Simurg ( Zümrüd-ü Anka )

2013-07-23 13:08:00

Rivayet olunur ki, kuşların hükümdarı olan Simurg ( Zümrüd-ü Anka ya da batıda bilinen adıyla Phoenix ), Bilgi Ağacı'nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş.Bu kuşun özelliği gözyaşlarının şifalı olması ve yanarak kül olmak suretiyle ölmesi, sonra kendi küllerinden yeniden dirilmesidir.....Kuşlar Simurg'a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürmüş. Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe onlar da Simurg'u bekler dururlarmış. Ne var ki, Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler.Derken bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg'un kanadından bir tüy bulmuş. Simurg'un var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte Simurg'un huzuruna gidip yardım istemeye karar vermişler.Ancak Simurg'un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı'nın tepesindeymiş. Oraya varmak için ise yedi dipsiz vadiyi aşmak gerekirmiş, hepsi birbirinden çetin yedi vadi... İstek, aşk, marifet, istiğna, tevhid, hayret ve yokluk vadileri... Kuşlar, hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar. İsteği ve sebatı az olanlar, dünyevi şeylere takılanlar yolda birer birer dökülmüşler. Yorulanlar ve düşenler olmuş..."Aşk denizi"nden geçmişler önce...”"Ayrılık vadisi"nden uçmuşlar..”."Hırs ovası"nı aşıp, "kıskançlık gölü"ne sapmışlar..”.Kuşların kimi aşk denizi’ne dalmış, kimi ayrılık vadisi’nde kopmuş sürüden...Kimi hırslanıp düşmüş ovaya, kimi kıskanıp batmış göle...Önce Bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp;Papağan o güzelim tüylerini bahane etmiş (oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış);Kartal, yü... Devamı

KIRMIZI İBİKLİ KÜÇÜK TAVUK

2013-07-23 13:05:00

Zamanın birinde bir çiftlikte kırmızı ibikli küçük bir tavuk yaşarmış. Tavuk kendi yiyeceğini kendisi bulur ve bu güzel çiftlikte çok mutlu bir hayat yaşarmış. Bir gün buğday taneleri bulmuş ve bunları ekerek daha çok yiyecek elde edeceğini düşünmüş. Ancak nasıl ekeceğini bilmediği için arkadaşlarından yardım istemiş: '- Bu buğday tanelerini ekmek için kim bana yardım edecek ?' Ördek cevaplamış: '- Ben yardım edemem, ancak istersen sana kahve tohumu satabilirim. Buğday yerine kahve ekersen, çok para kazanır ve istediğin kadar buğday alırsın .' Domuz oradan seslenmiş: '- Ben de yardım edemem, ancak kahve ekersen ürünlerini ben satın alırım.' Fare hemen atlamış: '- Ben buğday ekiminden anlamam ancak kahve ekmek için gereken parayı sana borç verebilirim, sonra ödersin.'  Ticaretten ve tarımdan anlamayan kırmızı ibikli şirin tavuk, bu sözler sonrasında kahve ekmeye karar vermiş ve buğdaydan vazgeçmiş.  Ancak kahve nasıl ekilir bilmediğinden yine yardım istemiş: '- Kahve ekmek için kim bana yardım edecek?' Ördek: '- Ben yardım edemem, ancak kahvenin çabuk büyümesi için gereken gübreyi sana satabilirim' demiş. Domuz: '- Ben kahve yetiştirmekten anlamam ancak kahveleri zararlı böceklerden korumak için ilaca ihtiyacın var, istersen sana satarım' demiş. Fare de: '- Gübre ve ilaç için gereken parayı istersen sana borç olarak veririm ' demiş. Sonunda kırmızı ibikli tavuk çalışmaya başlamış, çalışmıııııış çalışmış. Kahve yetiştirmek buğday yetiştirmekten daha zormuş ve daha çok gübre ve il aç gerekiyormuş. Ama tavuğumuz sonunda çok zengin olacağını hayal ederek sa... Devamı

EKONOMİ GERÇEKLERİ (hikaye 2)

2013-06-28 01:30:00
EKONOMİ GERÇEKLERİ (hikaye 2) |  görsel 1

EKONOMİ GERÇEKLERİ (hikaye 2)   Tüm bu sistem bana hep maymun kapanını hatırlatır.  Avcılar, canlı maymun yakalamak için kuş kafesine benzer bir demir kafes yapıp içine ceviz koyarlar.    Bu kafesin demir parmaklıklarının arasından maymun elini açık bir şekilde sokarak cevizleri alır.    Ancak ceviz dolu avuç çok şişkin olduğu için bu demir parmaklıklar arasından geri çıkmaz. İçeride kalır.    Maymun bağırır, çırpınır ve bileğinin derisini soyacak kadar bir sertlikle elini çeker ama nafile.    Kapandan bir türlü kurtulamaz. Kurtulmak için yapması gereken tek şey, cevizleri bırakıp boş elini yine soktuğu gibi geri çekmesidir.    Ama cevizlerden bir türlü vazgeçemeyen maymun, sonunda özgürlüğünden vazgeçmiş olur.  Hırsı yada akılsızlığı ona esaretin kapısını açar.   İşte bu maymun tıpkı içinde bulunduğumuz problemlerden dolayı, çok muzdarip olmasına rağmen, sistemi sorgulamayı akıl edemeyenlerin haline benziyor.    Bırakın sistemi sorgulamayı, eleştirilerin o yöne gittiğini gördüklerinde bazılarının nasırlarına basılmış gibi zıplamasına ise anlam vermek mümkün değil. Sanırım artık bazı şeyler cesaretle sorgulanmalıdır.    Fikirler ortaya konulmalı ve tartışılmalıdır. Tartışma ajandasının başına da sistemin kendisi konulmalıdır. Yani bu dandik sistemin kendisi!   ... Devamı

EKONOMİ GERÇEKLERİ (hikaye 3)

2013-06-28 01:29:00
EKONOMİ GERÇEKLERİ (hikaye 3) |  görsel 1

EKONOMİ GERÇEKLERİ (hikaye 3)   BANKALARIN GERÇEK YAPISI       Çok gelişmiş ve büyük bir şirkette Solomon isminde bir memur varmış. Solomon kendi halinde, kibar, sessiz, sakin ve dürüst bir insanmış. İşinden evine, evinden işine giden, sidk-i selamet ile çalışan, iş arkadaşları ve yöneticileri tarafından beğenilen ve takdir edilen bir memurmuş. Kimsenin eksiğine fazlasına karışmaz ve herkesle iyi geçinirmiş.   Bir gün iş arkadaşlarından İsmet, elinde bir tomar parayla Solomon‟a gelerek onları emaneten belli bir müddet tutmasını istemiş. İsmet, bu paralara karşılık ondan sadece küçük bir kağıda, “İsmet‟in bende emaneten şu kadar parası vardır” diye bir ibare yazıp imzalamasını istemiş. Solomon da kabul edip İsmet‟in dediğini aynen yapmış. İsmet‟in bu yaptığını öğrenen bir başka arkadaşı da ayni şekilde Solomon‟a gelerek bir miktar parayı emaneten bırakmış ve o da küçük bir kağıda “bu not, şu kadar paraya karşılık verilmiştir” diye bir ibare yazmasını istemiş. Solomon onu da aynen yapmış. Bu böyle devam ederken, kendisine para bırakan kişilerin emanet ettikleri süreler geçmesine karşılık paralarını geri almaya gelmediklerini görmüş. İlk planda bundan telaşa kapılsa da, soğuk kanlılıkla olayı araştırdığında, o yöredeki insanların büyük miktarlardaki parayı yanlarında taşıyacaklarına, kendisinin verdiği notları taşıyarak birbirleri arasında kullandıklarını anlamış. Bu yapılan işlemlerde herhangi bir beis görmemiş. Çünkü verdiği notlara karşılık elinde paralar mevcutmuş ve kim verdiği bir notu getirirse, notun işaret ettiği parayı o kişiye veririm diye düşünmüş.   Zamanla Solo... Devamı

