KURANDAN DERSLER ÇIKARMAK

2013-12-19 15:53:00

Kurum Bağlayanlar (1); SİSTEMLER Kurum Bağlayanlar (2); DİN SANAYİSİ   Elimize, örneğin, bir ilahiyat veya metafizik kitabı alalım; bundan sonra soralım, bu kitap sayıların niceliği hakkında herhangi bir soyut akıl yürütmesi içeriyor mu? Hayır. Hakikat ve varlık hakkında bir tecrübi (kıssa) akıl yürütmeyi ihtiva ediyor mu? Hayır. O zaman onu ateşe atın gitsin. Zira o kitap safsata ve aldatmacadan başka bir şey içermemektedir.   ***   "Önce sizi görmezden gelirler,sonra size gülerler, sonra mücadele ederler, Sonra siz kazanırsınız." *** YARARLANILAN VE TAVSİYE EDİLEN KİTAPLAR    İçindekiler (harf sırasına göre)    DİNİ KAVRAMLARI SORGULAMA     SAFAHAT KURAN TEFSİRİ     EMİRLER ve NEHİYLER   İLK MESAJLAR   TARİH ve KURAN   KISSALAR; Mucize mi, Masal mı ?   HADİS TENKİTİ ve UYDURMA HADİS ÖRNEKLERİ   *** Hakkında konuşulamayanların kutsallığı almış başını gitmiş ise... Orada, söylenecek söz kalmamıştır, Söyleyecek sözcü de kalmamıştır, Sözü dinleyecek kişi de...    Araplar atalarının yolunu (sünneti) ve yeni olan şeyler (bid'at) karşı gelmemeyi güvenilir hayat tarzı olarak benimsemişlerdir.  Çöle seyehate çıkanlar, atalarının daha önceki kervan yollarını takip ederler, alternatif yol arama gibi bir değişikliğe gitmezler. Bu sebeble eskiye bağlılık, Arap kabile yaşantısının  değişmez bir olgusudur. Malesef bu olgu, İslam düşüncesi gibi bizlere sunulmaktadır. Bu sebeble KURAN; hem böyle geleneğe bağlı araplara, hemde nübüvvet geleneğine sahip Ehli Kitab'a&nbs... Devamı

10 - MÜBADELE, PARA & Karz-ı Hasen

2013-12-19 15:52:00

MÜBADELE VE PARA   Bütün malların kendisiyle değiştirilebildiği bir genel eşdeğere ihtiyaç bulunmaktadır.   Trampa veya değiş-tokuş adı verilen değiştirme biçiminden sonra bu mübadele olayı, bir cins mal ile yani mal- para adı verilen para yerine kullanılan bir tür mal ile yapılmaya başlanmıştır. Bu mal-para ekonomik çevre şartlarına uygun bir vasıta olarak bulunan herkesin kullandığı bir tür maldır. Mesela zirai toplumlarda para yerine kullanılan eşdeğer, sığır ve davar gibi hayvanlardı.   Sığır üzerinden kuranda verilen örneklere birde bu bakış açısı ile bakılmalıdır. Örneğin Salih nebide bahsi geçen deve misali vardır. Para olgusu Musa nebiden sonra çıktığını ve ahbar ve ruhbanların bu kulvarda eleştirildiği aşikardır. Paranın var olması ile faiz de ortaya çıkmıştır.   İnsanların mallarına haksızlık yapmayın A'raf 7/85; Hud 11/85; Şuara 26/183   Aranızda birbirinizin mallarınızı haksız sebeplerle yemeyin. Bakara 2/188.   Ey iman edenler, birbirinizin mallarını haram sebeplerle yemeyin. Sadece o mallar sizden karşılıklı bir rızadan doğan bir ticaret malı ola..." Nisa 4/29.     İnsanların mallarını aldatarak, oyun yaparak onların rızaları dışında yemenin haram olduğunu gösteren başka ayetler de vardır. Nisa 4/2, 5, 161; Tevbe 9/34.   Kur'an-ı Kerim'de para ile ilgili olarak üç kelime geçmektedir. Bunlar varık  Kehf 18/19.  dinar Al-i İmran 3/75.  ve derahim Yusuf Suresi 12/20.  kelimeleridir.   Varık, gümüş para demektir. Araplar madrub (kesilmiş, basılmış) olsun veya olmasın gümüşe varık adını verirler.317Kur'an'da “varık” kelimesi, Ashab-ı Kehfden bahsedilirken "...Birinizi şu gümüş para ile şehre gönderin; baksın, hangi yiyecek daha tem... Devamı

9 - ÜRETİM FAKTÖRLERİ & TÜKETİM

2013-12-19 15:52:00

ÜRETİM      Üretimin elemanlarından olan tabiat ve toprak İslam ekonomisinde Allah'ın insana vermiş olduğu bir emanet ve nimet olarak O'nun koyduğu kanun ve kurallar çerçevesinde kullanılmak durumundadır . Üretimi gerçekleştiren faktörlerden ikincisi de emektir. İslam insan emeğine çok büyük önem vermiştir. İslam'a göre ibadet yaratılış sebebidir. Zariyat 51/56.  Salih ameller ibadet kavramının içinde çok geniş bir yer tutar. İnanmak şartıyla salih amel işleyen kullara ebedi hayat vaat edilmiştir. Mesela bkz. Bakara 2/25.   Üretici olan ve insanlara faydası dokunan kişi inandığı sürece Allah'ın yeryüzündeki halifesi olma sıfatına hak kazanmıştır.Nur 24/55.     Allah Teâlâ kâinatı insanın faydalanması için yaratmış ve ona musahhar kılmıştır. Hayvanlar, bitkiler ve cansız varlıklar, su kaynaklan, yeryüzü ve gökyüzü hep insanın maddi ihtiyaçlarını tatmin için yara-tılmıştır. Bakara 2/22.   Geniş manasıyla insan emeği onun kâinat içersindeki yerini tayin eder. İnsanın sorumluluğunu biçimlendiren ve onun kıymetini tayin eden de onun emeğidir Bkz. Zümer, 53/39-40.  Erkek ve kadın arasında bu açıdan hiçbir fark bulunmamaktadır.   İnsan hasta olmamaya çalıştığı gibi, işçi olmamaya da yani başkasının işini (karın tokluğuna, köle statüsü gibi) yapmamaya da çalışmalıdır. Mümkün olduğu kadar herkes kendi işinde çalışmalı; İş hayatı ortaklaşa yürütülmelidir. İşte bu imkân bugün bireye verilmemektedir. Hâlbuki toplum bireyin velisi olduğundan, onun hem vekili ve hem de kefili durumundadır. Bu yüzden bireye serbest çalışma kredisi verilmeli... Devamı

