KURANDAN DERSLER ÇIKARMAK

2013-12-19 15:53:00

Kurum Bağlayanlar (1); SİSTEMLER Kurum Bağlayanlar (2); DİN SANAYİSİ   Elimize, örneğin, bir ilahiyat veya metafizik kitabı alalım; bundan sonra soralım, bu kitap sayıların niceliği hakkında herhangi bir soyut akıl yürütmesi içeriyor mu? Hayır. Hakikat ve varlık hakkında bir tecrübi (kıssa) akıl yürütmeyi ihtiva ediyor mu? Hayır. O zaman onu ateşe atın gitsin. Zira o kitap safsata ve aldatmacadan başka bir şey içermemektedir.   ***   "Önce sizi görmezden gelirler,sonra size gülerler, sonra mücadele ederler, Sonra siz kazanırsınız." *** YARARLANILAN VE TAVSİYE EDİLEN KİTAPLAR    İçindekiler (harf sırasına göre)    DİNİ KAVRAMLARI SORGULAMA     SAFAHAT KURAN TEFSİRİ     EMİRLER ve NEHİYLER   İLK MESAJLAR   TARİH ve KURAN   KISSALAR; Mucize mi, Masal mı ?   HADİS TENKİTİ ve UYDURMA HADİS ÖRNEKLERİ   *** Hakkında konuşulamayanların kutsallığı almış başını gitmiş ise... Orada, söylenecek söz kalmamıştır, Söyleyecek sözcü de kalmamıştır, Sözü dinleyecek kişi de...    Araplar atalarının yolunu (sünneti) ve yeni olan şeyler (bid'at) karşı gelmemeyi güvenilir hayat tarzı olarak benimsemişlerdir.  Çöle seyehate çıkanlar, atalarının daha önceki kervan yollarını takip ederler, alternatif yol arama gibi bir değişikliğe gitmezler. Bu sebeble eskiye bağlılık, Arap kabile yaşantısının  değişmez bir olgusudur. Malesef bu olgu, İslam düşüncesi gibi bizlere sunulmaktadır. Bu sebeble KURAN; hem böyle geleneğe bağlı araplara, hemde nübüvvet geleneğine sahip Ehli Kitab'a&nbs... Devamı

10 - MÜBADELE, PARA & Karz-ı Hasen

2013-12-19 15:52:00

MÜBADELE VE PARA   Bütün malların kendisiyle değiştirilebildiği bir genel eşdeğere ihtiyaç bulunmaktadır.   Trampa veya değiş-tokuş adı verilen değiştirme biçiminden sonra bu mübadele olayı, bir cins mal ile yani mal- para adı verilen para yerine kullanılan bir tür mal ile yapılmaya başlanmıştır. Bu mal-para ekonomik çevre şartlarına uygun bir vasıta olarak bulunan herkesin kullandığı bir tür maldır. Mesela zirai toplumlarda para yerine kullanılan eşdeğer, sığır ve davar gibi hayvanlardı.   Sığır üzerinden kuranda verilen örneklere birde bu bakış açısı ile bakılmalıdır. Örneğin Salih nebide bahsi geçen deve misali vardır. Para olgusu Musa nebiden sonra çıktığını ve ahbar ve ruhbanların bu kulvarda eleştirildiği aşikardır. Paranın var olması ile faiz de ortaya çıkmıştır.   İnsanların mallarına haksızlık yapmayın A'raf 7/85; Hud 11/85; Şuara 26/183   Aranızda birbirinizin mallarınızı haksız sebeplerle yemeyin. Bakara 2/188.   Ey iman edenler, birbirinizin mallarını haram sebeplerle yemeyin. Sadece o mallar sizden karşılıklı bir rızadan doğan bir ticaret malı ola..." Nisa 4/29.     İnsanların mallarını aldatarak, oyun yaparak onların rızaları dışında yemenin haram olduğunu gösteren başka ayetler de vardır. Nisa 4/2, 5, 161; Tevbe 9/34.   Kur'an-ı Kerim'de para ile ilgili olarak üç kelime geçmektedir. Bunlar varık  Kehf 18/19.  dinar Al-i İmran 3/75.  ve derahim Yusuf Suresi 12/20.  kelimeleridir.   Varık, gümüş para demektir. Araplar madrub (kesilmiş, basılmış) olsun veya olmasın gümüşe varık adını verirler.317Kur'an'da “varık” kelimesi, Ashab-ı Kehfden bahsedilirken "...Birinizi şu gümüş para ile şehre gönderin; baksın, hangi yiyecek daha tem... Devamı

9 - ÜRETİM FAKTÖRLERİ & TÜKETİM

2013-12-19 15:52:00

ÜRETİM      Üretimin elemanlarından olan tabiat ve toprak İslam ekonomisinde Allah'ın insana vermiş olduğu bir emanet ve nimet olarak O'nun koyduğu kanun ve kurallar çerçevesinde kullanılmak durumundadır . Üretimi gerçekleştiren faktörlerden ikincisi de emektir. İslam insan emeğine çok büyük önem vermiştir. İslam'a göre ibadet yaratılış sebebidir. Zariyat 51/56.  Salih ameller ibadet kavramının içinde çok geniş bir yer tutar. İnanmak şartıyla salih amel işleyen kullara ebedi hayat vaat edilmiştir. Mesela bkz. Bakara 2/25.   Üretici olan ve insanlara faydası dokunan kişi inandığı sürece Allah'ın yeryüzündeki halifesi olma sıfatına hak kazanmıştır.Nur 24/55.     Allah Teâlâ kâinatı insanın faydalanması için yaratmış ve ona musahhar kılmıştır. Hayvanlar, bitkiler ve cansız varlıklar, su kaynaklan, yeryüzü ve gökyüzü hep insanın maddi ihtiyaçlarını tatmin için yara-tılmıştır. Bakara 2/22.   Geniş manasıyla insan emeği onun kâinat içersindeki yerini tayin eder. İnsanın sorumluluğunu biçimlendiren ve onun kıymetini tayin eden de onun emeğidir Bkz. Zümer, 53/39-40.  Erkek ve kadın arasında bu açıdan hiçbir fark bulunmamaktadır.   İnsan hasta olmamaya çalıştığı gibi, işçi olmamaya da yani başkasının işini (karın tokluğuna, köle statüsü gibi) yapmamaya da çalışmalıdır. Mümkün olduğu kadar herkes kendi işinde çalışmalı; İş hayatı ortaklaşa yürütülmelidir. İşte bu imkân bugün bireye verilmemektedir. Hâlbuki toplum bireyin velisi olduğundan, onun hem vekili ve hem de kefili durumundadır. Bu yüzden bireye serbest çalışma kredisi verilmeli... Devamı

