nedeniyle uzuvlarından biri eksik olan insanları yemiyordu. Böyle bir insanı yedikleri takdirde başlarına kötü olaylar geleceğine inanıyorlardı. Bu korkuyla, kralı çözdüler ve salıverdiler.Diğer adamları ise pişirip yediler. Sarayın... Devamı

EKONOMİ GERÇEKLERİ (hikaye 1)

2013-06-28 01:30:00
EKONOMİ GERÇEKLERİ (hikaye 1) |  görsel 1

EKONOMİ GERÇEKLERİ (hikaye 1)   BU İŞTEN KİM KARLI ÇIKTI?   Mevsim yaz, aylardan Ağustos ayı … Riviera kıyısında küçük bir kasaba. Yaz sezonu ancak yağmur yağıyor yani kasaba bomboş … Bu kasabada herkesin birbirine borcu var ve veresiye ile iş yapıyorlar. Kasabadaki tek otelin sinek avladığı şu sıralarda şans eseri otele zengin bir Yahudi müşteri geliyor ve otel sahibine 100 dolar bırakıp, anahtarı alarak odaya yerleşmeye çıkıyor.   Otel sahibi hemen parayı alıp kasaba olan borcunu ödüyor.   Kasap parayı hemen toptancıya götürüp borcunu kapatıyor.    Toptancı büyük bir sevinçle parayı aldığı gibi kendisine veresiye hizmet veren berberegötürüp borcunu ödüyor.   Berber de doğruca otele gelip otel sahibine olan konaklama borcunu ödüyor.     Bu arada yahudi müşteri odadan aşağıya iniyor ve odayı beğenmediğini söyleyerek otel sahibine verdiği 100 doları geri alıp otelden çıkarak gidiyor. Ancak ortada garip bir matematiksel problem var; Şimdi bu işten kim karlı çıktı ?   ... Devamı

EKONOMİ GERÇEKLERİ (hikaye 2)

2013-06-28 01:30:00
EKONOMİ GERÇEKLERİ (hikaye 2) |  görsel 1

EKONOMİ GERÇEKLERİ (hikaye 2)   Tüm bu sistem bana hep maymun kapanını hatırlatır.  Avcılar, canlı maymun yakalamak için kuş kafesine benzer bir demir kafes yapıp içine ceviz koyarlar.    Bu kafesin demir parmaklıklarının arasından maymun elini açık bir şekilde sokarak cevizleri alır.    Ancak ceviz dolu avuç çok şişkin olduğu için bu demir parmaklıklar arasından geri çıkmaz. İçeride kalır.    Maymun bağırır, çırpınır ve bileğinin derisini soyacak kadar bir sertlikle elini çeker ama nafile.    Kapandan bir türlü kurtulamaz. Kurtulmak için yapması gereken tek şey, cevizleri bırakıp boş elini yine soktuğu gibi geri çekmesidir.    Ama cevizlerden bir türlü vazgeçemeyen maymun, sonunda özgürlüğünden vazgeçmiş olur.  Hırsı yada akılsızlığı ona esaretin kapısını açar.   İşte bu maymun tıpkı içinde bulunduğumuz problemlerden dolayı, çok muzdarip olmasına rağmen, sistemi sorgulamayı akıl edemeyenlerin haline benziyor.    Bırakın sistemi sorgulamayı, eleştirilerin o yöne gittiğini gördüklerinde bazılarının nasırlarına basılmış gibi zıplamasına ise anlam vermek mümkün değil. Sanırım artık bazı şeyler cesaretle sorgulanmalıdır.    Fikirler ortaya konulmalı ve tartışılmalıdır. Tartışma ajandasının başına da sistemin kendisi konulmalıdır. Yani bu dandik sistemin kendisi!   ... Devamı

EKONOMİ GERÇEKLERİ (hikaye 3)

2013-06-28 01:29:00
EKONOMİ GERÇEKLERİ (hikaye 3) |  görsel 1

EKONOMİ GERÇEKLERİ (hikaye 3)   BANKALARIN GERÇEK YAPISI       Çok gelişmiş ve büyük bir şirkette Solomon isminde bir memur varmış. Solomon kendi halinde, kibar, sessiz, sakin ve dürüst bir insanmış. İşinden evine, evinden işine giden, sidk-i selamet ile çalışan, iş arkadaşları ve yöneticileri tarafından beğenilen ve takdir edilen bir memurmuş. Kimsenin eksiğine fazlasına karışmaz ve herkesle iyi geçinirmiş.   Bir gün iş arkadaşlarından İsmet, elinde bir tomar parayla Solomon‟a gelerek onları emaneten belli bir müddet tutmasını istemiş. İsmet, bu paralara karşılık ondan sadece küçük bir kağıda, “İsmet‟in bende emaneten şu kadar parası vardır” diye bir ibare yazıp imzalamasını istemiş. Solomon da kabul edip İsmet‟in dediğini aynen yapmış. İsmet‟in bu yaptığını öğrenen bir başka arkadaşı da ayni şekilde Solomon‟a gelerek bir miktar parayı emaneten bırakmış ve o da küçük bir kağıda “bu not, şu kadar paraya karşılık verilmiştir” diye bir ibare yazmasını istemiş. Solomon onu da aynen yapmış. Bu böyle devam ederken, kendisine para bırakan kişilerin emanet ettikleri süreler geçmesine karşılık paralarını geri almaya gelmediklerini görmüş. İlk planda bundan telaşa kapılsa da, soğuk kanlılıkla olayı araştırdığında, o yöredeki insanların büyük miktarlardaki parayı yanlarında taşıyacaklarına, kendisinin verdiği notları taşıyarak birbirleri arasında kullandıklarını anlamış. Bu yapılan işlemlerde herhangi bir beis görmemiş. Çünkü verdiği notlara karşılık elinde paralar mevcutmuş ve kim verdiği bir notu getirirse, notun işaret ettiği parayı o kişiye veririm diye düşünmüş.   Zamanla Solo... Devamı

EKONOMİ GERÇEKLERİ ( merkez bankası)