8 - İSLAMDA MEŞRU KAZANÇ YOLLARI

2013-12-19 15:51:00

İslam ekonomisinde mal ve para kazanmanın meşru yolları şunlardır   a)      Çalışıp Emek Harcamak İslam Ekonomisinde mal-mülk elde etme yollarından birisi çalışıp emek harcayarak kazanmaktır. Kişi emek karşılığında kazandığı şeye sahip olur. Müslüman çalışıp emek sarf etmek suretiyle mal mülk elde edebilir. İslam'da emeği karşılığında para kazanarak geçim sağlamak helal ve meşru kabul edilmiştir. Hatta el emeği ve göz nuru, geçim yollarının en iyisi ve en güzeli olarak değerlendirilmiştir. Bu husus ayete dile getirilmiştir. Bir ayette "İnsan için çalışmasından başka bir şey yoktur ve çalışmasının karşılığı verilecektir." Necm 53/39-40.     "O Allah ki, yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yarattı" Bakara 2/29     b) Ticaret Yapmak   İslam ekonomisinde mülkiyeti elde etme yollarından birisi de ticaret yapmak suretiyle kazanç sağlamaktır. Bu sebeple Kur'an-ı Kerim'de "Allah, alış-verişi helal, faizi ise haram kıldı" Bakara 2/275.  buyrulmaktadır. Şu halde İslam'da ticaret yapmak yani mal alıp satarak karın doyurmak meşru kılınmıştır. "Ey inananlar! Allah'tan korkun, eğer inanıyorsanız faizden (henüz alınmayıp) geri kalan kısmı bırakın (almayın). Eğer böyle yapmazsanız, Allah ve elçisiyle savaşa girdiğinizi bilin. Tevbe ederseniz, anamalınız sizindir. Böylece ne haksızlık etmiş ve ne de haksızlığa uğramış olursunuz." Bakara 2/278-279.       Hak ve hukuka riayet ettikten sonra haçta bile ticaret yapmak serbesttir. Çünkü ayette "(Hacda) Rabbinizin lütuf ve keremini aramanızda (ticaret yapmanızda) sizin için bir günah yoktur." Bakara 2/198.     c) Toprağı İhya Etmek  ... Devamı

7 - ÖZEL MÜLKİYET SINIRLIDIR

2013-12-19 15:50:00

Üretimde mülkiyetin esas olduğunu ve İslam'ın özel mülkiyet hakkını tanıdığını ifade ettikten sonra, tanınmış olan bu özel mülkiyetin nasıl bir mülkiyet olduğunu kısa da olsa açıklamakta yarar vardır. İslam'ın özel mülkiyeti tanıdığının delillerinden birisi de Kuran-ı Kerim'de malların şahıslara, insanlara izafe edilmesidir. Mesela "Mallarınız ve evlatlarınız (sizin için) bir imtihandır" Teğabün 64/15.  buyrulmaktadır. Ayrıca mallarını gece gündüz Allah için harcayan kimselerin alacağı mükâfattan bahseden şu ayette de "mallarım" şeklinde iyelik, mülkiyet zamiri ile izafe ederek gelmiştir: "Mallarını gece gündüz, gizli ve açık infak edenler için Rableri yanında mükâfatları vardır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir." Bakara 2/274.    İslam'da mülkiyet bazı başka sistemlerde olduğu gibi mutlak ve sınırsız değildir. İnsan ürettiği mallara sahip olurken bu mallar üzerinde dilediği gibi sorumsuz bir şekilde tasarrufta bulunamaz; elinde bulunan mal ve paralan dilediği gibi her istediği yere harcayamaz. Şüayb Peygamber enflasyon ve ekonomik krizlerin hüküm sürdüğü Medyen ve Eyke halklarına gönderildi. Onlar mallarını keyfe ma yaşa' diledikleri gibi kullanacaklarını sanıyorlardı. Hz. Şüayb ekonomik krizi önlemek için bir takım iktisadi tedbirler alarak bir dizi emir, yasak ve tavsiyeler ortaya koydu. "Ölçüyü ve tartıyı eksik ve noksan yapmayın. Ölçü ve tartıyı tam yapın, insanların mal ve paralarının değerini düşürmeyin dedi." Hud 11/84-85.  Bu sözleriyle Şüayb Aleyhisselam mallar üzerinde tarifeli bir tasarruf ... Devamı

6 - ÜRETİMİN TARİFİ

2013-12-19 15:49:00

İnsan muhtaç olduğu mallan tabiatta tüketime elverişli bir şekilde hazır bulmaz. Pınar suları gibi içmeye elverişli temiz su bulunsa bile bunları hem taşıma mecburiyeti vardır ve hem de böyle hazır olan malların çeşidi tabiatta çok azdır.   Onun için insanoğlu çalışmak, üretmek ve malların evsafını değiştirip tüketilebilir hale getirmek zorundadır. İslam Ekonomisinde kâinat ve tabiatın sahibi Allah'tır. Bkz. Bakara 2/107; Al-i İmran 3/189; Maide 5/17. Kâinatı yaratan Allah, insanı bu varlık âleminin bir cüzü ve bir parçası yapmıştır. Onu yaratıkların en üstünü ve en şereflisi kılmıştır. İsra 17/70; Teğabün 64/3; Tin 95/4.   İnsanı yeryüzünde kendisine halife tayin etmiştir. Bakara 2/30.  Bu sebeple bütün varlık âlemini gece ile gündüzü; İbrahim 14/33; Nahl 16/12.  güneş ile ayı, Ra'd 13/2; İbrahim 14/33. denizleri ve ırmakları İbrahim 14/32; Casiye 45/12. ve hatta bütün göklerde olanları ve yeryüzünde bulunanları onun emrine amade kılmıştır. Lokman 31/20; Casiye 45/13 Böylece Allah bu varlıkları insanlar için musahhar kıldığını beyan buyurmaktadır. Bu musahhar kelimesi Arapçada bedelsiz ve karşılıksız, meccanen çalışmak ve üretim yapmak demektir. Şu halde bütün kâinat canlı ve cansız tüm varlıklar insanoğlu için üretim yapmaktadırlar. Neticede insan tabiatın kendisi için ürettiği mallara emeğini katarak ihtiyaçlarını temin etmektedir.   "O Allah ki, gökleri ve yeri yarattı, gökyüzünden su indirdi ve bu su ile size besin olarak çeşitli meyveler bitirdi. Buyruğuyla denizde akıp gitmesi için gemileri emrinize verdi; ırmakları musahhar kıldı... Devamı

