CİN KAVRAMI

2011-03-15 14:48:00

CİNN” de etrafımızda uçuşan (alem dışı) harici varlıklar değildir. Alem içinde ve fakat “görünmeyen, tanınmayan, yabancı” demektir. Örneğin bugün yeryüzünde bir milyon canlı türü var. Bir zamanlar otuz milyonmuş. Biz ömrümüz boyunca bunların kaçını görürüz? En fazla yüzünü hadi bilemediniz beş yüzünü… İşte deniz altlarında, ormanlarda, ağaç kavuklarında, toprağın altında, kayalıklarda vs. geri kalan bütün göremediklerimiz cindir. Onları da Allah yaratmıştır. Bu manada “ins-u cinn” görünen ve görünmeyen tüm varlıklar anlamında Türkçe’de “sabah-akşam”, “yaş-kuru” , “gece-gündüz” dememiz gibi bir deyimdir…

Bu durumda “İnsanları ve cinleri (ins-u cinni) bana ibadet etsinler diye yarattım” (Zariyat; 51/56) şu demek oluyor: Gördüklerinizin ve görmediklerinizin tümünü iş ve değer üretsinler, kendilerini ifade etsinler, yapsınlar, meydana getirsinler, bunları Ben ile/Benim yolumdan giderek yapsınlar diye yarattım…Çünkü “ibadet” ile “nüsuk” aynı şey değildir.

“Cinlerle konuşmak” da aslında insanın kendi kendisiyle konuşmasıdır. İçinden gelen tanımlayamadığı ses ve dürtüleri kendi dışında bir varlıkmış gibi resmetmesi ve kendisine onun hariçten hitap ettiğini sanmasıdır. Bu durumda cinn, insan beyninin yarattığı bir kişileştirme oluyor.

Şimdi biraz detaylı inceleyelim....

CİN ve CAN

(CAN) الجان kelimesi geçen  ayetler :  Hicr 27    Rahmân 15

Kur’an’ın metninde “cann” kelimesi geçtiği halde onu “cin”ni diye tercüme etmeleri onunla ilgili bütün ayetlerin yanlış anlaşılmasına sebep olmuştur. Cin, yabancı insan, insanın idraki dışı,hüner; can, ise insanı ayakta tutan ruhtur enerjidir. Şeytan, cin, can, iblis kelimelerini Kur’an’ın anlatış biçimine göre kavrayamadıkları için kavram kargaşası çıkmaktadır.

“Cinn” sözcüğü, “cenn” kökünden türemiş bir sözcük olup sözcüğünün asıl anlamı, “bir şeyi duyulardan saklamak”tır. “Cennehülleylü (gece onu örttü)”, “ecennehü (onu örttürdü)”, “cenne aleyhi (üzerine örttü)” şekillerinde kullanılır. Nitekim Kur’an’da İbrahim peygamberi konu alan bir pasajda “fellema cenne aleyhilleylü (ne zaman ki gece kendisini sakladı, iyice karanlık çöktü)” diye yer almıştır (En’âm; 76).
Aşağıdaki sözcükler de “cnn” kökünden türemiştir.
Cennet: “Toprağı ağaç yapraklarıyla saklanmış yer” demektir.
Cinnet: “aklı, fikri saklanmak, delirmek” demektir.
Cenin: “ana karnında saklandığı için bu adı almıştır.
Cünnet: Kalkan; kişiyi oktan mızraktan sakladığı için bu ad verilmiştir.

“Cinn” sözcüğü bütün eski ve yeni sözlüklerde “İnsanın beş duyusuyla kavrayamadığı, algılanamayan, ama somut veya soyut, varlığı kesin olan güçler” olarak yer alır.
Sözlüklerdeki bu tarife göre melek ve şeytan terimleri de cinn kavramı kapsamına girmektedirler. Yani her melek ve şeytan cinndir, ama her cinn şeytan veya melek değildir.