EKONOMİ GERÇEKLERİ ( merkez bankası)

2013-06-28 01:28:00
EKONOMİ GERÇEKLERİ ( merkez bankası) |  görsel 1

EKONOMİ GERÇEKLERİ ( merkez bankası)   TC Merkez Bankası da değişik hissedarlara sahip bir anonim şirket olarak kurulmuştur.    TCMB Anonim Şirketi bir bakıma bir KİT‟tir ve ürettiği mal ise piyasadaki ticari faaliyetlerde (en geniş anlamda) kullandığımız “para”dır. Bu Anonim şirket, malı (bastığı para) ile piyasanın ihtiyacını giderir. Ancak bu ihtiyaç giderme karşılıksız olmaz.    TCMB Anonim Şirketi ürettiği parayı piyasaya borç olarak verir, yani faiz karşılığında “para”sını satar. Üretilen her banknot, üzerinde yazılı miktar kadar borcu ifade eder. Bu mekanizma borca dayalı para sisteminin bir gereğidir.   Dünyadaki hemen hemen bütün merkez bankaları bu sisteme göre çalışırlar. Çeşitli kriterlere göre (bazen de hiçbir kriter olmaksızın) para üreterek (basarak) piyasaya faiz karşılığında satarlar, yani borç verirler.    Bu nedenle, döviz kuru ve faiz ayarlamaları modern merkez bankalarının ellerindeki en güçlü piyasaya müdahale araçlarıdır.    Ülkemizde de şu anda yapılmaya çalışılan bundan çok farklı bir şey değildir.   ***   Merkez Bankasının ürettiği bu malı bankalar faizli olarak alıyor. Merkez Bankası da bunlardan faizli alıyor. Bankalar bu malı devlet tahvili gibi yukarıda zikredilen araçlarla devlete satıyor, yani borçlandırıyor. Devlet dediğiniz kim. Siz, biz; yani hepimiz. Bunlar; vergi ve harçlar, zamlar, özelleştirme ve kamu varlıklarının sürekli satışı olarak hepimizden çıkıyor.   Sorgulanması gereken diğer önemli nokta şu. Devlet nasıl bankalardan bu kadar parayı alıyor? Bankalar bu kadar... Devamı

EKONOMİ GERÇEKLERİ (hikaye 4)

2013-06-28 01:27:00
EKONOMİ GERÇEKLERİ (hikaye 4) |  görsel 1

EKONOMİ GERÇEKLERİ (hikaye 4)     Bankaların para basma hakkına sahip olduklarında neler yapabilecekleri için John Law güzel bir örnektir.   18.yüzyılın başlarında Fransa’da kraliyet borç batağındaydı.    Vergiler düzgün toplanamıyor, borçlara mukabil gelirler artmadığından kraliyet iflas bayrağını çekmeyi planlıyordu.   Bu sırada İskoçya’dan Fransa’ya göç etmiş olan John Law ve kardeşinin banka kurmasına izin verildi.   John Law, sermayesi olan altın ve gümüşlere karşılık banknot basacak ve borç dağıtacaktı. Fikir, kraliyetin işine geldi. Law’un bankasının bastığı paralar ile borçlar ödenmeye başlandı. Halk da memnundu bu işten. Birçok yatırımlar finanse ediliyor, hatta banka hisselerinin halka açılmasıyla zenginlik daha da artıyordu. Bankanın hissesini bir iki binden alanlar birkaç ay içinde milyoner oluyordu.   Hatta günümüzde kullanılan ‘milyoner’ terimi de Fransa’nın o neşeli zamanlarından kalan bir mirastır. Law, bastığı banknotlar yoluyla ülkedeki ‘çılgın’ projelerin finansmanı sağlanıyordu.    O, Fransa’da çok saygın bir insandı artık.   Onun sayesinde ülke kalkınıyor ve hızla büyüyordu.   Sanayi ve bayındırlık projelerinin artmasıyla birlikte Law da kraliyetin en yüksek kademelerinde yerini almıştı.   Lakin zamanla rüzgar tersine döndü.   Banknot sayısı artmasına rağmen altın ve gümüş karşılıkları yükselmiyordu.   Law, halka sattığı hisselere karşılık topladığı paralarla Missisipi’deN altın ve gümüş tedarik edeceğine, b... Devamı

NE DEĞİŞECEK ?

2013-06-04 22:08:00
NE DEĞİŞECEK ? |  görsel 1

Anayasalar değişir, iktidarlar değişir, devletler değişir, değişmeyen tek şey HAYAT ve İMTİHANDIR. Şimdi düşünelim, yarın bazı maddeleri değil tamamı değişmiş bir anayasaya uyansak bile bu ülkede ne değişecek şahsi imtihanımızda.? Mesela birden yalan söylemeyen, birbirini kazıklamayan, mallarını infak ederek bölüşen, ticareti siyaseti dürüst, fuhşiyyat yapmayan, tefecilik yapmayan, binlerce bebesini kürtajla öldürmeyen, dağlarında birbirini vurmayan, miras için kavga etmeyen bir toplum mu olunacak. ya da şahsi hayatlarımızda bunlar kalkacak mı? Ya da son 30 yıldır işlediğimiz günahları, yalanları, dolandırıcılıkları, banka hortumlamaları, kürtajları, ihanetleri, rüşvetleri, cinayetleri 12 EYLÜL ANAYASASI MI EMRETTİ?? kötülük tanrıları yok imtihan var. bizler dosdoğru dürüst adil merhametli yalansız dolansız günahsız adamlar ve kadınlar olmak istedik de 12 eylül anayasası mı çevirdi kalplerimizi?? haşa. kötülük tanrıları yok imtihan var, Allah var.   Kimse hiç bir şeyi değiştiremez KENDİNDEN BAŞKA. hayat bir imtihandır ve imtihanın soruları olur. koordinatlara takılıp kalırsak soruları cevaplamayı unuturuz. ” SİZ DOSDOĞRU OLURSANIZ SAPANLAR SİZE ZARAR VEREMEZ” diyen bir Kitaba iman etmiyor muyuz? İktidar ile imtihan olanlar adalet üzere olmak zor sorusu ile başbaşadırlar. ketebe edilmiş anayasa’ya uygun düzenler kurmak ve yönetmekle imtihan olmaktadırlar. konuyu abartmamak lazım, devrim mevrim olacak, yeni anayasa ile her şey çok güzel olacak falan diye cem yılmaz romantizmine düşmemek lazım derim. Anayasa da babayasa da ketebe edilmiştir insanın yaratıldığı gün, YANİ Allah tarafından YAZILMIŞTIR HAYATA. iş ona uygun bir hale getirebilmektir nefisleri, yani atü ez zekat olabilmek yani arınmışlığa ulaşabilmektir. nefsini-şeyt... Devamı

KIYAM, RUKU, SECDE, İTİKAF, TAVAF KAVRAMLARI

2013-05-29 00:40:00
KIYAM, RUKU, SECDE, İTİKAF, TAVAF KAVRAMLARI |  görsel 1

KURÂN’DA KIYAM-RUKU-SECDE-İTİKAF-TAVAF KAVRAMLARI ÇALIŞMASI   Kurân’da kullanılan Es-Salât kavramının ve bugün üzerinde tartışılan Salât-Namaz ilişkisini anlamanın en önemli noktalarından biri de KIYAM-RUKU-SECDE-TAVAF-İTİKAF kavramlarının Kurân’da kullanılış şeklini ve manalarını tam bir şekilde anlamaktan geçmektedir. Öncelikle bir noktanın tam anlaşılması gerekmektedir. Kurân’ın indiği dönemde ve çok uzun binyıllar öncesinden beri insanların ve toplulukların “dini ayinleri” “tapınma davranışları” “tapınakları” “kurbanları” hep olmuştur. Bunlar muhtemelen kendilerine Peygamberleri aracılığı ile zamanında tebliğ edilmiş İSLAM dininin sonradan tahrif edilmesi döneminde aşırı öne çıkarılmışlar ve ed-din İSLAM’ın özü kaybedildikçe bu formlar kutsallaştırılarak din ile eşit anlamlara getirilmişlerdir. İnsan ve bir arada yaşayan topluluklar tamamı ile soyut bir dünyada yaşayamaz. Soyut değerlerini, bağlılıklarını, aidiyetlerini SEMBOLLER (ŞİARLAR) ve SOMUT HAREKETLER ile göstermek ve yaşamak da isterler. Sosyal hayatlarında Din mefhumundan ayrıldıklarını söyleyen laik-seküler toplumlar bile gerek MİLLİYETÇİLİK gerekse İDEOLOJİK soyut değerleri için bu tip SEMBOLLERE ve SOMUT HAREKETLERE ihtiyaç duyar. Buna en çarpıcı örnek olarak Türkiye’deki laik Atatürkçü batıcı kesimin milli bayramlarını, anıtkabir törenlerini, Fransızların devrim anma törenlerini, ulusal günlerdeki ritüellerini, hatta Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin o zamanda kalbi olan Kızıl Meydan’daki ritüelleri ve sembolleri gösterilebilir. Futbol takımlarının sembolleri olan figürler, lakaplar, taraftarlarının taktıkları alametler ve genelde statlarda... Devamı