5 - KURAN’IN EKONOMİK ÖĞRETİSİ (devamı)

2013-12-19 15:48:00

· İnsanın yaşamasını sağlayan bütün kaynaklar insana Allah'ın büyük bir lütfü olarak telakki edilir: bu ister bireysel, ister kolektifleştirme, isterse millileştirme yoluyla olsun, her türlü tekelleşmenin yasaklandığına kişinin Allah'ın yaydığı yeryüzünde gezip mümkün olan en yüksek kazancı elde etme özgürlüğüne sahip olması gerektiğine delalet eder.   · Özel mülkiyet serbestîsi tanınmıştır, fakat bu serbesti sınırsız değildir.   · Genel olarak toplumun ve diğer kişilerin çıkarlarıyla ilgili olarak sınırlamalar getirildiği gibi, buna ek olarak kişinin malı üzerinde yakınlarının, komşularının, arkadaşlarının, ihtiyaç sahiplerinin yani bütün toplumun hakkı bulunduğu kabul edilir. Bu hakların bir kısmı kanun zoruyla yerine getirilir, bir kısmı da insanların kendi hür iradelerine gereken değeri vermeleri, bu haklan idrak edebilmeleri için kişileri manen eğitmek üzere konulmuş düzenlemelerdir.   · İktisadi sistemin işlemesinin doğal yolu kişilerin hür teşebbüsleri olmaktadır. Tabii bu durum kişiler üzerinde hiçbir sınırlamanın olmayacağı anlamına gelmez. Kendi iktisadi ve kültürel yararları, toplumun menfaati için bu hürriyet kısıtlanabilecektir. · Kadın ve erkekler kazandıkları, miras aldıkları veya herhangi bir meşru yolla elde ettikleri mallara sahip olmada ve bu sahip olmanın sağlayacağı yararlardan faydalanmada eşit haklara sahiptirler. · İnsanlar arasında iktisadi uçurumun engellenmesi amacıyla kişiler hasislikten men edilip, bağışta bulunmaya, Allah'a güzel bir hediye sunmaya teşvik ediliyor. Fakat aynı zamanda mallarını çar-çur etmemeleri için uyarılıyorlar da.   · İktisadi bakımda... Devamı

4 - KURAN’IN EKONOMİK ÖĞRETİSİ

2013-12-19 15:47:00

KURAN’IN EKONOMİK ÖĞRETİSİ   · Kuran'da tekrar tekrar vurgulanan ilk ekonomik prensip, bütün üretim  araçlarının ve insan hayatının idamesini sağlayan kaynakların Allah tarafından yaratıldığıdır. İnsanların istifade etmesi için bütün her şeyi bulundukları şekilde, tabiat kanunlarına uyacak bir biçimde yaratan O'dur. İnsanların onlardan faydalanmasını mümkün kılan, bütün bunları insanın istifadesine sunan O'dur. Bakara 2/29; A'raf 7/10; Ra'd 13/3; İbrahim 14/32-34; Vakıa 56/63-64; Mülk 67/15.   · Helal ile haram arasındaki sınırı çizecek olan Allah'tan başka bir irade değildir. Tekasürleşenlerin hiçbir sınırlama kabul etmeksizin mallarını istedikleri gibi sarf etme hakkına sahip olduklarını iddia ettikleri için azaba mahkûm edildiğini belirtir. Hud 11/87   · Çeşitli  sosyal sistemlerin ortaya çıkardığı korkunç eşitsizliklerin haricinde bir takım doğal farklar Allah'ın hikmeti sonucu olan farklar olarak tasvir edilmektedir. Bu eşitsizliklerin  kaldırılıp, ölüm anındaki eşitlik gibi bir eşitlikle yer değiştirilmesi fikri Allah'ın Kitabına ters, ona yabancı bir fikirdir. En'am 6/165; İsra 17/21, 30; Şura 42/12; Zuhruf 43/32   · Kuran insanlara, birbirlerinden üstün kılındıkları şeyleri dolayısıyla haset etmemelerini tavsiye ediyor ve kadınlara da kazandıklarından bir pay, erkeklere de kazandıklarından bir pay vardır diyerek, Allah'tan bol nimet istememizi tavsiye ediyor. Nisa 4/32.   · Nahl Suresi'nin 71., Rum Suresi'nin 28. Ayetinde Allah'ın verdiği nimetleri esirleriyle eşit olarak paylaşmaya yanaşmayacaklarını söyleyerek, Allah'ın gücünü kullarıyla ve mahlûkatından bir kısmıyla paylaşacağını in... Devamı

3 - İSLAMDA İKTİSAT-EKONOMİ TERİMLERİ VARDIR.