Cin sözcüğünü anlamak için Kuranda geçen bazı kalıp sözcüklere bakalım.

-         Batı ve doğu sözcükleri beraberce kullanıldıkları zaman iki yönü ifade etmeyip tüm yönleri  ve mekanı içine alır. Yani “Allah her yerin Rabbidir” demektir. Nur; 35, Bakara; 115, 142, 177, Şuara; 28, Rahman; 17, Müzzemmil; 9

-         Dünya ve ahiret sözcükleri beraber söylendikleri zaman “her yerde ve her zaman” anlamını ifade eder. Bakara; 217, 220, Âl-i Imran; 22, 45, 56, Nisa; 134, Tövbe; 69, 74, Yunus; 64, Yusuf; 101, Hacc; 14, Nur; 14, 19, 23 ve Ahzab; 57.

-         Yaş, kuru sözcükleri beraberce kullanıldıkları zaman “ her ne varsa, her şey” anlamını içerir. En’âm; 59. ayetindeki “… Yaş ve kuru hiçbir şey yok ki, apaçık bir kitapta bulunmasın.” ifadesi sadece yaşı ve kuruyu ifade etmeyip “her ne varsa canlı-cansız hepsini” ifade etmektedir.

-         Sabah, akşam sözcükleri de Kur’an’da farklı ifadelerle sıkça yer almakta ve “daima, her zaman” anlamına gelmektedir. A’râf; 205, Ra’d; 15, Nur; 36, Mümin; 46, 55, En’âm; 52, Kehf; 28, Meryem; 11, 62, Fetih; 9, Furkan; 5, Ahzab; 42, İnsan; 25, Âl-i Imran; 41.

-          İns ve cinn sözcükleri beraberce kullanıldıkları zaman; “gördüğünüz, görmediğiniz; bildiğiniz, bilmediğiniz; tanıdığınız, tanımadığınız: herkes” anlamına gelir:                Zariyat; 56: Ben, cinn ve insi (herkesi) yalnızca, bana ibadet/ kulluk etsinler diye yarattım.       İsra; 88: De ki: “İns ve cinn (herkes) bu Kur’an’ın bir benzerini ortaya koymak için bir araya gelseler ve birbirlerine yardımcı olsalar, yine de, onun benzerini, ortaya koyamazlar.”        Cinn; 5: “Oysa biz, insanların ve cinlerin (herkesin) Allah’a karşı asla yalan söylemeyeceklerini sanmıştık.”Rahman; 33: Ey cinn ve ins toplulukları, eğer göklerin ve yerin bucaklarından aşıp geçmeye güç yetirebilirseniz,hemen aşın; ancak sultan/ üstün birgüç olmadan aşamazsınız.            Rahman; 56: Orada daha önce ins ve cinn (hiç kimse) dokunmamış (elle vegözle değinilmemiş), bakışlarını eşine dikmiş eşler vardır. Ayrıca  En’âm; 112, 130, A’râf; 38, 179, Fussilet; 25, 29, Ahkâf; 18, Neml; 17, Rahman; 39, 74, Nas; 6, Hud; 119 ve Secde; 13.

(cinlerden) من الجن kelimesi geçen  ayetler: A’râf 38 (ins ve cin), A’râf 179(ins ve cin),  Kehf 50(İblis cinlerdendi.) Neml 17(ins ve cin) Neml 39(cinlerden bir ifrit)  Secde 13(hünerli zanaatkâr kimseler) Sebe’ 12(hünerli zanaatkâr kimseler) Fussilet 25(ins ve cin),Fussilet 29(ins ve cin) Ahkâf 18(ins ve cin), Ahkâf 29 Cin 1(yabancı kişiler(Medineli yahudiler)) Cin 6 yabancı kişiler, Nâs 6(yabancı kişiler)

Zâriyât / 56: Ve ben, Cinn-ü İnsi ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.