2013-06-28 01:28:00
EKONOMİ GERÇEKLERİ ( merkez bankası) |  görsel 1

EKONOMİ GERÇEKLERİ ( merkez bankası)   TC Merkez Bankası da değişik hissedarlara sahip bir anonim şirket olarak kurulmuştur.    TCMB Anonim Şirketi bir bakıma bir KİT‟tir ve ürettiği mal ise piyasadaki ticari faaliyetlerde (en geniş anlamda) kullandığımız “para”dır. Bu Anonim şirket, malı (bastığı para) ile piyasanın ihtiyacını giderir. Ancak bu ihtiyaç giderme karşılıksız olmaz.    TCMB Anonim Şirketi ürettiği parayı piyasaya borç olarak verir, yani faiz karşılığında “para”sını satar. Üretilen her banknot, üzerinde yazılı miktar kadar borcu ifade eder. Bu mekanizma borca dayalı para sisteminin bir gereğidir.   Dünyadaki hemen hemen bütün merkez bankaları bu sisteme göre çalışırlar. Çeşitli kriterlere göre (bazen de hiçbir kriter olmaksızın) para üreterek (basarak) piyasaya faiz karşılığında satarlar, yani borç verirler.    Bu nedenle, döviz kuru ve faiz ayarlamaları modern merkez bankalarının ellerindeki en güçlü piyasaya müdahale araçlarıdır.    Ülkemizde de şu anda yapılmaya çalışılan bundan çok farklı bir şey değildir.   ***   Merkez Bankasının ürettiği bu malı bankalar faizli olarak alıyor. Merkez Bankası da bunlardan faizli alıyor. Bankalar bu malı devlet tahvili gibi yukarıda zikredilen araçlarla devlete satıyor, yani borçlandırıyor. Devlet dediğiniz kim. Siz, biz; yani hepimiz. Bunlar; vergi ve harçlar, zamlar, özelleştirme ve kamu varlıklarının sürekli satışı olarak hepimizden çıkıyor.   Sorgulanması gereken diğer önemli nokta şu. Devlet nasıl bankalardan bu kadar parayı alıyor? Bankalar bu kadar... Devamı

EKONOMİ GERÇEKLERİ (hikaye 4)

2013-06-28 01:27:00
EKONOMİ GERÇEKLERİ (hikaye 4) |  görsel 1

EKONOMİ GERÇEKLERİ (hikaye 4)     Bankaların para basma hakkına sahip olduklarında neler yapabilecekleri için John Law güzel bir örnektir.   18.yüzyılın başlarında Fransa’da kraliyet borç batağındaydı.    Vergiler düzgün toplanamıyor, borçlara mukabil gelirler artmadığından kraliyet iflas bayrağını çekmeyi planlıyordu.   Bu sırada İskoçya’dan Fransa’ya göç etmiş olan John Law ve kardeşinin banka kurmasına izin verildi.   John Law, sermayesi olan altın ve gümüşlere karşılık banknot basacak ve borç dağıtacaktı. Fikir, kraliyetin işine geldi. Law’un bankasının bastığı paralar ile borçlar ödenmeye başlandı. Halk da memnundu bu işten. Birçok yatırımlar finanse ediliyor, hatta banka hisselerinin halka açılmasıyla zenginlik daha da artıyordu. Bankanın hissesini bir iki binden alanlar birkaç ay içinde milyoner oluyordu.   Hatta günümüzde kullanılan ‘milyoner’ terimi de Fransa’nın o neşeli zamanlarından kalan bir mirastır. Law, bastığı banknotlar yoluyla ülkedeki ‘çılgın’ projelerin finansmanı sağlanıyordu.    O, Fransa’da çok saygın bir insandı artık.   Onun sayesinde ülke kalkınıyor ve hızla büyüyordu.   Sanayi ve bayındırlık projelerinin artmasıyla birlikte Law da kraliyetin en yüksek kademelerinde yerini almıştı.   Lakin zamanla rüzgar tersine döndü.   Banknot sayısı artmasına rağmen altın ve gümüş karşılıkları yükselmiyordu.   Law, halka sattığı hisselere karşılık topladığı paralarla Missisipi’deN altın ve gümüş tedarik edeceğine, b... Devamı

EKONOMİ GERÇEKLERİ (hikaye 5)

2013-06-28 01:25:00
EKONOMİ GERÇEKLERİ (hikaye 5) |  görsel 1

EKONOMİ GERÇEKLERİ (hikaye 5)         Kısmi rezerv sistemi fiziksel olarak sürdürülebilir değildir. Ancak kâğıt para ve günümüzde de sayısal bilgiden ibaret elektronik para sayesinde mümkün olabilmektedir. 1971 yılında Nixon’ın altın penceresini kapatmasıyla bugünkü devasa boyutuna ulaşmıştır. Fiziksel olarak sürdürülemez olduğunu göstermek için yaşanmış bir örneği hatırlatalım.   1960′lı yıllarda Yemeklik Sıvıyağ Kralı (Salad Oil King) olarak bilinen Anthony DeAngelis kısmi rezerv bankacılığını model alarak bunu sıvıyağ stoklarında uygulamış.   DeAngelis, bankacılardan esinlenerek sıvıyağın da para gibi mübadele edilebilirlik, herkesin aynı anda çekmek istememesi gibi özelliklerinden dolayı çok büyük depolar inşa eder. Kendisi “Allied Crude Vegetable Oil Company” adıyla dev ambarlara sahip işletmesinde çok miktarda yağ tankına sahiptir. Önce milyonlarca litreye yakın yağı satın alarak tanklarında toplayan DeAngelis depolarında yağ olduğunu kanıtlamak için bu faturaları kullanır. Bunlarla çeşitli bankalardan bol miktarda kredi de alır.   Daha sonra bu yağın %90’ını sattığı halde çok sayıda müşterinin yağını onlar adına depolamaya ve depo ücreti de almaya başlar. Bazı müşteriler gelirse diye %10 yağı yerinde bırakan uyanık tacir deponun kalan %90 kısmına su basar. Yağın su üzerine çıkma gibi bir fiziksel özelliği olması nedeniyle gelen teftişlerde de kimse tankların altındaki suyu fark etmez.     Bu şekilde piyasadaki yağ fiyatlarını kısa sürede kontrol etmeye ve yurt dışıyla da aynı işi yapmaya başlar. Sonunda sahip olduğu yağ rezervlerinin tüm Amerika’dakinden fazla olduğu gözü... Devamı