2013-12-19 15:46:00

İSLAMDA İKTİSAT-EKONOMİ TERİMLERİ VARDIR.   · Kuran-ı Mübin'de   ücret (icare: hizmet), Talak 65/6; Necm 53/39; Bakara 2/286.   alış veriş (beyğ), Bakara 2/275; Bakara 2/282; Nisa 4/29    faiz, Bakara 2/275, 276, 279; Ali İmran 3/130; Nisa 4/161   para, Varık: Kehf 18/19; Dirhem (çoğulu derâhim) Yusuf 12/20; Dinar (çoğulu denânir) Ali İmran 3/75.   malların (ve paraların) değerlerinin düşürülmemesi, A'raf 7/85; Hud 11/85; Şuara 26/183.    zekât (vergi) ve zekâtın dağılım yerleri, Bakara 2/43, 83; Müminun 23/4; Tevbe 9/60   ticaret Bakara 2/282; Nisa 4/29; Tevbe 9/24; Nur 24/37    ziraat Yusuf 12/47; Vakıa 56/64.     gibi daha birçok konularda ayetler vardır. Devamı

2 - ÜRETİMDE MÜLKİYET VARDIR ve SINIRLIDIR

2013-12-19 15:45:00

ÜRETİMDE MÜLKİYET VARDIR   · Kadın ve erkek herkes çalışıp kazandığına sahip olacağı için üretimde mülkiyet vardır.  Bkn: Nisa 4/ 32   · Allah'ın emirleri doğrultusunda, O'nun çizdiği sınırlar içinde olmak üzere, Kuran, birçok ayette özel mülkiyete sahip olma hakkı tanımıştır. Bakara 2/261, 275, 282, 283; Nisa 4/2, 4, 7, 20, 24, 29; Maide 5/38; En'am 6/141; Tevbe 9/103; Nur24/27; Yasin 36; Zariyat 51; Saff 61/11.   · Öksüz, yetim, hasta ve muhtaç olanlar da yeme, içme, giyme ve barınma gibi haklara sahip oldukları için tüketimde ortaklık esastır.  Nisa 4/ 2; 8; İsra 17/ 26   · İnsanlar üretecekleri ya da tüketecekleri malları kendi gönül rızaları ile alıp satacakları için mübadelede serbest piyasa kuralı geçerlidir. Nisa 4/ 29     · Para, banka ve kredi işlerinde tek salahiyetli merci Devlet olduğu için tedavülde planlama esastır.    Özel Mülkiyet Sınırlıdır   Üretimde mülkiyetin esas olduğunu ve İslam'ın özel mülkiyet hakkını tanıdığını ifade ettikten sonra, tanınmış olan bu özel mülkiyetin nasıl bir mülkiyet olduğunu kısa da olsa açıklamakta yarar vardır. İslam'ın özel mülkiyeti tanıdığının delillerinden birisi de Kuran-ı Kerim'de malların şahıslara, insanlara izafe edilmesidir. Mesela "Mallarınız ve evlatlarınız (sizin için) bir imtihandır"Teğabün 64/15. buyrulmaktadır. Ayrıca mallarını gece gündüz Allah için harcayan kimselerin alacağı mükâfattan bahseden şu ayette de "mallarım" şeklinde iyelik, mülkiyet zamiri ile izafe ederek gelmiştir: "Mallarını gece günd&uum... Devamı

1 - İSLAM EKONOMİSİNİN TEMELLERİ

2013-12-19 15:40:00

İslam dininin bir hukuk yönü bulunduğu gibi, ekonomik yönü de bulunmaktadır.    İslam, ticaret serbest, faiz yasak ve vergide zekât esasları uygulanır diyen bir dindir. Böylece insanlığa farklı ekonomik bir sistem ve bir model sunmuş olmaktadır.   Meşru üretim serbesttir. Mal, bireyin, fertlerin ve milletin yönetim ve denetimindedir. Para ve paraya ait işler ise devletin yönetim ve denetimi altındadır. Bireyler üretimde ihtiyaca binaen bir programa göre yetkili makamdan izin alarak istedikleri malları üretirler ve piyasaya arz ederler. Üretimde mülkiyet esastır. Herkes ürettiğine sahip olur. İslam ekonomisinde mutlak mülkiyet yok,sınırlı bir mülkiyet anlayışı vardır.   Güneş ve gündüz, ay ve gece gibi maddi ve manevi varlıklar hep insan için olup, ona karşılıksız hizmet ederek üretim yapmaktadırlar.   İnsanlar ihtiyacı olan malları tabiatta hazır olarak bulmazlar; onları tüketecek hale getirebilmeleri için emek harcamak zorundadırlar. O nedenle insan kendisinden sadece emeğini satabilir; emeğinin dışında, kendisinden hiçbir şeyini bir bedel karşılığında satamaz. İnsan Allah'ın halifesi-memuru olduğu için, hayvan, bitki ve cansız tüm yaratıklardan ayrılır. Hiçbir varlık ona ve onun bir cüzüne bedel olamaz. Ona ait her şey ve onun her organı haramdır-dokunulmazdır.   Serbest olan bir malın üretimi normal şartlar altında yasaklanamayacağı gibi, yasak ve haram olan bir malın üretimi de serbest hale getirilemez.   Döner sermayeye vergi uygulanarak yatırıma teşvik sağlanmış olur. Böylece sermaye hep üretime dönük bir süreç içinde faaliyet göstermiş olur. Sermayenin tekellerde toplanmasını önlemek iç... Devamı

Apple ve Su

2013-09-26 14:22:00
Apple ve Su |  görsel 1

Meyve suyu içtiyseniz, su içmeye de hazırsınız.... Moleküler mükemmellik; hidrojen atomları, oksijen atomunun tam tamına iki katı ...   ENAYİ PAZARI   Devamı

İSLAM EKONOMİ MODELİ

2013-09-09 11:23:00

  1 - İSLAM EKONOMİSİNİN TEMELLERİ 2 - ÜRETİMDE MÜLKİYET VARDIR ve SINIRLIDIR 3 - İSLAMDA İKTİSAT-EKONOMİ TERİMLERİ VARDIR. 4 - KURAN’IN EKONOMİK ÖĞRETİSİ 5 - KURAN’IN EKONOMİK ÖĞRETİSİ (devamı) 6 - ÜRETİMİN TARİFİ 7 - ÖZEL MÜLKİYET SINIRLIDIR 8 - İSLAMDA MEŞRU KAZANÇ YOLLARI 9 - ÜRETİM FAKTÖRLERİ & TÜKETİM 10 - MÜBADELE, PARA & Karz-ı Hasen ***      Yayınladıklarımız,  kurandan çıkarımlarımızdır, Doğruluğunu Kurandan teyit ediniz.  Eğer Kur'an'ı yeniden okumanıza vesile oluyorsa; İş tamamdır, bizi görmezden gelin. ... Devamı

