REJİMLER VE İNEKLER

2013-09-09 11:22:00

REJİMLER VE İNEKLER     İdeolojilere dayalı sistemler çok uzun mücâdeleler sonucu ve çok derin fikir çalışmaları neticesinde şekillenirler. Bunların en basit şekilde izahatı bile ciltlerce kitaptır. Bu durumda bir rejimin ne olduğunu merak eden kişiye, ciltlerce kitap okuyup sonra da sayfalarca okuma ödevi vermeyeceğinize göre en kısa şekilde ve bir benzetme ile tarif etmeniz gerekir.    Bazı örnekler zâten epeyce meşhurdur. Bu örneklerde ineklerden örnek verilir. Sistemlerin mülkiyet konusuna nasıl yaklaştığını anlatır.    Şöyle ki;    Sosyalizm: İki ineğiniz varsa, birisini komşuya verirsiniz. Ama ineklerin zayıf olanı size kalır.   Komünizm: İki ineğiniz varsa, devlet ikisini de alır ve size süt verir. Ama bütün ineklerinizi verdiğiniz hâlde yeteri kadar süt alamazsınız.    Faşizm: İki ineğiniz varsa, devlet ikisini de alır ve size süt satar. Sattığı süt de bozuk çıkar. İtiraz ederseniz, sizin süt içmenizi yasaklar.    Nazizm: İki ineğiniz varsa, devlet ikisini de alır ve sizi kurşuna dizer. Eğer inekler verimsiz ise, onları da kurşuna dizer.    Teokrasi: İki ineğiniz varsa, devlet ikisini de alır, siz süt duasına çıkarsınız.    Bürokrasi: İki ineğiniz varsa, devlet ikisini de alır, birini öldürür, sütü pahalıya üretip, ucuza satar, kovayı da devirir. Önemli değildir, çünkü kova da zâten deliktir.    Demokrasi: İki ineğiniz varsa, ikisi de greve girer. Siz de sütsüz kalırsınız. Hem inek sahibi olup hem de süt içemezsiniz.    Bunlara başkaları da eklenebilir. ... Devamı

Söze gerek yok

2013-07-23 14:10:00

                        ... Devamı

HIRSIZLAR KASABASI

2013-07-23 13:19:00

Bir kasabada her gün hava kararınca, insanlar maymuncuklarını ve fenerlerini yanlarına alır, komşularının evlerini soymaya giderlermiş. Fakat, gün doğarken geri döndükleri her seferinde kendi evlerini desoyulmuş durumda bulurlarmış. Ama ülkede kimse kaybetmezmiş, çünkü herkes birbirinden çalarmış. Bir gün, nasıl olmuşsa, dürüst bir adam ortaya çıkmış. Geceleri, diğerleri gibi çantasını fenerini alıp hırsızlığa çıkmaktansa, evinde kalıp çalışmayı tercih edermiş bu adam. Hırsızlar da onun evinin önüne geldiklerinde içeride ışık yandığını görünce döner giderlermiş. Fakat durum böyle sürünce, ahali ona kızmaya başlamış:  "Çalmadan yaşamak senin tercihin, ama başkalarını engellemeye hakkın yok" demişler.  Bunun üzerine dürüst adam, geceleri ışığını söndürüp dışarı çıkmaya başlamış. Her gece, hırsızlık yapmadan orada burada dolaşır durur, sonunda yatmaya evine dönermiş. Fakat her döndüğünde evini soyulmuş bulurmuş. Sonuçta bir haftadan daha az bir sürede, yiyecek içecek hiç bir şeyi kalmamış ve memleketini terketmek zorunda kalmış. Kasabada hırsızlıkta ustalaşıp giderek zenginleşenler kendileri için soygun yapmak üzere maaşlı hırsızlar tutmaya başlamışlar.  Zamanla, zengin fakir ayrımı çoğalmış. Zenginler mallarını korumak için bekçiler tutmuşlar, hapishaneler kurmuşlar.  Kendi mallarının çalınmasını da yasa dışı ilan etmişler!  Ancak yoksulların mallarını çalmak hala serbestmiş!  Bir süre geçtikten sonra, artık kimse soymaktan ve soyulmaktan söz etmez olmuş. Çünkü, yoksulların çoğu ya açlıktan ölmüş ya da oraları terketip gitmişler. Zenginler ve maaşlı soyguncular ise ortada s... Devamı

EKONOMİ GERÇEKLERİ (hikaye 1)

2013-06-28 01:30:00
EKONOMİ GERÇEKLERİ (hikaye 1) |  görsel 1

EKONOMİ GERÇEKLERİ (hikaye 1)   BU İŞTEN KİM KARLI ÇIKTI?   Mevsim yaz, aylardan Ağustos ayı … Riviera kıyısında küçük bir kasaba. Yaz sezonu ancak yağmur yağıyor yani kasaba bomboş … Bu kasabada herkesin birbirine borcu var ve veresiye ile iş yapıyorlar. Kasabadaki tek otelin sinek avladığı şu sıralarda şans eseri otele zengin bir Yahudi müşteri geliyor ve otel sahibine 100 dolar bırakıp, anahtarı alarak odaya yerleşmeye çıkıyor.   Otel sahibi hemen parayı alıp kasaba olan borcunu ödüyor.   Kasap parayı hemen toptancıya götürüp borcunu kapatıyor.    Toptancı büyük bir sevinçle parayı aldığı gibi kendisine veresiye hizmet veren berberegötürüp borcunu ödüyor.   Berber de doğruca otele gelip otel sahibine olan konaklama borcunu ödüyor.     Bu arada yahudi müşteri odadan aşağıya iniyor ve odayı beğenmediğini söyleyerek otel sahibine verdiği 100 doları geri alıp otelden çıkarak gidiyor. Ancak ortada garip bir matematiksel problem var; Şimdi bu işten kim karlı çıktı ?   ... Devamı

EKONOMİ GERÇEKLERİ (hikaye 5)