KIBLE NEDİR; NE DEĞİLDİR.

2013-05-23 08:38:00

KIBLE AYETLERİ MEAL-ANLAM ÇALIŞMASI Bakara 142-143-144-145-146-147-148-149-150 GİRİŞ Bugün kendisini Müslüman olarak tanımlayan insanlara “KIBLE nedir” şeklinde bir soru yöneltilecek olursa sanıyoruz ki istisnasız “Namazda yönümüzü dönmemiz farz olan Kabe’nin coğrafi yönü” şeklinde bir cevap alınacaktır. Tüm tefsir ve ilmihal kitapları da benzer tanımlamayı yapmaktadır. Bu kadar kesin ve istisnasız bir cevabın yanlış ya da eksik bir tanımlama olabileceği ihtimali var mıdır? Bu çalışmada, bize göre Kuran’ın, dolayısı ile İslam’ın en temel kavramlarından olan KIBLE kavramının anlamı incelenmiş ve Kuran bütünlüğü içerisinde yukarıdaki tanımın – maalesef – Kuran’da anlatılan KIBLE kavramı ile alakasının olmadığı, gerçekte bir manifesto sayılabilecek kuşatıcı anlam bütünlüğünün ise unutulup gittiği görülmüştür. Bakara suresinin 142-150. Ayetleri arasında anlatılan KIBLE konusu hakkında tefsirlere ve tarihi rivayetlere bakıldığında özet olarak aşağıdaki mana ve kendi içlerinde bir çok çelişki ve ihtilaflar ile karşılaşmaktayız. “ Muhammed Peygamber ( selam ona ), Mekke’de vahiy ile risaletine başladığından itibaren Namaz kendisine emrolunmuştu ve namazlarını; a) Kabe’ye dönerek kılıyordu, b) Kabe’yi araya alarak Kudüs’e doğru kılıyordu, c) Kudüs’e dönerek kılıyordu. ( 13 yıl süren ve sadece çok az sayıda sahabenin bulunduğu Mekke dönemine ait hem de Salat ile ilgili bir konudaki  rivayetlerin içindeki bu inanılmaz çelişki, konunun sonradan saptırıldığını kanıtlamakta ve “resmi yoruma” uygun tevil bulma gayretlerinin en açık delilleri olsa gerektir. Ayrıca, Kuran surelerinin hi&cced... Devamı

İNANÇTA AHLAK EKSİKLİĞİ

2013-05-21 00:59:00
İNANÇTA AHLAK EKSİKLİĞİ |  görsel 1

  Ben bazı insanları anlamıyorum Dindar geçinir fakat katil olmak ona basit gelir. Ben Müslüman’ım! diyor ama dindaşı olan başka bir Müslüman’ı gözünü kırpmadan öldürebiliyor. Müslüman biri, namaz kılan birini/birilerini gözünü kırpmadan tarayıp öldürebiliyor. Bu nasıl olur? Bu yeni bir şey değil elbette! Ezelden beri yaşanır bu durumlar. İslam tarihi boyunca orada-burada insanlar katledildi, camilerde bile epeyce insan öldürüldü. Sokak ortasında adamlar infaz edildi. Güpegündüz, çarşı-pazarlarda insanlar vahşice doğrandı. Yapanlar kim? Müslüman… Ölenler kim? Gene Müslüman… Sadece Müslümanlıkta mı böyle! Hayır, tabii ki! Hıristiyanlık, Yahudilik, ya da diğer dinlerde de bu böyle! Tarihte birçok hunharca, vahşice örnekleri mevcuttur. Aynı Allah’a inanan, namaz kılan, oruç tutan insanların; “ibadet eden”  kurbanlar seçmesi, onlara vahşice davranmaları; “Müslüman ahlakının”inançlı insanların büyük bir kısmında henüz kökleşmediğini gösteriyor. Hâlbuki ahlak; tevhidin anasıdır. Bu tip insanların, dini iyice hazmetmedikleri, anlayamadıkları bir gerçek… Öyle ki; İnsanların tamamına yakınının Müslüman olduğu söylenen bu ülkede, yolsuzlukların, hırsızlıkların, cinayetlerin, suikastların, vahşetin nasıl yaşandığını görüyoruz. Demek ki bizim toplumumuzda “Müslüman ahlakı”; inananların ruhuna, gönlüne, yüreğine,  kalbine yani içine pek nüfuz edememiş. İşlenememiş… Galiba biz hep şekille yetinmişiz. Dışımızdan Müslüman, içimizden acayip garaip bir tuhaf ins... Devamı

BDPS Nedir? Borca dayalı para sisteminin

2013-05-07 21:11:00
BDPS Nedir? Borca dayalı para sisteminin |  görsel 1

  BDPS Nedir? BDPS, Borca dayalı para sisteminin kısaltılmış halidir. Tüm insanlığı köleleştiren, devletlerin devlet olma erkini ellerinden alıp bankalara teslim eden bugünkü bankacılık sisteminde para üretme mekanizmasının kısa adıdır. İnsanlar paranın nasıl üretildiğini bilmiyor. Üretilen parayla nasıl köleleştirildiğinden haberi yok. Sanıyorlar ki parayı devletler üretiyor. Hayır. Paranın %10′luk kısmını devlet borçlanma ihaleleri süreçleriyle devlet tahvili/hazine bonoları/sukuk dediğimiz borç belgeleriyle bankalara borçlanarak üretiyor. Paranın geriye kalan %90′lık kısmını ise bankalar Kısmi Rezerv Sistemi (KRS) ile havadan üretiyor. İnsanlar kredi çektiklerinde birisinin yatırdığı parayı borç olarak almıyor. Bankalar bu parayı kredi vererek anında sanal olarak üretiyor. Bankaların yeni para üretmesi bilgisayardaki birkaç tuş hareketinden ibaret. Ancak havadan ürettikleri bu paranın faiz/kar payını sizden alarak servetleri sürekli kendilerine aktarıyorlar. Bakın bankalar KRS’yle nasıl ekonomilerde paranın en az %90′ını havadan üretiyor? Havadan ürettiği bu paranın faiz/kar payını alıyor.     Malezya’da Helal Sertifikasyonundan sorumlu kurum olan JAKIM’de danışman akademisyenlerden birisi sertifikasyon işlerine başlamadan önceki (1995 öncesi) komik bir olayı anlatmıştı. Müslümanların yoğun yaşadığı bir mahallede karşılıklı olarak dükkanlarında et satan birisi Malezyalı diğeri Çinli iki kasap bulunmaktadır. Çinli dükkanında alenen domuz eti ve diğer uygunsuz et ürünleri sattığı için ahali tabii olarak müslüman olandan alışveriş etmektedir. Çinli kasap işin içyüzünü anlamaz ve komşusuna bunun nedenini sorar. O ... Devamı