Bir Misyon yüklenin

2013-06-06 00:08:00
Bir Misyon yüklenin |  görsel 1

  Kuranı biricik öğreticimiz Allah, (Rahman 2)  her şeyi meleklerin secde etmesi ile insana tahsis etmiş, bilinen bilinmeyen bütün insanları da yalnız kendisine uyması (a-b-d) için yaratmıştır. İnsanlığın görevi, Allah’ın Kuranı ile öğütlediği bu ilkeyi zedeleyici her türlü tavır ve davranıştan uzak durmaktır. Kuranı rabbimiz tertillendirmiştir. Kurandan aldığımız dersler uyarınca; -   Eğitim ve davet çalışmalarına öncelik vermek ilk yapılacak işlerdendir. Yaygın, örgün, özgün ve özel eğitim alanları oluşturarak; insanımızı vahye uygun ‘bilgilendirmeyi, bilinçlendirmeyi, birleştirmeyi ve bütünleştirmeyi’ hedefliyor ve kıble ediniyoruz. -   Kur’an’ın öngördüğü Akifliği yani adanmayı,fedakârlık yapamayı, varlığını varlıkların en değerlisi olan Allah’a adamayanın harcanacağını bilincine ulaşmayı hedefliyoruz. - Adalet ve itidal bakışımızın ve hareketimizin mihenk taşıdır (mesabeten linnas). İnsanı, eşyayı ve olayları değerlendirip yorumlarken adilve mutedil olmak hedefimiz. Çabamız Allah’ın Risaletini Nebiler nasıl ulaştırdıysa öyle ulaştırmak, Allahın sünnetini bölüştürmeden, birini diğerine feda etmeden, emir ve yasaklardaki Tek sorumluluk  Kuran ilkesince, dengeli bir hayat sürmektir. -Tüm fikri ve ameli işlerde; hedefin ve yöntemin Allahın vahyine uygun olmasına dikkat etmektir amacımız. Unutur veya yanılırsak Rabbimiz affetsin. -   Üslûp olarak; fıkıhçı değil Kurana göre fıkhenden, Hadisci değil En güzel hadisi (tek kuran) kabul eden, Sadece Muhammed nebi değil nebiler arası ayrım yapmayan, cemaatçi değil Tek ümmeti önceleyen, mezhepçi değil mezhepsiz, dinde şahıs(put) merkezli deği... Devamı

“Pasif iyi” diye aşağılama İYİ İNSANLARI.

2013-06-04 12:12:00

Bize “pasif iyi” diyorlar ve “aktif zalimleri” bizim çoğalttığımızı söylüyorlar. ama yangını söndürmeyecek üflemenin onu daha da güçlendirdiğini göremiyorlar. İsa peygamberime (selam ona ) Kudüs’te ve Muhammed peygamberime (selam ona ) Mekke’de AYNI İTHAMI YAPMAYA CESARETİNİZ VAR MI??? Kudüs’ü işgal etmiş putperest Roma’lılara karşı ayaklanmayı neden başlatmadığını neden başlarına geçip “kurtarıcı Mesih” gibi davranmadığını soran zamanın İsrailoğlu ”cihadileri” olan Zaelot mezhebine “SİZ ÖNCE GÜNAHLARI TERK EDİN, HALİNİZİ DÜZELTİN, NEFSİNİZİ ARINDIRIN” diyen İsa peygambere burun kıvırıp PASİFLİKLE suçlayan adamlar gibisin. “Sabredin yasir ailesi randevunuz cennete” sözünü anlatacaksın ballandıra ballandıra sonra aynı sabrı kuşanmaya çalışıp iyi bir muttaki olmak için çabalayanları “pasif iyi” diyip zalimlere destek olmak ile itham edeceksin ve bu çelişkinden utanmadan kasım kasım kasılarak konuşmaya devam edeceksin. suç sen de değil ama, seni başlarının üzerinde taşıyan o akledemeyenlerde. Hayatın, insanın Rabbine verdiği AHDİNE SADIK KALMA, KENDİNİ GERÇEKLEŞTİRME İMTİHANI OLDUĞUNU anlamazsan ANLAMLANDIRAMAZSIN. bu öyle romantik hikayeler anlatmaya benzemez. bilmiyorsan BİR BİLENE soracaksın, bunu haketmek için de önce o kibrini kıracaksın.yoksa böyle ÇELİŞKİLER içinde bocalayıp akledenleri kendine güldürmeye devam edersin. İyi’nin aktifi pasifi masifi olmaz. İyi iyidir, gerçekten İYİ sıfatını almak muttakice bir hayat yaşamaya çabalamak, elinden dilinden belinden kimsenin zarar görmediği, yetimle yoksulla hemhal olmuş paylaşan, adalet ve merhametle yaşayan, haramsız tertemiz insanların hakkıdır. ... Devamı

NE DEĞİŞECEK ?

2013-06-04 22:08:00
NE DEĞİŞECEK ? |  görsel 1

Anayasalar değişir, iktidarlar değişir, devletler değişir, değişmeyen tek şey HAYAT ve İMTİHANDIR. Şimdi düşünelim, yarın bazı maddeleri değil tamamı değişmiş bir anayasaya uyansak bile bu ülkede ne değişecek şahsi imtihanımızda.? Mesela birden yalan söylemeyen, birbirini kazıklamayan, mallarını infak ederek bölüşen, ticareti siyaseti dürüst, fuhşiyyat yapmayan, tefecilik yapmayan, binlerce bebesini kürtajla öldürmeyen, dağlarında birbirini vurmayan, miras için kavga etmeyen bir toplum mu olunacak. ya da şahsi hayatlarımızda bunlar kalkacak mı? Ya da son 30 yıldır işlediğimiz günahları, yalanları, dolandırıcılıkları, banka hortumlamaları, kürtajları, ihanetleri, rüşvetleri, cinayetleri 12 EYLÜL ANAYASASI MI EMRETTİ?? kötülük tanrıları yok imtihan var. bizler dosdoğru dürüst adil merhametli yalansız dolansız günahsız adamlar ve kadınlar olmak istedik de 12 eylül anayasası mı çevirdi kalplerimizi?? haşa. kötülük tanrıları yok imtihan var, Allah var.   Kimse hiç bir şeyi değiştiremez KENDİNDEN BAŞKA. hayat bir imtihandır ve imtihanın soruları olur. koordinatlara takılıp kalırsak soruları cevaplamayı unuturuz. ” SİZ DOSDOĞRU OLURSANIZ SAPANLAR SİZE ZARAR VEREMEZ” diyen bir Kitaba iman etmiyor muyuz? İktidar ile imtihan olanlar adalet üzere olmak zor sorusu ile başbaşadırlar. ketebe edilmiş anayasa’ya uygun düzenler kurmak ve yönetmekle imtihan olmaktadırlar. konuyu abartmamak lazım, devrim mevrim olacak, yeni anayasa ile her şey çok güzel olacak falan diye cem yılmaz romantizmine düşmemek lazım derim. Anayasa da babayasa da ketebe edilmiştir insanın yaratıldığı gün, YANİ Allah tarafından YAZILMIŞTIR HAYATA. iş ona uygun bir hale getirebilmektir nefisleri, yani atü ez zekat olabilmek yani arınmışlığa ulaşabilmektir. nefsini-şeyt... Devamı

TERÖRİST ANNE BABALAR NEDEN AĞLIYORSUNUZ?