2013-06-28 01:25:00
EKONOMİ GERÇEKLERİ (hikaye 5) |  görsel 1

EKONOMİ GERÇEKLERİ (hikaye 5)         Kısmi rezerv sistemi fiziksel olarak sürdürülebilir değildir. Ancak kâğıt para ve günümüzde de sayısal bilgiden ibaret elektronik para sayesinde mümkün olabilmektedir. 1971 yılında Nixon’ın altın penceresini kapatmasıyla bugünkü devasa boyutuna ulaşmıştır. Fiziksel olarak sürdürülemez olduğunu göstermek için yaşanmış bir örneği hatırlatalım.   1960′lı yıllarda Yemeklik Sıvıyağ Kralı (Salad Oil King) olarak bilinen Anthony DeAngelis kısmi rezerv bankacılığını model alarak bunu sıvıyağ stoklarında uygulamış.   DeAngelis, bankacılardan esinlenerek sıvıyağın da para gibi mübadele edilebilirlik, herkesin aynı anda çekmek istememesi gibi özelliklerinden dolayı çok büyük depolar inşa eder. Kendisi “Allied Crude Vegetable Oil Company” adıyla dev ambarlara sahip işletmesinde çok miktarda yağ tankına sahiptir. Önce milyonlarca litreye yakın yağı satın alarak tanklarında toplayan DeAngelis depolarında yağ olduğunu kanıtlamak için bu faturaları kullanır. Bunlarla çeşitli bankalardan bol miktarda kredi de alır.   Daha sonra bu yağın %90’ını sattığı halde çok sayıda müşterinin yağını onlar adına depolamaya ve depo ücreti de almaya başlar. Bazı müşteriler gelirse diye %10 yağı yerinde bırakan uyanık tacir deponun kalan %90 kısmına su basar. Yağın su üzerine çıkma gibi bir fiziksel özelliği olması nedeniyle gelen teftişlerde de kimse tankların altındaki suyu fark etmez.     Bu şekilde piyasadaki yağ fiyatlarını kısa sürede kontrol etmeye ve yurt dışıyla da aynı işi yapmaya başlar. Sonunda sahip olduğu yağ rezervlerinin tüm Amerika’dakinden fazla olduğu gözü... Devamı

TERÖRİST ANNE BABALAR NEDEN AĞLIYORSUNUZ?

2013-06-04 12:04:00

Türkiye’de uzun yıllardır her yıl binlerce genç birbirini vuruyor şehirlerde dağlarda. sağ sol çatışması, pkk, ergenekon v.b. isimlerin altında, ve arkasından feryat figan ağlayan anneler babalar. Kanaatimize göre bu musibetin en önemli nedenlerinden biri Anadolu denilen bu yerdeki tüm ırklardan olan insanların büyük çoğunluğunun EVLAT KATİLİ olmaları, devletin kanunla, din adamlarının çoğunluğunun fetvalarla, doktorların tetikçilikle, konu komşunun teşvikle, erkeklerin sus pus olmasıyla elbirliği ile işledikleri KATLİAMLAR ve CİNAYETLER. çok az bir kısım insan buna tepkili ya da karşı. Kendileri öz evlatlarını elleri ile öldürüyorlar, Allah’ın yarattığı ve kendilerine emanet ettiği  kullarını kesip biçip öldürüyorlar, sonra da büyümüş evlatları öldürülüyor diye feryat figan ediyorlar. e siz kendiniz öldürüyorsunuz kendi çocuklarınızı, başkası öldürünce neden ağlıyor isyan ediyorsunuz. Allah’ın dini İslam’a göre en büyük günahlardan masum kanı dökmek ve kürtaj yapmak ( Enam 151-152, İsra 22-39, Mümtehine 12 ve bir çok ayette İSTİSNASIZ HARAM KILINMIŞ, CEHENNEMLİK İLAN EDİLMİŞ GÜNAHLARDAN. Gel gör ki Kuran’a “iman ettik” diyen bu toplumun çoğunluğu ve zehirli ekmekle beslenen din adamlarının çoğunluğu kolayca ÖLDÜRÜVERİYORLAR hiç umursamadan masum kulları. Tekrarlıyoruz, bu ülkedeki hatta tüm dünyadaki tüm sorunların tek bir nedeni var, ALLAH’A yani O’nun dini İslam’a teslim olmamak, dili ile söyleyip elleri amelleri ile yalanlamak. gerek bireysel gerek toplumsal olarak. SİZ KENDİ YAVRULARINIZI ÖLDÜRMEYE DEVAM ETTİKÇE, FETVALAR VERDİKÇE, KA... Devamı

Kurân’ın Anlatım Uslubu

2013-05-29 08:22:00

  Burada asla unutmamız gereken bir konu da Kurân’ın kendisini tarif ettiği MÜTEŞABİH/MESANİ – MUHKEM bir Kitap olması konusudur. “Allah, MÜTEŞEBİH yani MESANİ bir kitap olarak sözün en güzelini indirdi. Rablerine karşı içleri titreyerek korkanların O’ndan derileri ürperir. Sonra onların derileri ve kalpleri Allah’ın Vahyine (zikrillah) karşı yumuşar yatışır. İşte bu, Allah’ın hidayetidir, o-Vahiy ile dilediğini hidayete erdirir. Allah, kimi saptırırsa, artık onun için de bir yol gösterici yoktur.” ZÜMER/23 “Sana Kitabı indiren O’dur. O’ndan, Kitabın anası (temeli) olan bir kısım ayetler MUHKEM’dir; diğerleri ise MÜTEŞABİH’tir. Kalplerinde bir kayma olanlar, fitne çıkarmak ve olmadık yorumlarını yapmak için ondan BENZETİLEN NE VARSA  ( TEŞABEHA ) ona uyarlar. Oysa onun tevilini (varıp durduğu Muhkemini ) Allah’tan ve İlimde derinleşenlerden başkası bilmez. Derler ki: “Biz ona inandık, tümü Rabbimizin katındandır”. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp düşünmez. Al-i İmran/7 Not: Ayetin ilk cümlesindeki kelime MÜTEŞABİH, kalplerinde kayma olanların uyduğu ise orjinal kelime TEŞBEHE’sidir. Mealciler ve klasik paradigma iki ayrı kelime oldukları halde ikisinide MÜTEŞABİH diye verirler. Oysa orjinal metne dikkatle bakanlar ilk cümlede MÜTEŞABİH ikinci cümlede geçenin ise TEŞABEHE olduğunu göreceklerdir. Yani, kalplerinde kayma olanlar MÜTEŞABİH’e değil onun TEŞABEHE’sine uydukları için eleştirilmektedirler. Bu inceliği gözden kaçırmaktalar. MUHKEM, bir konunun dolaysız direkt anlatımıdır. Net, tek anlamlı ve benzeşme içermeyen cümledir. Bu tip ayetler, İMAN ESASLARI ve SALİHÂT dediğimiz ve tüm insanların hesaba çekileceği kon... Devamı