8 - İSLAMDA MEŞRU KAZANÇ YOLLARI

2013-12-19 15:51:00

İslam ekonomisinde mal ve para kazanmanın meşru yolları şunlardır   a)      Çalışıp Emek Harcamak İslam Ekonomisinde mal-mülk elde etme yollarından birisi çalışıp emek harcayarak kazanmaktır. Kişi emek karşılığında kazandığı şeye sahip olur. Müslüman çalışıp emek sarf etmek suretiyle mal mülk elde edebilir. İslam'da emeği karşılığında para kazanarak geçim sağlamak helal ve meşru kabul edilmiştir. Hatta el emeği ve göz nuru, geçim yollarının en iyisi ve en güzeli olarak değerlendirilmiştir. Bu husus ayete dile getirilmiştir. Bir ayette "İnsan için çalışmasından başka bir şey yoktur ve çalışmasının karşılığı verilecektir." Necm 53/39-40.     "O Allah ki, yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yarattı" Bakara 2/29     b) Ticaret Yapmak   İslam ekonomisinde mülkiyeti elde etme yollarından birisi de ticaret yapmak suretiyle kazanç sağlamaktır. Bu sebeple Kur'an-ı Kerim'de "Allah, alış-verişi helal, faizi ise haram kıldı" Bakara 2/275.  buyrulmaktadır. Şu halde İslam'da ticaret yapmak yani mal alıp satarak karın doyurmak meşru kılınmıştır. "Ey inananlar! Allah'tan korkun, eğer inanıyorsanız faizden (henüz alınmayıp) geri kalan kısmı bırakın (almayın). Eğer böyle yapmazsanız, Allah ve elçisiyle savaşa girdiğinizi bilin. Tevbe ederseniz, anamalınız sizindir. Böylece ne haksızlık etmiş ve ne de haksızlığa uğramış olursunuz." Bakara 2/278-279.       Hak ve hukuka riayet ettikten sonra haçta bile ticaret yapmak serbesttir. Çünkü ayette "(Hacda) Rabbinizin lütuf ve keremini aramanızda (ticaret yapmanızda) sizin için bir günah yoktur." Bakara 2/198.     c) Toprağı İhya Etmek  ... Devamı

7 - ÖZEL MÜLKİYET SINIRLIDIR

2013-12-19 15:50:00

Üretimde mülkiyetin esas olduğunu ve İslam'ın özel mülkiyet hakkını tanıdığını ifade ettikten sonra, tanınmış olan bu özel mülkiyetin nasıl bir mülkiyet olduğunu kısa da olsa açıklamakta yarar vardır. İslam'ın özel mülkiyeti tanıdığının delillerinden birisi de Kuran-ı Kerim'de malların şahıslara, insanlara izafe edilmesidir. Mesela "Mallarınız ve evlatlarınız (sizin için) bir imtihandır" Teğabün 64/15.  buyrulmaktadır. Ayrıca mallarını gece gündüz Allah için harcayan kimselerin alacağı mükâfattan bahseden şu ayette de "mallarım" şeklinde iyelik, mülkiyet zamiri ile izafe ederek gelmiştir: "Mallarını gece gündüz, gizli ve açık infak edenler için Rableri yanında mükâfatları vardır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir." Bakara 2/274.    İslam'da mülkiyet bazı başka sistemlerde olduğu gibi mutlak ve sınırsız değildir. İnsan ürettiği mallara sahip olurken bu mallar üzerinde dilediği gibi sorumsuz bir şekilde tasarrufta bulunamaz; elinde bulunan mal ve paralan dilediği gibi her istediği yere harcayamaz. Şüayb Peygamber enflasyon ve ekonomik krizlerin hüküm sürdüğü Medyen ve Eyke halklarına gönderildi. Onlar mallarını keyfe ma yaşa' diledikleri gibi kullanacaklarını sanıyorlardı. Hz. Şüayb ekonomik krizi önlemek için bir takım iktisadi tedbirler alarak bir dizi emir, yasak ve tavsiyeler ortaya koydu. "Ölçüyü ve tartıyı eksik ve noksan yapmayın. Ölçü ve tartıyı tam yapın, insanların mal ve paralarının değerini düşürmeyin dedi." Hud 11/84-85.  Bu sözleriyle Şüayb Aleyhisselam mallar üzerinde tarifeli bir tasarruf ... Devamı

6 - ÜRETİMİN TARİFİ

2013-12-19 15:49:00

İnsan muhtaç olduğu mallan tabiatta tüketime elverişli bir şekilde hazır bulmaz. Pınar suları gibi içmeye elverişli temiz su bulunsa bile bunları hem taşıma mecburiyeti vardır ve hem de böyle hazır olan malların çeşidi tabiatta çok azdır.   Onun için insanoğlu çalışmak, üretmek ve malların evsafını değiştirip tüketilebilir hale getirmek zorundadır. İslam Ekonomisinde kâinat ve tabiatın sahibi Allah'tır. Bkz. Bakara 2/107; Al-i İmran 3/189; Maide 5/17. Kâinatı yaratan Allah, insanı bu varlık âleminin bir cüzü ve bir parçası yapmıştır. Onu yaratıkların en üstünü ve en şereflisi kılmıştır. İsra 17/70; Teğabün 64/3; Tin 95/4.   İnsanı yeryüzünde kendisine halife tayin etmiştir. Bakara 2/30.  Bu sebeple bütün varlık âlemini gece ile gündüzü; İbrahim 14/33; Nahl 16/12.  güneş ile ayı, Ra'd 13/2; İbrahim 14/33. denizleri ve ırmakları İbrahim 14/32; Casiye 45/12. ve hatta bütün göklerde olanları ve yeryüzünde bulunanları onun emrine amade kılmıştır. Lokman 31/20; Casiye 45/13 Böylece Allah bu varlıkları insanlar için musahhar kıldığını beyan buyurmaktadır. Bu musahhar kelimesi Arapçada bedelsiz ve karşılıksız, meccanen çalışmak ve üretim yapmak demektir. Şu halde bütün kâinat canlı ve cansız tüm varlıklar insanoğlu için üretim yapmaktadırlar. Neticede insan tabiatın kendisi için ürettiği mallara emeğini katarak ihtiyaçlarını temin etmektedir.   "O Allah ki, gökleri ve yeri yarattı, gökyüzünden su indirdi ve bu su ile size besin olarak çeşitli meyveler bitirdi. Buyruğuyla denizde akıp gitmesi için gemileri emrinize verdi; ırmakları musahhar kıldı... Devamı

5 - KURAN’IN EKONOMİK ÖĞRETİSİ (devamı)

2013-12-19 15:48:00

· İnsanın yaşamasını sağlayan bütün kaynaklar insana Allah'ın büyük bir lütfü olarak telakki edilir: bu ister bireysel, ister kolektifleştirme, isterse millileştirme yoluyla olsun, her türlü tekelleşmenin yasaklandığına kişinin Allah'ın yaydığı yeryüzünde gezip mümkün olan en yüksek kazancı elde etme özgürlüğüne sahip olması gerektiğine delalet eder.   · Özel mülkiyet serbestîsi tanınmıştır, fakat bu serbesti sınırsız değildir.   · Genel olarak toplumun ve diğer kişilerin çıkarlarıyla ilgili olarak sınırlamalar getirildiği gibi, buna ek olarak kişinin malı üzerinde yakınlarının, komşularının, arkadaşlarının, ihtiyaç sahiplerinin yani bütün toplumun hakkı bulunduğu kabul edilir. Bu hakların bir kısmı kanun zoruyla yerine getirilir, bir kısmı da insanların kendi hür iradelerine gereken değeri vermeleri, bu haklan idrak edebilmeleri için kişileri manen eğitmek üzere konulmuş düzenlemelerdir.   · İktisadi sistemin işlemesinin doğal yolu kişilerin hür teşebbüsleri olmaktadır. Tabii bu durum kişiler üzerinde hiçbir sınırlamanın olmayacağı anlamına gelmez. Kendi iktisadi ve kültürel yararları, toplumun menfaati için bu hürriyet kısıtlanabilecektir. · Kadın ve erkekler kazandıkları, miras aldıkları veya herhangi bir meşru yolla elde ettikleri mallara sahip olmada ve bu sahip olmanın sağlayacağı yararlardan faydalanmada eşit haklara sahiptirler. · İnsanlar arasında iktisadi uçurumun engellenmesi amacıyla kişiler hasislikten men edilip, bağışta bulunmaya, Allah'a güzel bir hediye sunmaya teşvik ediliyor. Fakat aynı zamanda mallarını çar-çur etmemeleri için uyarılıyorlar da.   · İktisadi bakımda... Devamı