2013-06-04 12:04:00

Türkiye’de uzun yıllardır her yıl binlerce genç birbirini vuruyor şehirlerde dağlarda. sağ sol çatışması, pkk, ergenekon v.b. isimlerin altında, ve arkasından feryat figan ağlayan anneler babalar. Kanaatimize göre bu musibetin en önemli nedenlerinden biri Anadolu denilen bu yerdeki tüm ırklardan olan insanların büyük çoğunluğunun EVLAT KATİLİ olmaları, devletin kanunla, din adamlarının çoğunluğunun fetvalarla, doktorların tetikçilikle, konu komşunun teşvikle, erkeklerin sus pus olmasıyla elbirliği ile işledikleri KATLİAMLAR ve CİNAYETLER. çok az bir kısım insan buna tepkili ya da karşı. Kendileri öz evlatlarını elleri ile öldürüyorlar, Allah’ın yarattığı ve kendilerine emanet ettiği  kullarını kesip biçip öldürüyorlar, sonra da büyümüş evlatları öldürülüyor diye feryat figan ediyorlar. e siz kendiniz öldürüyorsunuz kendi çocuklarınızı, başkası öldürünce neden ağlıyor isyan ediyorsunuz. Allah’ın dini İslam’a göre en büyük günahlardan masum kanı dökmek ve kürtaj yapmak ( Enam 151-152, İsra 22-39, Mümtehine 12 ve bir çok ayette İSTİSNASIZ HARAM KILINMIŞ, CEHENNEMLİK İLAN EDİLMİŞ GÜNAHLARDAN. Gel gör ki Kuran’a “iman ettik” diyen bu toplumun çoğunluğu ve zehirli ekmekle beslenen din adamlarının çoğunluğu kolayca ÖLDÜRÜVERİYORLAR hiç umursamadan masum kulları. Tekrarlıyoruz, bu ülkedeki hatta tüm dünyadaki tüm sorunların tek bir nedeni var, ALLAH’A yani O’nun dini İslam’a teslim olmamak, dili ile söyleyip elleri amelleri ile yalanlamak. gerek bireysel gerek toplumsal olarak. SİZ KENDİ YAVRULARINIZI ÖLDÜRMEYE DEVAM ETTİKÇE, FETVALAR VERDİKÇE, KA... Devamı

Cüppeliye Gülen Bazıları Neden Gülüyor?

2013-06-04 11:58:00

“Sünniyiz” “Ehli sünnet vel cemaatteniz” deyip Cüppeliye gülen ve onu kınayanlara hayret ediyorum..hayır ben şunu anlamıyorum. ehli sünnet vel cemaat itikadındayız diyenler niye gülüyor bu adama ya da sünniyiz diyenler ya da hanefiyiz şafiyiz falan diyenler. Adam 1300 yıllık ne varsa o sizin itikat mezhep kitaplarınızda, anlı şanlı alimlerimiz dediğiniz adamların kitaplarında, eksiksiz anlatıyor işte Cüppeli.   neden kınıyorlar neden gülüyorlar.?? açıp okuyun ehli sünnet akide kitaplarını, mezhep kitaplarını. Cüppeli ne anlatıyorsa orada var. adam en azından uydurulmuş dininde samimi. asıl gülünecekler onunla aynı isimlendirmeleri kullanıp sonra onu kınayıp gülenler.     ehli sünnetin kabul ettiği öpüp başına koyduğu ne kadar TEMEL ESER VARSA hadis, siyer, fıkıh, akaid temel eserlerini 12 yıldır okurum incelerim. Cüppeliye itiraz edenler adama neden kızıyor, o kitaplarda ne varsa eksiksiz anlatıyor işte adam ve dürüstçe de diyor ” Bunlar benim sözlerim fikirlerim değil, ben 1300 yıllık kitaplarımızda ne varsa, alimlerimiz evliyalarımız mezhep büyüklerimiz ne yazdı söylediyse SADECE ONLARI NAKLEDİYORUM” diye. ve bu konuda doğru söylüyor inanmıyorsanız açıp bakın o kitaplarınıza. haa bu anlattıkları yanlış Kuran a İslam a uymuyor diyorlarsa neden o adamla aynı itikatta olduklarını söylüyorlar neden o kitapları hala öpüp başlarına koyuyorlar? Değilse neden o isimlendirmeleri ve o yanlış dedikleri kitapları reddetmiyorlar? BU APAÇIK BİR ÇELİŞKİ DEĞİL Mİ?   Biz onun anlattıklarının bir kısmını kabul etmiyoruz diyorsanız, O kitapları yazan alimlerinizin yanlış yaptığını yapabileceğini ya da o alimlerin isimleri kullanılarak bunların sonradan manipule edilmiş olabileceğini... Devamı

Kurân’ın Anlatım Uslubu

2013-05-29 08:22:00

  Burada asla unutmamız gereken bir konu da Kurân’ın kendisini tarif ettiği MÜTEŞABİH/MESANİ – MUHKEM bir Kitap olması konusudur. “Allah, MÜTEŞEBİH yani MESANİ bir kitap olarak sözün en güzelini indirdi. Rablerine karşı içleri titreyerek korkanların O’ndan derileri ürperir. Sonra onların derileri ve kalpleri Allah’ın Vahyine (zikrillah) karşı yumuşar yatışır. İşte bu, Allah’ın hidayetidir, o-Vahiy ile dilediğini hidayete erdirir. Allah, kimi saptırırsa, artık onun için de bir yol gösterici yoktur.” ZÜMER/23 “Sana Kitabı indiren O’dur. O’ndan, Kitabın anası (temeli) olan bir kısım ayetler MUHKEM’dir; diğerleri ise MÜTEŞABİH’tir. Kalplerinde bir kayma olanlar, fitne çıkarmak ve olmadık yorumlarını yapmak için ondan BENZETİLEN NE VARSA  ( TEŞABEHA ) ona uyarlar. Oysa onun tevilini (varıp durduğu Muhkemini ) Allah’tan ve İlimde derinleşenlerden başkası bilmez. Derler ki: “Biz ona inandık, tümü Rabbimizin katındandır”. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp düşünmez. Al-i İmran/7 Not: Ayetin ilk cümlesindeki kelime MÜTEŞABİH, kalplerinde kayma olanların uyduğu ise orjinal kelime TEŞBEHE’sidir. Mealciler ve klasik paradigma iki ayrı kelime oldukları halde ikisinide MÜTEŞABİH diye verirler. Oysa orjinal metne dikkatle bakanlar ilk cümlede MÜTEŞABİH ikinci cümlede geçenin ise TEŞABEHE olduğunu göreceklerdir. Yani, kalplerinde kayma olanlar MÜTEŞABİH’e değil onun TEŞABEHE’sine uydukları için eleştirilmektedirler. Bu inceliği gözden kaçırmaktalar. MUHKEM, bir konunun dolaysız direkt anlatımıdır. Net, tek anlamlı ve benzeşme içermeyen cümledir. Bu tip ayetler, İMAN ESASLARI ve SALİHÂT dediğimiz ve tüm insanların hesaba çekileceği kon... Devamı