REJİMLER VE İNEKLER

2013-09-09 11:22:00

REJİMLER VE İNEKLER     İdeolojilere dayalı sistemler çok uzun mücâdeleler sonucu ve çok derin fikir çalışmaları neticesinde şekillenirler. Bunların en basit şekilde izahatı bile ciltlerce kitaptır. Bu durumda bir rejimin ne olduğunu merak eden kişiye, ciltlerce kitap okuyup sonra da sayfalarca okuma ödevi vermeyeceğinize göre en kısa şekilde ve bir benzetme ile tarif etmeniz gerekir.    Bazı örnekler zâten epeyce meşhurdur. Bu örneklerde ineklerden örnek verilir. Sistemlerin mülkiyet konusuna nasıl yaklaştığını anlatır.    Şöyle ki;    Sosyalizm: İki ineğiniz varsa, birisini komşuya verirsiniz. Ama ineklerin zayıf olanı size kalır.   Komünizm: İki ineğiniz varsa, devlet ikisini de alır ve size süt verir. Ama bütün ineklerinizi verdiğiniz hâlde yeteri kadar süt alamazsınız.    Faşizm: İki ineğiniz varsa, devlet ikisini de alır ve size süt satar. Sattığı süt de bozuk çıkar. İtiraz ederseniz, sizin süt içmenizi yasaklar.    Nazizm: İki ineğiniz varsa, devlet ikisini de alır ve sizi kurşuna dizer. Eğer inekler verimsiz ise, onları da kurşuna dizer.    Teokrasi: İki ineğiniz varsa, devlet ikisini de alır, siz süt duasına çıkarsınız.    Bürokrasi: İki ineğiniz varsa, devlet ikisini de alır, birini öldürür, sütü pahalıya üretip, ucuza satar, kovayı da devirir. Önemli değildir, çünkü kova da zâten deliktir.    Demokrasi: İki ineğiniz varsa, ikisi de greve girer. Siz de sütsüz kalırsınız. Hem inek sahibi olup hem de süt içemezsiniz.    Bunlara başkaları da eklenebilir. ... Devamı

Söze gerek yok

2013-07-23 14:10:00

                        ... Devamı

ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK

2013-07-23 14:09:00

Hindistan’da yabani bir fil yavrusu kalın bir zincirle kalın bir ağaca bağlanır. Fil kaçmaya çalışır fakat kaçamaz. Zamanla kaçma denemelerinden vazgeçer.Çünkü esareti öğrenmiş o ağaçtan hiçbir zaman kurtulamayacağına kanaat getirmiştir.Ayağındaki zinciri ağaçtan sökerler ve bir odun parçasına bağlarlar.Yavru fil her yürüyüşünde odunun peşinden geldiğini görünce hala o ağaca bağlı olduğunu ve hiçbir zaman o ağaçtan kurtulamayacağını düşünerek kaçma girişiminde bulunmaz.Başlangıçta yavru fil, kaçabileceğine inancı vardı ama imkanı yoktu.İkinci aşamada imkanı var ama inancını kaybetti.Bu ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİKTİR… *** Bir köpekbalığı aç halde bir akvaryuma konur. Her yere yüzebilmekte avlayabileceği bir şeyler aramaktadır. Daha sonra akvaryuma küçük bir balık konur. Köpekbalığı onu yemek için harekete geçer. Çünkü açtır ( motivasyon ) küçük balığı yiyebileceğine inanıyor ( özgüven ) küçük balığı yemenin kendi elinde olduğunu biliyor ( kontrol ).Bir hamle yapınca kafasını sert bir cisme çarpıyor.Çünkü küçük balıkla köpekbalığının arasında cam bir bölme mevcuttur.Fakat köpekbalığı bunu kafasını çarpınca anlayabilmektedir.Her hamlede aynı şey yaşanmaktadır.Tanımlayamadığı bişey hedefine ulaşmasına engel olmaktadır.48 saat sonra küçükbalığı yemekten vazgeçer.” Büyükbalık küçükbalığı yer ” kuralı işlememektedir.Cam bölme aradan kaldırılır.Köpekbalığı aç engelde yoktur.Fakat küçükbalığı yemek için hiçbir hamle yapmaz.Üstelikte açlıktan ölmek üzeredir.Bu du... Devamı

SORGULANMAYAN KABULLER

2013-07-23 14:04:00

...Bilim adamları pirelerin farklı yükseklikte zıplayabildiklerini görürler. Birkaçını toplayıp 30 cm yüksekliğindeki bir cam fanusun içine koyarlar. Metal zemin ısıtılır. Sıcaktan rahatsız olan pireler zıplayarak kaçmaya çalışırlar ama başlarını tavandaki cama çarparak düşerler. Zemin de sıcak olduğu için tekrar zıplarlar, tekrar başlarını cama vururlar. Pireler camın ne olduğunu bilmediklerinden, kendilerini neyin engellediğini anlamakta zorluk çekerler. Defalarca kafalarını cama vuran pireler sonunda o zeminde 30 santimden fazla zıpla(ya)mamayı öğrenirler. Artık hepsinin 30 cm zıpladığı görülünce deneyin ikinci aşamasına geçilir ve tavandaki cam kaldırılır. Zemin tekrar ısıtılır. Tüm pireler eşit yükseklikte, 30 cm zıplarlar! Üzerlerinde cam engeli yoktur, daha yükseğe zıplama imkânları vardır ama buna hiç cesaret edemezler. Kafalarını cama vura vura öğrendikleri bu sınırlayıcı ‘hayat dersi’ne sadık halde yaşarlar. Pirelerin isterlerse kaçma imkânları vardır ama kaçamazlar. Çünkü engel artık zihinlerindedir. Onları sınırlayan dış engel (cam) kalkmıştır ama kafalarındaki iç engel (burada 30cm’den fazla zıplanamaz inancı) varlığını sürdürmektedir. Bu deney canlıların neyi başaramayacaklarını nasıl öğrendiklerini göstermektedir. Bu pirelerin yaşadıklarına ‘cam tavan sendromu’ denir. Bir insanın gelebileceğine inandığı en üst nokta, onun cam tavanıdır. Cam tavanınız hayallerinizin tavan yüksekliğini gösterir. Kıssadan Felsefe : Kendini geliştir Bir şeyin imkânsız olduğuna inanırsanız, aklınız bunun neden imkânsız olduğunu size ispatlamak üzere çalışmaya başlar. Ama bir Şeyi yapabileceğinize inandığınızda, gerçekten inandığınızd... Devamı