4 - KURAN’IN EKONOMİK ÖĞRETİSİ

2013-12-19 15:47:00

KURAN’IN EKONOMİK ÖĞRETİSİ   · Kuran'da tekrar tekrar vurgulanan ilk ekonomik prensip, bütün üretim  araçlarının ve insan hayatının idamesini sağlayan kaynakların Allah tarafından yaratıldığıdır. İnsanların istifade etmesi için bütün her şeyi bulundukları şekilde, tabiat kanunlarına uyacak bir biçimde yaratan O'dur. İnsanların onlardan faydalanmasını mümkün kılan, bütün bunları insanın istifadesine sunan O'dur. Bakara 2/29; A'raf 7/10; Ra'd 13/3; İbrahim 14/32-34; Vakıa 56/63-64; Mülk 67/15.   · Helal ile haram arasındaki sınırı çizecek olan Allah'tan başka bir irade değildir. Tekasürleşenlerin hiçbir sınırlama kabul etmeksizin mallarını istedikleri gibi sarf etme hakkına sahip olduklarını iddia ettikleri için azaba mahkûm edildiğini belirtir. Hud 11/87   · Çeşitli  sosyal sistemlerin ortaya çıkardığı korkunç eşitsizliklerin haricinde bir takım doğal farklar Allah'ın hikmeti sonucu olan farklar olarak tasvir edilmektedir. Bu eşitsizliklerin  kaldırılıp, ölüm anındaki eşitlik gibi bir eşitlikle yer değiştirilmesi fikri Allah'ın Kitabına ters, ona yabancı bir fikirdir. En'am 6/165; İsra 17/21, 30; Şura 42/12; Zuhruf 43/32   · Kuran insanlara, birbirlerinden üstün kılındıkları şeyleri dolayısıyla haset etmemelerini tavsiye ediyor ve kadınlara da kazandıklarından bir pay, erkeklere de kazandıklarından bir pay vardır diyerek, Allah'tan bol nimet istememizi tavsiye ediyor. Nisa 4/32.   · Nahl Suresi'nin 71., Rum Suresi'nin 28. Ayetinde Allah'ın verdiği nimetleri esirleriyle eşit olarak paylaşmaya yanaşmayacaklarını söyleyerek, Allah'ın gücünü kullarıyla ve mahlûkatından bir kısmıyla paylaşacağını in... Devamı

3 - İSLAMDA İKTİSAT-EKONOMİ TERİMLERİ VARDIR.

2013-12-19 15:46:00

İSLAMDA İKTİSAT-EKONOMİ TERİMLERİ VARDIR.   · Kuran-ı Mübin'de   ücret (icare: hizmet), Talak 65/6; Necm 53/39; Bakara 2/286.   alış veriş (beyğ), Bakara 2/275; Bakara 2/282; Nisa 4/29    faiz, Bakara 2/275, 276, 279; Ali İmran 3/130; Nisa 4/161   para, Varık: Kehf 18/19; Dirhem (çoğulu derâhim) Yusuf 12/20; Dinar (çoğulu denânir) Ali İmran 3/75.   malların (ve paraların) değerlerinin düşürülmemesi, A'raf 7/85; Hud 11/85; Şuara 26/183.    zekât (vergi) ve zekâtın dağılım yerleri, Bakara 2/43, 83; Müminun 23/4; Tevbe 9/60   ticaret Bakara 2/282; Nisa 4/29; Tevbe 9/24; Nur 24/37    ziraat Yusuf 12/47; Vakıa 56/64.     gibi daha birçok konularda ayetler vardır. Devamı

2 - ÜRETİMDE MÜLKİYET VARDIR ve SINIRLIDIR

2013-12-19 15:45:00

ÜRETİMDE MÜLKİYET VARDIR   · Kadın ve erkek herkes çalışıp kazandığına sahip olacağı için üretimde mülkiyet vardır.  Bkn: Nisa 4/ 32   · Allah'ın emirleri doğrultusunda, O'nun çizdiği sınırlar içinde olmak üzere, Kuran, birçok ayette özel mülkiyete sahip olma hakkı tanımıştır. Bakara 2/261, 275, 282, 283; Nisa 4/2, 4, 7, 20, 24, 29; Maide 5/38; En'am 6/141; Tevbe 9/103; Nur24/27; Yasin 36; Zariyat 51; Saff 61/11.   · Öksüz, yetim, hasta ve muhtaç olanlar da yeme, içme, giyme ve barınma gibi haklara sahip oldukları için tüketimde ortaklık esastır.  Nisa 4/ 2; 8; İsra 17/ 26   · İnsanlar üretecekleri ya da tüketecekleri malları kendi gönül rızaları ile alıp satacakları için mübadelede serbest piyasa kuralı geçerlidir. Nisa 4/ 29     · Para, banka ve kredi işlerinde tek salahiyetli merci Devlet olduğu için tedavülde planlama esastır.    Özel Mülkiyet Sınırlıdır   Üretimde mülkiyetin esas olduğunu ve İslam'ın özel mülkiyet hakkını tanıdığını ifade ettikten sonra, tanınmış olan bu özel mülkiyetin nasıl bir mülkiyet olduğunu kısa da olsa açıklamakta yarar vardır. İslam'ın özel mülkiyeti tanıdığının delillerinden birisi de Kuran-ı Kerim'de malların şahıslara, insanlara izafe edilmesidir. Mesela "Mallarınız ve evlatlarınız (sizin için) bir imtihandır"Teğabün 64/15. buyrulmaktadır. Ayrıca mallarını gece gündüz Allah için harcayan kimselerin alacağı mükâfattan bahseden şu ayette de "mallarım" şeklinde iyelik, mülkiyet zamiri ile izafe ederek gelmiştir: "Mallarını gece günd&uum... Devamı

1 - İSLAM EKONOMİSİNİN TEMELLERİ

2013-12-19 15:40:00

İslam dininin bir hukuk yönü bulunduğu gibi, ekonomik yönü de bulunmaktadır.    İslam, ticaret serbest, faiz yasak ve vergide zekât esasları uygulanır diyen bir dindir. Böylece insanlığa farklı ekonomik bir sistem ve bir model sunmuş olmaktadır.   Meşru üretim serbesttir. Mal, bireyin, fertlerin ve milletin yönetim ve denetimindedir. Para ve paraya ait işler ise devletin yönetim ve denetimi altındadır. Bireyler üretimde ihtiyaca binaen bir programa göre yetkili makamdan izin alarak istedikleri malları üretirler ve piyasaya arz ederler. Üretimde mülkiyet esastır. Herkes ürettiğine sahip olur. İslam ekonomisinde mutlak mülkiyet yok,sınırlı bir mülkiyet anlayışı vardır.   Güneş ve gündüz, ay ve gece gibi maddi ve manevi varlıklar hep insan için olup, ona karşılıksız hizmet ederek üretim yapmaktadırlar.   İnsanlar ihtiyacı olan malları tabiatta hazır olarak bulmazlar; onları tüketecek hale getirebilmeleri için emek harcamak zorundadırlar. O nedenle insan kendisinden sadece emeğini satabilir; emeğinin dışında, kendisinden hiçbir şeyini bir bedel karşılığında satamaz. İnsan Allah'ın halifesi-memuru olduğu için, hayvan, bitki ve cansız tüm yaratıklardan ayrılır. Hiçbir varlık ona ve onun bir cüzüne bedel olamaz. Ona ait her şey ve onun her organı haramdır-dokunulmazdır.   Serbest olan bir malın üretimi normal şartlar altında yasaklanamayacağı gibi, yasak ve haram olan bir malın üretimi de serbest hale getirilemez.   Döner sermayeye vergi uygulanarak yatırıma teşvik sağlanmış olur. Böylece sermaye hep üretime dönük bir süreç içinde faaliyet göstermiş olur. Sermayenin tekellerde toplanmasını önlemek iç... Devamı