99 KOYUN 1 KOYUN

2013-01-11 16:58:00

  "Ey yöneticiler, Davut hatasının farkına vardı. Ya siz fitnenin farkında mısınız?"     GELİR ADALETSİZLİĞİNE ÖRNEK   Kur’an’da “99 koyuna sahip kardeş ile 1 koyuna sahip kardeş” kıssası geçer.   Olay Davud ile ilgili olarak Sad suresinde geçer.   Acaba burada ne anlatılmaktadır?   Bir ülkenin meliki iseniz ve o yönettiğiniz ülkede bir kişi 99 diğer 1 koyuna sahip ise; bu sorun yönetim başarısızlığıdır. Yönetici fitnenin yani gelir adaletsizliğinin (fitne) farkına varır ve Allahdan af diler. Sonra rüku secde ederek bu adaletsizliği giderir. Sonrada Allah onu af eder.   Bir (1) kişeye Dokuz (9), Dokuz (9) kişiye Bir (1) pul (N.F.KISAKÜREK)       Halbuki anlatılmak istenen canalıcı bir sorunla ilgili.   Gelir adaletsizliği ...   ***       Sad Suresi    “Üstünlük taslamalarına rağmen yürekli paramparça olan”inkarcılar, peygambere türlü itham ve iftiralarda bulunmakta ve “Bu adam bir takım büyüleyici laflar eden yalancının birisi”demektedirler. (2-4 ayetler).   Kavmin mele’ takımı (ileri gelenleri/egemenleri)  “Yürüyün, ilahlarınızı koruyun. Biz en son dinde (milleti’l-ahire) böyle bir şey duymadık. Bu... Devamı

KONUBAŞLIKLARI

2012-12-18 08:39:00

    Elimize, örneğin, bir ilahiyat veya metafizik kitabı alalım; bundan sonra soralım, bu kitap sayıların niceliği hakkında herhangi bir soyut akıl yürütmesi içeriyor mu? Hayır. Hakikat ve varlık hakkında bir tecrübi (kıssa) akıl yürütmeyi ihtiva ediyor mu? Hayır. O zaman onu ateşe atın gitsin. Zira o kitap safsata ve aldatmacadan başka bir şey içermemektedir.   ***   "Önce sizi görmezden gelirler,sonra size gülerler, sonra mücadele ederler, Sonra siz kazanırsınız." *** YARARLANILAN VE TAVSİYE EDİLEN KİTAPLAR    İçindekiler (harf sırasına göre)    DİNİ KAVRAMLARI SORGULAMA     SAFAHAT KURAN TEFSİRİ     EMİRLER ve NEHİYLER   İLK MESAJLAR   TARİH ve KURAN   KISSALAR; Mucize mi, Masal mı ?   HADİS TENKİTİ ve UYDURMA HADİS ÖRNEKLERİ   *** Hakkında konuşulamayanların kutsallığı almış başını gitmiş ise... Orada, söylenecek söz kalmamıştır, Söyleyecek sözcü de kalmamıştır, Sözü dinleyecek kişi de...    Araplar atalarının yolunu (sünneti) ve yeni olan şeyler (bid'at) karşı gelmemeyi güvenilir hayat tarzı olarak benimsemişlerdir.  Çöle seyehate çıkanlar, atalarının daha önceki kervan yollarını takip ederler, alternatif yol arama gibi bir değişikliğe gitmezler. Bu sebeble eskiye bağlılık, Arap kabile yaşantısının  değişmez bir olgusudur. Malesef bu olgu, İslam düşüncesi gibi bizlere sunulmaktadır. Bu sebeble KURAN; hem böyle geleneğe bağlı araplara... Devamı

ÇÖL KÜLTÜRÜ VE KURAN'A YANSIMALARI

2012-11-27 13:45:00

    EGEMEN İSLAM KÜLTÜRÜNDEKİ ESTETİK YOKSUNLUĞU ÜZERİNE   Makalenin başlığına bakarak, İslam ile İslam kültürünü birbirinin aynısı ifadeler olarak tanımladığımızı veya birbirinin yerine kullandığımızı sanmayın. İslam, yüce Rabbimizin Kur’an ayetlerinde ortaya koyduğu şeylerin adıdır. İslam kültürü ise, Kur’andan alınan ilham uygulamalarıyla bir bağıntısı olsa da, bir süreç içerisinde Müslümanların sahip olduğu değer yargılarını, kültür ve geleneklerini, alışkanlıklarını, yönetim anlayışlarını, çevre ile olan ilişkilerini, kısacası, yapıp ettiklerini ifade eder. Müslümanlar bir süreç içerisinde kültürlerini inşa ederlerken İslam olmayan çevre kültürlerden yoğun bir şekilde etkilendiler. Bu etkilenmeler, bazen doğrudan bazen dolaylı oldu ve bunların acı tatlı meyveleri mevcut İslam kültürü içerisinde yer aldı. Dolayısıyla bizim eleştirimiz, İslam’ın safiyetini ve duruluğunu, doğal çevre ile uyumunu bozan anlayışlara yöneliktir. Maalesef, mevcut kültürümüz içerisinde buna benzer çarpıklıkların azımsanmayacak kadar çok olduğu ilgili herkesin malumudur. Oysa İslam’ın kendisi bu tür nitelemelerden beridir. O, uyum, düzen ve estetiği içinde barındırdığı gibi bunların da yayıcısıdır. Örneğin, Kur’an ayetlerinin hem edebi sanat ve estetik hem iç bütünlük ve düzen, hem de içerik açısından bir şaheser olduğu, inanan, inanmayan, vicdan sahibi her insanın üzerinde ittifak ettiği bir konudur. Sorun Müslümanların böyle bir şahesere sahip oldukları halde, nasıl oluyor da sahip oldukları toprakları çöle çevirdikleridir. Bunun adı estetik yoksunluğud... Devamı

Yahudileşme ve Ehli Kitap

2012-10-16 08:55:00

      1. Göklerde ve yeryüzünde olan şeyler, Melik, Kuddûs, Azîz ve Hâkim Allah'ı tesbih ederler. 2–3. O, Ümmiler içinde, kendilerinden olan, onlara ve henüz onlara katılmamış olan onlardan başkalarına Allah'ın Âyetlerini okuyan, onları arındıran, onlara kitabı ve hikmeti öğreten bir elçi gönderendir. –Onlar, önceden apaçık bir dalalet içinde olsalar da.– Ve O, Azîz'dir, Hakîm'dir. 4. Bu [elçi gönderimi], Allah'ın, dilediği kişiye verdiği lütfudur. Ve Allah, büyük lütuf sahibidir. 5. Kendilerine Tevrât yükletilip de sonra onu taşımayan kimselerin durumu, kitaplar taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah'ın Âyetlerini yalanlayan toplumun misali ne kötüdür! Ve Allah, zâlimler toplumuna hidâyet etmez. 6. De ki: "Ey Yahudileşmiş kimseler! Eğer insanlar arasında yalnız kendinizin Allah'ın velileri olduğuna inanıyorsanız, eğer doğru kimseler iseniz hemen ölümü isteyin." 7. Oysa onlar, ellerinin önden gönderdiği şeyler yüzünden, onu [ölümü] asla istemezler. Ve Allah, zâlimleri çok iyi bilendir. 8. De ki: "Şüphesiz sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, mutlaka size kavuşacaktır. Sonra görünmeyeni ve görüneni bilene döndürüleceksiniz. O, size yapmış olduğunuz şeyleri haber verecektir." (Cuma/1-8) *** Cuma 1. ayette geçen Allahın isimleri Kuranda Melik kelimesi başta kullanılması ile bir yerde daha geçmektedir. Haşr 23. ayette “…Melik'tir; Kuddûs'tur; Selam'dır; Mü'min'dir; Müheymin'dir; Aziz'dir; Cebbar'dır;” Surenin başı yer ve göğün içindekilerin... Devamı