İbrahim Nebi ve TEBLİĞİ

2013-05-28 14:35:00

  İbrahim peygamberin kavmine ( Akad Uygarlığı – Mezopotamya – MÖ 2000 ler ) yaptığı GÜNEŞ-AY-YILDIZ teşbihli tebliğ maalesef yanlış anlaşılmakta ve yorumlanmaktadır. “İbrahim peygamber sorgulayarak Allah ı buldu” şeklinde oldukça yanlış ve çelişkili bir yorum getirilmektedir. Oysa mesele çok basit ve nettir. MÖ 5000 lerden itibaren Mezopotamya Sami toplulukları tahrif ettikleri İslam dinini gene her zamanki gibi EN ÜSTTEKİ YARATAN VE YÖNETEN TEK TANRI inancının altına eşler-oğullar-kızlar-kahramanlar-evliyalar-melekler- din adamları v.b. lerinden türettikleri sahte yarı-tanrılar ilave ederek bunlardan en üstteki yaratan ve yöneten TEK TANRIYI : GÜNEŞ ( ŞAMEŞ) KRALLARI : AY (SİN) OĞULLARINI-KIZLARINI-RUHBANLARI-MELEKLERİ V.B. : YILDIZ ( İSTAR ) sembolleri ile sembolleştirmişlerdir. o dönemde krallar başlarına taktıkları mihverlerin üzerine ay sembolünü koyarlar. ( bazıları onları hala boynuz zannediyor )   İbrahim peygamber bu semboller üzerinden sahte tanrı inançlarını çelişkileri ile birlikte yerle bir edip TEK TANRI inancını onlara hatırlatmaktadır. zaten aşağıya alıntıladığımız ayetler dikkatlice okunursa konunun kalabalık bir grup önünde tebliğ yapıldığı ve onlarında İbrahim peygamber ile bu konuda çekişmeye girdiği açıkça görünecektir.   tüm dinler tarihi ve arkeoloji kayıtları da ( bkz. resim de Akad kralının başının üzerinde GÜNEŞ-AY – YILDIZ sembolleri – Louvre Müzesindedir) o sami toplulukların bu inanç şeklini apaçık bize göstermektedir.   elhamdülillah. selam ile.   İLGİLİ AYETLER: O zaman ki İbrahim, babası Azer’e: “Putları ilahlar mı ediniyorsun?” Dedi. Şüphesiz ben, seni ve kavmini, apaçık bir sapıklık içinde g... Devamı

Müddessir Suresindeki 19

2013-05-23 18:37:00
Müddessir Suresindeki 19 |  görsel 1

  Müddessir Suresindeki 19     Hz. Musa'ya levhalar verildi. Musa döneminde kullanılan dil ne idi? Tevrat hangi dilde yazıldı. Levhalarda hangi alfabeye bağlı olarak yazıldı. Tevrat, ehli kitabın ortak olarak kabul ettiği yegane kitaptır.    Hammurabi ve Hz. Musa devrinde Mezopotamya’nın yazılı dili Akatça ve Sümerceydi. Akatçada 19 sessiz harf, Sümerce 14 sessiz harf bulunur. İlk Tevrat’ın Akatça olma ihtimali çok yüksektir. Müddessir süresinde geçen 19 sayısının Akadçadaki sessiz harflerle ilişkili olabilir.    Tevrat tahrif edilmiştir. Kuran’da geçen doğru peygamberler tarihinin, Tevrat ve diğer kaynaklarda değiştirilme ihtimali çok yüksektir. Örneğin İbrahim nebi, Hindistanda "brahma" , Yemen ve Afrikada "ebrehe", Ehli kitap nezdinde "abraham" olarak geçer. Her ümmet bir şekilde İbrahimi sahiplenir ve kendi coğrafyalarına maleder.   Fig.1: Akad alfebesi   Araf.144. (Allâh) buyurdu ki: "Ey Mûsâ, Ben risaletim ve kelamımla seni insanların başına seçtim; sana verdiğimi al ve şükredenlerden ol!"   Araf.145. Öğüte ve her şeyin açıklamasına dair ne varsa hepsini Mûsâ için levhalara yazdık: "Bunları kuvvetle tut, kavmine de emret, bunların en güzelini tutsunlar (bu en güzel buyruklar gereğince amel etsinler); size, yoldan çıkmışların yurdunu (nasıl târumâr ettiğimi) göstereceğim!"   Bu ayetlerde Tevrat’ın levhalara yazıldığı belirtiyor.   Kuran parça, parça indirilmiştir. Ama parça, parça yorumlanamaz. Bir bütün içerisinde değerlendirilir; ağı... Devamı