İSLAM EKONOMİ MODELİ

2013-09-09 11:23:00

  1 - İSLAM EKONOMİSİNİN TEMELLERİ 2 - ÜRETİMDE MÜLKİYET VARDIR ve SINIRLIDIR 3 - İSLAMDA İKTİSAT-EKONOMİ TERİMLERİ VARDIR. 4 - KURAN’IN EKONOMİK ÖĞRETİSİ 5 - KURAN’IN EKONOMİK ÖĞRETİSİ (devamı) 6 - ÜRETİMİN TARİFİ 7 - ÖZEL MÜLKİYET SINIRLIDIR 8 - İSLAMDA MEŞRU KAZANÇ YOLLARI 9 - ÜRETİM FAKTÖRLERİ & TÜKETİM 10 - MÜBADELE, PARA & Karz-ı Hasen ***      Yayınladıklarımız,  kurandan çıkarımlarımızdır, Doğruluğunu Kurandan teyit ediniz.  Eğer Kur'an'ı yeniden okumanıza vesile oluyorsa; İş tamamdır, bizi görmezden gelin. ... Devamı

Bunda da bir hayır var!

2013-06-27 15:31:00

Bir zamanlar Afrika’ daki bir ülkede hüküm süren bir kral vardı. Kral daha çocukluğundan itibaren arkadaş olduğu, birlikte büyüdüğü bir dostunu hiç yanından ayırmazdı.Nereye gitse onu da beraberinde götürürdü. Kralın bu arkadaşının ise değişik bir huyu vardı.İster kendi başına gelsin ister başkasının, ister iyi olsun ister kötü, her olay karşısında hep aynı şeyi söylerdi: -Bunda da bir hayır var! Bir gün kralla arkadaşı birlikte ava çıktılar. Kralın arkadaşı tüfekleri dolduruyor, krala veriyor, kral da ateş ediyordu.Arkadaşı muhtemelen tüfeklerden birini doldururken bir yanlışlık yaptı ve kral ateş ederken tüfeği geriye doğru patladı ve kralın baş parmağı koptu.Durumu gören arkadaşı her zamanki sözünü söyledi: -Bunda da bir hayır var! Kral acı ve öf***le bağırdı: -Bunda hayır filan yok! Görmüyor musun,parmağım koptu? Ve sonra da kızgınlığı geçmediği için arkadaşını zindana attırdı. Bir yıl kadar sonra, kral insan yiyen kabilelerin yaşadığı ve aslında uzak durması gereken bir bölgede birkaç adamıyla birlikte avlanıyordu.Yamyamlar onları ele geçirdiler ve köylerine götürdüler.Ellerini, ayaklarını bağladılar ve köyün meydanına odun yığdılar. Sonra da onları odunların ortasına diktikleri direklere bağladılar. Tam odunları tutuşturmaya geliyorlardı ki, kralın başparmağının olmadığını farkettiler.Bu kabile, batıl inançları nedeniyle uzuvlarından biri eksik olan insanları yemiyordu. Böyle bir insanı yedikleri takdirde başlarına kötü olaylar geleceğine inanıyorlardı. Bu korkuyla, kralı çözdüler ve salıverdiler.Diğer adamları ise pişirip yediler. Sarayın... Devamı

“Pasif iyi” diye aşağılama İYİ İNSANLARI.

2013-06-04 12:12:00

Bize “pasif iyi” diyorlar ve “aktif zalimleri” bizim çoğalttığımızı söylüyorlar. ama yangını söndürmeyecek üflemenin onu daha da güçlendirdiğini göremiyorlar. İsa peygamberime (selam ona ) Kudüs’te ve Muhammed peygamberime (selam ona ) Mekke’de AYNI İTHAMI YAPMAYA CESARETİNİZ VAR MI??? Kudüs’ü işgal etmiş putperest Roma’lılara karşı ayaklanmayı neden başlatmadığını neden başlarına geçip “kurtarıcı Mesih” gibi davranmadığını soran zamanın İsrailoğlu ”cihadileri” olan Zaelot mezhebine “SİZ ÖNCE GÜNAHLARI TERK EDİN, HALİNİZİ DÜZELTİN, NEFSİNİZİ ARINDIRIN” diyen İsa peygambere burun kıvırıp PASİFLİKLE suçlayan adamlar gibisin. “Sabredin yasir ailesi randevunuz cennete” sözünü anlatacaksın ballandıra ballandıra sonra aynı sabrı kuşanmaya çalışıp iyi bir muttaki olmak için çabalayanları “pasif iyi” diyip zalimlere destek olmak ile itham edeceksin ve bu çelişkinden utanmadan kasım kasım kasılarak konuşmaya devam edeceksin. suç sen de değil ama, seni başlarının üzerinde taşıyan o akledemeyenlerde. Hayatın, insanın Rabbine verdiği AHDİNE SADIK KALMA, KENDİNİ GERÇEKLEŞTİRME İMTİHANI OLDUĞUNU anlamazsan ANLAMLANDIRAMAZSIN. bu öyle romantik hikayeler anlatmaya benzemez. bilmiyorsan BİR BİLENE soracaksın, bunu haketmek için de önce o kibrini kıracaksın.yoksa böyle ÇELİŞKİLER içinde bocalayıp akledenleri kendine güldürmeye devam edersin. İyi’nin aktifi pasifi masifi olmaz. İyi iyidir, gerçekten İYİ sıfatını almak muttakice bir hayat yaşamaya çabalamak, elinden dilinden belinden kimsenin zarar görmediği, yetimle yoksulla hemhal olmuş paylaşan, adalet ve merhametle yaşayan, haramsız tertemiz insanların hakkıdır. ... Devamı

Cüppeliye Gülen Bazıları Neden Gülüyor?

2013-06-04 11:58:00

“Sünniyiz” “Ehli sünnet vel cemaatteniz” deyip Cüppeliye gülen ve onu kınayanlara hayret ediyorum..hayır ben şunu anlamıyorum. ehli sünnet vel cemaat itikadındayız diyenler niye gülüyor bu adama ya da sünniyiz diyenler ya da hanefiyiz şafiyiz falan diyenler. Adam 1300 yıllık ne varsa o sizin itikat mezhep kitaplarınızda, anlı şanlı alimlerimiz dediğiniz adamların kitaplarında, eksiksiz anlatıyor işte Cüppeli.   neden kınıyorlar neden gülüyorlar.?? açıp okuyun ehli sünnet akide kitaplarını, mezhep kitaplarını. Cüppeli ne anlatıyorsa orada var. adam en azından uydurulmuş dininde samimi. asıl gülünecekler onunla aynı isimlendirmeleri kullanıp sonra onu kınayıp gülenler.     ehli sünnetin kabul ettiği öpüp başına koyduğu ne kadar TEMEL ESER VARSA hadis, siyer, fıkıh, akaid temel eserlerini 12 yıldır okurum incelerim. Cüppeliye itiraz edenler adama neden kızıyor, o kitaplarda ne varsa eksiksiz anlatıyor işte adam ve dürüstçe de diyor ” Bunlar benim sözlerim fikirlerim değil, ben 1300 yıllık kitaplarımızda ne varsa, alimlerimiz evliyalarımız mezhep büyüklerimiz ne yazdı söylediyse SADECE ONLARI NAKLEDİYORUM” diye. ve bu konuda doğru söylüyor inanmıyorsanız açıp bakın o kitaplarınıza. haa bu anlattıkları yanlış Kuran a İslam a uymuyor diyorlarsa neden o adamla aynı itikatta olduklarını söylüyorlar neden o kitapları hala öpüp başlarına koyuyorlar? Değilse neden o isimlendirmeleri ve o yanlış dedikleri kitapları reddetmiyorlar? BU APAÇIK BİR ÇELİŞKİ DEĞİL Mİ?   Biz onun anlattıklarının bir kısmını kabul etmiyoruz diyorsanız, O kitapları yazan alimlerinizin yanlış yaptığını yapabileceğini ya da o alimlerin isimleri kullanılarak bunların sonradan manipule edilmiş olabileceğini... Devamı