Ahzâb / 72: Evet, biz o emaneti(sorumluluk) Göklere, Yere ve Dağlara arzettik, onlar onu yüklenmeğe yanaşmadılar, ondan korktular da onu insan yüklendi, o cidden çok zalim, çok câhil bulunuyor.

Bu ayette göze çarpan bir hususta emanet insana ait. Peki cinler bu işin neresinde. Onlara emanet yüklenmediler ise imtihan olmuyorlar mı?

Bakara / 96 : ”Andolsun onları hayata karşı (diğer) insanlardan ve şirk koşanlardan (bile) daha ihtiraslı bulursun. (onlardan) her biri bin yıl yaşatılsın ister. Oysa bunca yaşaması onu azaptan kurtarmaz. Allah onların yapmakta olduklarını görendir”

Kur’an “ ben insanları ve cinleri” İfadesini kullanırken iki değişik ademden söz etmektedir.” Onları,insanlardan ve şirk koşanlardan” İfadesiyle de üç değişik yaşam biçimine sahip ademden söz etmektedir.               Ayette geçen onlar ifadesiyle Yahudilerden söz ederken insanlar ifadesiyle de yolu belirlenmemiş adamlardan, şirk koşanlar ifadesiyle de puta tapıcılardan söz etmektedir.

Neden Allah orada Cin de insanda adem olduğu halde İbadet ve kullukla görevli ayrı ayrı varlıktan bahsetmektedir.? Bakara suresinin 96. ayeti kerimesinde şirk koşan onlar ve insanlar adem yapısı altında insan olduğu halde sanki insandan ayrı ibadet ve kullukla görevli ayrı ayrı varlık olmadığını bunların hepsi davranış biçimleriyle birbirlerinden farklılaşarak insan oluyorsa “ben insanları ve cinleri bana ibadet etsinler diye yarattım “ ayetinde cin kelimesi neden insandan ayrı bir varlık olarak algılanıyor.

Bir başka açıdan bakalım

İsrâ/94 :Kendilerine hidayet geldiği zaman, insanları inanmaktan alıkoyan şey, onların: "Allah, elçi olarak bir beşeri mi gönderdi?" demelerinden başkası değildir.
İsrâ/95 :De ki: "Eğer yeryüzünde (insan değil de) tatmin bulmuş yürüyen melekler olsaydı, Biz de onlara gökten elçi olarak elbette melek gönderirdik."

Bu ayetlere göre insandan peygamber ancak insanlara peygamber olarak gönderildiğini eğer melek olsaydı meleklerden bir peygamber gönderileceğini vurgularken cinler beş duyu ile algılanamayan varlıklar ise beş duyu ile algılanamayan varlıklardan peygamber gelirdi. Öyleyse adamdan bir peygamberin beş duyu ile algılanamayan varlıklara elçi olarak gelmesi veya vahiy aktarması Kur’an’a ters, ilme ters, akla ters ve pratikte de böyle bir şey olmamıştır.

Bir başka açıdan bakalım

Cin/1- De ki: "Bana gerçekten şu vahy olundu: Cinlerden bir grup dinleyip de şöyle demişler: -Doğrusu biz, (büyük) hayranlık uyandıran bir Kur'an dinledik"
2- "O (Kur'an), 'gerçeğe ve doğruya' yöneltip-iletiyor. Bu yüzden ona iman ettik. Bundan böyle Rabbimiz'e hiç kimseyi ortak koşmayacağız."
3- Elbette, Rabbimiz'in şanı Yücedir. O, ne bir eş edinmiştir, ne de bir çocuk."
4- "Doğrusu şu: Bizim beyinsizlerimiz, Allah'a karşı 'bir sürü saçma şeyler' söylemişler."
5- "Oysa biz, insanların ve cinlerin Allah'a karşı asla yalan söylemeyeceklerini sanmıştık."
6- "Bir de şu gerçek var: İnsanlardan bazı adamlar, cinlerden bazı adamlara sığınırlardı. Öyle ki, onların azgınlıklarını arttırırlardı."
7- "Ve onlar, sizin de sandığınız gibi Allah'ın hiç kimseyi kesin olarak diriltmeyeceğini sanmışlardı."