F A İ Z T U Z A Ğ I / BEREKET ADASI

2013-05-15 01:32:00
F A İ Z     T U Z A Ğ I / BEREKET ADASI |  görsel 1

  F A İ Z     T U Z A Ğ I / BEREKET ADASI Prof. Dr. Mete Gündoğan Mete Gündoğan, 1963 Balıkesir – Dursunbey doğumludur. İlköğretim ve Lise tahsilini Ayvalık ilçesinde tamamladı. Dokuz Eylül Üniversitesi’nde Lisans (1985) çalışmasını bitirdikten sonra Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde Yüksek Lisans çalışmasına başladı. Tez aşamasında British Council’den almış olduğu bursu değerlendirmek üzere İngiltere’ye gitti. Cranfield Teknoloji Enstitüsü’nde Üretim Sistemleri Mühendisliği alanında Yüksek Lisans (1990) çalışmalarını tamamladı. Doktora’sını (1995) yine İngiltere’de, Cranfield Üniversitesi Endüstri ve Üretim Sistemleri Mühendisliği alanında yaptı. Doçentliğini 2000 yılında aldı. Balıkesir Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi (yarı zamanlı), Polis Akademisi (yarı zamanlı) ve Uluslararası Saraybosna Üniversitesi’nde çalıştı. Ghent Üniversitesi’nde akademik çalışmalar yaptı. Akademik çalışmalarının yanı sıra Dr. Gündoğan Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu’nda (TÜBİTAK), Devlet Planlama Teşkilatı’nda (DPT), TBMM’nde ve Başbakanlıkta Başmüşavir olarak çalıştı. Çeşitli sanayi çalışmaları ve tecrübeleri çerçevesinde, Akıncı F-16 Uçak Fabrikası’nda (TAI) ve Avrupa Ford Motor Fabrikalarında bir proje üzerinde (Köln-Almanya, Genk-Belçika, Valencia-İspanya, Bordeaux-Fransa ve Dagenham-İngiltere) çalıştı. Özel sektörde üst düzey yöneticilik ve danışmanlık yaptı. Uluslar arası ve ulusal düzeyde birçok yayını bulunan Prof. Dr. Mete Gündoğan’ın akademik ilgi alanları: Sistem Analizi ve Tasarımı, Üretim Yönetimi Sistemleri, Üretim Planlama ... Devamı

İnsan ve Dünya Yaşamımız

2013-05-07 11:09:00

  Allah'ım Hak Doğrularımızda Sabit Kıl, Yanlışlarımızdan Doğruya Hidayet Et…         Çok eski çağlardan beri insanların tamamının kendisine ve birbirine sorduğu, fakat bu soruya verilen cevapların kalpleri asla tam tatmin etmediği insanlığın en eski ve derin sorusudur:   ” İNSAN NEDİR?,  DÜNYA HAYATI NEDİR?, BUNLARIN ANLAMI NEDİR?   İnsan, bu soruların cevabını BİLMEK istemektedir.   Bu kendi varoluşuna ait en önemli soruyu BİLMEK hem de EMİN BİR ŞEKİLDE KESİN OLARAK BİLMEK arzusundan dolayı, bu varoluş sorusuna ve altından türeyen onlarca ilişkili soruya kadim uygarlıklardan beri bir çok cevaplar verilmiştir. Ancak bu sorulara verilen cevaplar mantıklı önermeler içerse de mutlaka “ispat edilemeyen” bölümleri olmuş ve bu nedenle asla üzerinde anlaşılamayan ve kalpleri tam tatmin etmeyen cevaplar olarak kalmışlardır.   Peki insanlık kendisi için bu kadar önemli bir soruya neden cevap bulamamaktadır? Ya da bulunan cevaplar neden herkesin üzerinde anlaşabileceği bir kesinlik oluşturamamaktadır? Tarih boyunca, felsefecilerin, din adamlarının, bilim adamlarının her birinin kendi paradigmaları bazında verdikleri cevaplar, bırakın diğerlerini kendi grupları içerisindeki insanları hatta kendilerini bile asla tam tatmin etmemiştir. Bu durum cevapların hala TAM BİLİNEMEMEK pozisyonunda kalmalarına neden olmuştur.   Din adamlarının: “Tanrı dünyayı ve insanı yarattı, imtihan ediyor, insan tekamül ediyor, kendisine ibadet etsinler diye yarattı, kendisini bilsinler diye yarattı” ve benzeri cevapları üzerinde düşünen insanlar tarafından çelişkiler içermesi ve asla İSPAT EDİLEMEMESİ, bu nedenle de bir dine inananları bile ... Devamı

"ÜMMÜL KİTAB" Kitapların Anası Nedir?

2013-05-07 11:08:00

     Tüm Vahiylerde; Ümmül Kitab, Levh-i Mahfuz, Kitabun Markum, Kitabun Meknun, El-Kitab, Ayetullah gibi tanımlamalar ile isimlendirilen, Allah’ın bu evrene, insana, olaylara dair KETEBE ettiği, içinde zamanlar mekanlar koordinatlar üstü HAK olan her şeyin ve tüm BATILLARIN apaçık tanımlandığı, diğer adı ile ed-Din ya da Dinillah ya da Din el-Kayyıme ( Dosdoğru din ) denilen, Adem formuna geçirilmiş insanlığa yaratılışından itibaren kodlanmış olan ( fıtratAllah) yani onu “okuması” için FUAD-BASAR-SEM’A= KALB verilmiş olan, bütün varlığın ve olayların referans değerler sistemidir.   ” Allah’ın kelimeleri, adalet bakımından da doğruluk bakımından da tastamam olup, onları tebdil edebilecek olan yoktur”    ” Allah’ın kelimeleri, yedi deniz mürekkep olsa bir yedi deniz daha ona katılsa, bütün ağaçlar kalem olsa yazmakla tükenmez”    demek bu demektir.      Tevrat, İncil ve Kuran mushaflarına yüklenen yarıştırmacı anlamlardan dolayı çoğunluk tarafından fark edilmemektedir. Oysa mesela Kuran Mushafı’ndaki onlarca ayette, tüm Peygamberlere indirilen el-Kitab Vahiy’lerinin de o Ümmül Kitab’tan o anda, o coğrafyaya, o koordinatlara indirilmiş MİN HİKMETİN olduğundan apaçık detaylı bahseder. Hatta direkt olarak, Muhammed Peygambere indirilen Vahyin özel adı olan El-Kuran vahyinin de Ümmül Kitab’ın İÇİNDE olduğu ONDAN İNDİRİLDİĞİ ve bu nedenle birbirlerini tasdik ettikleri apaçık söylenir. Kuran mushafında geçen, Ümmül Kitab, Levh-i Mahfuz, Kitabun Markum, Kitabu... Devamı