MANTIK

2013-07-23 14:02:00

  Öğrenciler o yılın ders programında yeni bir ders olduğunu farkederler. Dersin adı Mantıktır ve derse yaşlıca bir profesör girecektir. Nihayet, ilk mantık dersi başlar.  Çocuklardan biri söz hakkı isteyerek: -Sayın profesör, mantık bize ne öğretir? Lütfen her şeyden önce bunu anlatır mısınız ? ricasında bulunur. Profesör, kendisine merak ve şüpheyle bakan talebelerine:  -mantık dersinin insanların düşüncesine yaptığı etkiyi açıklamak biraz güçtür. Onun için bunu sizlere bir örnekle açıklamak istiyorum- der. -Farzedin ki, maden ocağından iki insan çıkıyor: Birisinin üzeri tertemiz, diğerininki ise kömür karası içinde... Bunlardan hangisinin yıkanması lâzımdır?- Öğrenciler, hiç tereddüt etmeden: -Elbette, kirlisi!- diye cevap verirler. Profesör, tebessüm ederek: -İşte evlatlarım- der, -mantık bu soruya cevap vermeden önce şunu sorar: Nasıl olur da bir maden ocağından çıkan iki kişiden birinin üzeri tertemiz iken diğerininki kirli olabiliyor?... Devamı

Eğer alırsam oyun biter

2013-07-23 14:00:00

İş adamı tıraş olurken bir yandan da berberiyle sohbet etmektedir. Derken, kapının önünden ağır ağır geçmekte olan paspal bir çocuk görürler. Berber, iş adamının kulağına fısıldar; 'Bu çocuk var ya, dünyanın en aptal çocuklarından biridir! Bak; dikkat et şimdi...' Berber çocuğa seslenir: 'Ali, buraya gel!' Bunun üzerine çocuk sakince dükkâna girer ve yüzündeki aptalca sırıtmayla berberi selamlar. Berber işadamının kulağına sessizce, 'bak şimdi' diye fısıldar ve bir elinde 5 liralık, diğer elinde 50 liralık bir banknot olduğu halde çocuğa sorar: 'Hangisini istiyorsan alabilirsin? ' Çocuk dalgın dalgın bir 5 liraya bir de 20 liraya bakar ve sonunda 5 liralık banknotu hızlıca çekerek berberin elinden alır.Berber işadamına döner ve gülerek: 'Gördün mü? Sana söylemiştim.' der. Tıraş bitince işadamı sokağa çıkar ve az ileride kendi kendine oynayan Ali'yi görür. Yanına giderek, neden 20 liralık değil de, 5 liralık banknotu aldığını sorar. Çocuk hiç de aptalca olmayan bir sırıtmayla yanıt verir: 'Eğer 20 liralığı alırsam oyun biter!' Dale Carnegie diyor ki, “Tanrı'nın bile insanlar hakkındaki hükmünü, ömürleri sona erdikten sonra verdiğine inanırken... Biz kim oluyoruz da insanları birkaç kez görmek, iki-üç yazı okumak, birkaç dedikodu dinlemekle yargılama hakkına sahip olabiliyoruz!”... Devamı

Karar vermek için acele etmeyin

2013-07-23 13:54:00

Efendim köyde bir yaşlı adam varmış. Çok fakir. Ama kral bile onu kıskanırmış. Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki. Kral at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış.  "Bu at, bir at değil benim için. Bir dost. İnsan dostunu satar mı?" dermiş hep.  Bir sabah kalkmışlar ki, at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış.  "Seni ihtiyar bunak. Bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın" demişler.  İhtiyar "Karar vermek için acele etmeyin" demiş. Sadece 'At kayıp' deyin. Çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı, bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez."  Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler.  Ama aradan 15 gün geçmeden, at bir gece ansızın dönmüş. Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş.  Köylüler, ihtiyar adamın etrafına toplanıp özür dilemişler.  "Babalık" demişler. "Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için. Şimdi bir at sürün var."  "Karar vermek için gene acele ediyorsunuz" demiş ihtiyar. Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç. Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yür&uum... Devamı

Peki, biz o PİSLİKLERİ niye yedik !

2013-07-23 13:52:00

Bir çiftlik sahibi kahyasıyla birlikte kasabaya inmeye karar vermiş. At arabasını hazırladıktan sonra yola koyulmuşlar. Yolculuk sırasında kahyasıyla eğlenmek isteyen çiftlik sahibi “Kahya, bu ara*bayı sana satayım” demiş. Kahya “Ağam, bende bu ara*bayı alacak para ne gezer!” dediğinde, çiftlik sahibi ara*bayı toprak yoldaki bir inek pisliğinin yanında durdurup “Bunları yersen bu araba, atıyla birlikte senin” demiş. Kahya arabadan inerek önce yerdeki inek tezeğine, sonra arabaya bakmış. At arabası gerçekten o zamanın güzel ve değerli arabalarından biriymiş. Atın ve arabanın güzelliğine daha fazla dayanamayan kahya, yere'çömeşerek inek pis*liğini sonuna kadar yemiş.” “Atı ve arabayı kahyaya veren çiftlik sahibi, kasaba*dan dönerken pişmanlık duyarak “Ya kahya!. Ben yanlış bir iş yaptım. Sen bana bu arabayı geri sat” demiş. Yediği pislikten içi dışına çıkan ve hala midesi bulanmakta olan kahya, arabayı bir başka inek pisliğinin yanında durdura*rak “Ancak aldığım fiyata satarım. Arabayı geri almak isti*yorsan, işte bedeli orada duruyor” demiş. Çiftlik sahibi de önce yerdeki pisliğe ve daha sonra uzun uzun arabasına baktıktan sonra, yere çömelerek inek pisliğini yemeye baş*lamış.” Çiftliğe döndükleri zaman, kahya önce at arabasına ve daha sonra çiftlik sahibine bakarak “Ya ağam!. Biz çiftlikten ayrılırken senin bir araban vardı ve benim hiçbir şeyim yoktu. Şimdi çiftliğe geri döndük. Senin yine sadece bir araban var ve benim yine hiçbir şeyim” dedik*ten sonra düşünceli gözlerle “Peki, biz o HAYVAN PİSLŞKLERİNİ niye yedik” demiş. “İnsanların büyük çoğunluğu da benzer durumlarda aynı sözü söyleyecekler. Dünyadan a... Devamı

Öküzlük böyle bir şeydir.