KIYAM, RUKU, SECDE, İTİKAF, TAVAF KAVRAMLARI

2013-05-29 00:40:00
KIYAM, RUKU, SECDE, İTİKAF, TAVAF KAVRAMLARI |  görsel 1

KURÂN’DA KIYAM-RUKU-SECDE-İTİKAF-TAVAF KAVRAMLARI ÇALIŞMASI   Kurân’da kullanılan Es-Salât kavramının ve bugün üzerinde tartışılan Salât-Namaz ilişkisini anlamanın en önemli noktalarından biri de KIYAM-RUKU-SECDE-TAVAF-İTİKAF kavramlarının Kurân’da kullanılış şeklini ve manalarını tam bir şekilde anlamaktan geçmektedir. Öncelikle bir noktanın tam anlaşılması gerekmektedir. Kurân’ın indiği dönemde ve çok uzun binyıllar öncesinden beri insanların ve toplulukların “dini ayinleri” “tapınma davranışları” “tapınakları” “kurbanları” hep olmuştur. Bunlar muhtemelen kendilerine Peygamberleri aracılığı ile zamanında tebliğ edilmiş İSLAM dininin sonradan tahrif edilmesi döneminde aşırı öne çıkarılmışlar ve ed-din İSLAM’ın özü kaybedildikçe bu formlar kutsallaştırılarak din ile eşit anlamlara getirilmişlerdir. İnsan ve bir arada yaşayan topluluklar tamamı ile soyut bir dünyada yaşayamaz. Soyut değerlerini, bağlılıklarını, aidiyetlerini SEMBOLLER (ŞİARLAR) ve SOMUT HAREKETLER ile göstermek ve yaşamak da isterler. Sosyal hayatlarında Din mefhumundan ayrıldıklarını söyleyen laik-seküler toplumlar bile gerek MİLLİYETÇİLİK gerekse İDEOLOJİK soyut değerleri için bu tip SEMBOLLERE ve SOMUT HAREKETLERE ihtiyaç duyar. Buna en çarpıcı örnek olarak Türkiye’deki laik Atatürkçü batıcı kesimin milli bayramlarını, anıtkabir törenlerini, Fransızların devrim anma törenlerini, ulusal günlerdeki ritüellerini, hatta Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin o zamanda kalbi olan Kızıl Meydan’daki ritüelleri ve sembolleri gösterilebilir. Futbol takımlarının sembolleri olan figürler, lakaplar, taraftarlarının taktıkları alametler ve genelde statlarda... Devamı

İbrahim Nebi ve TEBLİĞİ

2013-05-28 14:35:00

  İbrahim peygamberin kavmine ( Akad Uygarlığı – Mezopotamya – MÖ 2000 ler ) yaptığı GÜNEŞ-AY-YILDIZ teşbihli tebliğ maalesef yanlış anlaşılmakta ve yorumlanmaktadır. “İbrahim peygamber sorgulayarak Allah ı buldu” şeklinde oldukça yanlış ve çelişkili bir yorum getirilmektedir. Oysa mesele çok basit ve nettir. MÖ 5000 lerden itibaren Mezopotamya Sami toplulukları tahrif ettikleri İslam dinini gene her zamanki gibi EN ÜSTTEKİ YARATAN VE YÖNETEN TEK TANRI inancının altına eşler-oğullar-kızlar-kahramanlar-evliyalar-melekler- din adamları v.b. lerinden türettikleri sahte yarı-tanrılar ilave ederek bunlardan en üstteki yaratan ve yöneten TEK TANRIYI : GÜNEŞ ( ŞAMEŞ) KRALLARI : AY (SİN) OĞULLARINI-KIZLARINI-RUHBANLARI-MELEKLERİ V.B. : YILDIZ ( İSTAR ) sembolleri ile sembolleştirmişlerdir. o dönemde krallar başlarına taktıkları mihverlerin üzerine ay sembolünü koyarlar. ( bazıları onları hala boynuz zannediyor )   İbrahim peygamber bu semboller üzerinden sahte tanrı inançlarını çelişkileri ile birlikte yerle bir edip TEK TANRI inancını onlara hatırlatmaktadır. zaten aşağıya alıntıladığımız ayetler dikkatlice okunursa konunun kalabalık bir grup önünde tebliğ yapıldığı ve onlarında İbrahim peygamber ile bu konuda çekişmeye girdiği açıkça görünecektir.   tüm dinler tarihi ve arkeoloji kayıtları da ( bkz. resim de Akad kralının başının üzerinde GÜNEŞ-AY – YILDIZ sembolleri – Louvre Müzesindedir) o sami toplulukların bu inanç şeklini apaçık bize göstermektedir.   elhamdülillah. selam ile.   İLGİLİ AYETLER: O zaman ki İbrahim, babası Azer’e: “Putları ilahlar mı ediniyorsun?” Dedi. Şüphesiz ben, seni ve kavmini, apaçık bir sapıklık içinde g... Devamı

KIBLE NEDİR; NE DEĞİLDİR.