Ehl-i Sünnet Aklının Genetiği: Ölüler diyarından sayıklamalar

2013-05-07 11:06:00

  Atalar geldi ve bir gölge gibi geçip gittiler, Ölüler bir şey söyleyemez, Ölüler bir şey düşünemez… Ve ölüler asla bir şey isteyemez. İşler karıştığında… Ve isyan kontrol edilemez hale geldiğinde Düzenin efendileri… Ve geçmişin yaşlı köleleri, Atalarımız ne isterdi diyecekler! Acaba bizden beklentileri nelerdi? Nasıl hareket etmemizi isterlerdi? Nasıl yaşamamız… Ve nasıl ölmemiz gerektiği konusundaki düşünceleri nelerdi? Kimin umurunda ki! Ölüler bir şey isteyemez ki; Bunu herkes biliyor!     Hakikat diye bir şey varsa o da geçmiştedir. Allah ve resulü ilk nesilleri kutsamış ve onların eliyle dinini tamama erdirmiştir. Din binasının bütün çivileri çakılmış ve sonraki nesillere yapacak hiçbir iş kalmamıştır. Mutluluk gelecekte değildir, mutluluk geçmişin altın çağındadır. İdeal bir devir olan asrı saadet devri bütün zamanlar içinde en müstesna zamandır. Bizler ona ne ulaşabilir ne de onu yaşayanların seviyesine çıkabiliriz. Gün geçtikçe işler daha kötüye gitmekte, zaman bozulmaktadır(!) İşte bu mantık Sünni gelenekçiliğin temel yaklaşımıdır.   Mezhepler tarihini yazanlar, yetmiş üç fırka, sünnet ve bidat kelimeleri etrafında dönüp dururlar. Bunlar kilit kavramlardır ve bütün kapıları a&cc... Devamı

Kuranda NİDD ve ENDAD

2013-02-14 12:47:00

  Bakara süresinin 159. ayeti… “İndirdiğimiz açık seçik delillerle kılavuz mesajı; Biz onu kitap da İnsanlara ayan beyan gösterdikten sonra gizleyenlere, işte onlara, hem Allah lanet eder, hem de lanet okuyanlar lanet eder.”.                   Bakara süresinin 165.... ”İnsanlar içinde öyleleri vardır ki, Allah dışında “bazılarını” Allah’a eş tutarlar da, onları Allah’ı severmiş gibi severler. İman sahipleri ise, Allah’a sevgide çok kararlı ve taşkındırlar. Zulme sapanlar, Azabı gördüklerinde, tüm kuvvetin Allah da bulunduğunu, Allah’ın azabının çok şiddetli olduğunu fark edebileceklerini anlayabilselerdi.” Bazılarını kavramını açarsak, burada hem “bazı şeyleri” hem de “bazı kimseleri” kapsadığını hatırlatalım. Bunun içinde, hem ilan edilen azizlerin veya evliyanın kuyruğuna takılmak, hem de aristokrasinin kuyruğuna takılmayı kapsamaktadır. Yine zamanımızda öyle akılsızlar vardır ki, onlara Kuran oku ve ondan ilim al dereniz size, rabb/erbab edindiklerinin eser ve öğretilerinden başka şey okumayacaklarını dahi söylerler. İşte bunlar o kimselerdir.   NİDD / ENDAD; (Arapça nidd Misiller, nazirler/Yardımcılar, benzeyenler, eşler(bakınız, eşbah, nazair)   Eşbah;”Arapça, şebah) 1-Şahıslar, cisimler, vücutlar, gövdeler. 2-Büyük kapılar. 3-Uzaktan görülen şeyler, hayaller karartılar. Endad bir nevi hayali anlamlar çıkarmaktır. Yani çıkan anlam, ne Vahyi gönderenin maksadına, ne kavramların içerdiğine ve öne alınması gereken anlamına, ne surenin ismine ve genel tema ve maksadına, nede çevre ayetlerin ana fikrine uymayacak şekilde ki yorumdur.      Mealden ald... Devamı

Koyunlaştırılmış Kitlesel Güç

2013-01-11 16:57:00

  Koyunlaştırılmış Kitlesel Güç   Koyunlaştırılmış Kitlesel Güç, Koyun derken, koyunların klonlamasından bahsetmeyeceğiz! İnsanların dogmalarla, sinsi ve kurulu sistemlerle, kör inançlar ve ritüellerle klonlanmasından bahsedeceğiz. Dünyada, insanların kurdukları acımasız düzenler/sistemler, sadece insanların doğduğu aile, köy, şehir, ırk, din veya devlet değiştiğinde; onları ölüme kadar kendi dogmalarına nasıl köle yaptıklarına şahit olmuşsunuzdur. Örneğin; İran da doğan birisini alıp Avrupa’nın her hangi bir şehrine götürdüğümüzde ve orada büyümesini sağladığımızda farklı sonuçlar meydana gelmektedir. İran da, Ayetullah’ı din adamı olarak kabul eden kişi, Hıristiyan bir memlekette doğmuş olsa Papazları, Hindistan’da doğsa Budist rahipleri, İsrail’de dünyaya gelse Yahudi hahamları, Türkiye’de doğmuş olsa şeyhleri, seyitleri ve imamları aynı konumda görecekti. Buradan da anlaşılacağı üzere, kurulan düzenler ve kirli atmosfer sayesinde kişiliklerin ve karakterlerin oluşumunda bireyin kendi kanaati ve iradesi pek olamıyor. Yada bu kirli atmosferden sıyrılıp özgürleşemiyorlar. Peki neden bu böyle? Baskıcı ve otoriter yapılar/sistemler; insanlara tamamen dışarıdan yapılan baskılar sonucunda, bu tür dogmaları empoze ederek (dayatarak) ve de bu tür dogmaları içselleştirerek kendi istedikleri doğrultuda kullanabilecekleri kukla ve köle kişilikler yaratmaktadırlar. Böylelikle kişilerin özgürce düşünmeleri ve yaşamaları engellenmektedir. İşte, dışsal etkilerin (hegemonik güçlerin) sinsi bir şekilde kullanımı bu şekilde meydana gelmektedir. İnsanın özgürlüğünü bu şekilde elinden almaktadırlar. Bu dogmalar asl... Devamı