Ademlerin dışında bütün varlıklarda akıl ve irade olmadığı halde cinlerin “doğrusu bizim beyinsizlerimiz Allah’a karşı saçma şeyler söylemişle” ifadesiyle aklı olduğu halde aklını kullanmayan cinlerden söz etmektedir. “ rabbimizin şanı yücedir o ne bir eş edinmiştir ne de bir çocuk”.

Cinler adem değilse nasıl olur da ademden olan bir peygamberden Kur’an dinler. İsra/94-95’e bak.

Cin Suresinde sözü söyleyen cinler Yahudiler ve Hıristiyanlardır.Kuran’ın bütünlüğünde bununla ilgili başka ayetlere baktığımız zaman bu sözü söyleyenlerin de Yahudi ve Hıristiyan oldukları anlaşılmaktadır.
Tevbe/30:” Yahudiler: "Üzeyir Allah'ın oğludur" dediler; Hıristiyanlar da: "Mesih Allah'ın oğludur" dediler. Bu, onların ağızlarıyla söylemeleridir; onlar, bundan önceki inkar edenlerin sözlerini taklit ediyorlar. Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar?”
Bazı cinlerin Allah çocuk edindi demesiyle Yahudi ve Hıristiyan olanların Allah’ın oğlu demesi arasında ne fark vardır?. “insanlardan bazı adamlar cinlerden bazı adamlara sığınırlardı. Öyle ki onların azgınlıklarını arttırırlardı”. Kur’an’ın anlatım sanatına bir bakın sığınma olayı, ilah edinme rab edinme anlamında kullanılmıştır.
Tevbe  31. ayetten rab edinmeye bakabilirsiniz.  

*Cin Sözü Kur’anda “yabancı insanlar”, “insanın idraki dışı(İblis de dahil)”, “hüner, zanatkar” anlamında kullanmıştır.*

Günümüzde de bazı insanlar ABD, siyonist güçlere sığınıp ta onların azgınlıklarını artırmıyorlar mı?

-------------------------------------------------------------

"CİN"lenenlere...

Ey kendisine ‘’zikir’’ verilen/indirilen kimse! Muhakkak sen mecnun/cinlenmişsin…(Haşr Suresi 6. Ayet)

İnsandan kopmayan bir olgudur din. İnsan ile şekillenir, insana izafe edilir ve biçimsellik kazanır. Bu minvalde; egemen kültürün hegemonik yaftalamaları; dinsel nitelik kazanmaya başlar.

Tıpkı ‘’cinlenme’’ ifadesi gibi…

Kuran’da; Hicr Suresi 6. ayette, Hz.Peygamber’e yöneltilen bir iftira ile karşı karşıya kalıyoruz. Aslında bu örnek üzerinden yola çıkarak şu mesaj veriliyor;

‘’Doğruyu söyleyen herkes, bu iftiraya maruz kalacaktır.’’

İfade şu şekilde geçer;

Ey kendisine ‘’zikir’’ verilen/indirilen kimse! Muhakkak sen mecnun/cinlenmişsin…(Hicr Suresi 6. Ayet)

Nuzül, kelime anlamı itibari ile; yukarıdan inme gibi manalara çevrilir. Fakat, anlamı itibari ile; ‘’yeni söylenen bir söz’’, ya da ‘’toplumun alışık olmadığı bir yaklaşım’’ için kullanılır. Buna şu şekilde değinelim;

Ortaya koyulan görüşün, mevcut görüşlerin dışında olması ve ‘’dolayısı ile, başka bir seviyeden seslenmesi..’’

Mesela; Marks’ın yaklaşımı, ‘’inzal kavramına denk düşer.’’