2013-05-23 08:38:00

KIBLE AYETLERİ MEAL-ANLAM ÇALIŞMASI Bakara 142-143-144-145-146-147-148-149-150 GİRİŞ Bugün kendisini Müslüman olarak tanımlayan insanlara “KIBLE nedir” şeklinde bir soru yöneltilecek olursa sanıyoruz ki istisnasız “Namazda yönümüzü dönmemiz farz olan Kabe’nin coğrafi yönü” şeklinde bir cevap alınacaktır. Tüm tefsir ve ilmihal kitapları da benzer tanımlamayı yapmaktadır. Bu kadar kesin ve istisnasız bir cevabın yanlış ya da eksik bir tanımlama olabileceği ihtimali var mıdır? Bu çalışmada, bize göre Kuran’ın, dolayısı ile İslam’ın en temel kavramlarından olan KIBLE kavramının anlamı incelenmiş ve Kuran bütünlüğü içerisinde yukarıdaki tanımın – maalesef – Kuran’da anlatılan KIBLE kavramı ile alakasının olmadığı, gerçekte bir manifesto sayılabilecek kuşatıcı anlam bütünlüğünün ise unutulup gittiği görülmüştür. Bakara suresinin 142-150. Ayetleri arasında anlatılan KIBLE konusu hakkında tefsirlere ve tarihi rivayetlere bakıldığında özet olarak aşağıdaki mana ve kendi içlerinde bir çok çelişki ve ihtilaflar ile karşılaşmaktayız. “ Muhammed Peygamber ( selam ona ), Mekke’de vahiy ile risaletine başladığından itibaren Namaz kendisine emrolunmuştu ve namazlarını; a) Kabe’ye dönerek kılıyordu, b) Kabe’yi araya alarak Kudüs’e doğru kılıyordu, c) Kudüs’e dönerek kılıyordu. ( 13 yıl süren ve sadece çok az sayıda sahabenin bulunduğu Mekke dönemine ait hem de Salat ile ilgili bir konudaki  rivayetlerin içindeki bu inanılmaz çelişki, konunun sonradan saptırıldığını kanıtlamakta ve “resmi yoruma” uygun tevil bulma gayretlerinin en açık delilleri olsa gerektir. Ayrıca, Kuran surelerinin hi&cced... Devamı

Müddessir Suresindeki 19

2013-05-23 18:37:00
Müddessir Suresindeki 19 |  görsel 1

  Müddessir Suresindeki 19     Hz. Musa'ya levhalar verildi. Musa döneminde kullanılan dil ne idi? Tevrat hangi dilde yazıldı. Levhalarda hangi alfabeye bağlı olarak yazıldı. Tevrat, ehli kitabın ortak olarak kabul ettiği yegane kitaptır.    Hammurabi ve Hz. Musa devrinde Mezopotamya’nın yazılı dili Akatça ve Sümerceydi. Akatçada 19 sessiz harf, Sümerce 14 sessiz harf bulunur. İlk Tevrat’ın Akatça olma ihtimali çok yüksektir. Müddessir süresinde geçen 19 sayısının Akadçadaki sessiz harflerle ilişkili olabilir.    Tevrat tahrif edilmiştir. Kuran’da geçen doğru peygamberler tarihinin, Tevrat ve diğer kaynaklarda değiştirilme ihtimali çok yüksektir. Örneğin İbrahim nebi, Hindistanda "brahma" , Yemen ve Afrikada "ebrehe", Ehli kitap nezdinde "abraham" olarak geçer. Her ümmet bir şekilde İbrahimi sahiplenir ve kendi coğrafyalarına maleder.   Fig.1: Akad alfebesi   Araf.144. (Allâh) buyurdu ki: "Ey Mûsâ, Ben risaletim ve kelamımla seni insanların başına seçtim; sana verdiğimi al ve şükredenlerden ol!"   Araf.145. Öğüte ve her şeyin açıklamasına dair ne varsa hepsini Mûsâ için levhalara yazdık: "Bunları kuvvetle tut, kavmine de emret, bunların en güzelini tutsunlar (bu en güzel buyruklar gereğince amel etsinler); size, yoldan çıkmışların yurdunu (nasıl târumâr ettiğimi) göstereceğim!"   Bu ayetlerde Tevrat’ın levhalara yazıldığı belirtiyor.   Kuran parça, parça indirilmiştir. Ama parça, parça yorumlanamaz. Bir bütün içerisinde değerlendirilir; ağı... Devamı

ahlak

2013-05-20 15:13:00
ahlak |  görsel 1

Müslüman şeklen namazsız olabilir; ama ahlaksız olamaz. Devamı

İNANÇTA AHLAK EKSİKLİĞİ

2013-05-21 00:59:00
İNANÇTA AHLAK EKSİKLİĞİ |  görsel 1

  Ben bazı insanları anlamıyorum Dindar geçinir fakat katil olmak ona basit gelir. Ben Müslüman’ım! diyor ama dindaşı olan başka bir Müslüman’ı gözünü kırpmadan öldürebiliyor. Müslüman biri, namaz kılan birini/birilerini gözünü kırpmadan tarayıp öldürebiliyor. Bu nasıl olur? Bu yeni bir şey değil elbette! Ezelden beri yaşanır bu durumlar. İslam tarihi boyunca orada-burada insanlar katledildi, camilerde bile epeyce insan öldürüldü. Sokak ortasında adamlar infaz edildi. Güpegündüz, çarşı-pazarlarda insanlar vahşice doğrandı. Yapanlar kim? Müslüman… Ölenler kim? Gene Müslüman… Sadece Müslümanlıkta mı böyle! Hayır, tabii ki! Hıristiyanlık, Yahudilik, ya da diğer dinlerde de bu böyle! Tarihte birçok hunharca, vahşice örnekleri mevcuttur. Aynı Allah’a inanan, namaz kılan, oruç tutan insanların; “ibadet eden”  kurbanlar seçmesi, onlara vahşice davranmaları; “Müslüman ahlakının”inançlı insanların büyük bir kısmında henüz kökleşmediğini gösteriyor. Hâlbuki ahlak; tevhidin anasıdır. Bu tip insanların, dini iyice hazmetmedikleri, anlayamadıkları bir gerçek… Öyle ki; İnsanların tamamına yakınının Müslüman olduğu söylenen bu ülkede, yolsuzlukların, hırsızlıkların, cinayetlerin, suikastların, vahşetin nasıl yaşandığını görüyoruz. Demek ki bizim toplumumuzda “Müslüman ahlakı”; inananların ruhuna, gönlüne, yüreğine,  kalbine yani içine pek nüfuz edememiş. İşlenememiş… Galiba biz hep şekille yetinmişiz. Dışımızdan Müslüman, içimizden acayip garaip bir tuhaf ins... Devamı