AHLAKSIZLIK

2013-05-14 15:33:00

    Gerçekten bu insanoğlu bir âlem! Her şeyi kendine yontmayı çok iyi biliyor! Her şeyin bir kolayını, bir hokus pokusunu bulabiliyor. Her şeyde bir menfaat projesi çizebiliyor. İşine nasıl geliyorsa yani!   Cennet için basit ve kolay bir yol haritası çizmiş ve 300-500 milyarlık jipi ile gidiyor. Gitsin bakalım!   Gitsin de Allah’ın duvarına bir toslasın bakalım!   Her şeyin Allah’a ait olduğu bir yerde, dolayısıyla tüm halka ait bir dünyada, Bir din hayal edin ki şunu desin:   Birileri bu dünyada; servetle, mal-mülkle ve her türlü güçle sefa sürsün.  Birileri, zalimlerden aldıkları güçle; birilerini ezsin, zorbalık yapsın, öldürsün!   Birileri de açlıktan ölsün! Öylemi?    Bir Allah düşünün ki şunu onaylamış olsun:   Zenginler; 5-10 trilyonluk evde oturup, son teknoloji ile yapılmış ve uzaktan kumanda ile indirilen sedirlerde namaz kılıp, hüngür hüngür ağlayıp, yağlı ballı sofralardan tıka basa yiyip içip, sadece lafla; “ya rabbi çok şükür!” deyip, kendi peygamberleri (Hz. Muhammed’in); malın 40’ta 39’nu verdiklerini bildikleri halde, bunu görmezden gelip işlerine gelen şahıs olan; Ebu Cehil, Firavun ve Nemrut gibi 40’ta 1 verip, üstüne de cennette huriler isteyip, köşkler isteyip, saraylarda, keşşanelerde sonsuza kadar oturmak istesin!   Bu nasıl iş! Bu nasıl bir dünya! Bu nasıl bir Allah ki bunu kabul etsin!   Vallahi! Benim bildiğim Allah, bu dünyadan sonra onları oturtacağı yeri bilir!   Hiç fakirlerin, yoksulların, kimsesizlerin, mağdurların nasıl yaşadıklarına ve ne çektiklerine b... Devamı

EGEMEN İSLAM KÜLTÜRÜNDEKİ ESTETİK YOKSUNLUĞU ÜZERİ...

2013-01-04 10:54:00

EGEMEN İSLAM KÜLTÜRÜNDEKİ ESTETİK YOKSUNLUĞU ÜZERİ...     EGEMEN İSLAM KÜLTÜRÜNDEKİ ESTETİK YOKSUNLUĞU ÜZERİNE   Makalenin başlığına bakarak, İslam ile İslam kültürünü birbirinin aynısı ifadeler olarak tanımladığımızı veya birbirinin yerine kullandığımızı sanmayın. İslam, yüce Rabbimizin Kur’an ayetlerinde ortaya koyduğu şeylerin adıdır. İslam kültürü ise, Kur’andan alınan ilham uygulamalarıyla bir bağıntısı olsa da, bir süreç içerisinde Müslümanların sahip olduğu değer yargılarını, kültür ve geleneklerini, alışkanlıklarını, yönetim anlayışlarını, çevre ile olan ilişkilerini, kısacası, yapıp ettiklerini ifade eder. Müslümanlar bir süreç içerisinde kültürlerini inşa ederlerken İslam olmayan çevre kültürlerden yoğun bir şekilde etkilendiler. Bu etkilenmeler, bazen doğrudan bazen dolaylı oldu ve bunların acı tatlı meyveleri mevcut İslam kültürü içerisinde yer aldı. Dolayısıyla bizim eleştirimiz, İslam’ın safiyetini ve duruluğunu, doğal çevre ile uyumunu bozan anlayışlara yöneliktir. Maalesef, mevcut kültürümüz içerisinde buna benzer çarpıklıkların azımsanmayacak kadar çok olduğu ilgili herkesin malumudur. Oysa İslam’ın kendisi bu tür nitelemelerden beridir. O, uyum, düzen ve estetiği içinde barındırdığı gibi bunların da yayıcısıdır. Örneğin, Kur’an ayetlerinin hem edebi sanat ve estetik hem iç bütünlük ve düzen, hem de içerik açısından bir şaheser olduğu, inanan, inanmayan, vicdan sahibi her insanın üzerinde ittifak ettiği bir konudur. Sorun Müslümanların böyle bir şahesere sahip oldukları halde, nasıl oluyor da sahip oldukları top... Devamı

RİBA ve ÇARESİ

2012-12-21 14:59:00

    “Riba” konusu Kur’an’da, değişik yerlerde bağımsız ayetlerdeki geçişleri dışında, Bakara suresinin 275-281. ayetlerinden oluşan paragrafta yer almaktadır:   275- O ribayı yiyen şu kişiler, şeytanın bir dokunuşuyla çarptığı kişinin kalkışından başka türlü kalkamazlar. Bu, şüphesiz onların, ”Alışveriş,  riba gibidir” demeleriyledir. Oysa ki, Allah, alışverişi helal, bu ribayı haram kılmıştır. Kendisine Rabbinden bir öğüt gelip de yaptığından vazgeçenin geçmişi kendisine, işi Allah’adır. Ve kim ki yeniden dönerse, işte onlar ateşin dostlarıdır. Onlar orada sürekli kalacaklardır. 276- Allah, ribayı yok eder, sadakaları da artırır. Allah, tüm aşırı nankör ve günahkar kimseleri sevmez. 277- Şüphesiz iman eden ve salihatı işleyen, salâtı ikame eden ve zekâtı veren kişilerin Rabbleri katında mükâfatları vardır. Ve onlar üzerine hiçbir korku yoktur, onlar üzülmezler de.  278- Ey iman etmiş kimseler! Eğer müminler iseniz, Allah’a takvalı davranın ve ribadan kalanı bırakın. 279- Artık böyle yapmazsanız, o zaman Allah ve elçisinden size savaşı bilin. Eğer tevbe ederseniz, artık sermayeleriniz sizindir. Haksızlık etmezsiniz, haksızlığa da uğramazsınız.  280- Eğer o (borçlu), darlık içindeyse, kolaylığına kadar mühlet! Eğer biliyorsanız, sadaka olarak vermeniz, sizin için daha hayırlıdır. 281- Ve kendisinde Allah’a döndürüleceğiniz güne takvalı davranın. Sonra da herkes kazancını tastamam alır. Ve onlar zulmedilmezler.   Yukarıdaki ayetlerde gayet açık ve net bir şekilde bildirilmiş olan ilkelerin tespitiyle başlıyoruz: - O ribayı yiyen şu kişiler, şeytanın bir dokunuşuyla çarptığ... Devamı

