1 - İSLAM EKONOMİSİNİN TEMELLERİ

2013-12-19 15:40:00
İslam dininin bir hukuk yönü bulunduğu gibi, ekonomik yönü de bulunmaktadır. 
 
İslam, ticaret serbest, faiz yasak ve vergide zekât esasları uygulanır diyen bir dindir. Böylece insanlığa farklı ekonomik bir sistem ve bir model sunmuş olmaktadır.
 
Meşru üretim serbesttir. Mal, bireyin, fertlerin ve milletin yönetim ve denetimindedir. Para ve paraya ait işler ise devletin yönetim ve denetimi altındadır. Bireyler üretimde ihtiyaca binaen bir programa göre yetkili makamdan izin alarak istedikleri malları üretirler ve piyasaya arz ederler. Üretimde mülkiyet esastır. Herkes ürettiğine sahip olur. İslam ekonomisinde mutlak mülkiyet yok,sınırlı bir mülkiyet anlayışı vardır.
 
Güneş ve gündüz, ay ve gece gibi maddi ve manevi varlıklar hep insan için olup, ona karşılıksız hizmet ederek üretim yapmaktadırlar.
 
İnsanlar ihtiyacı olan malları tabiatta hazır olarak bulmazlar; onları tüketecek hale getirebilmeleri için emek harcamak zorundadırlar. O nedenle insan kendisinden sadece emeğini satabilir; emeğinin dışında, kendisinden hiçbir şeyini bir bedel karşılığında satamaz. İnsan Allah'ın halifesi-memuru olduğu için, hayvan, bitki ve cansız tüm yaratıklardan ayrılır. Hiçbir varlık ona ve onun bir cüzüne bedel olamaz. Ona ait her şey ve onun her organı haramdır-dokunulmazdır.
 
Serbest olan bir malın üretimi normal şartlar altında yasaklanamayacağı gibi, yasak ve haram olan bir malın üretimi de serbest hale getirilemez.
 
Döner sermayeye vergi uygulanarak yatırıma teşvik sağlanmış olur. Böylece sermaye hep üretime dönük bir süreç içinde faaliyet göstermiş olur. Sermayenin tekellerde toplanmasını önlemek için üretim dolayısıyla meydana gelen rantın toplumun bütün katmanlarına adil bir şekilde dağılımı sağlanır.
 
Bir memlekette sermaye dağılımı vücuttaki kan gibi dengeli bir biçimde olmalı; toplumun bir kesiminde yığılan zenginlikler, vergi-zekât ve sadaka-hayır yollarıyla diğer kesimlere dağılmalıdır.
Yeme, içme, giyme ve barınma gibi bir takım temel ekonomik ihtiyaçlara sahip olan insan, eşyadan faydalanarak bu ihtiyaçlarını giderir. Tüketim veya istihlak kelimesi, ortadan kalkma ve yok olma manalarına geldiği için kendisinden kastedilen ekonomik anlamı vermemektedir. Bu kelime sanki bir tahribi hatırlatmaktadır. Oysa tüketim bir yok etmekten daha çok harcamadır, işlem yaparak tasarrufta bulunmadır. O nedenle Kuran, bu anlamda nafaka kelimesini kullanmaktadır. Belki lüks ve israf harcamalar, bir yok etme ve tüketim kabul edilebilir. Ama istihlak dediğimiz bir ihtiyaç ve fayda için yapılan harcamalar yok etme, tahrip ve öldürme kabul edilemez. Bunlar patetes, patlıcan ve biberin yemeğe dönüşmesi, yemeğin vücudun içerisinde kana dönüşmesi gibi yapılan işlemler zinciridir. Yani ekonomik manada bir istihlak olup birey ve toplum açısından fayda sağlamaktır.
İnsan sahip olduğu malları ya bireysel ya da toplumsal bir fayda ve ihtiyaç için harcar. Normal bir ihtiyacın dışındaki harcamalar fayda yerine zarar getirir. Üretimin amacı istihlak, istihlakin amacı fayda, faydanın amacı ise hayattır. Kapalı aile ekonomilerinde birimin tüketeceği bütün malları aile kendisi üretir. Dışarıya mal vermediği gibi dışarıdan da mal almaz. Ama gelişmiş ve açık ekonomilerde durum farklıdır. Gelişmiş toplumlarda iş bölümü ve ihtisaslaşma vardır; herkes bir mal üretir, ihtiyaç duyduğu diğer malları da başkalarından alır. Kendisinin ürettiği malı verir, başkalarının ürettiği malı alır. İşte değer bakımından birbirine yakın veya eşit olan malların karşılıklı olarak değiştirilmesine mübadele denir.
 
