Herşey OKU Emri İle Başlamıştı

2011-09-21 14:23:00

 Okumayı bilmeyen, cahil olanın yani ümminin anlamasınında, bilmesininde manası yoktu.  Anlamdan yoksundu. Oku emri ile peygamber gibi bir rehber, kul, insan, harika biri olmak mümkün iken. Aynı oku emri ile firavun, zalim kral, calut, karun, belam gibi olmakta mümkündü. Mümkün. Ancak okadar uzağa yükseklere varmanın anlamı yok. Sıradan kimseler için oku emri onu takva sahibi bilge ve bilinen biri yapabilecek iken; cahil ve gene bilinen biri yapmasıda mümkün. Oku hitabını alması gereken yerden değilde yanlış yerlerden alan veya aldığı hitaba bir şekilde bir yerlerde sırtını dönen aşağılanmışlardan olmak zorunda kalır. Karşımıza bazen kitap yüklü eşek bazen ise insanlığından bir haber sureti insan olarak çıkabilir. Oku emri herşeyin başı her şeyin bittiği yer. Ya okursun şeref ve edep sahibi olursun ya okursun ün sahibi amma edepten uzak olur kaybedersin yada muhatap bile olamadan göçüp giden çoğunluğa katılırsın. Okumaya başlayıpta bu eylemini yarıda kesenin hali, ilk cahilliğinden bile haberdar olmayan kişiden daha berbattır. Tehlikelidir. Canı yanmış vahşi misali her an bir yerlere zararı dokunabilir. Bazen farkına varır halinin ve ister diler ki en başa geri dönmeyi. Yada var ise bir kıvılcım taşıdığı arayıp bulmak ister aradığı o kutsalını. Aşkını. Özlemini. Yarenini. Işte bilmek böyle acıdır. Bilmek için yola koyulan bunu göze almış mıdır bilemem ama bilmenin acılığını tattığında iş işten geçmiştir. Onun için herkes değil birazı bilmelidir. Zır cahillerin mutluluğu ve takvasına özenilmelidir. Ibadetlerine zikirlerine nazar edimelidir. Amma velakin yaşadığımız toplum ve zaman, cahilliğin ne zamanı ne de buna müsamaha var. Ben bilmek istemiyorum deme şansına sahip değil kimseler. Illada bileceksin işine yarasada yaramasada. Azından çoğuna pek &c... Devamı

İslam Soru Sormakla Başlar

2011-09-20 15:58:00

  "Ben" ve "Biz" Olma Süreci Soru Sormakla Başlar Kaçımız, inancımızın kaynağı ve o kaynağı nasıl algıladığımız ile ilgili sorular sorma gereği duyuyor? Soru sorma gereği duyanların muhatapları kim? Bu sorularımızı kime, neye, nereye, ve nasıl soruyoruz? Bu sorular neyi/neleri kapsıyor, içeriğinde neler var?  Şu an görünen halimizle ilgili bir tespitimiz var mıdır varsa bunları nasıl formüle ediyoruz? Mesala, bizi Müslüman kılan ve müslüman olmadığını düşündüğümüz insanlardan bizi ayıran temel özelliklerimiz nelerdir? Bu temel özelliklerimiz, şekilsel, fikirsel, eylemsel nitelikli olanlardan hangisini veya hangilerini içeriyor? Bizi müslüman kılan bu davranış ve anlayışlarımızın, İslam olduğuna dair, algımızın kaynağı nedir? "Bilmediğin şeyin ardına düşme;çünkü, işitme duyusu, görme duyusu ve kalp, bunların hepsi bundan sorguya çekilecektir!"(17/36) diyen bir kitabın kaynaklık ettiği dine bağlı olduğumuzu iddia eden "bizler"in bu soruları merkeze alarak yeni ve adil bir dünya inşa etmesi mümkün. Yeterki sordukları sorulara doğru cevaplar versinler ve cevaplarının gereğini yerine getirsinler. Soru soramıyor olmak, aynaya bakamıyor olmak gibi bir şey...Nasıl ki, aynaya bakmayan/bakamayan birisinin, kendi görüntüsü hakkında doğru ve net bir şekilde bir bilgi elde etmesi mümkün değilse, ancak çevresindekilerin veya muhataplarının aktardıkları ile yetinmek durumunda kalıyorsa, kendisi açısından sağlaması yapılmayan algı, anlayış ve bilgiler için de aynı şey olmak durumundadır. Bir sanıdan ibaret olan, kendisinin "yakışıklı veya güzel olduğu" iddiası kendisine değil muhataplarına ait bir değerlendirmeyse (tanımlama ve değerlendirmeler, onları yapanların algı, birikimlerinin bir sonuc... Devamı