NİÇİN SADECE KURAN

2013-01-04 10:53:00

  NİÇİN SADECE KURAN   Bu yazı önyargı ile okunacak bir yazı değil. Hiç bir düşünce kalıbına, kampına, siyasi akıma bağlanmayan, unvansız biri tarafından, herkes okusun diye kısa yazıldı. Bu yazı yeni bilgi içermez, gün gibi ortada olanın beyanından ibaret. Ancak gün gibi ortada olanın fark edilmesi çoğu zaman çaba gerektirir. İlk bölüm sadece Kuran’ın izlenmesi gerektiği yönünde Kuran’dan kanıtları, ikinci bölüm hadis, sünnet ve mezhep inancını çürüten tezleri içermektedir. Yanınızda en az bir Kuran çevirisi bulunmalıdır. Atıfta bulunduğumuz ayetlerin Türkçesini yazmayışımızın sebepleri şunlardır:   Birincisi, çeviri ayetin orijinal kelimelerini ve her anlam katmanını yansıtmayacaktır. Kelime kelime çeviri veren sitelerden kontrol edin, farklı çevirileri kıyaslayın. Sizin daha başarılı bulduğunuz çeviri ile bizimki farklıdır. Ayrıca Kuran’ı anlama çabası ve tembellik bağdaşmaz (bkz. 3:79, 6:156, 7:169, 12:111, 30:28, 33:67).   I.                   “SADECE KURAN” İNANCINA KURAN’DAN KANITLAR   Yüzyıllardır söylenegelenin, geleneğin aksine, İslam’ın Kuran’dan başka kaynağı yoktur. Bu gerçek Kuran’da açıkça haber verilmektedir.   İslam sadece Kuran’dır Müslümanlar sadece Kuran’a uymalılar (2:38, 2:63, 2:91, 2:120-121, 2:213, 2:176, 3:32, 3:73, 4:105, 5:3, 5:47-48, 5:99, 6:19, 6:114-115, 6:155-6:157, 7:3, 7:144-147, 7:169-171, 12:111, 17:9, 18:27, 20:113, 20:123-124, 20:133-134, 21:27, 21:45, 22:16, 22:54, 23:49, 23:73, 25:30, 28:49, 28:56, 33:1-2, 33:67, 34:6, 39:23, 39:41, 41:44, 45:6, 50:45... Devamı

ZIHAR nedir?

2012-12-21 14:57:00

Vardır bizim toplumumuzda da densizler, edepsizler ve de edepsiz-demagoglar, lâfebeleri, her gelişmiş ama oturmamış toplumlarda olduğu gibi. Bütün bu densizliklerin, edepsizliklerin, arsızlıkların, erkek denen cinsin başı altından çıkmakta olduğu hepimizce bilinse de, bir türlü itiraf edilemezdirler. Adam 25 senedir evlidir, iki çocuğu vardır, 23 yaşında bir kız ve 14 yaşında bir oğlan. Er kişi ev dışında çalışmıştır, evine ekmek getirmiştir, eşini ise çocuklarının başına memur etmiş, böylelikle sorumluluğu paylaşmışlardır. Adam eşiyle üç senedir ne bir ilişki yaşamakta ne de muhabbet koyulaştırmaktadır. Ama o bir erkektir ve her erkek gibi insani ve tabii bir takım ihtiyaçları bulunmaktadır. Evinin kadını, artık annesi gibi... ...Kaynak : kurandanhaberler.blogcu.com Devamı

İLMİHAL ALDATMACALARI

2012-12-21 14:56:00

İlim, kurandan, ilmihale geçince; Bu Kuranı Mübin terk edildi. Cuma suresinin 9. ayeti, inananları Toplantı Gününde namaza çağıran ayettir. Bu ayet “ya eyyuhelleziine” sözcüyle başlayıp “Ey inananlar” manasına gelip hiçbir şekilde din, ırk ve cinsiyet ayrımı yapmayan bir sözcüktür. Hitap hiçbir ayırım yapmadan tüm insanlaradır. Ayeti okuyan ve anlayan her insan bu çağrıya uymalıdır. Sözcüğün Arapçasında ZEL harfinden sonra gelen harekesiz YE harfi, ZEL harfi esreli olduğundan, uzun “i” sesiyle okunmalıdır; YE harfi ise okunmayan uzatma harfidir. Hal böyle olunca, ayetlerin Türkçe transliterasyonlarında bazı telaffuz hataları yapılmış ise de, nihayetinde Arapça sözcük aşağıda parantez içerisinde yazıldığı gibidir ve yine... ...Kaynak : kurandanhaberler.blogcu.com Devamı

KURAN’daki NAMAZ ~ 1

2012-12-21 14:55:00

Genel olarak Namaza değil de Kurandaki Namaza değinmek isterken, bindörtyüz senelik bir alışkanlığın, gelenekleşmenin, bidatlaşmanın altını kazıdığımın farkındayım. Farkındalığımın ötesinde aşağıdaki satırlar okunduğunda, okuyucunun isyan bile edebileceği düşüncesi kafamda sabit bir fikir olarak yerini bulmuş durumda. Ama elden gelen bir şey yok, zaten aşağıda anlatılanlar, uydurulmuş dinin namazı değil, indirilmiş dinin namazıdır, Kuran’daki Namazdır. Öncelikle, Kurandaki haramların ve günahların, namaz kapsamında nasıl davrandığını ortaya koyarak başlamak, sanırım düşünceyi sıfırlama çabamızda bize ziyadesiyle yol gösterici olacaktır. Kuranda namaz ile ilgili 100’e yakın ayet bulunur. Bunların hepsi namaz kılmayı teşvik eden ayetlerdir. Kuranda namaz kılmayanları kınayan tek bir ayet yoktur.... ...Kaynak : kurandanhaberler.blogcu.com Devamı

KURAN'daki NAMAZ 2 Vusta (Orta !)