Kuranın DİN Algısı

2012-07-16 08:26:28
Kuranın DİN Algısı |  görsel 1

Din algısının eski çağlardan günümüze değin farklı veçheleri olduğunu göstermeye çalışmıştık. İnsanoğlunun sosyal ilişkilerde din olgusunu eriterek, kendi yaşam biçimine ya da çıkarına alet ettiğini söyleyebiliriz. Bu anlayışa itiraz olarak gelişen vahiy dini, kaynaklara dönüş, kitabına uydurmak değil de kitaba uygun yaşamak gibi, vahiyle yaşanan hayatın şekillenebileceğini düşünenler de dini sert ve zaman zaman karşılığı olmayan yaptırım olarak toplumlara dayatmıştır. Dini bir nevi emirler manzumesi, yapılması zaruri vazifeler deklare eden bir yasa kitabı olarak görenler, yaşadığı hayatı okumadan, kitabı okuyan ve onun dışında topluma, doğaya insana karşı fikri olmadan, topluma rol biçmeye çalışan, yaşadığı sosyal çevreye yabancı ve problemli kişilikler olarak varolmaktadırlar. Kuran da birçok yerde geçen ‘din’ sözcüğü, kanımca Rum Suresi'nde geçtiği anlamıyla adeta kavramsal olarak kendini açıklayıcı niteliktedir. Bu surede temel alınacak ‘din’ kavramı anlayışı ile diğer ayetlerde geçen din teriminin anlam dünyasını keşfedebiliriz. "Şu halde bütün benliğinle, dine yönel ; Allahın fıtratına… insanlık o fıtrat üzerinedir. Allah’ın fıtratında bir değişme göremezsin. İşte gerçek din budur… (Rum-30)" Ayetteki son cümle, önceki ayetlerde bir din tanımlaması yapıldığını gösteriyor. Allahın fıtratı, yaratması, dinin özü üzerine olan mülahazaları Rum Suresi bütünlüğünde önceki ayetler üzerinden takip edebiliriz. Dinin kavramsal açıklamalarının yanında surelere bütüncül bakışın da, vahyi doğru algılayabilmede önemli bir metod olduğunu düşünüyorum. Hatta bazen kavramların kökenine inerek,... Devamı

ÇAĞDAŞ ZIHAR

2012-07-12 11:32:06
ÇAĞDAŞ ZIHAR |  görsel 1

"ANAM AVRADIM OLSUN Kİ..." Zıhar, cahiliye Araplarının yanlış geleneklerinden biriydi. İslam, devlet haline geldikten, toplumu sosyal, siyasal, kültürel olarak da kucakladıktan sonra, bir süreç içerisinde zıhar gibi yanlış gelenekler bir bir düzeltilmeye çalışıldı. Erkekler, kadınlar üzerindeki egemenliklerini bu tür yanlış geleneklerle biraz daha pekiştiriyorlardı. Cahiliyede erkek kadının mutlak hakimiydi. Bazı seçkin aileler hariç tkadınların hemen hepsinin konumu birbirine benzedi. Sosyal ve politik anlamda herhangi bir statüleri söz konusu değildi. Bu anlamda bir koca olan erkek, bir eş olan kadın üzerinde de her türlü otoriteye sahipti. Onu istediği zaman boşayabilir. Erkeğin kadınını boşamasının bir çok yolu vardı. Zıhar da onlardan biriydi. "Anamın sırtı gibisin" demesi ondan boş olması için yetiyordu. Hem de geri dönülmez bir şekilde. Günümüzde bu boşamanın bir versiyonu olarak algılayabileceğimiz, "üçten dokuza boş ol" ifadesi de geri dönülmesi mümkün olmayan bir boşama şekli olarak uygulana gelmekte. Cahiliye Arapları eşlerine, "anamın sırtı gibisin", günümüze uyarlayarak söyleyecek olursak, "avradım anam olsun" dediklerinde kendi geleneklerine göre karılarından otomatik olarak boşanmış sayılıyorlardı. Kur'an'ı Kerim bu anlayışın yanlışlığını "zıhar yaptığınız, eşlerinizi, sizin analarınız yapmadı" ifadesiyle ortaya koyuyor. Böyle demekle eşin boş olmayacağını, bunu bir yemin şeklinde ortaya koyarak eşini boşamaya kalkanların ve bu amaçla, bu ifadeyi ağzına alanlara; bir köle azad etme, veya aralıksız 60 gün oruç tutma, veya buna güç yetiremezse 60 fakiri doyurma yükümlülüğü getiriyordu. "Sizden kadınlara zıhar edenler, bilmelid... Devamı

DÜŞÜNEN İNSAN ÜZERİNE

2012-07-12 11:21:30
DÜŞÜNEN İNSAN ÜZERİNE |  görsel 1

"Bilmediğin şeyin ardınca gitme; kulak, göz(basiret) ve kalp ondan sorumludur "(İsra:36) İnsanlığın bilinen tarihi boyunca, insan söz konusu olduğunda, filozoflar, filozofça laflar edegelmişler... Hepsi insanın farklılığını, özel konumunu, diğer varlıklardan üstünlüğünü, yaratıcılığını, inşa etme ve dönüştürme yeteneğini, bir ölçüde "Eşref-i Mahlukat" olduğunu söylemeye çalışmışlar. Böyle olmakla birlikte bir çoğu da, insan hakkında, sonu "hayvan"la biten cümleler kurmuşlar, kurmaya devam ediyorlar. Bu cümlelerin içine bazen "düşünen", bazen "konuşan" kelimelerini de eklemişler. Tabi insanın aklına papağan da konuşuyor, hindi de düşünüyor, acaba filozoflar bu cümlelerle yaratılmışların en özeli olan insanı mı tanımlıyorlar diye sorası geliyor... Papağanların konuşmasını hindilerin düşünmesini, şempanzelerin insanın yaptığı bazı davranışları tekrarlamasını, insanın konuşması, düşünmesi ve bazı eylemlerde bulunması gibi mi düşüneceğiz. Yani bu hayvanlar yaptıkları bu şeyleri bilinçli mi, planlayarak mı yapıyorlar? Örneğin papağanlar kullandıkları kelimeleri bu kelimelerin ne anlama geldiğini bilerek mi kullanıyorlar? Yoksa bu papağanlar kuş şeklindeki insanlar mıdır? Eğer ölçü sadece ve sadece konuşmak ve vs ise... İnsan olmanın kriteri böyle bir düşünme, konuşma ve bazı davranışları tekrarlamak mıdır? “Düşünmek”, “konuşmak” ve “eylem” nedir? Bunların bilinçli olmakla ne kadar ilgi ve alakası vardır? Bu açıdan insana baktığımızda, insan, kendi kelimelerini, kendi beyninin ürettiği kelimeleri mi konuşmaktadır veya kendi yüreğinin ve beyninin engin derinliklerinde veya en yüzeylerinde kendine özgü dü... Devamı

İnsanoğlu'nun KİMLİĞİ

2012-07-12 11:18:59
İnsanoğlu'nun KİMLİĞİ |  görsel 1

"Doğrusu biz insanı, imtihan etmek için karışık bir nutfeden yarattık da onu işitici ve görücü yaptık. Biz ona yolu gösterdik ya şükredici veya nankör olur"(İnsan:2-3) "Yaratılmışların en şereflisi" (eşref-ü mahlukat) olarak kabul edilen insanın yeryüzü serüveni başlayalı kaç bin yıl oldu bilemiyoruz. Ancak bu serüvenin çok uzun bir süredir devam ettiğinde fazla bir ihtilaf yok..Gerçi yılların sayısına itiraz edilmesi veya farklı fikirler beyan edilmesi insanoğlunun “kim”liği ve sorumluluğu ile ilgili herhangi bir şeyi değiştirmediği gibi insanın yeryüzü serüvenin başlangıç tarihi konusunda bir fikir de vermeyecek. "Gaybe taş atılmış" olunacak, o kadar. Gerçi "gaybe atılan taş” hem yaşanan örneklerinde hem Kur’an’ın ilgili ayetlerinin satır aralarındaki vurgularda, daha çok atanın başını yardığı yönünde bir kanaati pekiştirse de, "gayb'e taş atmak” insanoğlunun vazgeçemediği kötü bir huyudur. Bu yüzden de Yaratan'ından çok azar işitmiştir ama huylu huyundan vazgeçmediği için insanoğlu "gaybı taşlama"ya devam edegelmiştir. Bu serüvenin çok uzun zamandır süregeldiği konusunda herhangi bir ihtilaf olmadığı gibi, bu serüvenin pek mutlu, huzurlu, pek 'kardeş-kardeş' devam etmediği de herkesin bildiği bir konu.. Ortak bir refah toplumu ve adil bir mekanizmanın yaşama geçirilememiş.olması da yeryüzünün ayrı bir gerçeği... Belki zaman zaman bunun temelleri atılmaya çalışılmış, bazı denemeler olmuş ancak bu denemeler ya çok kısa sürmüş ya da sadece teorik olarak tartışılmakla sınırlı kalmış. Görünen o ki insanoğlu bu serüveninde sürekli huzuru ararken huzursuzluk çıkarmış, adaleti ararken... Devamı