HADİS VE VAHY

2012-09-07 16:15:00

  HADİS VE VAHY     Yanlış İddia 1   Peygamberin her söylediği vahiydir. 53. Sure’nin 3. ve 4. ayetleri der ki, peygamber arzusuna göre konuşmaz; söyledikleri vahiy edilenden başkası değildir. Bu yüzden peygamberin hayatı boyunca söylediği her söz ve yaptığı her şey Allah’tan gelen vahiydir.   Düzeltme 1   Kuran, peygamberin gün içindeki olağan konuşmaları ile “vahiy” olarak ona indirilenler arasında net bir ayrım yapmıştır. Kuran’a göre, peygamberin günlük hayatta söyledikleri değil, sadece “Kuran” Allah’tan gelen vahiydir. Aşağıdaki Kuran ayetleri bunu kanıtlıyor:   a) Tevbe Suresi’nde peygamber, Allah yolunda canlarıyla ve mallarıyla mücadele konusunda gönülsüz davranan münafıklar (ikiyüzlüler) hakkında uyarılmaktadır:   “Allah seni affetsin; neden onlara izin verdin de beklemedin ki, doğru söyleyenler sana açık-seçik belli olsun da yalancıları bilesin.” (9:43)   Yukarıdaki ayette peygamber, yalancılar ile doğru sözlü olanlar birbirinden ayırt edilene  kadar beklemeyip, savaşta inananlarla olmak istemeyenlere izin verdiği için eleştirilmektedir. Eğer peygamberin her söylediği ve yaptığı Allah’ın vahyi olsaydı peygamberin ikiyüzlülere savaşmamaları için izin vermesi Kuran’da eleştirilir miydi? Bu ayet göstermektedir ki peygamberin söylediği her söz ve yaptığı her eylem vahye dayanmaz.   b) Araf Suresinde peygamber yeni bir vahiy ile gelmediği zaman, inanmayanların ona şu şekilde eleştiride bulunduğunu görüyoruz: “Onlara bir ayet getirmediğinde, ‘Onu da şuradan bu... Devamı

Acıkmış Katıra gül koklatılmaz.

2012-08-24 08:30:00

  Domuz sürüsüne kuzu katılmaz   Lütuf tarlasına adım atılmaz   Acıkmış katıra gül koklatılmaz   İt eniği ite çeker unutma!”     Böyle diyor, söz ustası Rahmetli Abdurrahim Karakoç, “unutma!” başlıklı şiirinde.    Bu tür sözler Türk halk muhayyilesinde de yeterince bulunmaktadır. Halk, günlük konuşmalarında bu sözlerden azami derecede yararlanmaktadır.   “Acıkmış katıra gül koklatılmaz!”   Peki ama neden?   Bu “neden”e cevap verebilmek için lafı birazcık dolaştırmak zorundayız. Bilindiği gibi katır, eşekle atın birleşmesinden doğan (babası eşek, anası kısrak) bir ara hayvandır. Yani o ne eşektir, ne attır. Anlayacağınız katır, daha baştan, nesebi gayrı sahih olmaklık bakımından, vukuatlıdır… Bu “neseb” işini hafife almamak lazım. Bunun dışında, katır ve katırın sulbünden geldiği eşek cinsi, ağır işlerde iyi iş görmekle beraber, kaba-sabalığı, ince fikirli olmaması, daha doğrusu hiç fikir edememesi, zeki olmaması ve üstelik de oldukça inat olmasıyla maruftur. İlaveten, katır, her ne kadar öldürücü tekmeler gibi güce sahipse de, sanattan anlamaz. Sanat üretemez. Bunu eskiler “eşşekten perşembelik umulmaz” sözüyle özetlemişlerdir…   Bir katır düşünün, hem de acıkmış bir katır: Şimdi bu hayvanın, biricik yiyeceği olan saman ve ottan, yeşil bir yoncadan başka bir şey düşünecek mecali var mı, olabilir mi? [Herhalde katır, petrol, doğal gaz, yer altı madenleri düşünecek değildir ya!] Gözü ahırın kapısında, ha geldi ha gelecek diye beklemekten bîtap düştüğü efendisinin ellerinde ... Devamı

Şüreka-i Raşidinler (küberâ)

2012-08-24 08:19:00

  Kur’an’ın en önemli ve aynı zamanda çetrefil anahtar kavramlarından biri de hiç şüphesiz ‘şirk’tir. Çetrefildir, zira şirk daima kendisini tevhidden bir perde ile gizlemesini bilmekte, kendisini olabildiğince ‘hak’ suretinde göstermektedir. Bir başka adlandırmayla şirk koşanlar, bir biçimde dinle ilintili insanlardır. Bunlar ‘dinsiz’ değil, ‘dindar’ insanlardır. Allah’a inanma iddiasında olan ‘dindarlar’ ancak şirk koşmaktadırlar. İşte şirkin çetrefilliği buradan kaynaklanmaktadır. Peygamberlerin, müşrik/kafir kavimlerine tevhîdi anlatmak, şirkle tevhîdin farkını kavratabilmek için verdikleri mücadele, kastettiğimiz bu çetrefilliği yeteri kadar izah etmektedir.   Arap dilinde şe-ri-ke fiili bir şeyi paylaşmak, bölüşmek, ortağı olmak, ortaklaşa kullanmak anlamına gelmektedir. Bir kimsenin ortağına, hissedarına ‘şerîk’ denmektedir. Çoğulu ‘şurekâ’dır. Kur’an’da miras hukuku anlatılırken ‘şurekâ’ kelimesi tam olarak ‘ortaklar’ anlamında kullanılır. (4/Nisa, 12). ‘Şâ-re-ke’ fiili, aralarında ortaklık oldu, ortaklaştılar demektir. ‘Eş-ra-ke’, birini kendi işine ortak yaptı, pay/hisse verdi demektir. Kur’an’da bu fiil kullanılır ve şöyle denilir: “Allah kendi hükmünde hiç kimseyi ortak etmez(lâ-yüşrik).” (18/Kehf, 26). ‘İştirak’, bir ortaklığa katılmak, katılım demektir. Bu fiilin emir kipi olan ‘eşrik’, Kur’an’da sözlük anlamında kullanılır: Musa (a.s) Firavun ve kavmine tebliğ göreviyle görevlendirildiğinde Rabbi’nden, bazı taleplerle birlikte kardeşi Harun’u da kendisine yardımcı olarak görevlendirmesini ister ve şöyle... Devamı

Kilisede Namaz Kılan Hristiyanlar

2012-02-01 08:17:00
Kilisede Namaz Kılan Hristiyanlar |  görsel 1

Mardin ve çevresinde dört bin Ortodoks Süryani yaşıyor. Kırklar Kilisesi başta olmak üzere, kiliselerinde ibadet ediyorlar. Ancak diğer Hıristiyan  mezheplerinden bir farkları var: Namaz kılıyorlar. Süryani namazı günde yedi vakit. Namaz kılmak için öncelikle bedensel ve ruhsal temizlik şart.  Başörtülü kadınlar, çocuklar, başları açık erkekler, önlerinde ise papazları… Benim şaşkın bakışlarımın arasında secdeye gidiyorlar. Ardından ayağa kalkıp dua ederek ibadetlerine devam ediyorlar. Mardin’de, Kırklar Kilisesi’ndeyim. Secde edenler, günlük ibadetlerini yerine getiren Süryani “mümin”ler. Tarihin bilinen en eski Hıristiyan topluluğu Süryaniler günde yedi kere “namaz” kılıyor. Hem de kıyam, kıraat ve secdesiyle birlikte. Tıpkı Müslümanlar gibi önce beden temizliğini yapıyorlar, ardından da namaza duruyorlar. Yaptıkları bu ibadete Süryanice “slawotho” diyorlar. TEK PAPAZLARI VAR Bugün Türkiye’de 30 bin Süryani yaşıyor. Kadim Süryani Cemaati’nin 25 bin üyesi İstanbul’da. Dört bini Mardin’de, geriye kalan bin kişi ise başta Güneydoğu Anadolu bölgesi olmak üzere Türkiye’nin dört bir yanına dağıldı. Biz ise Süryaniler’i bulmak, onların namazlarına tanıklık etmek için Mardin’deyiz. Mardin şehir merkezinde yaklaşık 350 Hıristiyan yaşıyor. Mardin’de bu 350 kişinin on bir kilisesi var. Ancak varolan kiliselerden sadece ikisi ziyaretçilere açık. Diğerleri ise kapalı. Kiliselerin beşi Ortodoks Süryaniler’e, ikisi Katolik Süryaniler’e, ikisi Ermeni Katolikler’e, bir tanesi ise Keldaniler’e ait. On birinci kilisenin hangi topluluğa ait olduğu ise bilinmiyor. Zaten bu yapı da bugün ambar olarak kull... Devamı