2012-12-21 14:55:00

Vusta (Orta !) namazı Bakara:238. ayette bahsedilir. 2:238 Namazlara, özellikle orta namaza dikkat edin. Kendinizi tümüyle ALLAH'a vererek namaza durun. 2:238 Hafizu ales salevati ves salatil vüsta ve kumu lillahi kanitın Sabah ve akşam namazının vakitlerini çıkardığımız ayetler ve bu ayet dışında namaz vakitlerinin çıkartılabileceği hiçbir ayet yoktur. Demek ki namaz vakitleri bu ayetlerden anlaşılacaktır. 24:58 Ey inananlar, yeminlerinizin/anlaşmalarınızın hak sahibi oldukları ve sizden henüz erginliğe ermemiş olanlar... ...Kaynak : kurandanhaberler.blogcu.com Devamı

KURAN’daki NAMAZ ~ 3

2012-12-21 14:54:00
KURAN’daki NAMAZ ~ 3 |  görsel 1

KURAN’daki NAMAZ ~ 3 İlk iki bölümümüzde, namazın vakitlerine değindik. Kuran'da namazın beş vakit olduğuna dair bir ifade olmadığını inceledik. Namazın süresi hakkında bir ifade veya rükûda, secdede, ne söyleneceği de Kuran'da geçmez. Aslında hadislerde de namazın uzun mu, kısa mı olduğu, rükûda, secdede ne söylenmesi gerektiği aktarılmaz. Bugün anlatılan namazın, uydurma dolu hadislerle bile açıklanması mümkün değildir. Namazdaki birçok husus tamamen mezhep kurucularının şahsi görüşleriyle oluşmuştur. Peygamber'in hem çok uzun hem de çok kısa namaz kıldığına; uzun rükû, uzun secde ettiğine dair de birçok hadis vardır. Ama mezhepçiler, rükûları tek "Subhane rabbiyel azim", secdeleri üç "Subhane rabbiyel ala" ifadeleriyle... ...Kaynak : kurandanhaberler.blogcu.com Devamı

Kime MÜSLÜMAN denir ?

2012-12-21 14:53:00
Kime MÜSLÜMAN denir ? |  görsel 1

En başta, ilk adım olarak “Müslümanlık” sözcüğünü iyi kavramamız gerekmekte. Doğumumuz esnasında, nüfus cüzdanımız alındığında, belgenin üzerinde İslam yazılı satır, Müslüman olduğumuzu ancak resmi anlamda kanıtlar. Ömür boyu taşınan bu kimliğin gerçekte nasıl bir anlam içerdiği tam olarak bilinir mi? Yani asıl soru şudur: Müslümanlığın ne olduğunu biliyor muyuz? Müslüman olmak demek, Allah’ın var olduğu ve tek olduğu fikrini benimsemek demektir. Aslında bu basit tanım, İslam kavramını tamı tamına çerçeveleyen bir tanımdır. “Müslüman” kelimesi kocaman bir kelimeyken, böylesi bir zayıf karşılığı yakıştıramasak da, Kuransal kavramlar genelde, böylesine kolay anlaşılır söylemler içerirler. Müslüman kelimesi “İslam olan” demektir. İslam kelimesi... ...Kaynak : kurandanhaberler.blogcu.com Devamı

KURULU DÜZENLER (para)

2012-12-18 08:38:00
KURULU DÜZENLER (para) |  görsel 1

    Kanınımız vücudumuz için ne ise mal / meyl /para da iktisadi hayatımız için öyle. Hayal edin:  Yok olmanızı isteyen bir düşmanınız var.   Kan dolaşımınızın kontrolü bu düşmanın elinde olsa ne olur? Cevap gayet açıktır.   Sizi kansız bırakacak, hatta psikopatsa can çekiştire çekiştere öldürecektir. Böyle bir düşmanın vücudunuzdaki kanı kontrol etmesine razı olur musunuz? Kasketli Ahmet de, Sakallı Hüsnü de buna razı olmaz elbet. Lakin iktisadi yaşamın kan pompasının bir grup yabancıya teslim edilmesinde bir beis görülmüyor. Peki Hüsnücüm ya bu BDPS’nin sahipleri senin can düşmanınsa? (BDPS; Borca Dayalı Para Sistemi) Ya tek amaçları seni mahvetmek ise..   ***   Yıl 1648. Yahudi bir Osmanlı vatandaşı olan Sabatay Sevi (Zvi )‘Lurianik Kabala’ öğretisine dayanarak kendini ‘mesih’ ilan eder. Musa’nın şeriatında da bir takım değişikler yapmayı ihmal etmez. En büyük değişiklik ise Sabatay’ın ‘ilahi’ anlayışıdır. Sabatay der ki sayısı bir hayli çok olan müritlerine: “Artık dinin kurallarına uymaya gerek yok. Günahlar serbest. Hatta kasten günaha girmeli. Bir ibadet olarak.” Niye? Çünkü günahlar evreni karanlıkla dolduracak ve ancak o zaman dünyamızı aydınlatacak bir krallık kurulabilecek. (IMF, Dünya Bankası, NATO gibi kuruluşlar ise bu amaca götüren basamaklar)   *** Sabatay Sevi özellikle cinsellikle ilgili sınırların kalkmasını telkin etti. Sınırsız cinselliği tanrıya yaklaşmanın bir yolu olarak sundu. Ayinlerinde, ‘mumlar söner’ ve her türlü iğrençlik vuku bulurdu. Ensest yani aile i&cc... Devamı

KURULU DÜZENLER (banka)