BIRAKIN ! Kurtarmayın

2012-07-10 16:59:56

İnsanların düştüğü şu hendeklere bir bakın adamı içkiden kurtarıp şeyhe kul yapıyorlar hâlbuki sadece günahkâr idi şimdi müşrik oldu zinadan kurtulalım derken imam nikâhı ile bir garibin ahını alırlar yalnızca potansiyel suçlu idi bir de zalim yaptılar parti üyesi, cemaat mensubu gibi davranır baştakiler sanırsın padişahtır türbelerden istemeyelim, iyi de anıtkabire şikâyet neyin nesi ne avrupanın şekeri ne amerikanın yüzü müslümanın yobazı var da laiklerin yok mu sanki kapmaya çalıştıkları ha şeyhin mendili ha tarkanın gömleği insan bir kere sallanmaya görsün yok haluk leventin konseriymiş ya da aczimendilerin zikri fark ediyor mu sanki her birimiz ayrı ayrı kurtarılıp şu kâfir dünyadan besleme yapılıyoruz birilerine film gibi vallahi kahraman, kızı her defasında kurtarıp sonra kendine avrat yapar ya batının dünyayı sürekli kurtarıp sömürmesi gibi sürekli birileri bizi kurtarıyor bunun bedeli gene bize ödetiliyor MUSA ŞİMŞEKÇAKAN ... Devamı

Kur'an merkezli Din

2012-04-12 15:56:40

''Kur'an merkezli Din '', kendilerini ehli sünnet vel’cemaat olarak tarif eden insanları, neden bu kadar rahatsız ediyor dersiniz ? Yüce Allah tek başına “ehad”  olarak anıldığında yani Kur'an merkezli Din'den söz edildiğinde bunun adını neden hezeyan koyarlar? Neden bu kadar şeytani bir titreme sarar onları ? Tek Allah'a çağrıldıklarında inkar eden müşriklerin göstermiş oldukları ŞİRK mantığının olağan tepkisidir : Mü'min 12 : Bu(duruma düşmeniz)in sebebi şudur: Tek Allah'a çağrıldığınız zaman inkâr ederdiniz. O'na ortak koşulunca inanırdınız. Artık hüküm Yüce ve büyük Allâh'a âittir. Bakara 165 :İnsanlardan kimi, Allah'tan başka eşler tutar, Allâh'ı sever gibi onları severler. İnananlar ise en çok Allâh'ı severler. Zulmedenler, azâbı gördükleri zaman bütün kuvvetin Allah'a âit olduğunu ve Allâh'ın azâbının çetin olduğunu anlayacaklarını keşke bilselerdi! Bu insanların şirk tabiatına göre : İsra 94 Zâten kendilerine hidâyet geldiği zaman insanları doğru yola gelmekten alıkoyan şey, hep: "Allâh, bir insanı elçi mi gönderdi?" demeleridir. İsra 95 De ki: "Eğer yer yüzünde uslu uslu yürüyen melekler olsaydı, elbette onlara gökten bir meleği elçi gönderirdik." Evet , şirk mantığına göre Yüce Allah tek başına din kurucusu olarak kabul edilemez,  İslam Dinini kurarken illaki ve mutlaka Yüce Rabb'imizin yanında ortakları olmalıydı... Aksi halde tek ilaha dayanan bu güzel dini kabul etmeyeceklerdir: Yusuf 106 : Onların çoğu, Allah'a ortak koşmadan inanmazlar. Tabiki Kur'an'a karşı bu tepkileri gösterenlere Yüce Allah, şeytanı dost... Devamı

O GECE KADİRDİR

2012-02-13 09:33:40

           Leyletil/ul qadri (leyleti el qadri)’ Kadir Suresinde geçen bir ifadedir ve sözü edilen gece “Kadir Gecesi” olarak bilinir. “Leyl/Gece” kelimesi bilindiği gibi bir günün akşamdan sabaha kadar olan kısmına denir. Bununla birlikte karanlığı, olumsuzluğu, cahilliği anlatmak için sembolik olarak kullanıldığı da olur. “Kadir” kavramına gelince onun sözlük anlamlarına bakmamız yararlı olur; Kadir/qdr; Gücü yetmek. Ölçü. Ölçmek. Tanzim etmek. Plânlamak. Takdir. Hükmetmek. Rızkını daraltmak. Ağır davranıp düşünmek, niyet ve azmetmektir. Miktarını açıklamak, ölçüsüne göre yapmaktır. Bir iş yapmaya gücü yetmektir. Muktedir kılmak/olmaktır. Şeref ve hürmete layık olmaktır. Tencerede pişirmek ve et pişirilen tencere, kazan, çömlek ya da bunlarda pişirilen(qadr edilen) şeydir. Bir şeyin miktar ve durumudur. Bir şey için tayin edilen zaman ve mekân. Güç, kuvvet, kudrettir. Zenginlik, servet. Kadar. Miktar. Eşit. Daraltmak. Kısmak. Hüküm, kader. Kadir; dilediğini hikmetin gerektirdiği miktarda, ne üstüne fazladan koyarak ne de bir eksiltme yaparak, yapan, fail demektir. Bundan dolayı ancak Yüce Allah’ın bununla vasıf edilmesi sahih olur. Beşer için ise şöyle kullanılabilir: Kadir; külfetli, zahmetli, meşakkatli iş görme gücüne sahip, bunu emek vererek, çaba göstererek, meşakkati yüklenerek kazanmış kişi demektir. (İsfahani, Müfredat; Karaman-Topaloğlu, Yeni Kamus).           Görüldüğü gibi ‘qdr’ kökünden türeyen “qadr” kavramı geniş bir anlam alanına sahip. Şimdi surenin anlamına bakıp konu büt&u... Devamı