HARAM AYLAR ve NESİ (erteleme)

2011-07-25 12:14:00

   Haram ay haram aya karşılıktır.Hürmetler (dokunulmazlıklar) karşılıklıdır. Kim size saldırırsa siz de ona misilleme olacak kadar saldırın. Allah'tan korkun ve bilin ki Allah müttakîlerle beraberdir. (2/194) Sana haram ayı, yani onda savaşmayı soruyorlar. De ki: O ayda savaşmak büyük bir günahtır. (İnsanları) Allah yolundan çevirmek, Allah'ı inkâr etmek, Mes-cid-i Haram'ın ziyaretine mâni olmak ve halkını oradan çıkarmak ise Allah katında daha büyük günahtır. Fitne de adam öldürmekten daha büyük bir günahtır. Onlar eğer güçleri yeterse, sizi dininizden döndürünceye kadar size karşı savaşa devam ederler. Sizden kim, dininden döner ve kâfir olarak ölürse, onların yaptıkları işler dünyada da ahirette de boşa gider. Onlar cehennemliktirler ve orada devamlı kalırlar. (2/217) Ey iman edenler! Allah'ın (koyduğu, dinî) işaretlerine, haram aya, (Allah'a hediye edilmiş) kurbana, (ondaki) gerdanlıklara, Rablerinin lütuf ve rızasını arayarak Beyt-i Haram'a yönelmiş kimselere (tecavüz ve) saygısızlık etmeyin. İhramdan çıkınca avlanabilirsiniz. Mescid-i Haram'a girmenizi önledikleri için bir topluma karşı beslediğiniz kin sizi tecavüze sevketmesin! İyilik ve (Allah'ın yasaklarından) sakınma üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın. Allah'tan korkun; çünkü Allah'ın cezası çetindir. (5/2) Allah, Kâbe'yi, o saygıya lâyık evi, haram ayı, hac kurbanını ve (kurbanın boynuna asılan) gerdanlıkları (maddi ve manevi yönlerden) insanların belini doğrultmaya sebep kıldı. Bu da Allah'ın, göklerde ve yerde ne varsa hepsini bildiğini ve Allah'ın her şeyi bilici olduğunu (sizin de anlayıp) bilmeniz içindir. (5/97) Haram ayla... Devamı

Müddessir, 19 Sayısı, Mukattaa

2011-06-22 11:51:00

Müddessir, 19 Sayısı, Mukattaa     Hammurabi ve Hz. Musa devrinde Mezopotamya’nın yazılı dili Akatça ve Sümerceydi. Akatçada 19 sessiz harf, Sümerce 14 sessiz harf bulunur. İlk Tevrat’ın Akatça ve Sümerce olarak yazıldığını düşünüyorum. Müddessir süresinde geçen 19 sayısının Akadçadaki sessiz harf sayısıyla, mukattaa harfleri Sümercedeki harflerle ilişkili olabilir. Mukattaa harfleri 29 sürenin başında bulunur. Buda Arapçanın harf sayısıdır. Süre başlarında 14 harf kullanılmıştır. Peki önemi nedir. Kuran’da geçen doğru peygamberler tarihinin, Tevrat ve diğer kaynaklarda değiştirildiğini gösterir. Vaat edilmiş toprakların Filistin olmadığını gösterir.   Fig.1: Akad alfebesi   Araf.144. (Allâh) buyurdu ki: "Ey Mûsâ, Ben mesajlarımla ve konuşmamla seni insanların başına seçtim; sana verdiğimi al ve şükredenlerden ol!" Araf.145. Öğüte ve her şeyin açıklamasına dair ne varsa hepsini Mûsâ için levhalara yazdık: "Bunları kuvvetle tut, kavmine de emret, bunların en güzelini tutsunlar (bu en güzel buyruklar gereğince amel etsinler); size, yoldan çıkmışların yurdunu (nasıl târumâr ettiğimi) göstereceğim!" Bu ayetlerde Tevrat’ın levhalara yazıldığı belirtiyor.  Kuran parça, parça indirilmiştir. Ama parça, parça yorumlanmaması taraftarıyım. Müddessir süresini de aynı şekilde alıyorum. Baştan sona 19 sayısı, anlamı, 19 sayısının fitne aracı kılınması, bununla inanmayanların sapması, kitap ehlinden olanların imanının artması, sapanların ve imana erenlerin ahrette ki durumu anlatılıyor.   1-10 arasındaki ayetler daha çok Hz. Muhammed’i düşündüren ayetler. Bu s... Devamı

AĞIR YAZI (doğru cetvel)

2011-06-17 14:32:00

(1)“Eğri cetvelden doğru çizgi çıkmaz.” ,  Bu sözde hedef, “doğru çizgi” çizebilmektir. Bu sözdeki “doğru” sözcüğü, sözün ve sözün anlatmak istediği anlamlar dizisinin merkezidir, “çizgi” sözcüğü ise,  doğru olması gerekenlerin anlamlar bütünü adına sözde yer almıştır. Esas olan ‘doğru çizgi’ çizmek tasavvurunda,  toplam/birikmiş kusurlar adına da “eğri cetvel” sözüne yardımcı eleman/araç olarak görev verilmiştir. Sözün içinde gizli, ama kendisini derinden gelen dalgalar gibi, ya da kuvvetli bir gök gürlemesi gibi belli eden bir araç daha var; doğru cetvel… Eğri cetvel ve doğru cetvel karşıt ifadeleri, bu söz ile ilgili söylenebilecek toplam söylem içinde ana paradigmaları/çerçeveyi anlatıyor diyebiliriz.  (2)“Yanlış, itibarı artmakla hiç bir zaman doğru olunmaz.” Bu sözde hedef,  “doğru olmak”tır. Bu sözde “doğru” kavramı daha genel anlamda işlevlerle yüklü görünüyor. Karşıt kavram olan “yanlış” da aynıdır. Sözdeki “itibar/sosyal statü”  kavramı, ‘doğru olma’ aleyhine görev yapıyor, suç işliyor. Esas suçlu olan “yanlış”tır. Ama itibar, yanlışın suçunu örten bir suçlu ve hatta her zaman (sözde geçen, “hiçbir zaman”ın tersi)  onun suçunu örtmekle kalmıyor, doğru gibi gösterip, çıkar sağlamayı sağlıyor. Aslında “itibar” kavramı özünde olumlu paradigmayı/modeli simgeleyen bir özelliktir. İtibar kendiliğinden gelen bir şey değildir. İtibar elbisesini giyebilmek için,... Devamı