Çünkü farklıdır, yenidir, başkadır. Ya da toplumun unuttuğu, gündemdışı bir sözdür…

Ki akabinde ayetin devamında, bu zikrin/ifadenin/sözün; cinlenmişlik alameti olduğu vurgulanmaktadır. Yani bölgenin elitleri, rahatsız olanlar; sen cinlenmişsin diyerek, Allah elçisini dışlamışlardır…

****************************

Esas sıkıntı ise, büyülenmek/cinlenmek anlamında kullanıldığı sanılan, yani delilik ithamı sanılan bu yaklaşımın; tarihsel olmadığı gerçeğidir. Allah Elçisini ‘’hiç kimse’’ delilik ile suçlamamıştır. Çünkü sözleri olağanüstü tutarlı görülmüştür. Hele ki, hiçbir deli karşısında ‘’ordu kurulmaz.’’

Bu ifadenin ne anlama geldiğini idrak edebilmek için cinn kavramını açmamız gerekecektir;

Cin kelimesi, cenn kökünden türemiştir. Köken itibari ile ihtiva ettiği anlam; saklanmak, bir şeyin duyulardan saklanması("Cennehülleylü (gece onu örttü)", "ecennehü (onu örttürdü)", "cenne aleyhi (üzerine örttü) manasındadır. Bu kökten türeyen bazı kelimeler şu şekilde karşılık bulur;

Cennet: "Toprağı ağaç yapraklarıyla saklanmış yer" demektir.
Cinnet: "aklı, fikri saklanmak, delirmek" demektir.
Cenin: "ana karnında saklandığı için bu adı almıştır.
Cünnet/Kalkan: kişiyi oktan mızraktan sakladığı için bu ad verilmiştir.

Kuran’ın Cin Suresinin başında ve Süleyman kıssasında anlatılan cinler; ‘’kimliğini saklayan yahudiler’’ olarak çıkar karşımıza.

Sebe; 12 - 14 : Süleyman için de sabah gidişi bir ay, akşam dönüşü bir ay olan rüzgârı boyun eğdirdik; erimiş bakır madenini ona sel gibi akıttık. Onun eli altında Rabbinin izniyle iş görmekte olan bir kısım cinler de vardı. Onlardan kim bizim emrimizden çıkıp sapacak olsa, ona çılgın ateşin azabından tattırırdık.

Ona dilediği şekilde kaleler/ mihraplar, heykeller/ manzara resimleri/güzel motifler, havuz büyüklüğünde çanaklar ve yerinden sökülmeyen kazanlar yaparlardı. "Ey Davud ailesi, şükrederek çalışın." Kullarımdan şükretmekte olanlar azdır.

Böylece onun ölümünü gerçekleştirdiğimiz zaman, ölümünü, onlara asasını yemekte olan bir ağaç kurdundan başkası haber vermedi. Artık o,yere yıkılıp düşünce, açıkça ortaya çıktı ki, şayet cinler gaybı(Süleyman'ın öldüğünü) bilmiş olsalardı böylesine aşağılayıcı bir azap
içinde kalıp yaşamazlardı.

Neml; 39: Cinlerden İfrit: "Sen makamından kalkmadan önce, ben onu sana getiririm, ben gerçekten buna karşı kesin olarak güvenilir bir güce sahibim." dedi.

PEYGAMBERİ DİNLEYEN CİNLER

Ahkâf; 29 - 32 : Hani cinlerden birkaçını, Kur'an dinlemek üzere sana yönelt-
miştik. Böylece onun huzuruna geldikleri zaman, dediler ki: "Kulak ve-
rin;" sonra bitirilince de kendi kavimlerine uyarıcılar olarak döndüler.

Dediler ki: "Ey kavmimiz, gerçekten biz, Musa'dan sonra indirilen, ken-
dinden öncekileri doğrulayan bir kitap dinledik; hakka ve dosdoğru olan
yola yöneltip iletmektedir.