2013-07-23 13:47:00

  Ormanın birinde... Aslanlar toplanmış. "Yahu" demişler, "Hesapta kralız, açlıktan öleceğiz birader.... Maymuna saldırsak, ağaca kaçıyor; fillere saldırsak, fazla büyük... Ceylanlar hızlı, yetişemiyoruz; kuşa dalsak, uçuyor, ee balık yakalayacak halimiz de yok... N'aapsak?" Bir tanesi "En iyisi, ÖKÜZLERE SALDIRALIM" demiş, "iri yarı görünüyorlar ama ne pençeleri var, ne dişleri diş... Tam dişimize göre!" Olur mu? Olur. Hücum! Ama evdeki hesap çarşıya uymamış; Öküz, öyle yabana atılacak hayvan değilmiş meğer... Organize oluyorlar, topluca savunma yapıyorlar, püskürtüyorlarmış. Aslanlar aç bilaç. N'aapsak, n'aapsak? "Tilkiye danışalım" demişler. Tilki "kolay" demiş, "beni, öküzlerin yaşadığı zengin otlakların prensi yapın, işinizi halledeyim..." Kabul etmişler. Tilki, elinde beyaz bayrakla öküzlere gitmiş, "saygıdeğer öküzler" demiş, "aslında aslanlar uysaldır, sizi de çok seviyorlar... Ama Şu aranızdaki SARI ÖKÜZ var ya, sarı öküz, İŞTE SORUN O... Görünce tahrik oluyorlar, canları çekiyor, VERİN ŞU SARI ÖKÜZÜ, KURTULUN KARDEŞİM, HUZUR İÇİNDE YAŞAYIN!" Öküz heyeti düşünmüş taşınmış, "BANA DOKUNMAYAN YILAN BİN YAŞASIN" mantığıyla, verivermişler sarı öküzü... Aslanlar da afiyetle yemiş. Bir gün, iki gün.... Tilki gene gelmiş. "Bakın gördüğünüz gibi, saldırılar kesildi, mutlu mutlu yaşıyorsunuz" demiş ve eklemiş: "Ama şu BENEKLİ ÖKÜZ var ya, benekli öküz, ... Devamı

Bu ev senin

2013-07-23 13:43:00

Yaşlı bir marangozun emeklilik çağı gelmişti. işveren müteahhidine, çalıştığı konut yapım işimden ayrılmak ve eşi, büyüyen ailesi ile birlikte daha özgür bir yasam sürmek tasarısından söz etti. Çekle aldığı ücretini elbette özleyecekti. Emekli olmak ihtiyacındaydı, ne var ki. Müteahhit iyi isçisinin ayrılmasına üzüldü. Ve ondan, kendine bir iyilik olarak, son bir ev daha yapmasını rica etti. Marangoz kabul etti ve ise girişti, ne var ki gönlünün yaptığı iste olmadığını görmek pek kolaydı. Bastan savma bir işçilik yaptı ve kalitesiz malzeme kullandı. Kendini adamış olduğu mesleğine böyle son vermek ne talihsizlikti!..işini bitirdiğinde, işveren, evi gözden geçirmek için geldi. Dış kapının anahtarını marangoza uzattı. "Bu ev senin" dedi, "sana benden hediye". Marangoz soka girdi. Ne kadar utanmıştı! Keşke yaptığı evin kendi evi olduğunu bilseydi! O zaman onu böyle yapar miydi! Bizim için de bu böyledir. Gün be gün kendi hayatımızı kurarız. Çoğu zamanda, yaptığımız işe elimizden gelenden daha azını koyarız. Sonra da, şoka girerek, kendi kurduğumuz evde yaşayacağımızı anlarız. Eğer tekrar yapabilsek, çok daha farklı yaparız. Ne var ki, geriye dönemeyiz. Marangoz sizsiniz. Her gün bir çivi çakar, bir tahta koyar ya da bir duvar dikersiniz. "Hayat bir kendin yap tasarımıdır" demiştir biri. Bugün yaptığınız davranış ve seçimler, yarın yaşayacağınız evi kurar. Öyle ise onu akıllıca kurun. Hepimizin kendimize özgü kusurları vardır. Hepimiz aslında çatlak kovalarız. Büyük planda hiçbir şey ziyan edilmez. Kusurlarınızdan korkmayın. Onları sahiplenin. Kusurlarınızda gerçek gücünüzü bulduğunuzu bilirseniz eğer, siz de güzelliklere sebep kal... Devamı

Dalkavuk

2013-07-23 13:34:00

Öyküyü bilirsiniz belki, geçmiş dönemde çok zengin bir adamın dalkavuğu varmış, ne söylerse “isabet buyurdunuz efendim” diyerek kavuk sallarmış.  Bir gün efendinin aklına esmiş, patlıcanın yararlarını sayacağı tutmuş,  -Bu patlıcan da, demiş, ne kadar lezzetlidir.  Dalkavuk hemen yapıştırmış:  -İsabet buyurdunuz efendim, gerçekten lezizdir.  Efendi sürdürmüş:  -Çok da çeşitli yemeği olur, hiçbir sebze onun gibi değildir.  -Evet efendim, yine isabet buyurdunuz, gerçekten hiçbir sebzede bu kadar çeşit yoktur.  Efendinin canı sıkılmış, biraz da tersini söylemek istemiş:  -Ama o kadar da değil canım, biraz da yavandır hani...  Dalkavuk hemen onaylamış:  -İsabet buyurdunuz efendim, gerçekten de yavandır.  Efendinin tepesi atmış:  -Evet ama hani demin iyidir diye övüyordun?  Dalkavuk sırıtarak yanıtlamış:  -Ne yapayım efendimiz, ben patlıcanın değil sizin dalkavuğunuzum.... Devamı

Başka neleri kaçırıyoruz acaba ?