AHLAKSIZLIK

2013-05-14 15:33:00

    Gerçekten bu insanoğlu bir âlem! Her şeyi kendine yontmayı çok iyi biliyor! Her şeyin bir kolayını, bir hokus pokusunu bulabiliyor. Her şeyde bir menfaat projesi çizebiliyor. İşine nasıl geliyorsa yani!   Cennet için basit ve kolay bir yol haritası çizmiş ve 300-500 milyarlık jipi ile gidiyor. Gitsin bakalım!   Gitsin de Allah’ın duvarına bir toslasın bakalım!   Her şeyin Allah’a ait olduğu bir yerde, dolayısıyla tüm halka ait bir dünyada, Bir din hayal edin ki şunu desin:   Birileri bu dünyada; servetle, mal-mülkle ve her türlü güçle sefa sürsün.  Birileri, zalimlerden aldıkları güçle; birilerini ezsin, zorbalık yapsın, öldürsün!   Birileri de açlıktan ölsün! Öylemi?    Bir Allah düşünün ki şunu onaylamış olsun:   Zenginler; 5-10 trilyonluk evde oturup, son teknoloji ile yapılmış ve uzaktan kumanda ile indirilen sedirlerde namaz kılıp, hüngür hüngür ağlayıp, yağlı ballı sofralardan tıka basa yiyip içip, sadece lafla; “ya rabbi çok şükür!” deyip, kendi peygamberleri (Hz. Muhammed’in); malın 40’ta 39’nu verdiklerini bildikleri halde, bunu görmezden gelip işlerine gelen şahıs olan; Ebu Cehil, Firavun ve Nemrut gibi 40’ta 1 verip, üstüne de cennette huriler isteyip, köşkler isteyip, saraylarda, keşşanelerde sonsuza kadar oturmak istesin!   Bu nasıl iş! Bu nasıl bir dünya! Bu nasıl bir Allah ki bunu kabul etsin!   Vallahi! Benim bildiğim Allah, bu dünyadan sonra onları oturtacağı yeri bilir!   Hiç fakirlerin, yoksulların, kimsesizlerin, mağdurların nasıl yaşadıklarına ve ne çektiklerine b... Devamı

F A İ Z T U Z A Ğ I / BEREKET ADASI

2013-05-15 01:32:00
F A İ Z     T U Z A Ğ I / BEREKET ADASI |  görsel 1

  F A İ Z     T U Z A Ğ I / BEREKET ADASI Prof. Dr. Mete Gündoğan Mete Gündoğan, 1963 Balıkesir – Dursunbey doğumludur. İlköğretim ve Lise tahsilini Ayvalık ilçesinde tamamladı. Dokuz Eylül Üniversitesi’nde Lisans (1985) çalışmasını bitirdikten sonra Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde Yüksek Lisans çalışmasına başladı. Tez aşamasında British Council’den almış olduğu bursu değerlendirmek üzere İngiltere’ye gitti. Cranfield Teknoloji Enstitüsü’nde Üretim Sistemleri Mühendisliği alanında Yüksek Lisans (1990) çalışmalarını tamamladı. Doktora’sını (1995) yine İngiltere’de, Cranfield Üniversitesi Endüstri ve Üretim Sistemleri Mühendisliği alanında yaptı. Doçentliğini 2000 yılında aldı. Balıkesir Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi (yarı zamanlı), Polis Akademisi (yarı zamanlı) ve Uluslararası Saraybosna Üniversitesi’nde çalıştı. Ghent Üniversitesi’nde akademik çalışmalar yaptı. Akademik çalışmalarının yanı sıra Dr. Gündoğan Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu’nda (TÜBİTAK), Devlet Planlama Teşkilatı’nda (DPT), TBMM’nde ve Başbakanlıkta Başmüşavir olarak çalıştı. Çeşitli sanayi çalışmaları ve tecrübeleri çerçevesinde, Akıncı F-16 Uçak Fabrikası’nda (TAI) ve Avrupa Ford Motor Fabrikalarında bir proje üzerinde (Köln-Almanya, Genk-Belçika, Valencia-İspanya, Bordeaux-Fransa ve Dagenham-İngiltere) çalıştı. Özel sektörde üst düzey yöneticilik ve danışmanlık yaptı. Uluslar arası ve ulusal düzeyde birçok yayını bulunan Prof. Dr. Mete Gündoğan’ın akademik ilgi alanları: Sistem Analizi ve Tasarımı, Üretim Yönetimi Sistemleri, Üretim Planlama ... Devamı

BDPS Nedir? Borca dayalı para sisteminin

2013-05-07 21:11:00
BDPS Nedir? Borca dayalı para sisteminin |  görsel 1

  BDPS Nedir? BDPS, Borca dayalı para sisteminin kısaltılmış halidir. Tüm insanlığı köleleştiren, devletlerin devlet olma erkini ellerinden alıp bankalara teslim eden bugünkü bankacılık sisteminde para üretme mekanizmasının kısa adıdır. İnsanlar paranın nasıl üretildiğini bilmiyor. Üretilen parayla nasıl köleleştirildiğinden haberi yok. Sanıyorlar ki parayı devletler üretiyor. Hayır. Paranın %10′luk kısmını devlet borçlanma ihaleleri süreçleriyle devlet tahvili/hazine bonoları/sukuk dediğimiz borç belgeleriyle bankalara borçlanarak üretiyor. Paranın geriye kalan %90′lık kısmını ise bankalar Kısmi Rezerv Sistemi (KRS) ile havadan üretiyor. İnsanlar kredi çektiklerinde birisinin yatırdığı parayı borç olarak almıyor. Bankalar bu parayı kredi vererek anında sanal olarak üretiyor. Bankaların yeni para üretmesi bilgisayardaki birkaç tuş hareketinden ibaret. Ancak havadan ürettikleri bu paranın faiz/kar payını sizden alarak servetleri sürekli kendilerine aktarıyorlar. Bakın bankalar KRS’yle nasıl ekonomilerde paranın en az %90′ını havadan üretiyor? Havadan ürettiği bu paranın faiz/kar payını alıyor.     Malezya’da Helal Sertifikasyonundan sorumlu kurum olan JAKIM’de danışman akademisyenlerden birisi sertifikasyon işlerine başlamadan önceki (1995 öncesi) komik bir olayı anlatmıştı. Müslümanların yoğun yaşadığı bir mahallede karşılıklı olarak dükkanlarında et satan birisi Malezyalı diğeri Çinli iki kasap bulunmaktadır. Çinli dükkanında alenen domuz eti ve diğer uygunsuz et ürünleri sattığı için ahali tabii olarak müslüman olandan alışveriş etmektedir. Çinli kasap işin içyüzünü anlamaz ve komşusuna bunun nedenini sorar. O ... Devamı