2012-12-18 08:36:00
KURULU DÜZENLER (banka) |  görsel 1

    BDPS yani Borca Dayalı Para Sistemi.   Günümüzdeki faizci zulüm düzeninin adı.   Bir mühendislik projesi BDPS..   Nasıl ki bir meyve suyu fabrikasındaki makinalar, içine atılan meyveleri meyve suyuna dönüştürmeye ‘programlanmışsa’, BDPS de içine dahil olan tüm insanlığı köleleştirmeye programlanmış.   BDPS, küresel zulüm aleti..   Tabiatın yok olmasından, savaşlara,   Trafik sıkışıklığından, soframızdaki sağlıksız yiyeceklere,   Zinanın, hırsızlığın, cinayetlerin artmasından   Aile ve toplum içi huzurun azalmasına kadar daha birçok maddi ve manevi felakette BDPS’nin parmağı var.   Bu çalışmaların amacı BDPS zulmünü ifşa etmek ve bu ‘görünmeyen’ canavarı görünür hale getirmektir.   ***     Mezopotamya’da tapınaklar banka görevi görürlerdi.   Rahipler, tanrıların adına iş yaptıklarından halk onlara güvenir ve mallarını teslim ederlerdi.   Tarihi kayıtlar, tapınaklar ile bankacıların gizli, girift ilişkisini ortaya koyuyor.   ***   Britikanika Ansiklopedisine göre, Babil’de IGIBI ailesinin kurduğu IGIBI bankaları, hükümetin/tapınağın kasasında duran mallara karşılık borç para üretiyordu.   Bu sistem Rothschild’lerin 18.yüzyıl Avrupasında uygulamaya başladığı sistemin yani BDPS’nin aynısı idi. (BDPS; Borca Dayalı Para Sistemi.)   IGIBI bankaları da kasadaki maldan çok daha fazla miktarda borç para üretiyor ve yepyeni ürettiği borç para ile ‘faiz’ kazancı elde ediyordu.   BDPS’ciler, Babil’de kil üzerind... Devamı

SÖZE GEREK YOK (Kapitalist Yapı)

2012-12-18 08:33:00
SÖZE GEREK YOK (Kapitalist Yapı) |  görsel 1

      ... Devamı

SÖZE GEREK YOK (tek kuran)

2012-12-18 08:32:00
SÖZE GEREK YOK (tek kuran) |  görsel 1

  SÖZE GEREK YOK (tek kuran)     ... Devamı

Paranın nasıl üretildiğini bilmiyor musunuz?

2012-12-18 08:31:00
Paranın nasıl üretildiğini bilmiyor musunuz? |  görsel 1

  Paranın nasıl üretildiğini bilmiyor musunuz?     Kanada’da mesleği ekonomi olmayan üniversite ve üstü mezunu başarılı insanlar arasında bir anket yapılmış. Anketten çıkan çarpıcı sonuca göre hiçbirisi paranın nasıl üretildiğini bilmiyormuş.   Yine ilginç şekilde hepsi parayı devletin bastığını zannediyormuş. Ayrıca paranın büyük oranının (%90) bankalarca havadan yaratıldığından haberleri yokmuş.   Şöyle bir iddia da ortaya atılabilir. Anketi Türkiye için yapalım ve içine ekonomi öğrenimi görmüş olanları da dahil edelim. Çıkacak sonuç pek farklı olmayacaktır. Hatta daha da ileri gidip devletin en üst düzeyinde görev yapan insanların da işin fazlaca farkında olmadığı söylenebilir.   İddiayı destekleyen çok sayıda kanıttan birisi zamanın İngiltere Başbakanı David Lloyd George’un hikâyesi. Diğeri ise Malezya’nın efsanevi başbakanı Mahathir’e ait. Malezya’yı içine sokulduğu 1997 krizinden IMF’ye rağmen çıkarmayı başaran efsanevi liderin krize kadar paranın nasıl üretildiğine dair bilgisinin olmadığının itiraf edilmesi anlamlı. Evdeki doktor kitabında bunu açık yüreklilikle ifade ediyor.   İnsanların bu kadar yoğun şekilde hayatının parçası olmuş para gibi bir ölçü aracının nasıl üretildiğinin öğretilmemesi veya öğrenilememesini hele üniversite mezunu insanların bu konuda bilgisizliğini nasıl izah edebilirsiniz? Özellikle bu bilgisizlik dünya çapındaysa.   Anketteki herkes paranın devlet tarafından basıldığını zannediyor. Halbuki madeni paralar hariç tüm paralar devlet dışı kurumlarca basılmaktadır.   Süreci Açıkla... Devamı

Tekasür Hastalığı ve Kapitalist Din

2012-12-18 08:30:00
Tekasür Hastalığı ve Kapitalist Din |  görsel 1

  Tekasür Hastalığı ve Kapitalist Din   Din ile kapitalizm yapısı içiçe bir haldedir. Dindar, denilen kişiler, dini bir örtü gibi kullanırlar. Ahirete inanır gibilerdir ama onlar dünyayı severler. Dünyaya ve mal biriktirmeye daha fazla önem verdiklerini, bunun sonucu da daha zengin olduklarını görürüz. Kendine müslüman diyen ama tekasür hastalığına yakalananlar ... Aslında konuya daha derin ve geniş bir çerçeveden baktığımızda, mal biriktirmenin temelinde insanınsınırsız hırsı olduğu kolayca görülür. Her insanın, yaşadığı ortamda aldığı terbiye ve eğitimin etkisiyle, az veya çok bu hırsa sahip olduğu görülür. Burada Tekasür ahlaksızlığından ziyade, Ehli Sünnet teolojisinin, nebi adına uydurulmuş hadisler ile insanın mal biriktirme hırsını daha teşvik ettiğini söyleyebiliriz. Ancak gerçek problem, mal biriktirmeden ziyade bu biriktirilen mal ve zenginliğin nerelere harcandığındadır. Bu konuda Şia Ahlakı ile Ehli Sünnet Ahlakı arasında bir fark yoktur ve diğer insanlara az  yardımı, Çoğunu kendilerine bırakmayı esas alır. Aynı şekilde Kapitalist kültürün temelinde paylaşımcılık ve yardımlaşmadan söz etmek mümkün değildir. Çok azı hariç; zira hiç yardım alamayan aç insanlar isyan eder. Bu nedenle çok az yardım, kurulan sistemin işlemesi için gereklidir. İşte bu yönüyle Kapitalizm, gerçek İslam ile çatışmaktadır. Aslında Kapitalizmin temelinde bir din arandığında, buna en yakın dinin Hadu olanların (Yahudileşen) din yapıları olduğu görülecektir. Kapitalist kültürün temelinde sınırsız ihtiyaç, tüketim ve harcama olduğu gibi, aynı zamanda sınırsız bir hürriyet de vardır.... Devamı