SÜLEYMANIN MÜLKÜ

2011-03-11 16:57:00

Kıssa: (der ki) Süleyman merkezi Kudüs olan bir devlet kurmuştu. Böylece bölgeyi bir adalet ve barış yurdu (Daru’s-Selam) haline getirmiş ve bunun için Kudüs’e bu anlamda Jerusalem denmişti. Güneyde Sebeliler (karıncalar), kuzeyde Hititler (kuşlar), doğuda Babilliler (cinler/periler) ve batıda Fenikeliler (yelkenli gemi ve rüzgarlar) emrine girmişti. Çünkü bu devletler o dönemde böyle anılır ve bilinirlerdi. Onlarla çeşitli zamanlarda temaslarda bulunmuş ve konuşmalar yapmıştı. Sebe Kraliçesini ülkesine davet etti. Göz açıp kapayıncaya kadar (çok kısa bir sürede) onun tahtının bir benzerini yaptırttı. Tahtın, krallığın, debdebenin değil; asıl daha başka şeylerin insan hayatındaki önemini ona göstermek istedi. Kraliçeyi Allah’ın dinine davet etti ve Müslüman olmasına vesile oldu. Böylece dünyanın başına dünyada gözü olmayan kanaatkar ruhlu insanların geçmesi gerektiğinin dersini verdi. Mucize: (der ki) Hz. Süleyman Allah’ın izni ile kuşlarla, karıncalarla konuşurdu. Cinlerden askerleri vardı, onları mabet yapımında çalıştırmıştı. Cinlerden bir ifrite Belkıs’ın tahtını göz açıp kapayıncaya kadar (ışınlama!) yoluyla bir kaç saniyede getirtmişti. Allah, Süleyman’a herkesi hayretlerde bırakan daha nice mucizeler vermişti. O muhteşem mülke böyle böyle sahip olmuştu. Masal: (der ki) Bir varmış bir yokmuş, zamanın behrinde bir Süleyman peygamber varmış. Mülkü öyle büyük öyle büyükmüş ki emrine cinler, periler, kuşlar, karıncalar girmiş. Rüzgarlı gemileri denizde yürütürmüş. Atlarla hasbihal edermiş. Sarayı yedi kat göğe değer hale gelmiş. Altı yüz cariyesi varmış. Günlerden bir gün, bir cin dayandığı bastonuna dokununc... Devamı

MUSANIN ASASI VE İPLER

2011-03-11 13:43:00

Necip Fazıl bir şiirinde, "Yüz üstü çok süründün, ayağa kalk Sakarya!" diye seslenir. Sakarya bir ırmaktır ve ırmaklar da ayağa kalkamaz. Ancak Şair burada, Sakarya ile özdeşleştirdiği Anadolu gençliğine seslenmektedir. Bunu, onun dünya görüşünden, gündeminden ve eserindeki söz akışından anlayabiliyoruz.   Acaba değnek kıssasında; bir toplumu esarette tutma görevi bulunan büyücülerin, bıraktıklarında hareketli görünen ipleri ve değnekleri nelerdir? Yine, onlara ilahi yasaları tebliğ etmek için gönderilen elçinin bırakınca hareketlenen değneğinden anlaşılması gereken nedir?   Değnek kıssasında, büyücülerin "ipler"i diye tercüme edilen "hibâl" sözcüğü, sebep ve vasıta gibi uzanan şeyleri anlamlandırır. İp de sebep ve vasıta gibi; özgür kimseye uzanarak onu bağlayan, çaresiz kalan kimseye uzanarak onu kurtaran şeydir. Kayıtları şifreli olan Tevrat`ta şöyle denir: "Üzerine iki tür iple dokunmuş elbise giyme!" . Sözün, ilahi yasaların uygulanmasının istendiği bağlamda söylenmiş olmasına bakılırsa, iki tür ip, kaynakları farklı olan yasalardır. Kur`ân da, gökten insanlara indirilen kurtarıcı yasaya ip (habl) demiştir:   "Tutunun Allah`ın ipine topunuz bir."   İp, avcıların elinde tuzak olur. Nitekim ipe düşmüş aslan kaçamaz. Bazı toplumların kendi başlarına bağımsız hareket edemeyişleri, onlarla diğer toplumlar arasında uzanmış bağlar (ahitler) dir. Bu nedenle mecaz olarak, iki kabile arasındaki ahit, eman ve misaka ip (habl) denmiştir.  Kur`ân`da da toplumsal sözleşme ve ahit için "hablün mine`n-Nâs" tabir edilmiştir.  Üzerinde durulması gereken bundan daha ö... Devamı

Hz. Yusuf’un Gömleği ve Babasının Gözleri

2011-03-11 13:39:00

Hz. Yusuf’un Gömleği ve Babasının Gözleri   Klasik eserlerde nakledildiğine göre: Yusuf (a.s.) Mısır’da bakanlık makamına geçtiğinde, gömleğini babasına gönderir.   Gömlek daha yolda iken saba rüzgârı Rabb’ından izin alıp kafileden önce Yusuf’un kokusunu babasına müjdeler. Daha sonra da gömleğe bizzat kavuşan baba, onu yüzüne sürer ve oğlu için ağlamaktan kör olan gözleri açılır.   Bu eserlere bakılırsa; babanın ağlamaktan gözlerinin kör olduğu ve Yusuf’un gömleğini yüzüne sürünce görmeye başladığı Kur’ân’ın üslubundan anlaşılmaktadır.   Oysa bunlar sarih değildir. Kur’ân’ın, babanın çok ağladığını tasvir ederken sadece “Gözleri aklaştı” demesinden “körleşti” anlamı çıkarılamaz. Bu, olsa olsa çok ağlamaktan, görme kuvvetinin zayıflamasından kinaye olabilir. Nitekim gerçek körlüğü ifade eden “a-m-y” kökü bile, Kur’ân’da sözün akışına göre mecaz olarak basiretsizliği ifade etmektedir.   Babanın: “Yusuf’un kokusunu buluyorum” sözünün de rüzgârla taşınabilecek fiziki bir koku algısı ifade ettiği düşünülemez.   Çünkü rivayetlerde tasrih edilen sekiz-on günlük mesafe bunu imkânsız kılar. Öte yandan “Koku bulmak” da bağlamına göre, güçlü tahminlerle bilinmesi, olması yaklaşan bir işin emarelerinin alınması için kullanılan bir deyimdir. (1)  Baba, oğlunun hayatta olduğunu yahut gömleğinin yola çıktığı bilgisini, ilham veya vahiyle (2)  almış olabilir. Nitekim kıssanın anlatıldığı böl&uum... Devamı

VAHHABİLİK

2011-03-11 12:36:00

 vahhabilik (Günümüzde zayıflayan islam dinine bulaşan bir fitne. vahhabiliğin bir çok fikri savunulabilir. Zira Şirkleşmiş Din Sisteminin tamirinde ilk karşımıza çıkan akım. Ama Kaynaklar Yabancı Ülkelerden. Şu Unutulmamalı: Ne kadar şirkleşme bu bozmuş olduğumuz islama girse bile bu toplum EHLİ KİTAP. YANLIŞLARIN DÜZELTİLMESİ TERÖRLE OLMAZ. Güzel Söz ve SALAT ile olur.) Öncelikle bir konuya dikkat çekmek istiyorum. kuranda "arabii" arapça olarak geçen ve bedevi olarak tercüme edilen bir kaç ayeti paylaşalım. zira bedevi zihniyeti sistematik, akılcıl olamayan aceleci bir yapıya sahiptir. peygamber bile bu insanlar ile konuşurken ve tavsiyelerde bulunurken çok dikkatli ve farklı metod uygulamıştır. mescide işeyen bedevi, rasulün hırkasını yırtan bedevi, "allah sana ve benim dışındakilere rahmet etmesin" diyen bedevi, şu ibadetleri ne artırır nede azaltırım diyen yine bedevi.(Hadisleri arapça arabii veya türkçe bedevi diye aratın lütfen.) Necef bölgesinde Medeni(Şehirli) olmayan Bedevilerin uydurduğu dinin adı tevhit dinidir. Medeni insanlardan destek bulamayıp necef bölgesinde çöl ahalisinden başlayıp vahhabilik adı ile osmalıyı yıkan ve müslümanları öldüren ve abd desteği ile günümüzde el-kaidenin savunduğu müslümanların ölümüne neden olan uydurulmuş din. Vehhâbilik hakkında, birçok Türkçe kitap da neşredilmiştir. Bu nedenle rahmetten uzak bir din anlayışı topluma empoze edilmiş ve dinde ana bozuşma ile ve terörle birlikte anılan bir islam ortaya çıkmıştır. Bu şekilde hem Avrupa ve Amerikada islamlaşmanın önüne geçme hemde islam ülkelerinin ayrıştırma politikası devreye girmiştir. Elkaide yapısını oluşturan vahhabilik dünyanın bir çok... Devamı