İslam’ın İkinci Mesajı

2011-12-30 14:07:00

  Bu bir kitap alıntısıdır.   İslam’ın İkinci Mesajı, Mahmut Muhammed Taha         İslam, [kadın-erkek] tüm insanlar arasında ırk, sosyal köken, ekonomik imkan ayrımı yapmaksızın eşitlik, özgürlük ve hoşgörüye dayalı bir bağlam kurar.   İslam, yalnızca Müslüman erkeklerin değil, tüm insanların [bu arada bitki ve hayvanların] saygınlığının gözetildiği bir atmosfer üretir. İslami telakkiler, açık görüşlü, özgürlükçü ve entelektüel bir düzleme taşınmadıkça, din adına konuşan kimseler, insanların inanç imkanlarını gasp etme suçuna bulaşmışlar demektir. Modern hayatı hazırlayan bilimsel ve teknolojik gelişmeler, aynı zamanda İslami hikmeti keşfetme kapasitesinesahip bireyleri de ortaya çıkarmıştır. Ahlakın en iyi tanımı, mutlak bireysel özgürlüğü her defasında önceleyen bir tutumun içselleştirilmesidir. Özgürlüğünden feda ederek maddi yükseliş sağlamış kimseninmedenileştiği söylenemez. Cemaat ya da toplum; bireyin kendine özgü niteliklerini açığa vurmasına imkan veren bir yapı teşkil etmiyorsa, bireyin gerçekleşmesi yönünde pratik ve moral teşvikler sunmuyorsa, o cemaat ya da toplum çürümüş demektir. Bir lider etrafında toplanmış isimsiz, biçimsiz gruplar, İslam’ın teklifini ıskalamış zombilerdir. Hz. Muhammed “Din, başkalarına nasıl davrandığınızdır” der. Cehaletini bir dinî pozisyon gibi benimseyen, her problemini okuyarak, öğrenerek değil “hocalara” sorarak çözmeye çalışan kimse kendinden utanmalıdır. Bu tür kimseler, bir problem yaşamadıkça dinî verilerle ilgilenmedikleri için İslam’ın mesajını asla k... Devamı

Laib, Leube, DİNİ OYUN EĞLENCE OLANLAR

2011-10-26 09:27:00

              Laib / “Leube”  Kavramı Kuranda türevleriyle birlikte 47 ayette geçmektedir. Yalın halde Maide–57,  Maide–58, Enam–32, Eman–70, Enam–91, Araf–32, Araf–51, Araf–98, Tövbe–65, Yusuf–12, Enbiya–2,  Zuhruf–83, Duhan–9, Muhammed–36, Tuvr–12, Hadid–20, Meraiç–42 ve ANKEBUT–64 ayetlerinde geçmektedir.               Arapçada, La’ben El veledü; Çocuğun ağzından salyası akmak,Leıben, Telaben; Oyun oynamak. Eğlenmek, Telauben Erracülü; Oynamak… Fi El emrü, Bir işte sahtekârlık yapmak. Dine sahip çıkmak, mümin, münafık veya müşrik olsun bütün insanların ortak özelliğidir. Tıpkı inanmak gibi. Ya şirk koşarak inanırsınız, yada şirk koşmadan. Dine bağlılıkta böyledir. Ya dini Allaha has kılarsınız, ya da dini oyun eğlence edinerek sahip çıkarsınız. Bizler bir fikir vermek için Sadece Ankebut–64 ayetten hatırlatma yapacağız. Çünkü bu kınanan taifenin sözde inanan ve hatta sorulduğunda “Rabbim Allah” diyenlerden ikiyüzlüler olup, “sonra da dosdoğru ol” emrine lakaydoldukları anlaşılır.  “Şu iğreti dünya hayatı, bir eğlence ve oyundan başka şey değil. Âhiret yurduna gelince, asıl hayat işte odur. Ah, bilebilselerdi!(Ankebut–64) Bu uyarılanlar kimlerdir? Onu da Ankebut suresinde sıralı bir ayet takibiyle anlatalım. Allah hak dinde iman ve salih ameli hep birlikte zikreder ki, imanla kurtuluşun mümkün olmadığını, salih amelin farz olduğunu unutmayalım. Salih amel ihsan, sahibi de muhsindir. Yani güzel ahlak sahiplerinin din kaynakları ve idealist felsefede detaylandırılan işl... Devamı

MÜMİN MASKELİ MÜŞRİKLİK

2011-09-23 11:32:00

  Allah Resulü şirke karşı savaşmıştı. Amcaoğlu ve damadı olan ''Hz. Ali'' de öyle… Ama arada bir fark var. Resul’ü Ekrem(Cömert Elçi), açık ve belirgin şirk ile savaştı. Ve Allah’ın yardımı ile başardı… Ancak Hz. Ali için onu söylemek zor; Çünkü o ''Cüppeli, Sarıklı Şirk ile savaştı'' ve mağlup edildi… Ve zamanımız, Ali düşmanlarının saltanatına mahkum olmuş görünüyor. Ki Muaviye ile Ebu Cehil arasındaki en büyük farklardan biri de budur… Biri Kuran’ı reddeder, Ötekisi ise, elinden Kuran’ı düşürmez! Ama Kuran’ı ‘’mızrak ucuna takar.’’ Yani silaha dönüştürür… Ne biçim bir iş ki, Birileri de ona eren-evliya der… Bu iş böyle süregider.! *********** Bugünün şirkini "ateistlerde, dindar olmayanlarda aramak, cehalettir." Bugün şirk, cüppe altında, 500 dolarlık türbanın altında, arka cebinde yüzbinlerce dolarlık banka cüzdanı olan pantalonların içinde gizli… Bugünün şirki, tıpkı Ali’nin savaştığı şirk gibi… Ki ne diyor O insan; ''Onlar da din elbisesi giymiş, ama tersinden!'' Mümin maskeli müşrikliğin yaşattığı felaketleri yaşıyoruz. Bu akl’ı kıt, dini eksiklerin ardına takılanlar hiç şikayet etmesin. İnandığınızı düşündüğünüz Resul sizi şikayet ediyor; Ey Rabbim, benim toplumum Kuran’ı terketti! (Furkan Suresi 30. Ayet) Dikkat ediniz. Bu şikayetin mahşerde cereyan edeceğini belirten Kuran’da, başka bir şikayet yok… Yani Hazreti Peygamber şöyle bir şikayette bulunmuyor; * Ya Rabbi, benim toplumum namazları kaçırdı! * Benim toplumum, sakalını kesti! * B... Devamı

EŞİTLİK (kuran açısından)

2011-09-21 10:10:00

  Mevcut meallere bakılırsa, bu tür konuların çoğunda olduğu gibi “sinirleri  alınmış” ayetlerden birisi ile daha karşı karşıya olduğumuz görülüyor. “Eşitlik” kavramına duyulan antipati nedeniyle türlü teviller yapılarak anlaşılmaz hale sokulmuş. Bakın ne diyor ayet: “Yeryüzünde sabit dağlar varetti. Orasını bereketlendirdi. Orada dört mevsim güç/kuvvet kaynaklarını (egvâtuhâ), isteyenler/ihtiyaç sahipleri eşit olarak yararlansın diye (sevâen li’s-sâilîn) takdir etti.” (Fussilet; 41/10). Ayette geçen “isteyenler için eşitçe” (sevâen li’s-sâilîn) ifadesi “eşitliğin” bir Kur’an kavramı olduğunun apaçık delilidir. Sadece burada değil; başka yerlerde de özellikle “rızık” söz konusu olduğunda “eşitlik” kavramının dikkat çekici bir şekilde vurgulandığını görüyoruz. (bk. Nahl; 71). Ayette geçen “dört günde” (fî erbeati eyyâm) dört mevsim içinde yani bütün bir yıl boyunca, “güçler/kuvvetler” (egvât) da insana güç veren, kuvvet toplamasını sağlayan gıdalar/rızık ve rızık kaynakları manasındadır. Kur’an, bunlara yeryüzündeki güç/kuvvet kaynakları (egvâtuhâ) diyor. “Egvât”  Türkçe’de de kullanılan “guvve” nin çoğuludur ki kuvvet diye telaffuz ederiz. En geniş anlamıyla yeryüzünde rızık biriktirici tüm servet ve güç yığıcı tüm iktidar kaynaklarını ifade eder. İşte, Allah, yeryüzünün tüm güç ve kuvvet kaynaklarının/servet ve iktidar araçlarının isteyenler yani ona ihtiyacı olanlar arasında &ldquo... Devamı