İnsan ve Dünya Yaşamımız

2013-05-07 11:09:00

  Allah'ım Hak Doğrularımızda Sabit Kıl, Yanlışlarımızdan Doğruya Hidayet Et…         Çok eski çağlardan beri insanların tamamının kendisine ve birbirine sorduğu, fakat bu soruya verilen cevapların kalpleri asla tam tatmin etmediği insanlığın en eski ve derin sorusudur:   ” İNSAN NEDİR?,  DÜNYA HAYATI NEDİR?, BUNLARIN ANLAMI NEDİR?   İnsan, bu soruların cevabını BİLMEK istemektedir.   Bu kendi varoluşuna ait en önemli soruyu BİLMEK hem de EMİN BİR ŞEKİLDE KESİN OLARAK BİLMEK arzusundan dolayı, bu varoluş sorusuna ve altından türeyen onlarca ilişkili soruya kadim uygarlıklardan beri bir çok cevaplar verilmiştir. Ancak bu sorulara verilen cevaplar mantıklı önermeler içerse de mutlaka “ispat edilemeyen” bölümleri olmuş ve bu nedenle asla üzerinde anlaşılamayan ve kalpleri tam tatmin etmeyen cevaplar olarak kalmışlardır.   Peki insanlık kendisi için bu kadar önemli bir soruya neden cevap bulamamaktadır? Ya da bulunan cevaplar neden herkesin üzerinde anlaşabileceği bir kesinlik oluşturamamaktadır? Tarih boyunca, felsefecilerin, din adamlarının, bilim adamlarının her birinin kendi paradigmaları bazında verdikleri cevaplar, bırakın diğerlerini kendi grupları içerisindeki insanları hatta kendilerini bile asla tam tatmin etmemiştir. Bu durum cevapların hala TAM BİLİNEMEMEK pozisyonunda kalmalarına neden olmuştur.   Din adamlarının: “Tanrı dünyayı ve insanı yarattı, imtihan ediyor, insan tekamül ediyor, kendisine ibadet etsinler diye yarattı, kendisini bilsinler diye yarattı” ve benzeri cevapları üzerinde düşünen insanlar tarafından çelişkiler içermesi ve asla İSPAT EDİLEMEMESİ, bu nedenle de bir dine inananları bile ... Devamı

"ÜMMÜL KİTAB" Kitapların Anası Nedir?

2013-05-07 11:08:00

     Tüm Vahiylerde; Ümmül Kitab, Levh-i Mahfuz, Kitabun Markum, Kitabun Meknun, El-Kitab, Ayetullah gibi tanımlamalar ile isimlendirilen, Allah’ın bu evrene, insana, olaylara dair KETEBE ettiği, içinde zamanlar mekanlar koordinatlar üstü HAK olan her şeyin ve tüm BATILLARIN apaçık tanımlandığı, diğer adı ile ed-Din ya da Dinillah ya da Din el-Kayyıme ( Dosdoğru din ) denilen, Adem formuna geçirilmiş insanlığa yaratılışından itibaren kodlanmış olan ( fıtratAllah) yani onu “okuması” için FUAD-BASAR-SEM’A= KALB verilmiş olan, bütün varlığın ve olayların referans değerler sistemidir.   ” Allah’ın kelimeleri, adalet bakımından da doğruluk bakımından da tastamam olup, onları tebdil edebilecek olan yoktur”    ” Allah’ın kelimeleri, yedi deniz mürekkep olsa bir yedi deniz daha ona katılsa, bütün ağaçlar kalem olsa yazmakla tükenmez”    demek bu demektir.      Tevrat, İncil ve Kuran mushaflarına yüklenen yarıştırmacı anlamlardan dolayı çoğunluk tarafından fark edilmemektedir. Oysa mesela Kuran Mushafı’ndaki onlarca ayette, tüm Peygamberlere indirilen el-Kitab Vahiy’lerinin de o Ümmül Kitab’tan o anda, o coğrafyaya, o koordinatlara indirilmiş MİN HİKMETİN olduğundan apaçık detaylı bahseder. Hatta direkt olarak, Muhammed Peygambere indirilen Vahyin özel adı olan El-Kuran vahyinin de Ümmül Kitab’ın İÇİNDE olduğu ONDAN İNDİRİLDİĞİ ve bu nedenle birbirlerini tasdik ettikleri apaçık söylenir. Kuran mushafında geçen, Ümmül Kitab, Levh-i Mahfuz, Kitabun Markum, Kitabu... Devamı

Ehl-i Sünnet Aklının Genetiği: Ölüler diyarından sayıklamalar

2013-05-07 11:06:00

  Atalar geldi ve bir gölge gibi geçip gittiler, Ölüler bir şey söyleyemez, Ölüler bir şey düşünemez… Ve ölüler asla bir şey isteyemez. İşler karıştığında… Ve isyan kontrol edilemez hale geldiğinde Düzenin efendileri… Ve geçmişin yaşlı köleleri, Atalarımız ne isterdi diyecekler! Acaba bizden beklentileri nelerdi? Nasıl hareket etmemizi isterlerdi? Nasıl yaşamamız… Ve nasıl ölmemiz gerektiği konusundaki düşünceleri nelerdi? Kimin umurunda ki! Ölüler bir şey isteyemez ki; Bunu herkes biliyor!     Hakikat diye bir şey varsa o da geçmiştedir. Allah ve resulü ilk nesilleri kutsamış ve onların eliyle dinini tamama erdirmiştir. Din binasının bütün çivileri çakılmış ve sonraki nesillere yapacak hiçbir iş kalmamıştır. Mutluluk gelecekte değildir, mutluluk geçmişin altın çağındadır. İdeal bir devir olan asrı saadet devri bütün zamanlar içinde en müstesna zamandır. Bizler ona ne ulaşabilir ne de onu yaşayanların seviyesine çıkabiliriz. Gün geçtikçe işler daha kötüye gitmekte, zaman bozulmaktadır(!) İşte bu mantık Sünni gelenekçiliğin temel yaklaşımıdır.   Mezhepler tarihini yazanlar, yetmiş üç fırka, sünnet ve bidat kelimeleri etrafında dönüp dururlar. Bunlar kilit kavramlardır ve bütün kapıları a&cc... Devamı