DİN KÜLTÜRÜNÜN KAYNAKLARI

2011-03-11 12:35:00

DİN KÜLTÜRÜNÜN KAYNAKLARI Arapçada birçok Sanskritçe kelime bulunmakta ve Hindu inancının etkileri Müslüman ibadet ve ritüellerinde görülmektedir. Yahudi inanç sistemi, Eski Mısırdan gelen Yahudilerin Eski Mısır’dan öğrendikleri tek tanrılı din inancı ile birlikte daha sonra Babilonya sürgününde öğrendikleri Zerdüşt inancının karışımını oluşturmaktadır. Kral Tanrı’nın karşısına Kral Şeytan’ı koyan Zerdüştlük dinidir. Bu inanç daha sonra Hıristiyanlığa ve İslamiyet’e bozulmalar sonrası geçmiştir. Melek, Şeytan inancı Zerdüştlükten üç büyük dine girmiştir. İslamın bozukmasına neden olan temel nedenleri sayacak olursak şöyle sıralayabiliriz. 1- Tevrat 2- Eski Babilonya inançları(sabilik-güneşe tapımcılık) 3- Hint kültürü ve ibadetleri. 4- Hıristiyan inançları (İsa’nın yeniden Dünya’ya döneceğine inanmak ve Saint (evliya) inancı gibi. Zerdüştlük dinin kurucusu Zertüşt adında yaşayıp yaşamadığı bile tam bilinmeyen bir kişidir ve Tanrısının ismi Ahura Mazda’dır kitabının ismi Avesta’dır. Namaz:Namaste: Sanskritçede(Eski Hint dili) Anlamı ‘’selam’’ Namaskara:’Güneşe selam’’demektir. Namaz kelimesi Arapça bir kelime değildir. Kurana göre bizim namaz olarak adlandırdığımız ibadetin adı tesbih ve salatttır. Namaz ve secdeli ibadetler Güneşe tapanlarda, Budistlerde ve Müslümanlarda görülen ibadet türüdür. Bu ibadet türü ibrahimi dinin bozulması ile tarihsel süreçte bir takım değişiklikler ile yapıla gelmektedir. Aslında ibadet şekil ve yerini Allah ibrahime öğretmiştir.(Bakara-128) İslam ibadetlerinde Hint, sabii(güneşe gök cisi... Devamı

İSLAM'I YIKAN ÜÇ ŞEY (3M)

2011-03-11 12:24:00

İSLAM'I YIKAN ÜÇ ŞEY (3M)   Yeryüzünde 1 milyar Müslüman… Mağripten maşrika saraylar, hanlar, hamamlar… Mavi göğe yükselen minareler… Susmayan ezanlar, inmeyen bayraklar… Namazlar, cumalar, bayramlar, kurbanlar… Kabirler, türbeler, fatihalar, yasinler…   Bütün bunlar İslam’ın yeryüzünde gürül gürül yaşandığı, dimdik ayakta durduğu anlamına mı geliyor? Eğer öyleyse “Geçip giden varsa İslam’ın şu çiğnenmiş diyarından”, “ümmet-i merhume” (ölü ümmet) haline gelmiş ve “felç-i iradiye mübtela olmuş” hal-i pür melalimize (yerlerde sürünen acınak halimize) ne diyeceğiz? Akif’in dizeleriyle; “Zulme tapmak, adaleti tepmek, hakka hiç aldırmamak Kendi asudeyse, dünya yansa baş kaldırmamak… Sözünde durmamak, yalan sözden çekinmemek Kuvvetin meddahı olmak, acizi hiç söyletmemek… Mübtezel bir çok merasim; eğilip bükülmeler, yatmalar Şaklabanlıklar, gösterişler, ardı ardına aldatmalar… Fırka, milliyet, lisan namıyla daim ayrılık En samimi kimseler arasında ciddi açık… Enseden arslan kesilmek , cepheden yaltak kedi Müslümanlık bizden evvel böyle bir zillet görmedi…” Peki bu ümmet bu zillete neden düştü? Müslüman dünya neden “Ehl-i kitaplaşma süreci” yaşadı, yaşıyor? Ö... Devamı

EHL-İ KİTAP KİMDİR?

2011-03-11 12:23:00

EHL-İ KİTAP KİMDİR?   Kur’an hitaplarını “üzerimize almama” alışkanlığımızın en çok geçerli olduğu yerlerden birisi de “Ehl-i kitâp” ayetlerinin geçtiği yerlerdir. Çoğumuz “Ey kitâp ehli!” denilen yerleri hızla geçeriz. “Bizden bahsetmiyor” diyerek aldırış etmeyiz. Öyle ya Ehl-i kitâp Yahudiler ve Hristıyanlardır, bize ne ki? Delalete düşenler ve gazaba uğrayanlar da onlardır. Bizim delalete düşmemiz (bozulmamız/sapmamız) ve gazaba uğramamız (Allah’ın öfkesini çekecek işler yapmamız) nasıl mümkün olabilir? (!). Oysa Kur’an’ın “tarihini” değil; çağımıza yönelik “mesajını” önceleyen Yaşayan Kur’an esprisine göre “Ey önceki çağlarda kendilerine Kitâp verilenler!” hitabına biz Kur’an “ehli” olanlar da girmeli değil mi? Çünkü şu an biz de önceki çağlarda (14 asır önce) indirilmiş bir Kitab’ın ehli/varisi olduğumuzu iddia edip durmaktayız. Kitaba “varis” olmak veya onun “ehli” olmak tek başına yetiyor mu? Baktığımızda, tarihi süreç içinde Kur’an’dan önceki çağlarda kendilerine Kitâp verilmiş olanların yaşadığı “Ehl-i kitâplaşma sürecini”, ‘onlar keler deliğinden geçse, geçerek’ Kur’an’dan sonra bizim de yaşadığımız görülüyor. Bunlara birazdan gireceğiz…. *** Ama önce “Kitâp” kavramının Kur’an’ın kendi öznel dilinde ne manada kullanıldığından başlayalım. Baktığımızda “Kitâp” kelim... Devamı

BİR DİN HAYATTAN NASIL ÇEKİLİR?

2011-03-11 12:22:00

BİR DİN HAYATTAN NASIL ÇEKİLİR?   Önce bir mesel… Kralın biri, huzurunda el pençe divan duran saray erkanından bir bardak su istemiş. Saray erkanın içinde muhafızlar, şairler, dalkavuklar, medyumlar, müneccimler, kahinler, din adamları vs. hepsi varmış. Geniş bir halka oluşturmuş halde krallarını ayakta dinliyorlarmış… Kral su isteyince emri şu şekilde yerine getirmeye başlamışlar: Şair: “-Yüce efendimiz ve haşmetli kralımızın emrindeki şu zerafete bakın. Böyle bir şiir dünya tarihinde daha söylenmedi: “Su getirin, su getirin, su getirin…” Dalkavuk: “-Efendim sizin sözünüzün üstüne söz söylenmedi şu alemde: “Su getirin, su getirin, su getirin…” Din adamı: “-Her kim bunu günde 100 kez söylerse cennet köşkleri onu bekliyor, aşk ile bir daha: “Su getirin, su getirin, su getirin…” Medyum: “-Kralımız bu sözüyle gelecek yılın bolluk ve bereket ile geçeğini haber veriyor, şevk ile bir daha: “Su getirin, su getirin, su getirin…” Kahin: “-Bana bir su getirin” cümlesinin ebced hesabı ile değeri 2015’dir. Kralımız bu yılda kıyametin kopacağını haber veriyor. O yıla dikkat edin ve bu cümleyi sakın unutmayın: “Su getirin, su getirin, su getirin…” Velhasıl, bir bardak suyu getiren olmamış ama her yan “Su getirin…” sesleriyle inlemiş… Bir “su edebiyatı”dır almış başını yürümüş… Dilden dile dolaşmış, hafızlar ezberlemiş, en güzel hatlarla yazılıp duvarlara asılmış… Ne zavallı bir kral ve ne hazin bir durum, değil mi? *** T... Devamı