2013-07-23 13:31:00

  Soğuk bir Ocak sabahı, bir adam Washington DC'de bir metro istasyonunda, kemanla 45 dakika boyunca altı Bach eseri çalar. Bu süre içinde, çoğu işe yetişme telaşındaki yaklaşık bin kişi kemancının önünden geçip, gider.  Kemancı çalmaya başladıktan ancak üç dakika kadar sonra, ilk kez orta yaşlı bir adam kemancıyı fark edip, yavaşlar ve birkaç saniye sonra da gitmek zorunda olduğu yere yetişmek üzere yine hızla yoluna devam eder.  Kemancı ilk bir dolar bahşişini bundan bir dakika kadar sonra alır. Bir kadın yürümesine ara vermeksizin parayı kemancının önüne koyduğu kaba atarak, hızla geçer, gider. Birkaç dakika sonra, bir başka adam duraklayıp, eğilerek dinlemeye başlar ancak saatine göz attığında işe geç kalmamak için acele ettiğini belirten ifadelerle hızla yoluna devam eder.  En fazla dikkatle duran ise üç yaşlarında bir oğlan çocuğu olur. Annesinin çekiştirmelerine rağmen, çocuk önünde durur ve dikkatle kemancıya bakar. En sonunda annesi daha hızlı, çekiştirerek çocuğu yürümeye zorlar. Oğlan arkasına dönüp dönüp kemancıya bakarak, çaresizce annesinin peşinden gider. Buna benzer şekilde birkaç çocuk daha olur ve hepsi de anne, babaları tarafından yürümeye devam için zorlanarak, uzaklaştırılırlar. Çaldığı 45 dakika boyunca kemancının önünde sadece 6 kişi, çok kısa bir süre durur. 20 kişi duraklamadan, yürümeye devam ederek, para verir.  Kemancı çaldığı süre içinde 32 dolar toplar. Çalmayı bitirdiğinde ise sessizlik hakim olur ve kimse onun durduğunu fark etmez, alkışlamaz. Hiç kimse onun dünyanın en iyi kemancısı Joshua Bell olduğunu ve elindeki 3,5 milyon dolarlık kemanla, yazılm... Devamı

YAPTIM, SENİ YARATTIM !

2013-07-23 13:28:00

ÇELİMSİZ küçük bir kız çocuğu sokağın köşesine oturmuş yiyecek,para veya işe yarar herhangi birşey için dileniyordu. Üzerindeki yırtık pırtık giysiler giysiden çok paçavraya benziyordu...Yüzü gözü ise kir içindeydi. Küçük kız çocuğu gerçekten perişan bir haldeydi. Kız dilenirken sokaktan,genç sağlıklı zengin görünümlü bir adam geçti,kızı farketmişti ama belli etmemek için dönüp bir daha bakmadı. Geniş ve lüks evine, konfor içinde yaşayan ailesinin yanına geldiğinde çok güzel hazırlanmış bir akşam sofrası onu bekliyordu.Fakat az sonra gördüğü o dilenci kız aklına takıldı yeniden,duyguları birşeylere itiraz ediyordu. Sonra kolay yolu tercih etti ve itirazlarını Allah'a yöneltti.Böyle durumların var olmasına izin veren O değilmiydi? "Böyle bir şeyin olmasına nasıl müsaade ediyorsun? Neden o küçük kıza yardım için birşeyler yapmıyorsun?" diye yakınmaya başladı. Biraz sonra ruhunun derinliklerşinden gelen şu sesi işitti: "YAPTIM.SENİ YARATTIM!" Devamı

HIRSIZLAR KASABASI

2013-07-23 13:19:00

Bir kasabada her gün hava kararınca, insanlar maymuncuklarını ve fenerlerini yanlarına alır, komşularının evlerini soymaya giderlermiş. Fakat, gün doğarken geri döndükleri her seferinde kendi evlerini desoyulmuş durumda bulurlarmış. Ama ülkede kimse kaybetmezmiş, çünkü herkes birbirinden çalarmış. Bir gün, nasıl olmuşsa, dürüst bir adam ortaya çıkmış. Geceleri, diğerleri gibi çantasını fenerini alıp hırsızlığa çıkmaktansa, evinde kalıp çalışmayı tercih edermiş bu adam. Hırsızlar da onun evinin önüne geldiklerinde içeride ışık yandığını görünce döner giderlermiş. Fakat durum böyle sürünce, ahali ona kızmaya başlamış:  "Çalmadan yaşamak senin tercihin, ama başkalarını engellemeye hakkın yok" demişler.  Bunun üzerine dürüst adam, geceleri ışığını söndürüp dışarı çıkmaya başlamış. Her gece, hırsızlık yapmadan orada burada dolaşır durur, sonunda yatmaya evine dönermiş. Fakat her döndüğünde evini soyulmuş bulurmuş. Sonuçta bir haftadan daha az bir sürede, yiyecek içecek hiç bir şeyi kalmamış ve memleketini terketmek zorunda kalmış. Kasabada hırsızlıkta ustalaşıp giderek zenginleşenler kendileri için soygun yapmak üzere maaşlı hırsızlar tutmaya başlamışlar.  Zamanla, zengin fakir ayrımı çoğalmış. Zenginler mallarını korumak için bekçiler tutmuşlar, hapishaneler kurmuşlar.  Kendi mallarının çalınmasını da yasa dışı ilan etmişler!  Ancak yoksulların mallarını çalmak hala serbestmiş!  Bir süre geçtikten sonra, artık kimse soymaktan ve soyulmaktan söz etmez olmuş. Çünkü, yoksulların çoğu ya açlıktan ölmüş ya da oraları terketip gitmişler. Zenginler ve maaşlı soyguncular ise ortada s... Devamı