Ey kavmimiz, Allah'a davet edene icabet edin ve ona iman edin; günah-
larınızdan bir kısmını bağışlasın ve sizi acı bir azaptan korusun."

Kim Allah'a davet edene icabet etmezse, artık o, yeryüzünde Allah'ı a-
ciz bırakacak değildir ve onun O'ndan başka velileri de yoktur. İşte onlar
apaçık bir sapıklık içindedirler.

Bu ayetlerde ‘’nefer bir sayıda’’ yani 3 ila 10 arasında olduğu belirtilen cinler için tüm tefsir ve ‘’tarihsel metinlerde’’ ittifakla(!) şöyle yer edinmiştir.; Nusaybinliler veya Yesrib'ten (Medine'den), kimliklerini açığa vurmadan peygamberimizin yanına gizlice gelip Kur'an dinleyen ve imana gelen, sonra da kavimlerini uyarmak için geri dönen Nusaybin'liler veya Yesrib'li (Medine'li) Yahudilerdir.

Bu çerçevede ‘’cin’’ kavramı, Araplarda çoğunlukla ‘’yabancılar için kullanılır. Yabancı olanlara ‘’cin’’ denir…

**************************************

PEYGAMBERİN CİNLENMESİ Mİ ?

Ve kâlû yâ eyyuhellezî nuzzile aleyhiz zikru inneke le mecnûn(mecnûnun).

Ey kendisine ‘’zikir’’ verilen/indirilen kimse! Muhakkak sen mecnun/cinlenmişsin…(Hicr Suresi 6. Ayet)

Ayette de ifade edildiği gibi, Allah elçisi ‘’o yeni sözü’’ dillendirdiğinde kendisine; ‘’Sen yabancı/dış güçlerin ajanısın/adamısın. Bu bilgileri sana dış güçler/yabancı güçler veriyor.’’ İthamına maruz kalmıştır. Yüce Allah ise; şüphesiz ki o mecnun değildir, yani yabancı güçlerin adamı değildir diyerek, konuyu noktalıyor…

Aynı biçimde ‘’Zariyat Suresi 52. ayette;

İşte böyle, onlardan öncekilere de hangi resul gelse; bu ‘’sihirbaz ve mecnundur’’ demişlerdi…

Bu yaklaşım, halkın zihnini bulandıran. Onları isyana teşvik eden, düzen bozan gibi manalara gelir. Yani, Bilal’e ne oluyor da bize isyan ediyor, Bilal sihirlenmiştir.. Gibi bir yaklaşımın ürünüdür.

Ki, Resulullah’ın çıkış noktası; ezilenler, köleler merkezlidir. Bu açıdan, sistemin sarsılması, oluşan etki; ve bu etkinin oluşmasındaki temel faktör olan ‘’halk’’ için; siz nerden çıkartıyorsunuz bunları, sihirlisiniz/beyniniz yıkanmış manasında kullanılan bu kavram, bugün doğru anlaşılamamaktadır.

Tüm elçiler, aynı şekilde itham edilmiştir.

Ki mantıksal çerçevede incelersek; Hicr Suresi; iniş sırasına göre 54. suredir. Bu şu anlama gelmektedir;

Çoktan örgütlenilmiş, fikir tohumları serpiştirilmiş, altyapı oluşmuş. Bu an itibari ile; bir insanı delilik ile itham etmek, mantıksız, saçma bir hezeyana işaret eder…

Bu örgütlülüğü, ya da tutarlılığı yok etmenin yolu; ‘’dış güçlerle ilişkilendirmektir.’’

Bu tavır (irtidat), insanlığın ortak sorunudur. Özellikle; itham ve tertip ile insanı lekeleyerek ‘’yok etme’’ çabası, fikren galip gelemediğiniz bir kişiyi; sen şucusun, bucusun diyerek ‘’yaftalama’’ fikri, çok köklü bir ‘’şirk eylemidir.’’

İnsan ve Namusa…

1835
0
0
Yorum Yaz