İslam ekonomisinde bir mal ile başka bir malın değiştirilmesi caiz olduğu gibi, para karşılığından satın almak da caizdir. İslam’da ekonomi karşılıklı alış verişlere, bedelleşmeye dayanır. Faiz, bedelsiz ve karşılıksız olduğu, vermeden almak gibi bir akid olduğu için gayri meşru ve haram sayılmıştır. Çünkü faiz, karşılıksız olan fazlalığın adıdır. Ticaret yapmak risk taşıdığı için kâr helal kılınmıştır. Faiz yasak, ticaret serbest ve vergide zekât sistemi İslam ekonomisinin temelini teşkil eder.
 
İslam mübadeleye tarafların hukukunu korumak amacıyla birtakım esaslar getirmiştir. İslam, para ile mübadele çağında geldiği için, malların pazarda serbest piyasa ile değerini bularak satılmasını isteyerek, para ile mübadeleyi teşvik etmiştir. İslam'da para altın ve gümüştür.
Ekonomik olayların temelinde rıza dediğimiz gönülde meydana gelen hoşnutluğun bulunması gerekir. Bu nedenle mal mübadelesi, ücret ve kâr gibi bütün ekonomik faaliyetlerde rızanın bulunması şarttır. Rıza dışı alış-verişler ve her türlü ekonomik muameleler gayri meşrudur. O yüzden bütün bireyler bütün yaptıklarını kendi gönül rızalarıyla edip tutacaklardır. Böyle bir ortamda alan da satan da memnun olur. Çünkü her ikisi de amacına ulaşmış, birisi para sahibi olmuş, diğeri de mal sahibi olmuştur.
 
Kişilerin rızası şart olduğu için devlet normal şartlar altında fiyatlara müdahale edemez. Fiyatlar serbest piyasa şartları içerisinde kendiliğinden oluşur. Devlet, ancak denge bozulup tekeller meydana geldiği zaman artık zaruri olarak müdahalede bulunabilir.
 
İslam ekonomisinde haksız yere birilerinin malını yememek, ihtikâr ve karaborsa yapmamak, müşteri kızıştırmamak, pazarlık üzerine pazarlık yapmamak, çaresiz kalan kişinin malını düşük bir fiyatla almamak, üretici ile tüketici arasına girerek artı değer yaratmadan durumu fırsat bilerek kazanç sağlamamak gibi mübadeleye esaslar getirilmiştir.
 
Kâr, emeğin karşılığı alınan helal bir kazançtır.
 
Mal fertlerin, para ise devletin denetim ve gözetimi altındadır. Bu sebeple para, kredi ve banka olayları ile devlet meşgul olur. Faizsiz bir bankanın kurulması ayette belirtildiği üzere zaruridir, bir vecibedir. Devlet tüm vatandaşlara eşit yakınlık ve uzaklıkta olduğu için, kredi dağıtımı adil yapılarak, aynı sıfatı taşıyan herkese kredi verilir. Banka ticaret için değil, hizmet için kurulur. Bankanın sermayesi halk tarafından yapılan bağışlardan meydana gelir. Bankanın bütün masrafları vakıflardan karşılanır.
 
Toplumda ekonomik sirkülâsyonun devamlı sağlanabilmesi için para ve malların bir taraftan diğer tarafa akımını sağlayan yolların önemi çok büyüktür. Bu önemine binaen yollar, köprüler, kara, deniz ve hava limanları devlet eliyle yapılır ve çalıştırılır. Tüm ulaşım faaliyetleri ekonominin gelişmesine yardım eder.
 

Her sistem kendi bünyesi içersinde geçerlidir. Bu yüzden mercedese opelin; opele mercedesin gömleğini giydiremezsiniz. İslam'ın ekonomisini alıp da iman ve ahlakını almaz ve atarsanız, bu sistem çalışmaz. Mülkiyet ve üretim biçimini komünizmden, ticaret hayatını kapitalizmden, para banka ve kredi işlerini de bir başka rejimden alan sistemin faydalı bir şekilde çalışması mümkün değildir. Böyle bir sistem faydadan daha ziyade zarar getirir. Onun için bizim her sistem kendi bünyesi içersinde geçerlidir, sözümüz bir gerçeğin tespitidir. 

453
0
0
Yorum Yaz